Yargıtay · 7. Ceza Dairesi
Yargıtay 7. Ceza Dairesi 2021/31550 E. 2024/8640 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 7. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2021/31550
- Karar No
- 2024/8640
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2020/427 E., 2021/130 K. SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet HÜKÜM : Mahkûmiyet, nakil aracının iadesi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî onama, kısmî bozma Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu, temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: I. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, katılan vekilinin temyiz isteği nakil aracının müsaderesi gerektiğine ilişkindir. II.GEREKÇE Olay tutanağı ve dosya kapsamına göre, şüphe üzerine durdurulan sanığın kullandığı araçta önleme araması kararına istinaden yapılan aramada, aracın bagajında ve koltuk önlerinde, gümrüklenmiş değeri 58.943,36 TL olan 800 karton kaçak sigara ele geçirilmiş ve sanığın 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na (5607 sayılı Kanun) muhalefet suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. Sanık savunmalarında, üzerine atılı suçlamayı kabul ederek suça konu eşyaları ticari amaçla bulundurduğunu kabul etmiştir. Kaçak eşyaya mahsus tespit (KEMT) varakasında belirlenen gümrüklenmiş değerin Dairemiz yerleşik içtihatlarına göre "normal değer" aralığında olduğu anlaşılmıştır. Katılan vekilinin temyiz isteminin nakil aracının müsaderesine hasredildiği anlaşılmıştır. A.Nakil Aracının İadesi Yönünden; Sanık savunması, malen sorumlunun beyanları ve tüm dosya kapsamından, nakilde kullanılan vasıtanın kayıt malikinin iyi niyetli üçüncü kişi durumunda bulunması karşısında, nakil aracının hak sahibine iadesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. B.Sanık Hakkında Kurulan Mahkûmiyet Hükmü Yönünden Tüm dosya kapsamına göre, sanığın sürücülüğünü yaptığı araç içinde ticari miktar ve mahiyette sigaraların ele geçirilmesi ve sanığın ikrarı karşısında, sanığın atılı suçu işlediğinin sabit kabul edilip hakkında 5607 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan mahkûmiyet hükmü kurulmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır. Ancak; 1. Dairemizce de kabul gören Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 08.04.2014 tarihli ve 2013/7-591 E., 2014/171 K. ve 16.05.2017 tarihli ve 2015/398 E., 2017/272 K. sayılı kararlarında ayrıntıları belirtildiği gibi; suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işleniş yer ve zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluş ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler birlikte değerlendirilip, sanığın eylemlerinin bir suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve haklarında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kannu) 43. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı hususlarının tartışılarak belirlenmesi gerekmekte olup, Temyiz incelenmesine konu dosyada suç tarihinin 29.04.2014, iddianame düzenlenme tarihinin ise 14.01.2015 olduğu, Dairemizce aynı gün incelenerek bozulmasına karar verilen Ulukışla Asliye Ceza Mahkemesinin 21.02.2023 tarihli ve 2020/184 Esas, 2023/98 Karar sayılı dosyasına konu olaylardan 30.05.2014 tarihli suçla ilgili iddianamenin 27.06.2014 tarihinde düzenlendiği, Bu dosyalardaki eylemlerin benzer suç vasfına yönelik olduğu gözetilerek suç tarihine ve işlenen suçun niteliğine göre sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesi kapsamında zincirleme biçimde kaçakçılık suçunu oluşturup oluşturmadığının takdir ve değerlendirilmesi bakımından dosyaların incelenmesi, gerektiğinde birleştirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi kanuna aykırı bulunmuştur. 2. 15.04.2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesinin "Yedinci fıkrası hariç, 3 üncü maddede tanımlanan suçlardan birini işlemiş olan kişi, etkin pişmanlık göstererek suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesine; a) Soruşturma evresi sona erinceye kadar ödediği takdirde, hakkında bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza yarı oranında, b) Kovuşturma evresinde hüküm verilinceye kadar ödediği takdirde, hakkında bu Kanunda tanımlanan kaçakçılık suçlarından dolayı verilecek ceza üçte bir oranında indirilir. Bu husus, soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı tarafından şüpheliye ihtar edilir. Soruşturma evresinde ihtar yapılmaması hâlinde kovuşturma evresinde hâkim tarafından sanığa ihtar yapılır." hükmünü içermesi karşısında; dava konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katının ödenmesi halinde; soruşturma evresinde etkin pişmanlık konusunda ihtarat yapılmamış ise verilecek cezada 1/2 oranında, yapılmış ise 1/3 oranında indirim yapılması gerekeceği de dikkate alınarak, 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesi kapsamındaki suçlar yönünden suça konu eşyaların toplam gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarları hesaplanıp, hukukî sonuçları ile sanığa bildirilmesi ve sonucuna göre sanığın 7242 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 5/2. maddesi uyarınca, hukukî durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. 3. Sanığın eyleminin, suç tarihinde yürürlükte bulunan 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/18. maddesi kapsamında, dava konusu eşyanın değerinin normal olduğu da gözetilerek, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6545 ve 7242 sayılı Kanunlar ile değişik 5607 sayılı Kanun'un ise 3/18. maddesi yollaması ile aynı maddenin beşinci, onuncu ve yirmiikinci fıkraları kapsamında bulunduğu ve mahkemece temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılarak uygulama yapıldığının anlaşılması karşısında; 6455 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/18. maddesi ve suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 6545 ve 7242 sayılı Kanunlar ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3/18. maddesi yollaması ile aynı maddenin beşinci, onuncu ve yirmiikinci (10.12.2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp, aynı gün yürürlüğe giren 7423 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmi ikinci fıkrasının “23 üncü” fıkra olarak değiştirildiği de gözetilerek) fıkraları olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe Kanun'un belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi kanuna aykırı bulunmuştur. III.KARAR A.Nakil Aracının İadesi Hükmü Yönünden Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenle İskenderun 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.01.2021 tarihli ve 2020/427 Esas, 2021/130 Karar sayılı kararında sanık ile katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık ile katılan ... İdaresi vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle nakil aracına ilişkin hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA, B.Mahkûmiyet Hükmü Yönünden Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle, İskenderun 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.01.2021 tarihli ve 2020/427 Esas, 2021/130 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.10.2024 tarihinde karar verildi. KISMİ KARŞI DÜŞÜNCE Sanık ... hakkında, 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükmün sanık ve katılan idare vekili tarafından temyizi üzerine, sayın çoğunluğun hükmün müsadereye ilişkin fıkrasının onanmasına dair kararı yerinde değildir. Şöyle ki; Yerel Mahkemenin 26.01.2021 tarih ve 2021/130 sayılı kararıyla sanığın 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan mahkumiyetine, suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına karar verilmiştir. Temyiz incelemesi yapan Dairemiz, hükmün suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına ilişkin fıkrasının onanmasına, mahkumiyete ilişkin kısmının ise bozulmasına karar vermiştir. Esas hükümle birlikte Yargıtay’ın temyiz incelemesine tabi tutulan müsadere kararının, aynı davanın konusunu oluşturan suça doğrudan bağlı olduğu hallerde suça ilişkin mahkumiyet hükmü bozulduğunda, bu hükme bağlı olarak verilen müsadereye ilişkin hüküm fıkrasının onanması ya da düzeltilerek onanması mümkün değildir. Nitekim doktrindeki görüşler ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları da bu yöndedir. Hükmün bozulması durumunda hüküm tümüyle ortadan kalkar, kısmi kesinleşme olmaz. (Nurullah Kunter, Temyiz Kanunyolunda Reform, Cumhuriyetin Ellinci Yılında Ceza Adalet Reformunun İlkeleri Sempozyumu Kanun Yolları, İstanbul 1973, s 97; Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 5. Baskı, Ankara, Ekim 2017, s. 963; Veli Özer Özbek, M. Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, Ankara 2011, s. 733). Bir karar bozulmakla tümüyle ortadan kalkmış ve hukuki gerekliliğini yitirmiş olacağından mahkeme bozmaya uyarsa yeni bir hüküm kurmak zorundadır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.11.1994 tarih ve 1994/5-262/280 E-K; 26.12.1994, 1994/1-350/375 E-K). Yukarda anlatılan doktrindeki görüşler ve Ceza Genel Kurulu kararlarına göre, özetle, bir karar hangi nedenle ve ne yönde bozulursa bozulsun tümüyle ortadan kalkacak ve hukuki sonuç doğurma özelliğini kaybedecektir. Yine; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.07.2014 tarih ve 2014/66-365 E-K sayılı ilamı ile birçok ilamında, Dairemiz ile diğer Ceza Dairelerinin ilamlarında belirtildiği gibi müsadere kararı bir güvenlik tedbiri olmakla birlikte hükmün bir parçasını oluşturmaktadır. Müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili ise, yani incelemeye konu dosyada olduğu gibi suçta kullanılan aracın müsaderesi işlenen suça bağlı olarak talep edilmişse, mahkemenin kurmuş olduğu hüküm bir bütün olup, bozma kararı verilmesi halinde hüküm tüm sonuçları ile ortadan kalkacak, yerel mahkeme ya da istinaf ceza dairesince bozma sonrası yapılacak yargılamada müsadere ile ilgili yeniden değerlendirme yapılarak bu konuda da karar verilecektir. Müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili ise ancak asıl suç ve hükümle birlikte sonuç doğurabilir. Bu halde sadece müsaderenin infazı mümkün değildir. Hükmün bölünmek suretiyle, asıl suç ve hükümle birlikte sonuç doğuran müsadere ile ilgili fıkranın onanması, hükmün diğer kısımlarının bozulması halinde yerel mahkeme ya da istinaf ceza dairesi kararının ceza ve güvenlik tedbiri olarak birbirinden ayrıştırılması sonucunu doğuracaktır. Bunların yanı sıra 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 54/3. maddesinde belirtildiği gibi müsadere kararının verilip verilmeyeceği mahkemenin takdirine bırakılan hallerde ki, dosyamızdaki müsadere hususu hakimin takdirinde olup, takdir yetkisinin ve mahkemenin direnme hakkının elinden alınması sonucuna neden olacaktır. Bunun tek istisnası müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili olmayıp müsadere konusu eşyanın üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımının suç oluşturmasıdır. Tüm bu anlatılanlar dikkate alındığında hükmün suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına ilişkin kısmının onanmasına dair sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. 14.10.2024