Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2011/5515 E. 2012/20127 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/5515
- Karar No
- 2012/20127
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vd. vekili Avukat ... tarafından, davalı ... vd. aleyhine 02/04/2010 gününde verilen dilekçe ile maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın reddine dair verilen 17/02/2011 günlü kararın Yargıtay’da duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 08/05/2012 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat ... ile karşı taraftan davalılardan ... vekili Avukat ... geldiler. Diğer davalı ...'ın mazeret dilekçesi gönderdiği görüldü. Alındı, dosyasına kondu. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacıların maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin karar bölümüne yönelik temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davacıların manevi tazminat istemlerinin reddine yönelik temyiz itirazlarına gelince: Dava, yargı kararının uygulanmaması sonucu uğranılan zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Davacılar, belediye tarafından yapılan imar uygulaması sırasında mevzuata aykırı biçimde fazla miktarda DOP kesintisi yapıldığı için yüzölçümü 1239 metrekare olan taşınmazlarının küçültülerek 743,40 metrekare yapıldığını, böylece taşınmazlarının bir bölümünün ellerinden alındığını, imar uygulamasının iptali için idare mahkemesinde dava açtıklarını, idare mahkemesince önce yürütmenin durdurulmasına karar verilip, sonrasında ise imar uygulaması işleminin iptaline karar verildiğini, belediye başkanlığında görev yapan davalıların, hem yürütmenin durdurulması kararını, hem de iptal kararının gereklerini yerine getirmediklerini, yargı kararlarını uygulamadıklarını belirterek tazminat isteminde bulunmuşlardır. Davalılar ise, yargı kararlarının uygulanmamasında kasıt ve kusurlarının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Yerel mahkemece, “…idare mahkemesince verilen kararların, fiili ve teknik imkansızlık nedeniyle uygulanamadığı, davalıların, bu yargı kararlarının uygulanması yönünde gereken çabayı gösterdikleri, davalıların, yargı kararlarını kasten uygulamadıkları yönündeki iddianın ispatlanamadığı…” gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar tarafından temyiz olunmuştur. Dava konusu olayda; davacıların taşınmazlarının bulunduğu bölgede, 2981/3290 sayılı Yasa’nın 10/c maddesi uyarınca hazırlanan ve 8.8.2006 günlü Belediye Encümeni kararı ile onaylanan imar uygulaması yapılmıştır. Davacılar tarafından, bu imar uygulamasını onaylanan Belediye Encümeni kararının iptali için idare mahkemesinde dava açılmıştır. İdare mahkemesince, öncelikle 14.10.2008 günlü yürütmenin durdurulması kararı verilmiş ve yargılama sonucunda da işlemin iptaline ilişkin 5.02.2009 günlü karar verilmiştir. Bu kararlar, belediyeye tebliğ edilmiş; ancak, karar gereğince işlem yapılmamıştır. Yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarının tebliğ edildiği tarihte davalılar, Belediye Başkanı ve Belediye İmar Müdürü olarak görev yapmaktadırlar. Yargı kararlarını uygulamakla görevli ve yetkili olan davalılar, karar uyarınca işlem yapmak yerine, bu bölgede yeniden başka bir imar uygulaması yapılması için süreç başlatmışlar ve bu sürecin sonunda bölgede ikinci imar uygulaması yapılmış, davacıların taşınmazının yüz ölçümü 743,40 metrekare olarak kalmıştır. Davacılar, bu ikinci imar uygulamasını onaylanan 12.5.2009 günlü Belediye Encümeni kararının iptali için de dava açmışlardır. Samsun 2. İdare Mahkemesince verilen, 03.02.2010 günlü kararda; “…ilk imar uygulamasının, mahkemece iptal edilmesi üzerine, iptal kararı gereği, iptal edilen uygulama işlemi hiç yapılmamış gibi geri dönüşüm cetvelleri hazırlanarak taşınmazın önceki haline geri döndürülmesi yani 743,40 metrekare olan parselin DOP kesintisi yapılmamış haliyle, 1239,00 metrekarelik haline getirilmesi gerekip, şayet idarece yeni bir uygulama yapılacaksa eski hali üzerinden bir uygulama yapılması gerekirken mahkemece verilen iptal kararı gereği taşınmaz eski haline döndürülmeksizin iptal kararı üzerine iptal edilen uygulama sonucunda oluşan 743,40 metrekarelik taşınmaz üzerinden DOP kesintisi yapılmaksızın yine 743,40 metrekare olarak tahsis yapılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır…” gerekçesi ile dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Bu ikinci iptal kararının verilmesi üzerine Tapu Kadastro ve Bayındırlık İşleri Müdürlüğü ile yazışmalar yapılmış ve gönderilen cevabi yazılara göre artık geri dönüşüm yapılamayacağından bahisle bu yargı kararı da uygulanmamıştır. Tüm dosya kapsamından ve idare mahkemesince verilen iptal kararının yukarıda açıklanan gerekçesinden; davalılar tarafından yürütmenin durdurulması ve iptal kararı gereğince eylemde bulunulmadığı, işlem tesis edilmediği ve böylece yargı kararlarının uygulanmadığı ve bu nedenle davalılar hakkında soruşturma izni verildiği anlaşılmaktadır. Anayasa'nın 138/son maddesinde; yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları; bu organlar ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği kuralı yer almaktadır. Diğer taraftan, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Yasası'nın 28. maddesinde ise; Danıştay, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idarenin, kararın tebliği tarihinden itibaren otuz gün içinde işlem tesis etmek veya eylemde bulunmak zorunda bulunduğu, aynı maddenin 4. fıkrasında, mahkeme kararlarını otuz gün içinde yerine getirmeyen kamu görevlisi hakkında tazminat davası açılabileceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca, ceza hukuku yönünden, yargı kararlarının gereklerini yerine getirmeyen kamu görevlilerinin eylemleri, 765 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 228. ve 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Yasası’nın 257. maddesi kapsamında suç sayılmaktadır. Uygulamada, yargı kararlarını yerine getirmeyenlerin tazminatla da sorumlu tutulacakları kabul edilmekte, kararın otuz gün içinde uygulanmamış olması kişisel sorumluluk için yeter sayılmaktadır. 22/10/1979 gün ve 1978/7-1979/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da; kişisel kusur, "İdare ajanının kamu görevini yerine getirirken, idare fonksiyonu, kamu görevi gerek ve koşullarına aykırı ve yabancı olan, bu nedenle idareye atıf ve isnat olunamayan, doğrudan doğruya ajanın şahsına isnat olunan ve kişisel sorumluluğunu gerektiren tutum ve davranış" olarak tanımlanmış; açık, kesin ve emredici yasa kurallarına bilerek aykırı davranış kişisel kusur olarak kabul edilmiş, yürütmenin durdurulması kararının yalnızca uygulanmaması bu kararı uygulamayan kamu görevlisinin, zararın gerçekleşmesi halinde tazminatla sorumlu tutulması için yeterli olduğu, sorumluluk için ayrıca kin, garez, husumet ve benzeri duyguların etkisi altında hareket etmelerinin araştırılmasına gerek olmadığına ve yürütmenin durdurulması kararını yerine getirmeyen kamu görevlisinin hukuki sorumluluğu yönüne gidilebilmesi için ilgilinin açmış olduğu iptal davası sonucunun beklenmesine gerek olmadığına karar verilmiştir. Danıştay 10. Dairesi'nin 27.02.2007 gün ve 2004/13990 Esas-2007/739 Karar sayılı ilamında ise "…yargı kararını uygulamama eyleminin, gerçekte bu konuda idare adına yetki kullanan kamu görevlilerinin kişisel kusurlarından doğduğu…" vurgulanmıştır. Şu durumda; yerel mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve somut olaydaki olgular birlikte değerlendirilerek, yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarının gereklerinin yerine getirilmemesi nedeniyle davacıların kişilik haklarının zarar gördüğü benimsenerek davacılar yararına uygun miktarda manevi tazminat takdir edilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle manevi tazminat isteminin tümden reddedilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle manevi tazminat istemi yönünden davacılar yararına BOZULMASINA; davacıların, maddi tazminat istemlerinin reddine ilişkin karar bölümüne yönelik temyiz itirazlarının ise yukarıda (1) sayılı bentte açıklanan nedenlerle reddine ve temyiz eden davacılar yararına takdir olunan 900,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine, davacılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 27/12/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.