Yargıtay · 4. Ceza Dairesi

Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2024/2955 E. 2026/10914 K. – Cumhurbaşkanına

Konu: Cumhurbaşkanına Hakaret

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Ceza Dairesi
Esas No
2024/2955
Karar No
2026/10914
Karar Tarihi
Konu
Cumhurbaşkanına Hakaret

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2023/369 E., 2023/1326 K. SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu ve temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ 1.Sanığın temyiz isteği; hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, atılı suçun unsurlarının oluşmadığına, bu nedenlerle hükmün bozulması talebine yöneliktir. 2.Sanık müdafiinin temyiz isteği; hükmün usul ve yasaya aykırı olduğuna, müvekkilinin atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığına, atılı suça yönelik kastının olmadığına, bu nedenlerle hükmün bozulması talebine yöneliktir. III. GEREKÇE Sanığın savunmaları ile ses inceleme tutanağına göre sanığın mahkumiyetine, engel sabıkası ile suçlu kişiliği değerlendirilerek, hakkında 5237 sayılı Kanun'un 50., 51. ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddelerinin uygulanmamasına yönelik Mahkemenin takdir ve gerekçesi yerinde bulunmuş, sanık ile müdafiinin temyiz sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.

Sanığa yükletilen Cumhurbaşkanına hakaret eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, Cezanın kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, yapılan incelemede hukuka aykırılık görülmemiştir. IV. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararında sanık ile müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289/1. maddesi ile sair nedenler yönünden yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, tebliğnameye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca, Malkara 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.06.2026 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY

Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, sanığın eşi ile yaptığı telefon görüşmesinin bilgi ve rızası dışında kayda alınması sonucunda, bu kaydın dosyada delil olarak kullanılmasının hükme esas alınıp alınmayacağı noktasındadır. Günümüzde Ceza Muhakemesinin temel amacı maddi gerçeğe ulaşmak olmakla birlikte, klasikleşen bir retorik ile söylersek ne pahasına olursa olsun mutlak gerçeğe ulaşmak yerine, dürüst, temiz, adil bir yargılama ile önceden belirlenen usul hükümlerine uyularak maddi gerçeğe ulaşmak asıl hedef olmalıdır. Ceza Muhakemesinde her şey delil olma özelliği taşır. Bu delillerin hükme esas alınıp alınamayacağını, doğruluğunu yargıç serbestçe takdir ederek karar verir. Öğreti de buna "vicdani delil" veya "serbest ispat" sistemi denir. 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi ile açık bir şekilde "serbest ispat" sistemini benimsemiştir. Ancak bu sistemin de bazı sınırlamaları vardır. Hukuka aykırı delil kullanılmaması ve delil değerlendirme yasağı, bunun önemli bir istisnasıdır. Hukuka aykırılık ise 5271 sayılı Kanun'un 288 inci maddesinde tanımlanmıştır. "Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi delilin elde edilmesi aşamasında bir hukuk kuralı ihlal edilmiş ise artık bu delil hukuka aykırıdır ve 5271 sayılı Kanun'un 217/2 nci maddesi uyarınca dışlanması gerekir. Hukuka aykırılığı sadece delilin elde edilmesi aşamasında yasak sorgu yöntemlerinin kullanılmasına indirgememek gerekir. Hukuk kuralına aykırı davranılarak elde edilen her delil değerlendirme yasağı kapsamına girmelidir. Bir delilin kullanılması, hükme esas alınması hukuk kuralı ile çatışıyor ise artık bu delil dışlanmalıdır. Kullanılmama ve hükme esas alınmamayı kapsayacak şekilde bunu "hukuka aykırı delilin değerlendirme yasağı" olarak ifade edebiliriz. Somut bir örnek ile açıklarsak Cumhuriyet Savcısı huzurunda ifade veren sanığın eşi, 5271 sayılı Kanun'un 45 inci maddesindeki çekinme hakkını kullanmayarak eşi aleyhine delil olabilecek nitelikte ifade verdikten sonra yargılama aşamasında tanıklıktan çekindiğini bildirdiğinde artık Cumhuriyet Savcısı huzurunda verdiği ifade delil değerlendirme yasağı kapsamında kalacaktır. Aslında soruşturma aşamasında yasak bir yöntem kullanılmamıştır. Kendi isteği ile tanıklık yapmıştır. Ancak kovuşturma aşamasında çekinmekle ilk verdiği ifade hukuka aykırı hale gelmiş bu delil değerlendirme kapsamına girmiştir. Nedeni 5271 sayılı Kanun'un 45 inci maddesi ile çelişir hale gelmiştir. Yargıtayımızın tanıklık konusunda yerleşik ve doğru uygulaması bu durumda delil değerlendirme yasağı yönündedir. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi delilin hukuka aykırılığı kavramını delilin elde edilmesi sırasında yasak yönteme başvurulması ile sınırlamamalı bunun yerine 5271 sayılı Kanun'un 217/2 nci madde ile benimsenen daha geniş olan "Hukuka aykırı delil" kavramını benimsemek gerekir. 5271 sayılı Kanun'un 217/2 ve 206/2-a bendi hukuka uygun olmayan delillerin ispat süresinde dışlanmasını hükme bağlamıştır. 5271 sayılı Kanun'un 217/2 nci maddesi açık bir şekilde delilin dışlanması için hukuka aykırı elde edilmesini aramamış, sınırlamayı genişleterek delilin hukuka uygun elde edilmiş olmasını aramıştır. Delilin hukuka uygun olmadığının tesbiti halinde artık yargıç bu delinin hükme esas alınıp alınmayacağı konusunda bir takdir hakkına sahip değildir. 5271 sayılı Kanun'un 217/2 ve 206/2-a da açık bir şekilde mutlak değerlendirme yasağını benimsediğinden hükme esas alınamaz. Ceza Muhakemesi Kanunu nispi değerlendirme yasağını benimsememiştir. Bu sistemi benimseyen ülkelerde hukuka aykırılığın ağırlığının değerlendirilmesi benimsenmiştir. Alman hukukunda etkili olan bu sistemde "değerlerin tartılması" suretiyle yargıç delilin dışlanması gerekip gerekmediğine karar verir. Ancak bizim Ceza Muhakemeleri Kanunu tarafından bu sistem benimsenmemiş hukuka uygun olmayan delilin dışlanması gerektiği açık bir şekilde düzenlenmiştir. Hukuka aykırı şekilde bulunan mağdur ve tanıkların beyanlarının hükme esas alınıp alınmayacağı konusu hukuka aykırı delillerin uzak etkisi (zehirli ağacın meyvesi) konusunu değerlendirmek gerekir. Kıta Avrupası ve Anglo Sakson hukuk isteminde konu farklı yönleriyle tartışılmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu 217/2 deki herhangi bir ayrım yapmaksızın her türlü hukuka aykırı delilin muhakemede kullanılmasını yasakladığından delilin doğrudan veya dolaylı hukuka aykırılığının bir önemi olmaz. Önemli olan delilin hukuka aykırı elde edilmiş olmasıdır. Hukukumuzda benimsenen mutlak delil yasağı nedeniyle hukuka aykırı delilin uzak etkisinin kabul edilmesi mümkün değildir. ''Zehirli ağacın meyvesi zehirlidir'' ilkesi gereği somut olayda hukuka aykırı bir şekilde elde edilen delil niteliğindeki tanık ve mağdurların beyanları hükme esas alınamaz bunların dışlanması gerekir. Bu beyanlar dışlandığında sanığın atılı suçu işlediği konusunda mahkûmiyetine yeterli delil bulunmadığı görülecektir. Sanığın eşi ile yaptığı telefon görüşmesi sırasında eşine karşı herhangi bir suç işlemediği, Cumhurbaşkanına yönelik hakaret içeren sözler söylediği, bu görüşmenin eşi tarafından rızası dışında kayıt altına alınarak mahkemeye sunulduğu, Dairemiz ve YCGK'nın yerleşik uygulamasına göre bu tür durumda delilin hukuka uygun sayılabilmesi için suçun kayıt eden kişiye yönelik olarak işlenmesi ve başka türlü delillendirme olanağının bulunmaması gerekir. Yine kayıt yapan kişinin başlangıçtan itibaren delil üretmek amacıyla hareket etmemesi gerekir. Somut olayımızda, delilin hukuka uygun kabul edilebilmesi için aranan kayıt yapan kişiye yönelik olarak suçun işlenme koşulu gerçekleşmemiştir. Bu nedenle, yapılan telefon kaydı hukuka aykırıdır. Bu kaydın delil olarak kabul edilip hükme esas alınması da hukuka aykırıdır. Yukarıda belirtilen nedenlerle, hukuka aykırı delil ve uzak etkileri dışlanarak sanığın hukuki durumunun mahkemece değerlendirilmesi gerektiğinden, hükmün bozulması yerine onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne karşıyız.

Atıf: Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2024/2955, K. 2026/10914, T. 09.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-ceza-dairesi-2024-2955-e-2026-10914-k-a94e65b9ad74