Yargıtay · 22. Hukuk Dairesi

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2012/29241 E. 2013/28436 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
22. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/29241
Karar No
2013/28436
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili, davacının davalıya ait işyerinde 24.03.2000-17.11.2009 tarihleri arasında fırın kebap ve etli ekmek ustası olarak ve en son net 2.250,00 TL ücretle ile çalıştığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız ve bildirimsizi olarak feshedildiğini, günlük mesaisinin, ulusal ... ve genel tatil günleri dahil, 2005 yılı Haziran ayı öncesinde 08:00-20:30, bu tarihten sonra ise 04:30-17:00 saatleri arasında olduğunu, resmi kayıtlarda gösterilen ücretinin 830,00 TL bankaya yatırılıp geri kalanının elden ödendiğini, 2009 Ekim ... aylarına ait ücretlerinin ödenmediğini belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal ... ve genel tatil alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili, davacının günde 8 saat ve brüt 830,00 TL ücretle çalıştığını, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğinin davacıya bildirildiğini, şirket müdürünün bir soruşturma neticesinde Aralık ayından beri tutuklu bulunduğu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının iş sözleşmesini fesihte haksız olduğu kabul edilerek aylık 1.850,00 TL net ücret seviyesinden yapılan hesaplamaya itibarla davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararı davalı şirket vekili temyiz etmiştir. 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının aldığı ücret miktarının doğru olarak tespit edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nda 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine, dönemlere uyularak ödenmelidir. Yukarıda değinilen kanun maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir. İş sözleşmesinin tarafları, asgarî ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemesi, taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre tespit edilmelidir. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçilere o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı Yasanın 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını, ... ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde, ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusu mahkemece re'sen araştırılmalıdır. Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı Kanunun 8. ve 37. maddelerinin, bu konuda işveren açısından bazı yükümlülükler getirdiği de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, iş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümlülüğüne yardımcı olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmemesi ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemesi, işçinin ücret, sigorta primi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmesi, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında delillerin değerlendirilmesi sırasında, işverence bu konuda belge düzenlenip, düzenlenmediğinin de araştırılması gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Dosya içeriğine göre davacının davalı şirkete ait işyerinde 24.02.2000-17.11.2009 tarihleri arasında fırın kebap, pide ustası olarak çalıştığı, iş sözleşmesinin 17.11.2009 tarihinde sona erdiği anlaşılmaktadır. Davacı işyerinde son ücretinin aylık net 2.250,00 TL olduğunu iddia etmiş, davalı işveren ise davacının brüt 830,00 TL ücretle çalıştığını savunmuştur. Dosyaya ücret bordroları sunulmamış, hizmet devam cetvelinde asgari ücret seviyesinde kazanç gösterilmiştir. Dinlenen davacı tanıkları davacının ücret konusundaki iddialarını doğrulayan beyanlarda bulunmuşlardır. Mahkeme emsal ücret araştırması yapılmış, hükme esas alınan hesap raporunda davacının yaptığı iş ve emsal ücret araştırması dikkate alınarak aylık net 1.850,00 TL brüt 2.345,00 TL ücret seviyesinden hesaplama yapılmıştır. Davacının davalı işyerinde 24.02.2000 - 17.11.2009 tarihleri arasında 9 yıldan fazla süre ile çalışmış, mahkemece yapılan emsal ücret araştırması dikkate alınarak davacının son ücretinin aylık net 1.850,00 TL olduğu kabul edilerek yapılan hesaplamaya itibarla hüküm kurulmuştur. Dosya içeriğine göre davacının son ücretinin tespitine yönelik araştırma yeterli ise de hesap raporunda dava konusu fazla mesai, hafta tatili ve ulusal ... genel tatil ücret alacakları davacının tespit edilen son ücretinin asgari ücrete oranlanması ile davacının tüm çalışma süresi için belirlenen oran üzerinden hesaplama yapılmıştır. Davacının işyerindeki çalışma süresi dikkate alındığında son ücretinin asgari ücrete oranlanması suretiyle hesaplanması isabetli değildir. Çalışma süresince davacının kıdemine göre aldığı ücret seviyesi de artacağı gözetilerek davacının çalışma süresince her yıl için alabileceği ücret araştırılarak davacının belirlenen dönemsel ücret seviyesinden sözü edilen işçilik alacakları hesaplanmalıdır. Mahkemece eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06.12.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Yerel mahkeme kararının yöntem ve yasaya aykırı olduğu, mahkemece çalışma gün ve sürelerine ilişkin yeterli ve somut araştırma yapılmadığı, soyut ifadelere dayanılarak karar verilmesinin isabetli olmadığı farklı gerekçesi ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. 06.12.2013

Atıf: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2012/29241, K. 2013/28436, T. 06.12.2013, www.arakarar.com/karar/yargitay-22-hukuk-dairesi-2012-29241-e-2013-28436-k-b3d89a4fb12b