Yargıtay · 22. Hukuk Dairesi

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2011/14149 E. 2012/8240 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
22. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/14149
Karar No
2012/8240
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı işçi, iş sözleşmesinin geçerli sebep olmadan işverence feshedildiğini ileri sürerek feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesini, işe başlatılmama halinde ödenmesi gereken tazminat ile boşta geçen süre ücret ve diğer haklarının belirlenmesini istemiştir. Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin fesih bildiriminde açıklanan geçerli sebeple feshedildiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece, dosya kapsamından ve fesih sebeplerinden davacının performansında bir sorun olmadığının anlaşıldığı, davacıdan daha düşük performanslı işçilerin çalışmaya devam ettiği, bu durumun işverenenin işçi çıkarırken objektif davranmadığını gösterdiği, davalı işverenin fesih bildiriminde bildirdiği sebeplerle bağlı olduğu, davacı işçinin zorunluluklar karşısında indirimli ücret uygulamasına gösterdiği muvafakatten rücu etmesinin aleyhine fesih sebebi olarak değerlendirilemeyeceği, bu durumda iş sözleşmesinin feshinin usulüne uygun olmadığı ve geçerli sebeplere dayanmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Taraflar arasında iş sözleşmesinin feshinin geçerli sebebe dayanıp dayanmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18 ve devamı maddeleridir. 4857 sayılı Kanun’un 18. maddesine göre otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. İşletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan sebepler; sürüm ve satış olanaklarının azalması, talep ve sipariş azalması, enerji sıkıntısı, ülkede yaşanan ekonomik kriz, piyasada genel durgunluk, dış pazar kaybı, hammadde sıkıntısı gibi işin sürdürülmesini olanaksız hale getiren işyeri dışından kaynaklanan sebeplerle yeni çalışma yöntemlerinin uygulanması, işyerinin daraltılması, yeni teknolojinin uygulanması, işyerinin bazı bölümlerinin kapatılması ve bazı iş türlerinin kaldırılması gibi işyeri içi sebeplerdir. İşletmenin, işyerinin ve işin gereklerinden kaynaklanan sebeplerle sözleşmeyi feshetmek isteyen işverenin fesihten önce fazla çalışmaları kaldırmak, işçinin rızası ile çalışma süresini kısaltmak ve bunun için mümkün olduğu ölçüde esnek çalışma şekillerini geliştirmek, işi zamana yaymak, işçileri başka işlerde çalıştırmak, işçiyi yeniden eğiterek sorunu aşmak gibi varsa fesihten kaçınma olanaklarını kullanması, kısaca feshe son çare olarak bakması gerekir. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin ikinci fıkrasına göre feshin geçerli sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Somut olayda, davacı işçinin davalıya ait işyerinde çalıştığı, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından, dünyanın ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntı sebebi ile işyerinde de yeniden yapılanma ve tedbir alma mecburiyeti ortaya çıktığı ve bu sebeple yapılan planlama sonucunda kadro fazlalığının tespit edildiği, şirkette gerek ekonomik kriz, gerekse de organizasyonel ve teknolojik sebeplerle yapılan çalışmalar ve fabrikalarda niteliğine uygun iş bulunamaması nedenleriyle 4857 sayılı Kanun'un 18. maddesi gereğince feshedilmiştir. Dairemizce daha önce temyizen incelenen emsal dosyada alınan bilirkişi raporunda, davalının 2008 yılında zarar etmediği ancak Ekim 2008 ayından sonraki dönem karında çok büyük bir düşme olduğu, 2009 yılına gelindiğinde ise şirketin 866.451.355,00 TL'lik zararla kapattığı 2009 yılında bir önceki yıla göre çok büyük oranda zarar ettiği kayıtlı olan 1.505.950.000,00 TL'lik sermayesinin ½ ‘sini kısmen kaybettiği şirketin üst üste iki yıl bu şekilde zarar etmesi halinde öz varlığını tamamen kaybetme durumu ile karşı karşıya kalabileceğini yapılan bu tespitlerin davalı şirketin krizde olduğunun göstergesi olduğunu, davalı işyerinin Haziran 2008 ayından itibaren işçi çıkışı yaptığı bir önceki döneme göre işçi sayısında azalmaların olduğu 2008 yılında atmışdokuz işçi alınırken yüzseksenyedi işçi çıkarıldığı, 2009 yılında ise kırkiki işçi alınırken yediyüzyirmiüç işçinin çıkarıldığı davalı şirketin işçi alımı yapmakla birlikte çıkan işçi sayısına göre çok az olup bununda ekonomik krizden dolayı maliyet artışını indirgemeye yönelik olduğu, 2008 yılındaki fazla mesai miktarını 210.294 iken 2009 yılında bu sayının 6175 kaldığı dolayısıyla işçi çıkışlarını fazla mesai yaptırılmak suretiyle kapatılmadığı belirtilmiştir. Bilirkişi raporu ile de sabit olduğu üzere davalı şirketin ekonomik krizden yoğun bir şekilde etkilendiği, şirketin varlığını korumak için işçi çıkışlarını zorunlu hale geldiği açıkça ortadadır. Öte yandan, ülkemizde işgücü fazlalığının giderilmesinde işverence sosyal seçim kriterlerinin uygulanması zorunluluğunu öngören yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Somut olay açısından böyle bir zorunluluğu hükme bağlayan toplu veya bireysel iş sözleşmesi hükmünün varlığı da ileri sürülmüş değildir. Bu sebeple, sosyal seçim kriterlerinin uygulanmadığından söz edilerek feshin geçerli sebebe dayanmadığı sonucuna varılmış olması da doğru olmamıştır. Bu maddi ve hukuki olgulara göre davacının iş sözleşmesinin işyerinin ve işin gereklerine dayanan sebeple feshedildiği, feshin geçerli sebebe dayandığı anlaşılmaktadır. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır. Belirtilen sebeplerle, 4857 sayılı Kanun'un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan gerekçe ile; 1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 2-Davanın REDDİNE, 3-Harç peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına, 4-Davacının yapmış olduğu yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının 30,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'ne göre 1.200,00 TL ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine kesin olarak 30.04.2012 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2011/14149, K. 2012/8240, T. 30.04.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-22-hukuk-dairesi-2011-14149-e-2012-8240-k-47c06b0de706