Yargıtay · 21. Hukuk Dairesi

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi 2011/4813 E. 2011/10935 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
21. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/4813
Karar No
2011/10935
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Davacılar murisinin, iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle, maddi tazminat yönünden davanın atiye bırakılması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına, 300.000.00TL manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi ve davacı vekilince de duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22.11.2011 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacılar vekili Avukat ... geldi. Karşı taraf adına gelen olmadı. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıda karar tesbit edildi. K A R A R 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere, göre, tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine, 2-Dava 12.11.2007 tarihinde meydana gelen iş kazasında ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece davacıların maddi tazminat istemleri atiye terk edildiğinden karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiş ve karar süresinde davacı ve davalı taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Yerel Mahkeme kararı aşağıda açıklanan nedenlerle hatalı olmuştur. Davacı taraf 19.10.2010 tarihli duruşmada maddi tazminat ile ilgili olarak açtığı davasını atiye terk ettiğini bildirmiş ve mahkemece maddi tazminata yönelik dava yönünden davanın atiye bırakılması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davacı taraf maddi tazminat ile ilgili olarak açtığı davasını atiye terk ettiğini bildirdiği duruşmada davalı taraf hazır bulunduğu halde davayı kendisinin takip edeceğini beyan etmemiştir. Yasada davanın atiye terkine ilişkin bir düzenleme bulunmayıp yapılan işlem davanın takipsiz bırakıldığının açıklanmasına ilişkindir. Davanın takipsiz bırakılması halinde yapılması gerekenler ise HUMK 409. maddesinde düzenlenmiş olup anılan madde gereğince maddi tazminata ilişkin dava yönünden dosyanın işlemden kaldırılması ve üç ay içerisinde davanın yenilenmemesi halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekir. Somut olayda ise 13.12.2010 karar tarihinde, maddi tazminata ilişkin davanın takipsiz bırakıldığı 19.10.2010 tarihinden itibaren yasada öngörülen üç aylık yenileme süresinin geçmediği ortadadır. Bu durumda ise, yapılması gereken HUMK’nun 409 vd maddeleri gereğince maddi tazminata ilişkin dava yönünden dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilip, üç aylık sürenin beklenmesi ve bu süre içerisinde dava yenilenmez ise dosyanın yalnızca maddi tazminat yönünden ele alınarak, maddi tazminata ilişkin davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinden ibarettir. Her ne kadar bu gün itibarıyla Yasa da ön görülen üç aylık süre içerisinde davanın yenilenmediğinin belli bulunmakta ise de Kanunun açık hükmüne aykırı karar verilmiş bulunması karşısında bu husus bozma nedeni yapılmıştır. Manevi tazminata gelince: Olayın oluş şekline, müterafik kusur oranlarına, husule gelen elem ve ıstırabın derecesine, tarafların sosyal ve ekonomik durumuna, olay tarihine, olay tarihindeki paranın alım gücüne ve özellikle 26.6.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararının içeriğine ve öngördüğü koşulların somut olayda; gerçekleşme biçimine, oranına, niteliğine hak ve nefaset kurallarına göre, davacı eş yararın hüküm altına alınan manevi tazminatın bir miktar fazla, davacı çocuklar yararına hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının ise fazla olduğu açıkça belli olmaktadır. Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, manevi tazminatın takdirinde yanılgıya düşülerek ve maddi tazminat ilişkin davanın takipsiz bırakılmasından sonra karar tarihine kadar üç aylık sürenin geçmediği göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, davacı yararına takdir edilen 825.00TL duruşma Avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, temyiz harcının istek halinde taraflara iadesine, 22.11.2011 gününde oy çokluğuyla karar verildi. (M) (M) (M) (M) KARŞI OY Dava, 12.11.2007 tarihinde meydana gelen iş kazasında ölen sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi zararlarının giderilmesine ilişkin bir davadır. Mahkemece davacıların maddi tazminat istemleri atiye terk edildiğinden karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiş ve karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Somut olayda davacıların her biri murislerinin ölümü nedeniyle ayrı ayrı tazminat davaları açma imkanı varken, diğer bir ifade ile davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı mevcut olduğu halde birlikte tek bir dava açılmış ve sadece bir tane başvurma harcı yatırılmıştır. Davacılar vekili tek bir dosya için mesai harcamış, tek bir dosya üzerinden yargılama yapılmıştır. 03.12.2010 tarih ve 27774 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarife'sinin 3.maddesinin 2. fıkrası "Müteselsil sorumlulukta dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddine karar verilmesi halinde ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur." hükmünü getirmiştir. Bu maddenin mefhumu muhalifinden dava sebebi tek ise avukatlık ücretininde müddeabih üzerinden tek olacağı sonucu çıkar. Aynı Ücret Tarifesi'nin 8.maddesinde de hangi hallerde ayrı ayrı avukatlık ücreti takdir olunacağı belirtilmiştir. Dava tektir. Başvurma harcı tektir. Bu durumda manevi tazminat davası yönünden, mahkemece her bir dava arkadaşı için ayrı ayrı avukatlık ücreti takdiri usul ve yasaya aykırıdır. Davacılar lehine toplam manevi tazminat üzerinden tek bir vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir. Sayın çoğunluğun bozma ilamında bu hususun bozma nedeni yapılmamasına ilişkin görüşüne katılmadığımızı saygıyla arz ederiz. 22.11.2011 Muhalif Başkan Muhalif Üye KARŞI OY 1-Sayın Çoğunluğun davacı eş ve çocuklar yararına hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğu yönündeki bozma kararına aynen katılıyoruz. 2-HUMK'nun 185/1. maddesinde davacının davalının rızası olmaksızın davasını geri alamayacağı bildirilmiştir. Yasal metinde "davanın geri alınması" "davayı takipten sarfınazar etmek" uygulamada ise " davayı atiye bırakma "sözcükleri ile ifadesini bulmuştur. Nitekim aynı müessese 6100 sayılı HMK 'nun 123. maddesinde de düzenlenmiş olup davacının hüküm kesinleşinceye kadar ancak davalının açık rızası ile davayı geri alabileceği bildirilmiştir. HUMK'nun 185/1. maddesinde düzenlenen davayı geri alma HUMK.'nun 409. maddesinde düzenlenen davayı takipsiz (müracaata) bırakma ile farklı bir usul müessesesidir. HUMK'nun 409. maddesi gereğince " takipsiz bırakılan " dava üç ay daha derdest kalmakla devam eder. Oysa "davanın geri alınması" ve davalının da buna muvafakat etmesi halinde mahkemece "davanın son bulduğuna, geri alınan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" karar verilir ve karar kesinleştiğinde dava derdest olmaktan çıkar. Dava açılması ile doğan sonuçlar geçmişe etkili olarak hiç doğmamış sayılır. Oysa davacının HUMK'nun 409. maddesi gereğince davayı takipsiz bırakması davalının muvafakatına bağlı değildir. Davacının davayı takip etmemesi halinde davalı dilerse davacının yokluğunda davayı kendi takip edebilir. Somut olayda davacı vekili 19.10.2010 tarihli duruşmada "SGK.'ca bağlanan gelirle davacının maddi zararı karşılandığından maddi tazminat talebini atiye terk ettiğini" beyan etmiş, davalı vekili ise "davanın reddini" talep etmiştir. Davalı vekilinin davacı tarafça maddi tazminat davasının atiye terk edilmesine (davanın geri alınmasına) açık bir rızası bulunmadığı, "davanın reddini" istemekle de rızasının olmadığını ortaya koyduğu görülmektedir. Mahkemece "maddi zarar SGK.'ca bağlanan gelirle karşılandığından maddi tazminat isteminin reddine" karar verilmesi gerekirken dava atiye bırakıldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, ne var ki bu husus davalı tarafça temyiz nedeni yapılmamıştır. Maddi tazminata ilişkin Mahkeme kararının davalının bu hususta temyizi bulunmaması nedeniyle onanması görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun HUMK.'nun 185/1., 6100 sayılı HMK.'nun 123. maddesinde düzenlenen davayı takipten sarfınazar etme (davayı geri alma- davayı atiye terk etme) müessesesini HUMK.'nun 409. maddesinde düzenlenen "davayı takipsiz bırakma" müessesesi olarak değerlendirip mahkemece üç ay içinde yenilenmez ise açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekçesiyle bozma kararına katılmıyoruz.

Atıf: Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, E. 2011/4813, K. 2011/10935, T. 22.11.2011, www.arakarar.com/karar/yargitay-21-hukuk-dairesi-2011-4813-e-2011-10935-k-afcf67bba05e