Yargıtay · 13. Hukuk Dairesi

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2006/13575 E. 2007/471 K. – Alacak

Konu: Alacak

Mahkeme
Yargıtay
Daire
13. Hukuk Dairesi
Esas No
2006/13575
Karar No
2007/471
Karar Tarihi
Konu
Alacak

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı avukatı tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili avukat ... ile davalı vekili avukat ... ...'nin gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanılmış ve hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra karar için başka güne bırakılmıştı. Bu kez temyiz dilekçesinin süresinde olduğu saptanarak dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. KARAR Davacı, 27 ve 28 parsel numaralı taşınmazları davalı bankadan 15.07.1996 tarihinde satın alıp adına tapuya tescil ettirdiğini ve mülkiyet hakkını sürdürdüğünü, ancak dava dışı Orman Genel Müdürlüğü tarafından taşınmazların orman olduğu iddiası ile tapu iptali ve tescil davası açıldığını, dava sonunda kendi adına olan tapunun 27 parsel için tamamının,28 parselin ise 49.132 metrekarelik kısmının iptal edildiğini, taşınmazın tapu kaydının iptalinde kendi kusurunun bulunmadığını ileri sürerek taşınmazları satın almak için ödediği bedelin uyarlanarak şimdilik 10.000.000.000 TL’nın 15.07.1996 tarihinden faizi ile davalıdan alınmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı dava konusu taşınmazları üçüncü şahıslardan borçlarına mahsuben icra ihalesinde ve o tarihte avukatları olan davacının verdiği dilekçe ile satın aldıklarını, öncesinin orman olduğunu bilmediklerini, davacının ancak ödediği 2.800.000.000 TL satış bedelini isteyebileceğini savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece,davalının taşınmazların öncesinin orman olduğunu bilerek satış yaptığı ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava konusu taşınmazlar davalı adına 11.07.1994 tarihinde icra müdürlüğünce yapılan ihale sonucunda tescil edilmiştir.Davacı da davalıdan 15.07.1996 tarihinde tapudan satın almıştır.Dava dışı Orman Genel Müdürlüğü tarafından açılan tapu iptali davası sonucunda taşınmazların büyük bölümünün tapuları iptal edilerek orman olarak hazine adına tespit edildiği, dosya içerisinde karşı çıkılmayan belgeler ile celp edilen dava dosyalarından anlaşılmaktadır. Davacı taşınmazın zapt edilmesi nedeniyle davalıların zapta karşı tekeffül hükümlerine göre sorumlu olduğunu ileri sürerek uyarladığı satış bedelinin ödetilmesini istemiştir. Davalı ise tapu kaydının mahkeme kararıyla iptal edildiğini kendisine izafe edilecek bir kusur bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini dilemiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık açıklanan bu yönlerden kaynaklanmaktadır. Dava konusu taşınmazın orman olduğu dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Ormanlar 3402 sayılı kanunun 16.maddesine göre kamu malı niteliğindedir.Yargıtay’ın öteden beri sapma göstermeyen kararlarına göre, özel mülk olarak tescile tabi olmayan bir taşınmazın her nasılsa özel mülk olarak tapuya tescil edilerek hakkında sicil oluşturması, bu yerin özde tescile tabi bulunmayan yerlerden olduğuna ilişkin hukuksal niteliğini değiştirmez. (Hukuk Genel Kurulu 22.2.1990 gün 1989/1-700 esas 1998/101 karar ve 18.10.1989 gün 1989/1-419 esas 1989/528 karar) Az yukarıda açıklanan hükümler gözetildiğinde, hiçbir kimse taşınmazın öncesinin kamu malı olmadığını bilemeyeceğini, dolayısıyla iyi niyetli olduğunu ileri süremez. Bu hale göre olayda, MK.nun 931.maddesindeki tapu sicili itimat prensiplerinin de uygulama olanağı bulunmamaktadır. Bu nedenle, taşınmazın davacıya satıldığı tarihte onun özünde yatan özel mülke konu olmayan yerlerden olduğunun alan ve satan tarafından bilinmesi yasa hükmü gereğidir. Kamu mallarının özel mülk olarak devir ve temlikleri hukuken sonuç doğurmaz. Başka bir anlatımla taraflar arasında yapılan taşınmaz ile ilgili sözleşme geçersiz olup bu sözleşme taraflarına her hangi bir hak bahşetmez. Ne var ki geçersiz satışlarda Dairemizin sapma göstermeyen kararlarında herkes aldığını aynı anda iade ile mükelleftir. Taşınmazın tapu kaydı orman idaresi tarafından açılan tapu iptal ve tescil davası sonucu iptal ettirildiğine göre davacının iade borcu ortadan kalkmıştır. Ancak davacı satış sırasında ödediği satış bedelini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre davalıdan isteyebilir. Bunun kapsamının belirtilmesinde ise aşağıda belirtilen denkleştirici adalet kurallarının gözden uzak tutulmaması gerekir. Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır. Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun adalet ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin ise yargıya ait olduğunda duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır. Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır. Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye x karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır. Yukarıda açıklanan ilke ve esaslara göre mahkemece taşınmazın davacıya satıldığı 15.7.1996 tarihindeki davalının da cevap dilekçesinde kabul ettiği satış bedelinin davacı adına olan tapunun iptal edildiği mahkeme kararının kesinleştiği tarih 7.10.2002 itibariyle ulaştığı alım gücü çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artışları vs. gibi) ortalamaları alınarak, açıklamalı gerekçeli, taraf ve Yargıtay denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak belirlenmeli ve bu miktara hükmedilmesi gerekirken, davalının kötüniyetli olduğu isbatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, 500 YTL. duruşma avukatlık parasının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 23.1.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2006/13575, K. 2007/471, T. 18.10.1989, www.arakarar.com/karar/yargitay-13-hukuk-dairesi-2006-13575-e-2007-471-k-e7ad435700fe