Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2009/18157 E. 2010/4973 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2009/18157
- Karar No
- 2010/4973
- Karar Tarihi
Dolandırıcılık suçundan sanık ...'in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ve 600,00 yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına dair Torbalı 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 09/04/2007 tarihli ve 2003/600 esas, 2007/219 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre; Sanığın bankanın maddi varlıklarından olup, keşidecilerinin eli ürünü olmayan ve hesap sahiplerinin rızası dışında ellerinden çıkan iki adet çeki müşteri çeki diyerek katılana vermek suretiyle dolandırıcılık işlemiş olması karşısında, banka aracı kılınmak suretiyle dolandırıcılık suçunun oluşup oluşmayacağına ilişkin delillerinin takdirinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 02.09.2009 gün ve 2009/10458/49046 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 28.09.2009 gün ve KYB.2009/209939 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın yasa yararına incelenmesi olanaksızdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 Karar ve 30.06.2009 gün ve 2009/5-81 Esas, 2009/196 Karar sayılı içtihatlarında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nın 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir. İncelenen dosya içeriğine göre; sanığın yokluğunda, katılan vekilinin ise yüzüne karşı verilen 09.04.2007 gün ve 2003/600 esas, 2007/219 sayılı kararda, yasa yoluna başvuru süresinin belirtilmesine karşın, yasayoluna başvuru yöntemi, mercii ile başvuru süresinin ilgilileri yönünden tefhimden itibaren mi yoksa tebliğden sonra mı başlayacağı hüküm fıkrasında açıkça gösterilmediği, 7201 sayılı Tebligat Kanunun 29,30 ve 31. maddeleri uyarınca sanığa yapılan ilanen tebligatta da sanığın anılan karara karşı başvurabileciği yasayolu, süresi, mercii ve yöntemine de yer verilmediği anlaşılmakla; sanık ve katılana mahkemece yukarıda açıklanan mevzuata aykırı biçimde ve ilgililerinin yasa yoluna başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmasını engelleyici nitelikte hüküm kurulduğu anlaşılmakla, sanık ve katılanın bu karara karşı başvuru hakkı ortadan kalkmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; Torbalı 1. Asliye Mahkemesinin 09.04.2007 gün ve 2003/600 esas, 2007/219 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin CMK’nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE, ilgililerin anılan karara karşı yasa yoluna başvurunun ne olduğu, mercii, yöntemi, süresi ve bu sürenin başlangıcının ne şekilde olacağını içerir gerekçeli kararın usulüne uygun biçimde tebliğ işleminin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 30.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.