Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2023/4397 E. 2023/8357 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/4397
Karar No
2023/8357
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2022/306 E., 2023/51 K. Taah. Tic .ve San. Ltd. Şti. vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 20.05.2014 HÜKÜM/KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvikten faydalandırılma ile davalı Kuruma fazladan ödenen primlerin iadesi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin ... Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Toroslar Sosyal Güvenlik Merkezi sınırları dâhilinde 4.49411.01.01.1075896.033.14.55 numaralı Toroslar Belediyesi Kamu ihalesi ile ilgili oluşturduğu işyeri siciline 5510 Sayılı Kanunun 81 inci maddesinin birinci fıkrası (ı) bendinde öngörülen 5 puanlık indirimden yararlanma şartlarım taşıdığı halde hiçbir kanun numarasına bağlı olmaksızın (5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkra (ı) bendinde öngörülen beş puanlık indirimden faydalanmadan) 2009/09-2011/2 dönemine ait aylık prim ve hizmet belgelerini kanuni surelerinde beyan ettiğini ve yasal vade gürelerinde Sosyal Güvenlik Kurumunun banka hesabına Ödediğini, 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkrası (i) bendinde öngörülen beş puanlık indirimden faydalanmadan sehven beyan ettiği 2009/09-2011/2 dönemlerine ait aylık prim ve hizmet belgelerini iptal eden iptal belgeleri ile ilgili dönemlere ait verilen belgelerdeki çalışanların isimleri, prim gün ve prim matrah tutarlarımn aynı kalacak şekilde ancak, 5510 saydı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fikrası (i) bendinde Öngörülen beş puanlık indirimden faydalanarak hazırlanan ek aylık prim ve hizmet belgelerinin kabulünü istediğini, Sosyal Güvenlik Kurumunun 15.12.2011 tarihli cevap yazısın da özetle;. Bu İtibarla faaliyeti son ermiş olan ihale sonusu temizlik işlerinizle ilgili olarak genelgenin yukarıda açıklanan hükmü uyarınca 5 puanlık işveren sigorta primi indiriminden yararlanabilmeniz için dilekçenizde belirtmiş olduğunuz işlerinizin taahhüt edildiği İhale makamları nezdinde yazışma yapılarak beş puanlık prim indiriminden yararlandırılıp, yararlandırılmayacağınız hususunda ilgili idareden alınacak cevâba göre işlem yapılacağından, ihale makamlarınca anılan indirimden yararlandırılmanız hususunda cevap verilmesi üzerine genelgede açıklandığı gibi gayri faal bu iş yerlerinizden dolayı geriye doğru söz konusu indirimden yararlandırılmanız, bu meydana doğacak prim farkının faal olan iş yerlerinizin prim borcuna mahsup edilmesi mümkün bulunmaktadır,* denildiğini, 2009 yılının Eylül, Ekim, Kasım, Aralık 2010 yılının Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık, 2011 yılının Ocak ve Şubat aylarına ait prim esas kazancın 3.280.908.05 şeklinde olduğunu. Şirketin 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin birinci fıkrası (ı) bendinde öngörülen beş puanlık İndirimden faydalanması halinde 3.280.908,05 x %5 = 164.045,40 TL indirime hak kazanacaklarını iddia edip, davalı Kurum tarafından işleme alınmayan aylık prim ve hizmet belgelerinden doğan 164.045,40 kurumdan yazdı olarak talepte bulundukları 11.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı SGK vekili, cevap dilekçesinde özetle; 5521 sayılı Kanun'un 7 nci maddesine fıkra ilave edildiğini, bu yasal düzenlemeye göre kuruma karşı dava açılmadan önce sosyal güvenlik kurumuna müracaat edilmesinin zorunlu olduğunu, kuruma karşı dava açılabilmesi için taleplerinin reddedilmesi ya da reddedilmiş sayılması gerektiğini, davacı şirketin başvurusu olup olmadığının bilinmediğini, bu davada kuruma pasif husumet ehliyeti bulunmadığını, kurumun hazine yardımından dolayı prim borçlusundan eksik ya da fazla prim tahsilatının söz konusu olmadığını, dolayısıyla ödenen primlerden dolayı sebepsiz zenginleşmesinin bulunmadığını, dava konusu %5 hazine yardımından faydalanma imkanı davacı şirketin başvurusu üzerine değerlendirilebilecek bir düzenleme olup, kurum tarafından resen dikkate alınamayacağını, kurum işlemlerinin usul ve yasaya uygun olduğunu, bu nedenle açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin, 22.02.2022 tarihli ve 2021/138 Esas, 2022/48 Karar sayılı kararı ile; "...Yargıtay bozma kararında da madde ayrıntısı geçtiği şekilde; davacının iş bu davayı 2009/09-2011/02 ay arası dönemler için, yasa yürürlük tarihinden önce açtığı ve ek 17 yürürlük tarihi öncesi 11.06.2012 tarihinde Kuruma başvurduğu, yasal düzenleme sonrası da 20.05.2018 tarihinde Kuruma yasal düzenleme gereği başvuru yaptığı tespitleri ile; EK 17 maddesi 2 nci ve 3 üncü fıkrasının yukarıda altı çizilen hükümleri kapsamında, davacının hakkı olduğu kabul edilmiş ve yasal düzenleme gereği yasa yürürlük tarihini takip eden ay başından itibaren faize hükmedilmiş ve yine yasanın özel düzenlemesi gereği ödenmesi şartlarına değinilerek aşağıdaki şekilde "Davacının, 5510 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda sağlanan prim teşviki ve destek indiriminden yararlanabileceği halde yararlandırılmadığı tespiti ile (Ek17 2 ve 3 fıkrası gereği) 164.045,40 TL'nin 01.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile davacıya ödenmesine, (ilgili maddenin yürürlük tarihini takip eden takvim yılı başı olan 01/01/2019'dan başlayarak 3 yıl içerisinde ödenmesine) " Şeklinde Hüküm Kurulması Gerekse De; Söz Konusu Davacı Alacağının Tahsil Edilmiş Olması Nedeni İle (ek 17 maddesi 4 üncü fıkranın Anayasa Mahkemesinde İptali Nedeni İle Karar Verilmesine Yer Olmadığına Denmesi Mümkün Olmasa Da) Hukuk Genel Hükümler Kapsamında Borç Ödendiğinden Konusuz Kalma Nedeni İle Karar Verilmesine Yer Olmadığına Hükmedilmiştir. Dava tarihinden sonra getirilen söz konusu yasal düzenleme gereği, davacının faiz istemi ileri bir tarihten itibaren yani 01.05.2018 tarihinden başlatılması gerekmekle, ilgili düzenlemenin dava sonrası gelmesi ve bu düzenleme gereği faiz de fazla tahsil olmakla, dava tarihi şartlarına göre haklılık değerlendirme gerektiğinden, davacı aleyhine vekalet ve yargılama ücretine hükmedilmemiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin 22.02.2022 tarihli ve 2021/138 Esas, 2022/48 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur 2.Dairemizin; 22.09.2022 tarihli ve 2022/7940 Esas, 2022/11108 Karar sayılı ilamı ile "...5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi hükümlerinden faydalandırılma ve fazla ödenen tutarın iadesi istemi ile 24.12.2015 tarihinde açılmış eldeki davada, mahkemece verilen 04.05.2016 tarihli ilk karar ile davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair karar verilmiş, bu kararın temyizi aşamasında ise 01.04.2018 tarihi itibari ile 7103 sayılı Kanun'un 70 inci maddesi ile 5510 sayılı Kanun'a eklenen ek 17 nci maddesi yürürlüğe girmiş ve dairemizce anılan ek 17 nci madde hükümlerinin dikkate alınması gereğine işaret edilerek kararın sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına dair karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki, mahkemece dikkate alınan bozma ilamı ve 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci maddesinin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş ve karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi gazetede yayımlanmıştır. Anayasa'nın 153 üncü maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33 üncü maddesi hükümlerine göre, Türk hukukunu resen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtay’ın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre; usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği taktirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Somut olayda, davacı vekili, davalı Kurum’dan Mahkemenin 16.01.2015 tarih ve 2014/181 Esas ve 2015/57 sayılı Kararı doğrultusunda 164.045,40 TL nin 11.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte hesabına ödenmesini 20.02.2015 tarihinde istemiş, davalı Kurumca söz konusu karar gereği 164.045,40 TL ana para 11.06.2012 tarihinden itibaren işlemiş faizi olarak 41.379,89 Tl. faiz tahakkuku ile birlikte toplam 205.425,29 TL olarak 07.04.2015 tarihinde ... 8. İcra Müdürlüğünün 2015/3754 sayılı takip dosyasına gönderilmek üzere emanete alınmış, 08.04.2015 tarihinde icra dosyasına ödenmiş, davacı işyeri ve vekili tarafından konu ile ilgili Kuruma herhangi bir geri ödemede bulunulmamıştır. Hal böyle olunca kesinleşmemiş ilamın infazının söz konusu olması halinde, icra tehdidi altında davalı Kurumca yapılan ödemenin iradi bir ödeme olmadığı ve bu halde de taraflar arasındaki uyuşmazlığın devam ettiği, sonuç olarak davanın konusuz kalmayacağı hususu dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir." denilerek karar bozulmuştur. D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile: "...Yargıtay bozma kararında da madde ayrıntısı geçtiği şekilde; davacının iş bu davayı 2009/9-2011/2 ay arası dönemler için, yasa yürürlük tarihinden önce açtığı ve ek 17 yürürlük tarihi öncesi Kuruma başvurduğu, yasal düzenleme sonrası da 20.05.2018 tarihinde Kuruma yasal düzenleme gereği başvuru yaptığı tespitleri ile; EK 17 maddesi 2 nci ve 3 üncü fıkrasının "yukarıda altı çizilen hükümleri" kapsamında, davacının hakkı olduğu kabul edilmiş ve ilgili yasal düzenleme gereği yasa yürürlük tarihini takip eden ay başından itibaren faize hükmedilmiş ve yine ilgili madde özel düzenlemesi gereği ödenmesi şartlarına değinilerek aşağıdaki şekilde "Davacının, 5510 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda sağlanan prim teşviki ve destek indiriminden yararlanabileceği halde yararlandırılmadığı tespiti ile (Ek17 2 ve 3 fıkrası gereği) 164.045,40 TL'nin 01.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile davacıya ödenmesine, (ilgili maddenin yürürlük tarihini takip eden takvim yılı başı olan 01.01.2019'dan başlayarak 3 yıl içerisinde ödenmesine)" hüküm kurulmuş ve bu ödemenin düzenleme gereği "... öncelikle bu Kanunun 88 inci maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak, üç yıl sonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır..." hükmü uygulanması gerektiği kabul edilmiştir. Dava tarihinden sonra getirilen söz konusu yasal düzenleme gereği, davacının faiz istemi ileri bir tarihten itibaren yani 01.05.2018 tarihinden başlatılmış olup, ilgili düzenlemenin dava sonrası gelmesi ve bu düzenleme gereği faizin ileri tarihten itibaren başlatılması gerektiğinden kısmen kabul hükmü kurulmuş olması göz önünde bulundurularak, dava şartlarına göre değerlendirme gerektiğinden, davacı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemiştir. Hüküm: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; davanın kısmen kabulüne, davacının, 5510 sayılı Kanun ve diğer kanunlarda sağlanan prim teşviki ve destek indiriminden yararlanabileceği halde yararlandırılmadığı tespiti ile (Ek17 2 ve 3 fıkrası gereği) 164.045,40 TL'nin 01.05.2018 tarihinden itibaren işleyecek kanuni faizi ile davacıya ödenmesine, (söz konusu ödemenin ilgili maddenin yürürlük tarihini takip eden takvim yılı başı olan 01.01.2019'dan başlayarak 3 yıl içerisinde ödenmesi gerektiğinin tespitine) dair karar verilmiştir. V.TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı SGK vekili temyizinde, esasen verilen kararın hatalı olduğunu, davada husumetin Sosyal Güvenlik Kurumuna düşmediğini, davacı hakkında yapılan teftiş sonrasındaki işlemlerin yerinde ve hukuka uygun olduğunu, aksi yönde verilen kararın da hatalı olduğunu belirterek, kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davacı vekili ise, verilen kararın hatalı olduğunu, faiz bakımından talebi gibi karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı şirketin 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesinin (ı) bendinde yer alan teşvik indiriminden faydalandırılma hakkının tespiti ve kurumca belge istemine ilişkin yapılan işlemin iptalinin gerekip gerekmediği hususundadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri aynı zamandda 331 inci maddesi ile birlikte, 5510 sayılı Sosyal Sigortaları ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 81 inci maddeleri hükümleridir. 3. Değerlendirme 1.Eldeki davada, yargılama ve temyiz aşamasında 01.04.2018 tarihi itibari ile 5510 sayılı Kanun'un ek 17 nci maddesi yürürlüğe girmiş, olup, bu maddenin 4 üncü fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar hakkında ...'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” İbaresinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 E. 2020/12 K. sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş ve karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. 2.Gelinen son aşamada, eldeki dava bakımından irdeleme yapılacak olursa, ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkrasında yer alan kuralın, “mahsup veya iade edilme yönünden üçüncü fıkra hükümlerine yaptığı atıftan dolayı ödemelerin üç yıla yayılacağını öngörmesinin, faizin başlama tarihi ve ödeme için öngörülen süre göz önünde bulundurulduğunda kuralın mülkiyet hakkını sınırladığı ve yapılan bu sınırlamanın orantısız ve aşırı olduğu, hak arama hürriyeti çerçevesinde dava açan kişilerin mahkemelerden adil yargılanma hakları gereği uyuşmazlığı bitirecek şekilde gerekçeli karar elde etme haklarının bulunduğu, yargılamanın henüz devam ettiği bir süreçte, taraflardan birinin aleyhine olacak ve yargı merciinin uyuşmazlık konusu talep hakkında karar vermesini engelleyecek şekilde davayı ortadan kaldıran ya da davanın incelenmesini durdurarak karara bağlanmasına engel olan düzenlemelerin kişilerin karar elde etme hakkı ile birlikte sonuçları bakımından da kişilerin mülkiyet haklarının ölçüsüz şekilde sınırlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan maddeye dayalı olarak verilen kararlar da hukuka aykırı nitelikte olup, özellikle ek 17 nci maddenin 3 üncü fıkrasında yer alan düzenlemenin de mevcut bir dava olmaksızın prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılmasını düzenlemesi, başka bir deyişle davasız başvuru halinde, kuruma getirilen ödeme yükümlülüğünün çerçevesinin düzenlendiği hususu ile Anayasa Mahkemesi kararının 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazetede yayımlanması ile yürürlüğe girmesinden sonra, mahkemelerce iptal edilmiş olan Ek 17 nci maddenin 4 üncü fıkrası kapsamında uygulama yapılarak karar verilmesi olanağının ortadan kalktığı ve bu fıkranın içeriğinde yer alan atıf nedeniyle 3 üncü fıkrasının da uygulanabilir hüküm olmaktan çıkarıldığı hususu birlikte düşünüldüğünde, eldeki dava bakımından teşvik indirimine ilişkin uyuşmazlığın kaynağı olan temel yasa maddesi, yani 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi hükümlerinin davanın yasal dayanağı olarak kabul edilmesi ve bu maddedeki koşulların irdelenmesi ile bu madde çerçevesinde uygulama yapılması gerekir. 3.Yukarıda açıklanan maddi ve hukuki açıklamalar ışığında, mahkemece, davacı şirket hakkında 2009 yılı 9 uncu ay ile 2011 yılı 2 nci aylar arasında kalan dönemde, 1075896 sicil numaralı iş yeri bakımından, kurumun teşvikten faydalandırmamaya ilişkin işleminin 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi hükümlerine uygun olup olmadığı üzerinde durulmalı, 5510 sayılı Kanun'un 81 inci maddesi hükümlerindeki şartların davacı bakımından varlığı irdelendikten sonra şartların varlığı halinde faiz istemi bakımından da, davacı şirketin kuruma başvuru tarihi itibari ile faize hak kazanacağı dikkate alınarak, oluşan sonuca göre bir karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine 19.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2023/4397, K. 2023/8357, T. 19.09.2023, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2023-4397-e-2023-8357-k-e46cb0f4dcfa