Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/9278 E. 2012/8847 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2012/9278
Karar No
2012/8847
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi No :10-167

Davacı, 01.10.1998-18.05.2011 tarihleri arasında 2926 sayılı Kanun kapsamında Tarım Bağ- Kur sigortalısı olduğunun ve 6111 sayılı Yasadan yararlanabileceğinin tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile 743 sayılı mülga Medeni Kanunun 152. maddesinde düzenlenen aile reisliği kavramının kaldırılmış, 2926 sayılı Kanunun aile reisliği kavramını içeren 2. maddesinin, 24.07.2003 gün ile 4956 sayılı Kanunun 48. maddesi ile Medeni Kanundaki düzenlemeye paralel olarak değiştirilmiş, 1998/Eylül-Ekim ve 1999/Ocak aylarında ürün teslim edilip prim tevkifatının yapıldığının dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmış olmasına göre mahkemece 01.10.1998-31.12.1999 tarihleri arasındaki dönemde davacının Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti ile 6111 sayılı Yasadan yararlanma hakkının saklı tutulmasına karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik yoktur.

Davalı, Kurum vekilinin, ürün teslimatı ve prim kesintisinin bulunmadığı 01.01.2000-18.05.2011 dönemine ilişkin temyizine gelince; Mahkemece 01.01.2000 ve sonrası dönemde davacının Tarım Bağ-Kur sigortalılığına karine teşkil edecek tarımsal faaliyetinin kesintisiz devam edip etmediği yeterince araştırılmamıştır.

Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun geçici 7. maddesi delaletiyle mülga 2926 sayılı Kanunun 2,3,6,9 ve 10. maddeleridir.

2926 sayılı Kanunun 2. maddesinde, Kanunla veya kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulan sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın, 3. maddenin (b) bendinde tanımlanan tarımsal faaliyette bulunanların Tarım Bağ-Kur sigortalısı sayılacakları belirtilmiştir. Anılan Kanunun 3. maddesinin (b) bendinde "Tarımsal faaliyette bulunanlar: kendi mülkünde, ortaklık veya kiralamak suretiyle başkalarının mülkünde, kamuya mahsus mahallerde ekim dikim, bakım, üretim, yetiştirme ve ıslah yollarıyla veya doğrudan doğruya tabiattan istifade etmek suretiyle bitki, orman, hayvan ve su ürünlerinin üretimini, avlanmasını, avcılar ve yetiştiriciler tarafından muhafazasını, taşınmasını sağlayanlar veya bu ürünlerden sair bir şekilde faydalanmak suretiyle kendi adına ve hesabına faaliyette bulunanlar" olarak tanımlanmış, 5.maddesinde, sigortalı olmanın zorunlu olduğu, sigortalı olmak hak ve yükümlülüğünden vazgeçilemeyeceği ve kaçınılamayacağı, 6.maddesinde ise, diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamına tabi bir işte çalışanların, çalışmaya başladıkları tarihten bir gün önce, sigortalılıklarının sona ereceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca aynı Kanunun 9. maddesi Kuruma re'sen tescil yükümlülüğü yüklemiştir.

Anılan Kanunun 10. maddesine göre ise, kayıt ve tescil işlemlerinde valilik, kaymakamlık, özel idare, belediye, muhtarlık ve nüfus idareleri kayıtları ile, diğer kamu kurum ve kuruluşlarının, kanunla kurulu meslek kuruluşlarının, tarım satış kooperatifleri ve birliklerinin T. Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi ve tarım kesimine yönelik faaliyette bulunan milli bankaların kayıtlarının esas alınacağı bildirilmiştir. Bu kayıtların tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışmanın yasal karinesi olduğunun kabulü gerekir.

Tarım Bağ-Kur sigortalılığının yasal dayanağını oluşturan 2926 sayılı Kanunda, bildirimsiz kalan sigortalılar için 506 sayılı Kanunun 79 ve 5510 sayılı Kanunun 86. maddesinde öngörülen "hizmet tespiti" davasına koşut bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Anılan düzenlemede, kayıt ve tescillerini yaptırmayan sigortalıların hak ve yükümlülüklerinin kayıt ve tescil edildikleri tarihi takiben başlayacağının hükme bağlanmış olması karşısında, kayıt ve tescil ya da tescil yerine geçen iradi prim ödemesi veya prim tevkifatı öncesine isabet eden tarımsal faaliyet ve buna dayalı "Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti" söz konusu olamayacaktır.

Bu yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığı altında, inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; dava dilekçesinde, davacının 1999 yılından sonra ürettiği fındıkları özel sektöre sattığı belirtilmesine rağmen, mahkemece buna ilişkin herhangi bir araştırmanın yapılmadığı, bozma sonrası davacı vekili tarafından sadece fındık bitkisinin özelliklerini içeren dilekçe ile altı adet fındık ocağı resminin dosyaya ibraz edildiği; yine dava dilekçesinde davacının ... Köyü'nde kendisine ait taşınmazlarda fındık işiyle uğraştığı, çiftçi olup, yıllardan beri fındık ve mısır, kendi ihtiyaçları için de fasulye, lahana yetiştirdiği, birkaç adet büyükbaş hayvanının bulunduğu belirtilmesine karşın, davacının imzasının yer aldığı vekaletname, davacıya ait nüfus kayıt örneği ve 17.06.2011 tarihli kolluk tutanağı uyarınca, davacının "... Beylikdüzü/İstanbul" adresinde ikamet ettğinin anlaşıldığı, yine anılan kolluk tutanağı uyarınca davacının sadece fındık bitkisi ektiğinin ve hayvanının bulunmadığının belirtilmesine karşın, mahkemece aradaki bu çelişkilerin giderilmediği görülmüştür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.05.2011 gün ve 2011/10-230-319 sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere davacının tarımsal faaliyetinin kesintisiz sürüp sürmediğinin tespiti için mahkemece;

1- Çekişmeli dönemde davacının nerede oturduğu; Nüfus Müdürlüğü, İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı ve Muhtarlık kayıtları esas alınarak belirlenmeli, 2- Dönem içinde özel sektöre ürün teslimatının yapılıp yapılmadığı veya sigortalılık iradesini ortaya koyacak şekilde prim ödemesinin bulunup bulunmadığı araştırılmalı, 3- Dava dilekçesi ile 17.06.2011 tarihli kolluk tutanağı arasındaki çelişkiler de giderilmek suretiyle, davacının hangi ürünleri ekerek bunları nerelere sattığı, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun "Zirai kazanç, zirai faaliyet, zirai işletme, çiftçi ve mahsulün tarifi" başlıklı 52, " Zirai kazançta vergileme" başlıklı 53, ve "Vergi Tevkifatı" başlıklı 94 vd. maddeleri ile 213 Vergi Usul Kanunu'nun " Vergi kesenlerin sorumluluğu" başlıklı 11. maddesi kapsamında zirai kazançlarından dolayı vergi ödeyip ödemediği araştırılmalıdır.

Konu ile ilgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.12.2010 gün ve 2010/10-580-647 sayılı kararında da açıkça belirtildiği üzere "Tevkifat yapma ve kurum hesaplarına aktarma yükümü, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 94/11. maddesinde öngörülen çiftçilerden satın alınan zirai mahsuller için yapılan ödemelerden gelir vergisine mahsuben tevkifat yapma yükümüne paralel olarak getirilmiştir. Bakanlar Kurulu Kararı kapsamındaki gerçek ve tüzel kişiler, tarımsal faaliyette bulunan bu kişilerden satın aldıkları ürün bedellerinden tevkifat yapmakla yükümlüdürler."Tevkifat suretiyle vergilendirilen çiftçiler yaptıkları satış ve hizmetleri dolayısıyla müstahsil makbuzu almak ve saklamak zorundadırlar.

4- Tarımsal faaliyeti kapsamında ilaç, gübre ve sulama parası ödeyip ödemediği, varsa bunların fatura ve belgelerinin nelerden ibaret olduğu, 1998 yılında başlayan ve halen devam eden Kooperatif, 2011 yılında başlayan ve halen devam eden Ziraat Odası üyelikleri ve Birliklere üyeliği varsa bu kuruluşlara düzenli bir şekilde aidat ödeyip ödemediği araştırılmalı, 5- Dava dilekçesi ile 17.06.2011 tarihli kolluk tutanağı arasındaki çelişki giderildikten sonra, davacının hayvanının bulunduğunun tespiti halinde, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.06.2011 gün ve 2011/10-306-365 sayılı kararında da belirtildiği üzere 16.05.1986 tarihinde yürürlüğe giren 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu'nun 22.maddesi kapsamında hayvanlarına ilişkin menşe şehadetnamesinin bulunup bulunmadığı tespit edilerek, büyük ve küçükbaş hayvanlarına ilişkin istatistik bilgileri ve bu hayvanlara ilişkin yapılması zorunlu bulunan periyodik aşılara ilişkin bilgiler İlçe Tarım Müdürlüklerinden sorulmalı; köy muhtarı ve ihtiyar heyeti üyeleri gibi tarımsal faaliyetin varlığını yakından bilebilecek durumdaki tanıklar dinlenilerek sigortalılık olgusunun varlığı hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulmalı, 6- Ayrıca 2926 sayılı Kanunun 6. maddesinde belirtilen şekilde sigortalılığın sona erip ermediği araştırılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönlerini amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 15.05.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2012/9278, K. 2012/8847, T. 15.05.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2012-9278-e-2012-8847-k-8571cd9007c7