Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2012/18593 E. 2012/19322 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2012/18593
- Karar No
- 2012/19322
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :238-542 Dava, maluliyet oranının ve maluliyet aylığına hak kazandığının tespitine istemine ilişkindir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda kararında belirtildiği şekilde, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyizi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşılmış olup, Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki evraklar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi: Dava konusu somut olayda; davacının, malûllük sigortası hükümlerine göre davalı Kuruma 19.04.2004 tarihinde başvurarak aylık tahsis isteminde bulunduğu,davalı Kurumca, 05.07.2006, 08.12.2006 ve 11.12.2006 tarihli raporların değerlendirilmesi sonucunda, çalışma gücünün en az üçte ikisinin yitirilmediği gerekçesiyle reddedilmesinden sonra, işbu davanın açıldığı; yargılama aşamasında alınan Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu raporunda, davacının, "07.12.2009 tarihinde yapılan muayenesi ve incelenen tetkikleri neticesinde mevcut rahatsızlıklarının kişinin beden çalışma gücünün 2/3'sini kaybetmiş olduğunun bildirilmesine göre; mahkemece, davacı hakkından maluliyet aylığı bağlanması hususunda yasal şartlar oluşmakla, Adli Tıp Kurumu rapor tarihini izleyen aybaşından itibaren maluliyet aylığına hak kazandığının tespitine karar verildiği anlaşılmaktadır. Dairemizin 21.02.2012 tarih 2011/17350Esas-2012/2958Karar sayılı bozma ilamında özetle; "Mahkemece, davacı sigortalının malüliyet aylığına hak kazanıp kazanmadığı konusunda çelişkinin giderilmediği ve diğer taraftan Adli Tıp Kurumu raporunda da maluliyetin başlangıcına ilişkin bir açıklığın bulunmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 'nun 2011/21-488 E, 2011/565 K ve 28.09.2011 tarihli kararı da gözetilerek, Adli Tıp İhtisas Kurulundan alınan raporla çelişki bulunduğu anlaşılmakla, Adli Tıp Genel Kurulu'ndan rapor alınarak, davacının çalışma gücünü 2/3 oranında kaybedip kaybetmediğinin, çalışma gücünü 2/3 ünü kaybetmemekle birlikte, çalışma gücünü en az %60 oranında kaybedip-kaybetmediğinin ve maluliyetin başlangıç tarihinin tespit edilerek, 5510 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarih de gözetilerek, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı yorum sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir." gerekçesine yer verilmiştir. Mahkemece,davacı tarafa dosyanın Adli tıp Kurumu Genel Kurulu'na sevki konusundaki yargılama giderlerini karşılaması için verilen kesin süreye karşın bu konudaki gereklerin davacı tarafça yerine getirilmemiş olduğu ; davacı vekilinin , önceki karar doğrultusunda maluliyet aylığı başlangıcı esas alınmak suretiyle önceki gibi hüküm kurulmasını talep ettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece,bozma ilamına uyulmasına rağmen, bozma ilamının gerekleri yerine getirilmemiştir. Davaların uzaması veya uzatılmasını engellemek amacıyla, işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 163. maddesiyle getirilen kesin mehil kuralı, Kanunun amacına uygun kullanılmalı, başka bir anlatımla davanın reddi için araç görülmemelidir. Kesin mehile ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlamayı önleyecek şekilde açık ve eksiksiz olmalı, yapılacak işlerin neler olduğu tek tek gösterilmeli, ara karar gereğinin yerine getirilmesi için davacı tarafından yatırılması gereken masraf tutarının ayrıntılı olarak saptanması ve paranın nereye yatırılacağı ile bunun için verilen sürenin kesin süre olduğunun özellikle yazılması gerekir. Mahkemenin, paranın nereye yatırılacağının yazılmaması nedeniyle, 31.12.2009 tarihli celsede verilen kesin mehil ihtarı usulsüz bulunmuştur. 6100 sayılı Yasanın delil ikamesi için avansı düzenleyen 324. maddesi gereği, kesin mehile ilişkin hükümlerin, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkında uygulanmayacağı hususu ile, aksine bir düzenleme bulunmaması durumunda usul hükümlerine ilişkin değişikliklerin derhal yürürlüğe gireceği ve eldeki davalarda tamamlanmamış usul işlemlerine uygulanması gerektiğinin bundan sonraki yargılamada gözetilmesi gerekir. Yine; sosyal güvenlik hakkı, kaynağını Anayasanın 60. maddesinden alan temel nitelikte bir hak olup, bu sebeple sosyal güvenlik hukuku kamu hukuku disiplini içinde yer alan bir hukuk dalıdır ve hakimin bakmakta olduğu davanın çözümü için gerekli bütün delillere kendiliğinden başvurması gerekir. Bu husus Türk yargı sisteminde, hukuk hakiminin davayı kendiliğinden inceleyerek çözüme kavuşturamayacağı ve delillerin taraflarca hazırlanması gerektiğine dair kuralın istisnasını teşkil eder. Açıklanan nedenlerle gerçeğe ulaşabilmek ve sosyal güvenlik hakkını gecikmeden sigortalı veya haksahibine teslim edebilmek için kamu düzenine dayanan resen araştırma ilkesinden hareketle, yargılamanın en az masrafla sonuçlandırılması gerektiği de gözetilerek, gerektiğinde HMK 325. maddesi (HUMK 415. madde) gereği ilerde aleyhine hüküm verilenden tahsil edilmek kaydıyla, mahkemece takdir edilen masrafların Devlet hazinesinden ödenmesine karar verilebilecektir. Mahkemenin yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda yargılama yaparak, aldırılacak rapor ile elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, masrafların davacı vekili tarafından yatırılmadığı gerekçesi ile, yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ne var ki, davacı tarafın kararı temyiz etmemiş olması nedeniyle usuli kazanılmış hakkı gözetilerek hüküm tesis edilmesi gerekmektedir. O halde, davalı Kurum vekilinin, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 16.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi