Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/8129 E. 2012/12070 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/8129
Karar No
2012/12070
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi No :136-31 Dava, kusurlu eylemleri ile sigortalının ölümüne sebep olan davalılardan sigortalının hak sahiplerine yapılan yardımların, 1479 sayılı Yasanın 63. maddesi gereğince davalılardan tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı Kurum vekili ve davalı ... tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davanın yasal dayanağı, 1479 sayılı Kanunun 63. maddesidir. Söz konusu maddeye göre, Bağ-Kur’un rücu hakkının doğabilmesi için, öncelikle 3. kişinin yani sigortalı dışında kalan bir başka kişinin suç sayılır hareketinin mevcut olması ve bu sebeple sigortalıya Kurumca yardım yapılması gerekir. 01.08.2002 tarihinde Kaya Hidrolik Sanayi tarafından yürütülmekte olan yol çalışması işinde kepçe operatörü olarak çalışan ve G sınıfı sürücü belgesi bulunmayan davalı ... yönetimindeki iş makinasına yolcu olarak binen sigortalının iş makinasından düşerek vefat etmesi şeklinde gerçekleşen zararlandırıcı sigorta olayı neticesinde, kesinleşen ceza dosyasında sigortalı ve davalı ...'e 4/8'er oranında kusur atfedildiği, dosyada alınan kusur raporunda ise, sigortalı ve davalı ...'e % 25'er kusur, yol yapım çalışmasını yürüten Kaya Hidrolik yetkililerine % 50 kusur verildiği, Mahkemece, % 25 kusur oranı kabul edilmek suretiyle davalı ... yönünden davanın kısmen kabulüne karar verildiği, yol yapım çalışmasını yürüten Kaya Hidrolik Sanayinin sahibi olduğu belirtilerek husumet yöneltilen davalı ... yönünden ise; ceza dosyasında şirketin limited şirket olduğu belirtildiğinden bahisle davanın husumet nedeniyle reddedildiği anlaşılmaktadır. Öncelikle husumet sorununun çözümlenmesi gerekmektedir. Husumet konusu, ilk itiraz niteliğinde olmadığından, davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi, gerek, mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur. Somut olayda, ceza dosyasında yer alan bir kısım tanık beyanlarında şirketin limited şirket olduğu yönünde ifadeler yer almakta ise de, bu konuda ceza mahkemesince bir belirleme yapılmadığı anlaşıldığından ve davacı Kurum tarafından şirketin adi şirket olduğu belirtildiğinden; Mahkemece şirketin nevi belirlenmeli ve davalı ...'ın şirketteki konumu açıklığa kavuşturulmalıdır. Şirketin adi şirket olduğunun anlaşılması durumunda ise, adi şirkette ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğu dikkate alınmalı, diğer ortaklar hakkında da dava açılması ve taraf ehliyetinin tamamlanması gerektiği gözetilmelidir.(Hukuk Genel Kurulunun 17.01.1990 tarih ve 13-457 E., 2 K sayılı Kararı) Diğer taraftan, savunma hakkı Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınmış, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 73. maddesi (01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesi) ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Adil Yargılanma" başlıklı 6. maddesinde de ayrıca düzenlenmiştir. Dava tarihinde yürürlükte olan anılan 73. madde hükmüne göre mahkeme, tarafları dinleyip; onları iddia ve savunmalarını beyan etmeleri için usulüne uygun biçimde davet etmedikçe hüküm tesis edemez. Somut olayda, dava dilekçesinin davalı ...'a muhatabın şehir dışında bulunduğu belirtilerek Tebligat Kanununun 21. maddesine göre tebliğ edildiği anlaşılmış olup, Tebligat Kanununun 21'inci maddesine göre, muhatap veya adına tebligatı kabule kanunen yetkili kimseler adreste yok ise tebliğ imkansızlığının söz konusu olduğu bu durumda tebliğ memuru Tebligat Tüzüğü 28. maddesine göre soruşturma işlemini yapmalıdır. Zira Tebligat Kanununun 21'inci maddesine göre kapıya yapıştırma tarihinin tebliğ tarihi kabul edilebilmesi için muhatap sadece tebligatın yapılacağı sırada adreste bulunmamalı ve fakat tevziat saatlerinden sonra o adrese geleceği belirli olmalıdır. (HGK. 13.10.1965 tarih ve 2/793-360; 16.09.1981 tarih ve 7/2371-604) Bu durumda davalı ...'a yapılan tebliğ işlemi “muhatabın tevziat saatinden sonra adrese dönüp dönmeyeceği” anlaşılamadığından usulsüzdür. Dava dilekçesinin anılan davalıya yöntemince tebliği ve taraf teşkili sağlanmadan; davalının savunma hakkı ortadan kaldırılarak davanın esasına girilip hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma sebebidir. Kabule göre de, davalı ... yönünden talebe davalı kusuru uygulanmak suretiyle eksik rücu alacağına hükmedilmesi de isabetsizdir. O halde, davacı Kurum ve davalılardan ...'ın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan ...'a iadesine, 21.06.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/8129, K. 2012/12070, T. 21.06.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-8129-e-2012-12070-k-6c1a46dbdc6d