Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/18809 E. 2012/16961 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/18809
- Karar No
- 2012/16961
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 2008/266-2011/771 Davacı, davalı ... bünyesinde 01.02.1987- 08.08.1999 tarihleri arasında rasıt olarak aralıksız çalıştığını iddia ile çalışmalarının sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulü ile davacının davalı işveren yanında 01/11/1987-19/04/1998 tarihleri arasında 3768 gün hizmetinin bulunduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Hükmün, davalı SGK avukatı ile davalı idarenin 662 sayılı Kanun Hükmünde kararname ile taraf sıfatı kazanan Bakanlık avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-) Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre, davanın her aşamasında ileri sürülebilen ve taraflarca ileri sürülmese dahi, gerek, mahkemece, gerekse Yargıtay’ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulan husumetin tespiti için Elektrik İşleri Etüt İdaresinin hangi kurum bünyesine devrolduğu araştırılarak devralan kuruma husumet yöneltilmelidir. 2-) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer taraftan 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Eldeki davada davacının hizmet döküm cetveli incelendiğinde davalı Elektrik İşleri Etüt İdaresinden verilmiş herhangi bir işe giriş bildirgesinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece kabul edilen süre içerisinde davacı adına dava dışı Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünden bildirim yapıldığı ve bu bildirimin 29.11.1987 tarihinde son bulduğu anlaşılmakta olup; davacı adına Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünden verilen 18.06.1987 tarihli işe giriş bildirgesi dikkate alındığında dava konusu dönemde davacının Köy Hizmetleri bünyesinde mi yoksa Elektrik İşleri Etüt İdaresi bünyesinde mi çalıştığının, davacı adına verilen bildirgenin hangi çalışma nedeniyle verildiğinin tespiti gerekirken yazılı şekilde hüküm verilmesi isabetsizdir. Şayet bildirgenin, davacının farklı bir işi nedeniyle verildiği anlaşılırsa bu kez davacının Elektrik İşleri Etüt İdaresi bünyesindeki çalışmaları açısından talep konusu dönemde hak düşürücü süreyi kesecek nitelikte belgelerin bulunup bulumadığının araştırılması ve hak düşürücü sürenin dava tarihi itibari ile geçip geçmediğinin belirlenmesi gerekir. Öte yandan, dava dosyası içerisinde davacı imzalı tarihsiz istisna akdi şeklinde yapılan sözleşmeye göre davacının her gün sabah saatlerinde 1 kez dere kenarına giderek çalıştığı belirgin olup, davacının tüm mesaisini bu işe hasredip hasretmediği, çalışmasının part-time olup olmadığı, bu işlerin günde kaç saatte yapılabileceği hususlarında yeterince araştırma yapılması, çalışmanın niteliğinin ve süresinin belirlenmesi ve davacı adına yapılan ödemelere ilişkin belgelerin ve davacının tuttuğu ölçümlere ilşkin belgelerin olup olmadığının araştırılması ve bu belgelerden davacının imzasını içerenler yönünden imzanın aidiyeti davacı tarafından kabul edilenler ile inkâr edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine davacı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksinin eşdeğer delillerle kanıtlanması için davacıya delillerinin sorulması, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliğinin nazara alınması, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturmanın yapılarak uyuşmazlık konusu hususun, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; delillerin hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı ...'ne iadesine, 01.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.