Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/16782 E. 2012/27020 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/16782
Karar No
2012/27020
Karar Tarihi

Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi No :377-264 Dava, murisin davalı işverenlere ait işyerinde 01.04.1974-01.03.2007 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmda belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir. Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında, 24.11.2009 tarihinde açılan inceleme konusu işbu dava değerlendirildiğinde; hakkında işe giriş bildirgesi düzenlenmeyen, dönem bordrosuna dayalı bildirim veya davalı SGK Başkanlığı kayıtlarına geçmiş herhangi bir belirleme ya da kendisine ödenen ücret/maaş üzerinden sigorta primi kesintisi bulunmayan murisin Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesinin 1983/100 E., 1984/31 K. sayılı ilamı ile cezalandırılmasına karar verildiği, kesinleşen karar uyarınca murisin 13.11.1982-20.03.1986 tarihleri arasında cezaevinde bulunduğunun anlaşılması karşısında, 20.03.1986 tarihinden önceki dönem yönünden isteminin hak düşürücü süreye uğradığının kabulü gerekmekte olup, 01.04.1974-20.03.1986 tarihleri arasındaki talebin reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, 20.03.1986-01.03.2007 tarihleri arasındaki dönem yönünden yapılan incelemenin yetersiz olduğu anlaşılmaktadır. Murisin, ilçe otobüs garajında bulunan davalılara ait otobüs yazıhanesinde çalıştığının tespiti talep edilmiş olup, kesintisiz olduğunu iddia ettiği dava konusu dönemde geçen çalışmalarının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; dava konusu dönemde iddia olunan çalışmanın geçtiği otobüs yazıhanesinin sahibinin kim olduğu, vergi dairesi, belediye, emniyet, ticaret sicili kayıtlarından araştırılarak işveren belirlenmeli, işyerinde yapılan denetim var ise buna ilişkin belgeler ile garaj kayıtları celbedilmeli, gerekirse işyeri kayıtları üzerinde inceleme yapılmalı, muris adına vergi kaydının olup olmadığı araştırılmalı, dava konusu dönemde işveren nezdinde düzenlenmiş belgeler olup olmadığı araştırılmalı, dava konusu dönemde işyeri devri yada işverenler arasında organik bağ bulunması, başka bir deyişle kesintisiz çalışma söz konusu olması durumunda, hak düşürücü sürenin çalışmanın sona erdiği yılın sonundan başlayacağı gözetilmeli, muris ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile, gerektiğinde aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, tespiti istenen dönemde davalı işyerinde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma ve inceleme yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.12.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/16782, K. 2012/27020, T. 25.12.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-16782-e-2012-27020-k-2cb464df762b