Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/16590 E. 2012/18064 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2011/16590
Karar No
2012/18064
Karar Tarihi

Mahkemesi :İş Mahkemesi No : 2010/388-2011/574 Davacı, davalı ... Köyü Muhtarlığı nezdinde 1976 Yılından 2003 yılına kadar bekçi olarak aralıksız çalıştığını iddia ile işveren tarafından eksik gösterilen çalışmalarının sigortalı çalışma olarak tespitini istemiştir. Mahkemece, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi 1-)5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Öte yandan, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2003/21 - 43 Esas, 2003/97 Karar ve 26.02.2003 tarihli kararında ayrıntıları açıklandığı üzere; kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını ya da kesintisiz çalıştığını söylememiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturur. Bu karinenin, aksinin, ancak, eş değer de delillerle kanıtlanması gerekmekte olup tanık sözlerine değer verilemez. Bu halde ise hak düşürücü sürenin kesinti tarihleri dikkate alınarak her bir dönem bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir. Davaya konu somut olayda Mahkemece davacının 15.06.1988 – 28.06.1988 tarihleri arasında 14 günlük çalışmasının davalı kuruma tam olarak bildirildiği ve eksik gününün olmadığı, ayrıca hak düşürücü sürenin de fazlası ile geçtiği gerekçesi ile davanın reddedildiği anlaşılmakta ise de; davacının davalı kamu kurumu niteliğindeki köy tüzel kişiliğinden anılan tarihler arasında sigorta priminin kesildiği ve bu dönemler içerisinde bildirimi olması nedeniyle bu tarihten sonrası bakımından hak düşürücü sürenin davada söz konusu olmayacağı dikkate alınarak karar verilmesi gerektiği açıktır. Davalı muhtarlığın davacı adına 16.11.1977 tarihinde 150 TL, 10.12.1977 tarihinde de 150 TL ücret ödediği anlaşılmaktadır. Ayrıca işyeri gelir gider defterinin incelenmesinden 30.06.1979 tarihinde de 250 TL daha ücretin davacıya ödendiği belirgin olup, bu tarihten sonrası için de 30.11.2001-14.08.2003 tarihleri arasında ücret ödemesi yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu açıklamalardan sonra davacının, kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının gerçekliği ve ispatı bakımından, davacının talep ettiği çalışma süresinin belirlenebilmesi amacıyla; tespiti istenen dönemde davalı işyerinde 1988 tarihi öncesinde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa belgeler getirtilmeli, iş bu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın aidiyeti davacı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine davacı tarafından hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanması için davacıya delilleri sorulmalı, çalışma ile ilgili tüm belgeler davalı kurumdan; puantaj kayıtları ve köy karar defterleri, çalışan sigortalılara ilişkin ödeme emirleri davalı köy muhtarlığından getirtilmeli, davacının bekçi olduğu iddiası karşısında Köy bekçileri için Jandarma Karakol Komutanlığı ve Kaymakamlıktan alınan mazbata kaydının olup olmadığı, silah ve mermilerin verilip verilmediği araştırılmalıdır. 1988 yılında sigortalı çalışan davacının 2001 yılından 2003 yılına kadar Kaymakamın ricası üzerine yardım niteliğinde ödemelerin yapıldığını iddia eden muhtarlığın beyanı inandırıcı olmaktan uzak görünmekle birlikte, çalışmanın gerçekliği bakımından dava konusu dönemde davacının çalışmasını bilen Köy İmamları ve Köyde görevli öğretmenler tanık olarak dinlenmelidir. Son olarak davacının kurum şahsi dosyasında 01.08.1988 tarihinden 31.01.2000 tarihinde kadar ... Gıda San. Tic. AŞ.’de geçen çalışmaları, yine 1115... sicil numaralı işyerinden bildirilen sigortalı çalışmaları da göz önünde bulundurularak ve böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre bir karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 08.10.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2011/16590, K. 2012/18064, T. 08.10.2012, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2011-16590-e-2012-18064-k-9cc245b29ded