Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2011/12899 E. 2012/22613 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2011/12899
- Karar No
- 2012/22613
- Karar Tarihi
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :580-62 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, taraflar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünülüp aşağıdaki karar tespit edilmiştir. Davacı, 02.07.1997-31.07.2000 tarihleri arasında davalı işyerinde gişe-kasa memuru olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, re'sen dinlenen tanık ...'in 01.11.1997 tarihinde işe girdiği, beyanında davacının kendisinden sonra işe girdiğini belirtmesi, davalı-komşu işyeri tanığı ...'nın da davacının askerden geldikten sonra işe başladığını beyan etmesi karşısında, davacının 02.07.1997-01.12.1997 tarihleri arasında davalı işyerinde çalışmadığı kanaatinin ağırlık kazandığı belirtilerek, bu tarihler arasındaki dönemin reddine, 01.12.1997 tarihi işe giriş tarihi olarak esas alınarak, 97/3. dönemde 30 gün, 98/I-II-III. dönemlerde 360 gün, 99/I-II-III. dönemlerde 360 gün, 2000/I. dönemde 120 gün ve 2000//II. dönemde 90 gün olmak üzere 31.07.2000 tarihine kadar toplam 960 gün çalıştığının tespitine karar verilmiş ise de, mahkemenin hükmü eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır. Davanın yasal dayanağı, 5510 sayılı Yasanın Geçici 7. maddesi kapsamında uygulama alanı bulan 506 sayılı Yasanın 79/10 maddesidir. 506 sayılı Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez”. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Davada somutlaşan olayda, davacının süresinde Kuruma intikal eden davalı işyerinden verilme 01.08.2000 tarihli işe giriş bildirgesinin bulunduğu, davalı işyerinin 15.11.1993 tarihinde kanun kapsamına alındığı, yapılan işin mahiyetinin döviz alım-satımı olduğu, ihtilaf dışı 01.08.2000-11.07.2008 tarihleri arasında davalı işyerinden Kuruma bildirilen sürelerin eksiksiz ve tam olduğu, davacının 06.03.1995-06.09.1996 tarihleri arasında askerlik yaptığı, bordro tanığı ...'in davalı işyerinde 01.11.1997 tarihinde çalışmaya başladığı, beyanında davacının kendisinden sonra işe başladığını belirttiği, aynı zamanda davalı işyerinin yönetim kurulu başkan yardımcısı olan ... ...'ye ait işyerinde çalışan davalı-komşu işyeri tanığı ...'nın 10.06.1997 tarihinde işe girdiği, tanığın 22.11.1995-24.05.1997 tarihleri arasında askerlik yaptığı, beyanında, 1998 yılında davacı ile birlikte askerden döndüklerini, davacının 1998 yılından önce işe girmiş olmasının mümkün olmadığını, davacının askerden geldikten 1-1,5 yıl sonra işsiz kaldığını, 1999 yılı sonunda veya 2000 yılı ortalarında davalı işyerinde çalışmaya başladığını belirttiği ve davacı tarafından Manisa 2. İş Mahkemesi'nde işçi alacaklarına ilişkin davanın bulunduğu anlaşılmaktadır. Hukuk Genel Kurulu'nun 29.06.2005 tarih ve 409/413 sayılı ilamında, hizmet tespiti davalarının hukuki niteliği ve ispat şekline ilişkin ilkeler şu şekilde belirtilmiştir. “Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür ve görevlileri, işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlenmelidir. Bu davalarda işverenin, çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır. Yukarıda açıklanan hususlar, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulmalı ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmetin tespitine karar verilmelidir.” Yukarıda belirtilen Hukuk Genel Kurul kararı doğrultusunda, somut olay değerlendirildiğinde; Davalı işyerinin döviz bürosu olduğu da gözetilmek suretiyle, ihtilaf konusu dönemde döviz bürolarının esas iştigal konuları olan döviz alım-satım işlemleri ile kimlerin ilgilendiği, "Döviz Alım Belgeleri" ve "Döviz Satım Belgeleri" nde davacının isminin bulunup-bulunmadığı, döviz alım-satımı dışındaki mal ve hizmet teslimlerinde fatura düzenlenmesi zorunlu olduğundan, bu faturalarda davacının isminin bulunup-bulunmadığı hususları araştırılmalı; işçilik alacaklarına ilişkin dava dosyası celbedilmeli; dinlenen tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde özellikle durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli; bordro tanığı ..., işyerindeki çalışmalara ilişkin her ay muhasebeden döküm geldiğini, davacı da dahil olmak üzere bütün çalışanların bu belgeleri imzaladıklarını beyan ettiğinden, davalı işyerinden ihtilaf konusu döneme ilişkin muhasebe kayıtları celbedilmeli; mahkemece davacının 01.12.1997 tarihinde işe girdiğinin kabul edilmesine karşın, beyanı hükme esas alınan davalı-komşu işyeri tanığı ...'nın davacının 1998 yılında işe girmiş olamayacağını, 1999 yılı sonunda veya 2000 yılı ortalarında çalışmaya başladığını beyan etmesi sebebiyle, tanık ... tekrar isticvap olunarak yukarıda belirtilen hususlar kendisinden sorularak, aradaki çelişki giderilmeli; ayrıca döviz bürolarının dış denetiminin Hazine Müsteşarlığı, Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası Yetkili Müesseseleri tarafından yapılması karşısında, varsa denetime yetkili kurumlarca düzenlenen raporlar araştırılmalı; böylelikle, davacının fiili çalışmalarının varlığı, başlangıç ve bitiş tarihleri, kesintili mi, sürekli mi olduğu hiçbir kuşku ve duraksamaya meydan vermeyecek biçimde belirlenmeli, toplanan ve toplanacak delillerin sonucuna göre davaya konu talep hakkında bir karar verilmelidir. Kabule göre de, 27.06.1956 gün ve 2/14 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıkça belirtildiği üzere davacıya karşı birlikte sorumlu bulunan birden çok gerçek ve tüzel kişi aleyhine açılan bir davanın, davalılar için müşterek bir sebepten dolayı reddedilmesi halinde, reddedilen miktar gözetilerek tek vekalet ücreti taktir edilmesi gerekirken yazılı şekilde her davalı için ayrı ayrı vekalet ücreti taktir edilmesi isabetsizdir. Mahkemenin, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yaparak elde edilecek sonuca göre karar vermesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının davacı ve davalılardan ... Döviz Tic. A.Ş.'ye iadesine, 21.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.