İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/990 E. 2026/21 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/990
Karar No
2026/21
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2025/990 Esas KARAR NO : 2026/21

DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 12/08/2025 KARAR TARİHİ : 13/01/2026

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılamaları sonunda; TALEP: Davacı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: " Davalı tarafından; ... 23 Mart 2025 tarihinde yayımlanan haberde müvekkili Şirket'in kişilik haklarına saldırı niteliği taşıyacak şekilde haber içeriği tanzim edildiğini, haber içeriğine ilişkin görseller yer almakla beraber; gerçekle bağdaşık olmayacak şekilde müvekkilli Şirket'in ihalelerinde yolsuzluk yaptığına yönelik suç isnadında bulunularak ticari itibar ve saygınlığı zedeleme kastı taşıyan ve müvekkilli şirket'in kişilik haklarının ihlaline sebebiyet veren saldırının durdurulması amacıyla mahkememiz huzurundaki işbu davayı açma zarureti hasıl olduğunu, beyanların içeriği müvekkilli şirketin kişilik haklarının ihlaline sebebiyet vermekte olduğunu, müvekkilli ... Şirketi, ...(...) tarafından, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesi ve de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre 2011 yılında kurulmuş olup, 25.08.2011 tarihinde ticaret siciline tescil edildiğini, müvekkilli şirket, sermayesinin %50’sinden fazlası kamu kuruluşuna ait olan bir şirket olduğunu, gerçekleştirdiği mal ve hizmet alım işleri ile yapım işleri 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na tabi olarak yürütülmekte olduğunu. Müvekkilli şirket; uzun yıllardır faaliyet gösteren, kamuoyu nezdinde yüksek bir itibara sahip, iştigal ettiği sektörde saygın bir şirket olduğunu, nitekim, müvekkilli şirket’in bünyesinde barındırdığı kamu özelliği sebebiyle, kamuoyu nezdindeki itibarının diğer şirketlere nazaran da daha dikkate değer olduğunu. Dolayısıyla,müvekkilli şirket hakkındaki asılsız ve dayanaksız ithamlar kamuoyu önünde müvekkilli şirket’in itibarının zedelenmesine yol açmakta olduğunu, müvekkilli şirket tüm mal ve hizmet alım işleri ile yapım işlerini 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamında, tamamen mevzuata ve rekabet ilkelerine uygun olarak, kamu kaynaklarının doğru ve verimli kullanılacağı şekilde gerçekleştirmekte olduğunu. müvekkilli şirket’in gerçekleştirdiği ihaleler bakımından hukukilik denetimi yapılmakta ve de ihalelerin bütünü 4734 sayılı Kanun’a uygun bir şekilde, kamu kaynaklarının verimli kullanımı çerçevesinde yürütülmekte olduğunu. anılan çerçevede de, müvekkilli şirket'in ihalelerinde yolsuzluk yapması gibi bir durum söz konusu olmadığını, müvekkilli şirket tarafından yapılan mal veya hizmet alımları ile yapım işleri 4734 sayılı Kanun kapsamında gerçekleştirilmekte olduğunu, kanun kapsamında belirlenen usullerle tüm işlemler hukuka uygun şekilde gerçekleştirilmekte ve belgelendirilmekte, Kanun kapsamında ihale yapılması gereken hallerde de ihale usulleri neticesinde ihaleler sonuçlandırılmakta ve de yükleniciler ile sözleşme bağlanmakta olduğunu, somut olay kapsamında davalı tarafından, ortaya atılan iddialar, tamamen gerçek dışıdır ve hiçbir somut delile dayanmamakta olduğunu, bu tür asılsız iddiaların, müvekkilli şirket’in itibarını hedef alarak kamuoyunda yanlış algı yaratmak maksadıyla kasten ortaya atıldığının açık olduğunu, hukuki dayanaktan tamamen yoksun olan bu iftiralar, doğrudan şirketin güvenilirliğini ve saygınlığını sarsmaya yönelik kasıtlı bir karalama kampanyasının parçası olduğunu, Somut olayda ise davalı tarafından verilen haber ile halihazırda yürütülen gizlilik kararı olan bir soruşturmanın içeriği hakkında dayanak yahut gerekçe gösterilmeksizin açıklamalar yapıldığını, müvekkilli şirket tarafından usulsüz işlemler yaptığı iddialara yer verildiğini, zikredilen ifadeler, gerçek dışı ve somut bir dayanağı olmayan suçlamalar içermekle kalmayıp, kamu nezdinde müvekkilli şirket’in saygınlığını zedelemeye ve ticari faaliyetlerini sekteye uğratmaya dair bilinçli çabanın ürünü olarak değerlendirilmesi gerektiğini, beyanların, basın ve ifade özgürlüğünün sınırları içinde kaldığının kabulü olanaksız olduğunu, kişilik haklarına yönelik saldırının, mahkemenizce tmk 25. maddesi gereğince durdurulması gerekmekte olduğunu, kişilik hakları saldırıya uğrayan müvekkilli şirketin lehine uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesini, davanın kabulüyle davalı tarafından yayımlamış olan haber içerğinin hukuka aykırılığının tespitiyle, beyanlardan kaynaklanan saldırının durdurulmasını, 0,05 TL tutarındaki manevi tazminatın, haksız fiilin gerçekleştirilme tarihinden itibaren işleyecek adi Kanuni faiziyle birlikte davalılardan alınarak müvekkilli Şirket'e ödenmesini, gider ve masrafları davalıdan karşılanmak kaydıyla ulusal çapta yayın yapan gazetelerden birinde yayınlanmasını, yargılama gideri ve de her iki asli talebimiz bakımından ayrı ayrı hesaplanacak vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini" talep ve dava etmiştir. SAVUNMA: Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu dilekçesinde özetle: "Yasal süresi içerisinde sunmakta olduğumuz işbu cevap dilekçemiz ile davacı tarafın aleyhe olan tüm iddialarına itiraz eder, aşağıda arz edeceğimiz gerekçelere istinaden davanın reddine karar verilmesini talep ederiz. huzurdaki dava, ticaret mahkemesinin görev alanında bulunduğundan mahkemenizce görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir. ayrıca dava şartı arabuluculuk da gerçekleştirilmemiş olup davanın usûlden reddine karar verilmesi gerekmektedir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 3. ve 4. maddelerinde de belirtildiği üzere; "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." denilmek suretiyle ve "Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; (...) öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır." denilmek suretiyle ticari iş ve ticari davaların kapsamı belirlenmektedir. Dolayısıyla Mahkemeniz dosyasındaki her iki tarafın tacir olması ve uyuşmazlığın ticari işletmelerle ilgili hususlardan doğmuş olması hâllerinde davanın ticari dava olduğu ve Ticaret Mahkemelerinde görülmesi gerektiği kuşkusuzdur. Yargıtay'ın da yerleşmiş içtihatları bu yöndedir. Bu kapsamda Mahkemeniz dosyasında "mahkemelerin görevi kamu düzeninden olduğundan dolayı göreve ilişkin itirazlar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilerek karara bağlanır" kuralı uyarınca huzurdaki davada görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir. Ayrıca yine 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A. maddesinde de belirtildiği üzere; "Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmünü haizdir. Ancak huzurdaki dosya bakımından davacı tarafça, dava dilekçesinde arabuluculuk faaliyetine başvurulduğunun belirtilmediği, buna ilişkin olarak arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanak aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin sunulmadığı açık olmakla birlikte, söz konusu eksikliğin dava açıldıktan sonra zorunlu arabuluculuğa başvuru yapılması tamamlanabilir bir dava şartı olmadığından bu hâliyle davacı tarafın arabuluculuğa başvurmadan doğrudan dava açtığı açıkça anlaşılmakta olup açılan davanın Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2. maddesiyle HMK'nın 115/2. maddesi hükmü gereğince, dava şartı yokluğu sebebiyle usûlden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Davacı taraf, her ne kadar davasını İstanbul Mahkemelerinde ikame etmiş ise de Mahkemenizin müvekkil yönünden davaya bakma yetkisi bulunmadığından yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yetki ile ilgili genel düzenlemesine bakıldığında; "MADDE 6- (1) Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir." hükmü yer almaktadır. Yukarıda yer verilen kanuni düzenlemeye bakıldığında yetkili mahkeme, müvekkilin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Bu bağlamda dava dilekçesinde de görüleceği üzere müvekkil şirketin yerleşim yerinin bulunduğu "..." adresini yargı çevresi içine alan mahkemede dava açılması gerekmektedir. Belirtilen adres ... Adliyesi'nin yargı çevresinde bulunduğundan dolayı bu aşamada mahkemenizce yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili olan ... Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir. dosyaya konu haberde isimleri geçen ekrem imamoğlu başta olmak üzere çok sayıda kişinin tutuklu bulunduğu ve haklarında soruşturmaların yürütüldüğü de dikkate alındığında yayınlanan haber içeriklerinde yer alan bilgilerin dikkate değer ve görünür gerçeğe uygun olduğu açıkça anlaşılmakta olup gerekli görülmesi hâlinde ilgili soruşturma dosyalarının da celbini talep ederiz. Kamuoyunun da yakından takip ettiği üzere; ... Başkanı ...ve beraberindeki 99 kişi hakkında; "suç örgütü yöneticisi olmak", "suç örgütüne üye olmak", "irtikap", "rüşvet", "nitelikli dolandırıcılık", "kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek" ve "ihaleye fesat karıştırmak" suçları ile yine İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 7 şüpheli hakkında "PKK/KCK terör örgütüne yardım etmek" suçundan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmış, ve çok sayıda şüpheli için tutuklama kararı verilmiştir. Dolayısıyla dava konusu haberlerin içeriklerinde yer alan bilgilerin dikkate değer ve görünür gerçeğe uygun olduğu açıkça anlaşılmakta olup gerekli görülmesi hâlinde ilgili soruşturma dosyalarının celbini talep etmekteyiz. Bu kapsamda; dava konusu haberlerde herhangi bir hukuksuzluk ve gerçeğe aykırılık söz konusu olmayıp işbu haksız, usûle ve yasaya olduğu kadar yerleşik içtihatlara da aykırı davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir. dava konusu habere bakıldığında gazetecilik mesleği gereği edinilen bilgilerin hukuka uygun olarak basın ve ifade özgürlüğü çerçevesinde kamuoyu ile paylaşılmasından ibaret olduğu görülmektedir. Davaya konu edilen haber metni incelendiğinde ilgili haberin gazetecilik faaliyeti kapsamında yapılan araştırma ile bu doğrultuda edinilen bilgilerin hukuka uygun bir şekilde okuyucular ile kamuoyunu gündeme ilişkin bilgilerden haberdar etme, bilgilendirme ve düşünmeye sevk etme gayeleri ile hazırlanarak yayınlandığı görülmektedir. İşbu davaya konu haberin; haber, basın ve ifade özgürlüğü çerçevesinde görünür gerçeklik ilkesine uygun bir şekilde güncel ve gündem ile bağlantılı olmak üzere yayınlandığı aşikârdır. Söz konusu haberde kişilik haklarına saldırı teşkil edecek bir ifade kesinlikle kullanılmamıştır. Davaya konu haber metni incelendiğinde ilgili haberin pek çok internet sitesinde de yayınlanmış olduğu görülecektir. Basının görevi görünür gerçeklik doğrultusunda kamuoyunu bilgilendirmek olduğundan ve olaylara ilişkin farklı bir bakış açısı sunulmasının demokratik toplumu daha da zenginleştireceğinden dolayı bir konuyla ilgili farklı mecralarda haber yapılması toplumun bilgi alma hakkını etkin kullanması bakımından son derece önemlidir. dava konusu haber yayımlandığı tarihteki görünür gerçekliği yansıtmaktadır. önemli olan yayın tarihindeki mevcut durumdur. bir haberin yayınlanabilmesi için maddi hakikatın ortaya çıkmasının beklenmesi gazetecilik faaliyeti ile bağdaşmamaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ...Esas, ...Karar ve 24.11.2020 Tarih sayılı ilamında belirtildiği üzere; "Basının, yayının yapıldığı andaki beliriş biçimine yani görünür gerçekliğe göre haber yapması yeterli olup, maddi gerçekliği araştırma yükümlülüğü bulunmadığı açıktır. Somut olayda, veriliş anındaki görünür gerçeğe uygun haber yapıldığının kabulü gerekir. Bu durumda, yayının hukuka aykırılığından ve davacının kişilik haklarının zedelediğinden söz edilemez." Hukuka uygun olduğu müddetçe söylenen sözler, yapılan haberler vs. kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyecektir. Söz konusu haberde davacının manevi varlığına saldırı teşkil edecek herhangi bir unsur olmadığı görülmektedir. Haberde asılsız hiç bir durum, davacının şeref ve haysiyetine, kişilik haklarına yönelmiş ifade ve amaç bulunmamaktadır. Anayasal bir hak olan basın ve ifade özgürlüğü çerçevesinde haber paylaşım hakkı kullanılmıştır. Önemle hatırlatmak gerekir ki, dava konusu haberin yayınlanmasında toplumsal ilgi mevcuttur. Kamuoyunu ilgilendiren ve haber alma hakkını temin eden gazetecilik mesleğinin en önemli görevlerinden birisi de bu türden olayları topluma duyurmak olup bu durum AİHM ve yerleşik Yargıtay içtihatları ile kabul görmüştür. Yukarıda belirtilen kriterlere uygun yapılan haber paylaşımı, hukuka uygun olduğundan davanın reddi gerekmektedir. dava konusu haber, anayasal ve uluslarararası sözleşmeler düzeyinde korunan basın özgürlüğü kapsamında olup güncelliği, içeriği ve amacı gibi kıstaslar bakımından basın özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı aihm içtihatlarıyla da açıktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin 1. fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz, nitekim Anayasa Mahkemesi'nin pilot kararlarında da ifade edildiği üzere; "Barındırdığı bilgilerle temel başvuru kaynağı hâline gelen internet, kişilere milyonlarca içerik arasından özgür seçim şansı sunmakta; kamusal tartışmalara aktif katılım imkânı sağlamaktadır. İnternet karşılıklı etkileşime açık yapısı, düşünceleri alma ve iletmede sunduğu geniş imkânlar ile ifade özgürlüğünün kullanımında vazgeçilmez bir vasıta olmuştur (Wikimedia Foundation Inc. ve diğerleri [GK], B. No: 2017/22355, 26/12/2019, § 68). Dolayısıyla internet sitelerine veya internet sitelerinde yer alan haberlere ve içeriklere erişimin engellenmesi biçiminde getirilen her türlü kısıtlama, bilgi alma ve verme özgürlüğüne dokunmakta, bu suretle ifade özgürlüğü yönünden bir müdahale oluşturmaktadır. (geniş değerlendirme için bkz. Keskin Kalem Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. ve diğerleri, §§ 80-84). İç hukukumuzda Anayasanın 28. Maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenen basın özgürlüğü, ifade özgürlüğünün en önemli görünümlerinden biridir. 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 3. maddesinde; “Basın özgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eser yaratma haklarını içerir. Basın özgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygun olarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlâkının, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması, Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.” hükmü yer almaktadır. Mahkemenizce takdir edileceği üzere, "basının görevi; geneli ilgilendiren ya da ilgilendirmesi gereken tüm olaylar hakkında objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde, halkı aydınlatmak, çeşitli konularda kamuoyunu düşünceye sevketmek için tartışmalar açmak, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatmak, yöneticileri eleştirmek ve uyarmak, bireyleri içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları yönünden bilinçlendirmektir…’ (Y.HGK. T.10.3.2004, E.2004/4-149, K.2004/146) Yine davaya konu haber paylaşımının, basına tanınan haber verme hakkı kapsamında, hukuka uygun bir biçimde kullanılıp kullanılmadığına ilişkin olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 13.02.2007 tarih, ... Esas ve ...sayılı kararında belirlediği ölçütlere de bakıldığında bahse konu haberin hukuka uygunluğu anlaşılacaktır. Bu ölçütlere göre haber verme hakkı, haberin ''gerçek'' ve güncel olması, ''aktarılmasında kamu yararı olması ve ''veriliş biçimiyle haberin özü arasında düşünsel bir bağ içermesi'' kaydıyla hukuka uygun kullanılmış sayılacaktır. Hiçbir surette söz konusu haber içeriğinin hukuka aykırı olduğunun kabulü anlamına gelmemekle birlikte; basın hukukundan kaynaklanan talep ve davalarda farklı bir değerlendirmenin yapılması gerekir. Kamusal menfaat ile kişisel menfaatlerin çakışması halinde basın faaliyeti kapsamında kamu menfaatinin korunduğu yerleşik içtihatlarla kabul görmektedir. Daha önce de ifade edildiği üzere basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda hukuk düzeninin korunması bakımından temel ölçüt kamu yararıdır. Bu nedenle basının konumu ve basına sağlanan güvence daha özel ve farklıdır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 15.01.2014 tarih, ...Esas ve...Kararında da belirtildiği üzere “…Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir…” denilmek suretiyle basın hukukundan kaynaklanan talep ve davalarda farklı bir değerlendirmenin yapılması gerektiği belirtilmiştir. İşbu sebeplerle, dava konusu haberde herhangi bir hukuksuzluk ve gerçeğe aykırılık söz konusu olmayıp işbu haksız, usûle ve yasaya olduğu kadar yerleşik içtihatlara da aykırı davanın reddi gerekmektedir. Mahkemeniz dosyasında ilk olarak 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 3. ve 4. Maddeleri göz önüne alınarak mahkemenizin görevsizliğine, Davacı tarafın arabuluculuğa başvurmadan doğrudan dava açtığı açıkça anlaşılmakta olup açılan davanın Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2. maddesiyle HMK'nın 115/2. maddesi hükmü gereğince, dava şartı yokluğu sebebiyle usûlden reddine, Açılan dava hakkında yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili ... Asliye Ticaret Mahkemelerine gönderilmesine, Aksi kanaatte ise; yapılacak yargılama neticesinde dava konusu haberin basın özgürlüğü sınırları dâhilinde yayınlanması sebebiyle hukuka uygun olduğundan bahisle davanın reddine, Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini" talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Davalının haber sitesinde 23/03/2025 tarihli haberi ile davacının kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla 0,05 TL manevi tazminat isteminden ibarettir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-2. Maddesinde; "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." şeklinde düzenleme yapılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A maddesinde; "(1) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. (2) Arabulucu, yapılan başvuruyu görevlendirildiği tarihten itibaren altı hafta içinde sonuçlandırır. Bu süre zorunlu hâllerde arabulucu tarafından en fazla iki hafta uzatılabilir" şeklinde düzenleme yapılmıştır. Davacı tarafından davanın ilk olarak ... 34. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ...Esas numaralı dosyası ile ikame edildiği, mahkemece görevsizlik kararı verildiği ve dosyanın mahkememizin yukarıda yazılı esas numarasına tevzi edildiği anlaşılmıştır. Mahkememizce 18/12/2025 tarihli tensip tutanağı 2 numaralı ara kararı ile davacı tarafa arabuluculuk son tutanağını sunmak üzere 6325 sayılı Kanun'un 18/A-2 maddesi uyarınca 1 haftalık kesin süre verilmiş ve kesin süreye uyulmaması hâlinde davanın usulden reddedileceği ihtar edilmiştir. Davacı tarafça verilen kesin süre içerisinde arabuluculuk son tutanak aslı ya da arabulucu tarafından aslı gibidir onaylı sureti sunulmamıştır. Tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı tarafından davalı aleyhine haksız fiilden kaynaklı manevi tazminat davası ikame edildiği, tarafların tacir olması hâsebiyle ... 34. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce mahkememize görevsizlik kararı verildiği, TTK 5/A uyarınca konusu bir miktar para olan tazminat davalarının açılmasından evvel arabulucuya başvurulması dava şartı olarak düzenlenmiştir. Somut olay bakımından Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararı sonrasında mahkememizce verilen kesin süre içerisinde ve hatta duruşma gün ve saatine kadar davacı tarafça arabuluculuğa başvurulduğuna dair bir beyan yahut arabuluculuk son tutanağı aslı ya da arabulucu tarafından aslı gibidir onaylı sureti mahkememize ibraz edilmemiş olması nedeniyle davanın usulden reddine dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Ayrıntısı ve gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere : 1-Davanın USULDEN REDDİNE, 2-Karar tarihi itibariyle 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin alınan 615,40 TL'nin mahsup edilerek bakiye 116,60 TL harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinden bırakılmasına, 4-Davalı tarafından yapılan her hangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte olan A.A.Ü.T. 13/2 maddesi gereğince dava değeri olan 0,05 TL üzerinden hesaplanan 0,05 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Taraflarca yatırılan gider ve delil avansından arta kalan kısmın karar kesinleştiğinde HMK.m.333 hükmü uyarınca ilgili tarafa iadesine, Dair; taraf vekillerinin yüzüne karşı verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde mahkememize veya bulunulan yer asliye ticaret mahkemesine dilekçe ile başvurmak koşuluyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.. 13/01/2026

Katip e-imzalıdır

Hakim e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2025/990, K. 2026/21, T. 13.01.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-990-e-2026-21-k-1c8d85a12825