İlk Derece Mahkemesi · İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/561 E. 2026/311 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2024/561
Karar No
2026/311
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/561 KARAR NO : 2026/311

DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 06/08/2024 KARAR TARİHİ : 26/03/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı asil dava dilekçesinde özetle; Çalışma ücretinin ödenmemesi nedeniyle borçlu ----- hakında --- ATM ---- karar numaralı 16.12.2012 tarihli kararı ile ---- Genel İcra Dairesi ----- nolu icra takibinin devam etmesine rağmen boçlu şirket sahipleri ve yöneticileri olan davalıların mal kaçırmaları tüzel kişilik perdesi arkasına saklanarak şirketin mal varlıklarını gizleyerek kurdukları paravan şirketlere ve kendi mal varlıklarına katmaları vb. hileli davranışarı nedeniyle alacağını tahsil edemediğini, borçlu şirketin ortakları ve sorumlu müdürü ----- tarafından mal kaçırma amacı ile ---- kurulduğunu, ----borçlu ----- devamı niteliğinde olduğunu belirterek borçlu davalıların tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak borçlu şirketin sahibi ve hakim ortakları olmaları ve mal kaçırmaları nedeniyle borçlu şirketin borcundan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulma kararı verilmesini, bunlara ait taşınır taşınmaz mallarıyla üçüncü küşilerdeki hak ve alacakları üzerine alacağın ilamına dayalı olması nedeniyle teminatsız veya adli yardım kapsamında karşılanmak üzere ihtiyati haciz kararı verilmesini, yargılama giderlerinin davalı borçlulara yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalılar vekilinin cevap dilekçesinde özetle;----- firması'nın 2014 den beri tasfiye olduğunu ve resen kapandığından tarafın belirtmiş olduğu isimler üzerinde sorumluluk kalmdığını hatta kişilerin üzerinde resmi olarak görülmediğini, ---- ve ----- dava konusundan önce ortaklıktan çıktığını, ---- Şirkette hiçbir ortaklığının olmadığını, ---- 2020 yılında ----- devralınmış bir şirket olduğunu, ----- şirkette ortaklığı olduğunu fakat şirketin faaliyetleri bittiği tasfiye olmasının kapanmasının gerektiği için son verdiğini, şirketin mal varlığı yada sermayesinin herhangi bir şirkette yada şahsi sorumluluklar adına tescil edilmediğini aksine şirketle ilgili resmi kayıtların mevcut olduğunu kötü niyetin asla bulunulmadığını ve resmi işlemlerle açık görüldüğünü, kötü niyet veya mal kaçırma denilen eylemlerin ispata dayalı olacağından karşı tarafın böyle bir eylemin oluşunu ispatlayıp somut bir dayanağı ortaya koymasının önem teşkil ettiğini, dava dilekçesinde resmi olarak bir mal kaçırma yada tescil olduğunu somut bir durumu belirticek bir konu belirtmediği gibi dava ile ilgisi olmayan bir dolu hikaye anlatarak hukuk organlarını ispata dayalı olmadan meşgul ettiğini, hukukumuzda kabul edilen "ayrılık ilkesi" gereğince, tüzel kişi şirketler ile kendisini oluşturan ortak ve üyelerin birbirinden bağımsız kişilikleri ve malvarlıkları bulunduğundan şirketlerin veya ortak ve üyelerinin karşılıklı olarak birbirlerinin borçlarından sorumluluğu bulunmadığı gibi, farklı tüzel kişiliğe sahip kardeş/yavru şirketler ile asıl şirketin karşılıklı olarak birbirlerinin borçlarından doğan sorumluluğunun da bulunamayacağını, kişilerin ancak somut olaya uygun bir kanuni düzenleme bulunmaması halinde istisnai olarak başvurulabileceklerini, Yargıtay'da bu durumu "Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Teorisi, ana kuralın istisnası olarak ancak belirli ve sınırlı durumlarda sakınılarak uygulanması gereken bir yol olduğu" (Yargıtay ---- şeklinde açıkladığını,. "...Bir sermaye şirketi türü olan limited şirketlerde ortaklar açısından sınırlı sorumluluk ilkesi geçerlidir. Ortağın asıl borcu, taahhüt ettiği sermayeyi ödemektir. Sermaye borcunu tam olarak yerine getiren ortağın sorumluluğu sona ermektedir. İlke olarak kanun, ortaklarla limited şirket alacaklıları arasında bir ilişki kurmamış, alacaklılara gereğinde ortaklara başvurma imanını tanımamıştır." (Yargıtay----- Perdenin aralanması sonucu tüzel kişiliğe hukuken tanınan kişiliğe tamamen dokunulmadığını yalnızca kötü niyeti engellemek ve mağduriyeti gidermek adına somut olaya özgü olarak perdenin aralandığından tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasının yalnızca somut olay açısından hüküm ifade edeceğinin belirtilmesi gerektiğini, bu bağımsızlık neticesinde tüzel kişinin iradesi organları aracılığıyla açıklanmakta, bu irade açıklamalarından tüzel kişinin kendisi bizzat sorumlu olmakta ve tüzel kişiliğin ortaklarının kanuni istisnalar dışında herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını davanın reddine, yargılama giderleri ile ücret vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

RAPOR: Bilirkişi raporunda özetle; Davalılardan ----- kuruluş ve hisse devrine ait ---- gazeteleri haricinde davalılardan ---- ait herhangi bir defter, belge ve kaydın Bilirkişi incelemesine sunulmadığı; Davalılardan ----- kanuni defter ve Kayıtlarına ilişkin ise sadece-----hisse devrine ait -----2021, 2022, ve 2024 yıllarına ait aşağıdaki defter tasdiklerinin görüntülerinin sunulduğu; Davalılar tarafından sunulan işbu defterlere ilişkin bilgi ve belgelerin HMK 222 maddesi uyarınca lehine delil teşkil edecek vasıfta olmadığı; Dava dosyasına sunulmuş ---- Gazetelerinin özet olarak tablodaki gibi olduğu; ----- Genel İcra Dairesinin Sayın Makemenize sunduğu cevap yazısı ekindeki ---- İcra ----- 30.03.2012 tarihli Takip Talebinde alacaklının davacı -----, borçlunun -----. ve 20.000,- TL, 10.06.2010 tarihli asıl alacak+5.666,30TL 10.06.2010-30.03.2012 %17,75 değişen oranlarda reeskont-avans faizi+672,20TL 16.02.2012 tarihli yargılama gideri+7,13 TL 16.02.2012-30.03.2012 %9 değişen oranlarda adi kanuni faizi+297,- TL 16.02.2012 tarihli peşin harç+3,15 TL 16.02.2012-30.03212 %9 değişen oranlarda adi kanuni faizi = 26.645,78 TL Toplam alacağın olduğu; Dosya kapsamında bulunan deliller incelendiğinde, yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda borçlu şirket ile ----- şirketi ve davalılar arasında iktisadi anlamda bir kader birlikteliğinin bulunmadığı ve bu sebeple dava konusu borçtan dolayı davalıların sorumluluğunun bulunmadığı; şeklinde sonuç ve kanaatine varıldığı beyan edilmiştir.

EK RAPOR: Bilirkişi ek raporunda özetle; Davalılardan---kuruluş ve hisse devrine ait ----gazeteleri haricinde davalılardan ----- ait herhangi bir defter, belge ve kaydın Bilirkişi incelemesine sunulmadığı; Davalılardan -----kanuni defter ve Kayıtlarına ilişkin ise sadece---- hisse devrine ait ---- gazetesi ile -----2021, 2022, ve 2024 yıllarına ait aşağıdaki defter tasdiklerinin görüntülerinin sunulduğu; Davalılar tarafından sunulan işbu defterlere ilişkin bilgi ve belgelerin HMK 222 maddesi uyarınca lehine delil teşkil edecek vasıfta olmadığı; --- Genel İcra Dairesinin Sayın Mahkemenize sunduğu cevap yazısı ekindeki ---- İcra ---- 30.03.2012 tarihli Takip Talebinde alacaklının davacı ----, borçlunun ----- ve 20.000,- TL 10.06.2010 tarihli asıl alacak+5.666,30 TL 10.06.2010-30.03.2012 %17,75 değişen oranlarda reeskont-avans faizi+672,20TL 16.02.2012 tarihli yargılama gideri+7,13 TL 16.02.2012-30.03.2012 %9 değişen oranlarda adi kanuni faizi+297,- TL 16.02.2012 tarihli peşin harç+3,15 TL 16.02.2012-30.03212 %9 değişen oranlarda adi kanuni faizi = 26.645,78 TL Toplam alacağın olduğu; Kök raporda da ifade edildiği üzere, aynı veya akraba kişilerin aynı sektörde farklı şirketler kurmaları, aynı şirket merkezinde faaliyette bulunmaları gibi hususlar tek başına organik bağ iddiasını ispatlamamaktadır. Davalıları ekonomik bir birliktelik içerisinde bulunduklarının ispatlanması gerekmektedir. Dosya kapsamında yapılan incelemeler sonucunda bu aşamada söz konusu ekonomik birlikteliğin gerçekleşmediği; şeklinde sonuç ve kanaatine varıldığı beyan edilmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; tüzel kişiliğin perdesinin aralanması yoluyla davalıların takipteki borçlardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarının tespiti ve alacağın tahsili istemine ilişkindir. Somut olayda, davacı davalıların ---- İcra Müdürlüğünün ----- esas sayılı dosyası nedeniyle davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarının tespiti ve 70.000,00 TL alacağının tahsilini talep etmiştir.Davalı ----- ve diğerlerinin vekilinin öninceleme duruşması sonrasında cevap dilekçesi başlıklı beyan dilekçesi sunduğu, vekil marifeti ile davayı takip ettikleri anlaşılmıştır. Davacı asile davanın özünün aydınlatılmasına yönelik olmak üzere dava dilekçesinde delil olarak başvurduğu tanıklarını bildirmek üzere 1 nolu celsenin 3 nolu ara kararı uyarınca süre tanınmış olmasına rağmen davacı asil safahatta tanık listesi sunmadığı anlaşılmıştır. ----- Genel İcra Dairesi'nin cevap yazısı ekindeki ---- İcra ---- esas ve 30.03.2012 tarihli Takip Talebinde alacaklının davacı -----, borçlunun------ ve 20.000,00 TL asıl alacak ve kanuni faizler olmak üzere 26.645,78 TL alacağın talep edildiği, borç sebebinin ----. Asliye Ticaret Mahkemesinin, ---- nolu ------ Karar nolu 16.10.2012 tarihli ilamı” gösterildiği anlaşılmıştır. Çözümü teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle dosya kapsamında bilirkişi heyeti oluşturularak bilirkişi raporu alınmıştır. 20/03/2025 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; " Dosya kapsamında bulunan deliller incelendiğinde, yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda borçlu şirket ile ------ şirketi ve davalılar arasında iktisadi anlamda bir kader birlikteliğinin bulunmadığı ve bu sebeple dava konusu borçtan dolayı davalıların sorumluluğunun bulunmadığı" yönünde tespit ve değerlendirmelerde bulunulduğu, davacı asilin bilirkişi raporuna karşı itirazda bulunduğu, itirazların karşılanması amacıyla ek rapor tanzimi yoluna gidildiği, 03/08/2025 tarihli bilirkişi ek heyet raporunda; " Kök raporda da ifade edildiği üzere, aynı veya akraba kişilerin aynı sektörde farklı şirketler kurmaları, aynı şirket merkezinde faaliyette bulunmaları gibi hususlar tek başına organik bağ iddiasını ispatlamamaktadır. Davalıları ekonomik bir birliktelik içerisinde bulunduklarının ispatlanması gerekmektedir. Dosya kapsamında yapılan incelemeler sonucunda bu aşamada söz konusu ekonomik birlikteliğin gerçekleşmediği" yönünde tespit ve değerlendirmelerde bulunulduğu anlaşılmıştır. Somut olay incelendiğinde davacının ----Şirketinden olan alacağının tahsili için ----Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ----esas ve --- karar sayılı kararına istinaden ------- nolu takip ile alacak talebinde bulunduğu, söz konusu icra takibi ile alacağını tahsil edemediği, diğer davalı şirket ----Şirketi ile şirket yöneticileri diğer davalılar-----mal varlığını kaçırma eylemi içerisinde olduklarının ileri sürüldüğü, dosya kapsamından davacının davasını eda davası olarak ikame ettiği ancak davalı ----- Şirketine karşı arabuluculuk başvurusunda bulunmadığı anlaşılmakla mezkur davalı yönünden açılan davanın tefriki ile mahkememiz ----esasına kaydedilerek -----karar numarası altında; "Davanın 6102 Sayılı kanun 4. Ve 5/A maddeleri, 6325 Sayılı Kanun 18/A-2. Maddesi HMK 114/2. Ve 115/2. Maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE" şeklinde hüküm kurulduğu, dosyanın incelenmesi neticesinde diğer davalı şirket olan ----- Şirketi hakkında da arabuluculuk başvurusunun yapılmadığının anlaşıldığı, diğer davalılar yönünden ise tüzel kişiliğin perdesinin aralanması kapsamında serdedilen delillerin davanın iddiasını ispatlayamadığı, tanık deliline başvurulmuş olmasına rağmen davacının tanıklarını dinletmediği, bilirkişi incelemesi kapsamında davacının alacağınının tespit edilemediği, davacı yanın açıkça yemin deliline başvurmadığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 179 ve 195. maddelerine göre Yargıtay kararlarında; dava veya cevap dilekçesinde yemin delili açıkça belirtilmiş veya taraf delil dilekçelerinde belirtilen delillerin yanında eğer "diğer deliller, ve sair deliller, tüm kanuni deliller" gibi bazı ifadeler kullanmışsa bu ifadelerin içine "yemin" delilinin de gireceğinden, hakimin yemini hatırlatması gerektiği ifade edilmekteydi. İş bu dava açılmadan önce 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda ise mahkeme hakiminin yemin teklif etmek isteyip istemediğini taraflardan birisine hatırlatmak ödevi olduğunu gösteren bir hüküm bulunmamaktadır. Medeni usul hukukumuza hakim olan en önemli ilkelerden biri tasarruf ilkesidir. 6100 sayılı HMK'nin 24. maddesine göre; "Hakim iki taraftan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. Hiç kimse, kanunda açıkça belirtilmedikçe kendi lehine olan bir davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.” Mahkemeler, özel hukuka ilişkin bir uyuşmazlığı kendiliğinden çözmeye çalışamazlar. Taraf iradesine öncelik verilmesi ve tarafın talebinin esas alınması sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir. Yine HMK'nin 119/e, f ve ğ bendleri ile HMK’nin 129/d, e ve f bentlerinde tarafların açık bir şekilde talep sonuçlarının, iddia ve savunmaları ile iddialarının ve savunmalarının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında açık özetlerinin ve delillerinin nelerden ibaret olduğunun belirtilmesini zorunlu kılmaktadır. HMK’nin 25. maddesinde ise ‘taraflarca getirilme ilkesi' kabul edilmiştir. Bu ilke gereğince kural olarak Hakim, kendiliğinden taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Bu ilkenin bir sonucu olarak, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. (Yargıtay----- Somut olaya bakıldığında dava dilekçesi ile açıkça ‘yemin’ deliline dayanmadığı, dava dilekçesinde "her türlü diğer yasal deliller" ibaresinin bulunduğu, yargılama aşamalarında yemin deliline dayanıldığına ilişkin bir beyanın da bulunmadığı anlaşılmakla dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller muvacehesinde davacıya yemin delili hatırlatılmamıştır. Sonuç olarak Mahkememizce, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının tüzel kişiliğin perdesinin aralanması muvacehesinde davalılardan alacağını ispatlayamadığı vicdani kanaati ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi madde 3/2 bendinde; " Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur" şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir Benzer konuya ilişkin ---- Bölge Adliye Mahkemesinin ---- Hukuk Dairesinin ---- esas ve ----- karar sayılı ilamında" Buna göre, haklarında açılan davaların reddine karar verilen ve red sebepleri farklı olan davalılar ------ lehine maktu vekalet ücretinin ayrı ayrı davacıdan tahsili ile ayrı ayrı davalılara verilmesine karar verilmesi gerekirken yerel mahkemece tek vekalet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur." şeklinde gerekçelere yer verildiği görülmüştür. Sonuç olarak davalı ----Şirketi'ne karşı açılan davada arabuluculuk şartı yerine getirilmemesi sebebiyle usulden ret kararı verildiği, diğer davalılar hakkında ise esastan ret kararı verildiği hususu nazara alınarak Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi madde 3/2 bendi kapsamında davalı ---Şirketi lehine ayrı vekalet ücreti takdir edilmiştir.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın davalı ------ Şirketi bakımından 6102 Sayılı kanun 4. Ve 5/A maddeleri, 6325 Sayılı Kanun 18/A-2. Maddesi HMK 114/2. Ve 115/2. Maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE, 2-Davalın davalılar ------yönünden ESASTAN REDDİNE, 3-Alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 427,60 TL harçtan mahsubu ile eksik bakiye 304,40 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde BIRAKILMASINA, 5-Davalılar -----kendisini vekil ile temsil ettirdiği için karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.ye göre tespit edilen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 6-Davalı ------Şirketi kendisini vekil ile temsil ettirdiği için karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.ye göre tespit edilen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 7-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana İADESİNE, 8-3.800,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına,Dair, Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf yolu açık olmak üzere davacı asilin yüzüne karşı, davalı tarafların yokluklarında verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.

Atıf: İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2024/561, K. 2026/311, T. 26.03.2026, www.arakarar.com/karar/istanbul-anadolu-10-asliye-ticaret-mahkemesi-2024-561-e-2026-311-k-a047e555f830