İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/378 E. 2025/385 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/378
Karar No
2025/385
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2024/378 Esas - 2025/385

T.C. "TÜRK MİLLETİ ADINA" ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ K A R A R

ESAS NO : 2024/378 KARAR NO : 2025/385

DAVA : Marka ... Kararı İptali-Hükümsüzlük DAVA TARİHİ : 10/09/2024 KARAR TARİHİ : 06/10/2025 Yazım Tarihi: 24/10/2025 İDDİA: Davacı vekili dava dilekçesinde ÖZETLE: Davalı şirket tarafından ... başvuru numaralı “...” markasının 16. Sınıflarda tescili talebinde bulunulduğunu, söz konusu markanın yayınına karşı müvekkili şirket tarafından itiraz edildiğini, itirazın davalı kurumun ....’nın kararı ile reddedildiğini, bu itirazın red olunması üzerine, davalı kuruma ikinci kez itiraz edildiğini, bu itirazın da davalı kurumun ....’nun 11.07.2024 tarihli, ... karar sayılı kararı ile nihai olarak reddolunduğunu; söz konusu kararda “Uyuşmazlığa konu markalar arasında 6769 s. SMK'nın 6(1) maddesi anlamında ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı, SMK'nın 6/5 maddesinde belirtilen koşulların ortaya çıkmayacağı değerlendirildiğinden tanınmışlık gerekçesine dayalı itiraz haklı görülmediği, başvurunun kötüniyetle yapıldığı iddiaları da yeterli delille ispatlanamadığından itirazın reddedilmesi gerektiği” şeklinde gerekçe ile reddolunduğunu; müvekkili şirketin Türkiye'nin önde gelen firmalarından biri olduğunu Müvekkil ... Ticaret A.Ş. Türkiye’de modern perakende sektörünün öncülüğünü yaptığını, 66 yıldır müşterisine, yatırımcısına, personeline ve tedarikçisine en iyiyi sunma çabasında olan ve müşteri memnuniyetini her zaman ilke edinen müvekkilinin, dinamik kimliği ile birçok yeni yatırıma sahip olduğunu, perakende sektöründe her zaman ilklerin öncüsü olduğunu, bu birleşmeler sonucunda ...’a intikal eden işletme adının “... ...” ibaresi, (....ve Paz. A.Ş.) tarafından, 25.10.1993 tarih ve .... nolu Yönetim Kurulu kararı ile “Şirketimizin açacağı mağaza, market vs. işyerlerine, işletme ünvanı olarak “... ...” adının konulmasına, İşletmemizin tanıtıcı işareti olarak bu karara eklenmiş bulunan form içindeki “... ...” kelimelerinin kullanılmasına” yönünde verilen karar ile 09.11.1993 tarihinde ticaret siciline tescil ettirildiğini, müvekkili şirketin 1993 yılı içerisinde bu işletme adıyla marketler açmaya başladığını; ... Ticaret A.Ş. 09.09.2024 itibariyle 3.266 adet ... format mağazaları, 93 adet ... mağazası ve 181 ... olmak üzere yurtiçinde 81 ilde 3540 mağazayla hizmet verdiğini; tüketici “... ...” markasını butik mağaza zincirleri olarak tanımakta ve tercih ettiğini; Türkiye’de toplam 103 adet ... ... mağazası, 14 adet ... ... mağazası ve 64 adet ... mağazası bulunduğunu, hedef olarak gurme ve çok çeşitli ürün satmakta olan “... ...” mağazalarının konsept mağazacılık anlayışıyla sektöründe bir ilk olduğunu; bunun dışında ..., .... Web sitesi ve “....” Mobil Uygulaması üzerinden online satış mağazaları ile tüketicilere ürün satışı gerçekleştirdiğini; müvekkili şirketin “... ...” markasına ilişkin tanınmışlık başvurularının davalı kurum tarafından da kabul edildiğini; müvekkil şirketin “... ...” markasına ilişkin davalı kuruma yapılmış olan tanınmışlık başvurusunun kabul edildiğini; “... ...” markasının davalı ... nezdinde de “TANINMIŞ MARKA” olduğunun 17.03.2022 tarihi itibariyle kabul edildiğini; “... ...” markasının tanınmış marka statüsü kazanabilmesi amacıyla davalı ... ’na 25/01/2021 tarih ve ....sayılı dilekçe ile başvuruda bulunulduğunu; davalı ... ’nun 17.03.2022 tarih, ....sayılı kararı ile “... ...” markaının tanınmış marka olarak tespit edildiğini; davalı kurumun tanınmış marka kararında; “... ...” markasının Türkiye’de ilk olarak ... TİCARET A.Ş. adına 35. ve 41. sınıfa dahil hizmetler için 2009 yılında tescillenmiştir. ... TİCARET A.Ş.’nin “... ...” ibaresini içeren davalı ... nezdinde 27 adet tescilli markaları bulunduğunu; müvekkil şirket tarafından sunulan belge ve dokümanlar ışığında yapılan inceleme sonucunda markanın “perakende satış hizmetleri”nde yaygın bilinirliğe sahip bir marka olduğu anlaşıldığını; yapılan değerlendirmeler sonucunda, “... ...” markasının “perakende satış hizmetleri” hizmetlerinde yaygın bilinirliğe sahip bir marka olduğu göz önünde bulundurularak, bu markanın “tanınmış marka” olarak kabulü düşünülmüş ve “... ...” markasının “perakende satış hizmetleri”nde tanınmış markalardan olduğu tespit edilmiştir.” şeklinde gerekçe ile kabul edilmesinin uygun görüldüğünü; müvekkili şirketin .../... ibareli seri markalarının yoğun kullanım onucunda tüketici nezdinde ayırt edici nitelik kazanmış tanınmış markalardan olduğunu; müvekkili şirketin “.../...” Markalarının yoğun kullanım ve tanıtım faaliyetleri neticesinde hem ilgili toplumsal çevrede, yani markanın kullanıldığı hizmetlerin gerçek ve potansiyel tüketicileri bu alandaki iş çevreleri ve hizmetin dağıtım kanallarında yer alan görevli kişilerin gözünde müvekkil şirket lehine 6769 sayılı SMK’nın kapsamında bir sınai hak doğduğunu, hem de müvekkil şirket markasının ayırt edici nitelik kazandığını; müvekkile ait “...” ve ‘’...’’ ibareli markalar sektörünün en “prestijli” markalarından biri olan “...” markası adı altında piyasaya sürüldüğünü, ... markasının ... sicilinde .... sayı ile, “... ” markası ise ... nezdinde 17/03/2022 tarih .... sayılı karar ile tanınmış marka olarak koruma kapsamına alındığını, ... ve ... markalarının tanınmışlığı nedeniyle de tüketici nezdinde esas unsuru “...” ve “...” ibareli markaların bilinir kılındığını, bu hususun ... kararlarıyla da sabit olduğunu, tanınmış bir markanın, o markanın tescili kapsamında olmayan mal ve hizmetler sınıfında kullanılmasının, tanınmış markanın toplumda edindiği itibar, güven ve kalite sembolünden haksız fayda sağlanması ve markanın ayırt edici özelliğinin zarar görmesi sonucunu doğurduğunu; 6769 sayılı SMK’nın 6/5 maddesinde “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir” hükmünün yer aldığını; dava konusu “...” ibareli marka başvurusunun tescili halinde, tüketiciler nezdinde bu markanın müvekkili firmanın “.../...” ibareli olan seri markaların devamı olduğu veya bir firmayla iş birliği yapıldığı yönünde intiba oluşacağının açıklıkla ortada olduğunu; Marka İnceleme Kılavuzu’na göre de; “Seri markalar söz konusu olduğunda karıştırılma ihtimali, tüketicinin mal ve hizmetlerin kaynağında yanılgıya düşmesi ve hatayla markanın başka bir firmaya ait marka serisine dahil olduğunu düşünmesi olasılığından kaynaklanır.” ifadelerine yer verildiğini; dava konuu markanın tescili durumunda, söz konusu davalı şirketin tanınmışlığından haksız olarak yararlandığını, bunun da ötesinde, müvekkili firmaya aitbmarkaların ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğuracağını, markalarının itibarına zarar vereceğini; taraf markalarının ortalama tüketici nezdinde iltibasa neden olma ihtimali bulunduğunu; dava konusu ... kararının iptalinin gerektiğini; 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nda (“SMK”) açıkça düzenlendiği üzere; Marka, bir teşebbüsün mallarının veya hizmetlerinin diğer teşebbüslerin mallarından veya hizmetlerinden ayırt edilmesini sağlaması ve marka sahibine sağlanan korumanın konusunun açık ve kesin olarak anlaşılmasını sağlayabilecek şekilde sicilde gösterilebilir olması şartıyla, kişi adları dâhil, sözcükler, şekiller, renkler, harfler, sayılar, sesler ve malların veya ambalajlarının biçimi olmak üzere her tür işaretten oluşabileceğini, markanın sağladığı hakların tescil ile oluştuğunı ve marka hakkı, sahibine, markanın başkası tarafından kullanılmasını yasaklamak da dahil, inhisarı haklar ve yetkiler sağladığını, markadan doğan hakların herkese karşı ileri sürülebilen mutlak hak niteliğinde olduğunu; SMK’nın 6. maddesinin; “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” şeklinde düzenlendiğini, kanun koyucu maddedeki düzenlemede; iltibas yaratabilecek markalar ve bu markaların ürün grupları arasında aynı olmasını şart koşmadığını, benzer olmasını fıkranın uygulanması için yeterli sayıldığını, hatta kanun koyucu düzenlemeyi burada da kesmeyerek, iki markanın halk tarafından karıştırılmasının ihtimal düzeyinde kalması halinde bile sonraki başvurunun reddedileceğini açıkça düzenlediğini; markalar arasında benzerlik incelemesinde, benzerliğin varlığına her iki marka aynı anda göz önünde bulundurularak karar verilmediğini, alıcıların bu markayı değişik zaman ve yerlerde görmüş olabileceğini, daha önce gördükleri markayı sonradan gördükleri marka ile karşılaştırma imkânları bulunmadığından karıştırılma ihtimalinin bulunup bulunmadığı ayrıntılara ilişkin farklar üzerinde değil, bütüne ilişkin benzerlik üzerinde durularak belirlenmesi gerektiğini, Markaların bütün olarak bıraktıkları izlenime göre değerlendirilmesi gereği, esas unsur açısından karşılaştırılmaları ve esas unsur bakımından aralarında benzerlik varsa yan unsurların birbirinden farklı olmalarının sonucu değiştirmeyeceği düşüncesini doğuracağını, karıştırılma ihtimalinin saptanmasında farklılıklar değil, markaların benzerliklerinin önemli olduğunu, markalar arasında benzerlik görsel, işitsel ve kavramsal benzerlik biçiminde olabilmekte olduğunu, bu tür benzerlik hallerinin hepsinin birden aynı somut olayda bulunması şart olmayıp, herhangi bir somut olaydaki özelliklere göre bunlardan birinin varlığı karıştırılma ihtimalinin varlığının kabulü için yeterli olduğunu; Görsel benzerlik, kelime markalarının görünüm olarak benzerlik içermeleri durumunda ortaya çıktığını, kelime markaları söz konusu olduğunda, kelimenin yazım şekli değil kelimenin kendisi korunmakta olduğunu; bu nedenle, kelimenin büyük ya da küçük harfle ya da farklı yazım karakterinde yazılmış olmasının incelemeye etkisi olmadığını, dava konusu “...” ibareli marka başvurusunun, müvekkiline ait esas unsuru “...” ve “...” ibareleri olan markalar ile görsel anlamda ayırt edilemeyecek derecede benzer olduğunu, bu nedenle markaya ayırt edicilik katmadığını; müvekkiline ait markaların esas unsurunu oluşturan “...” ibaresinden oluşmakta olan “...” ibareli markada “...” ibaresi benzerlik değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiğini; müvekkiline ait markalarda yer alan ikincil unsurların, tanımlayıcı nitelikte olduğu, esas unsur “.../...” ibaresi olduğunu, dolayısıyla, itiraz konusu ibare ile karşılaşan ortalama dikkat ve algılama düzeyine sahip tüketicilerin zihinlerinde, müvekkili firmaya ait “...” ve “...” ibareleri olan markaların bırakmakta olduğu izin canlanması ve müvekkili şirket seri markalarından biri olarak algılanmasının kaçınılmaz olduğunu; İşitsel benzerlik ise; kelime markaları telaffuz edilirken ortaya çıkan benzerlik hali olduğunu, İşitsel benzerlik incelemesinde sözcüklerin ilk hecelerine, ilk seslerine bilhassa dikkat edilmei gerektiğini; ortalama tüketiciler kelimelerin başlangıcına daha fazla dikkat ettiğini, bu nedenle, sözcüklerin ilk hecelerinde, ilk bölümlerindeki ayniyet karıştırılma ihtimaline yol açmakta olduğunu, dava konusu “...” ibareli marka başvurusu içerisinde müvekkiline ait markaların esas unsurunu teşkil eden “...” ibaresinin birebir aynısını barındırmakta olduğunu, işitsel anlamda da yoğun derecede benzerlik yaratıldığını; tüm bunlara göre, tescili talep edilen “...” ibareli marka ile müvekkili firmaya ait esas unsuru “...” ve “...” ibareleri olan markaların görsel ve işitsel açılardan benzer olduğunun açık olduğunu, somut olayda, SMK m.6/1 ile getirilmiş olan “Tescil için başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer olması” koşulunun gerçekleştiğini; bu kapsamda verilen Yargıtay kararlarının da iddialarını destekler nitelikte olduğunu; “...”, ‘’...’’, “...” ve ‘’...’’ markalarının müvekkili firmanın herkes tarafından bilinen markaları olduğunu, “...” ibareli markanın iltibas yaratacak ve müvekkili firmanın tanınmışlığından yararlanacak ve haksız rekabet oluşturacak olmasının davalı kurum tarafından reddedilmesinin kabul edilebilir olmadığını, “...” ibareli bir markanın müvekkil şirketin seri markalarından biri olarak ortalama tüketici nezdinde algılanması ve karıştırılmasının kaçınılmaz olduğunu; Kanun koyucunun; iltibas yaratabilecek markalar ve bu markaların ürün grupları arasında aynıyet olmasını şart koşmamış, benzer olmasını fıkranın uygulanması için yeterli saydığını, hatta kanun koyucunun düzenlemeyi burada da kesmeyerek, iki markanın halk tarafından karıştırılmasının ihtimal düzeyinde kalması halinde bile sonraki başvurunun reddedileceğinin açıkça düzenlendiğini; 6769 sayılı SMK uyarınca karıştırma ihtimalinden söz edilebilmesi için aranan bir diğer unsurun; markaların tescilli oldukları ya da sonraki markanın tescili istenen mal veya hizmetlerin aynı ya da benzer olmasıdır. Mal veya hizmetlerin benzer olup olmadığının belirlenmesinde, karşılaştırılacak mal veya hizmetler arasındaki bütün ilişkiler ve özellikler dikkate alınmalı, bunların benzer alıcı çevresine hitap edip etmediğine, benzer ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığına, aralarında hammadde-mamül ürün ilişkisi bulup bulunmadığına, dağıtım kanallarının ortak olup olmadığına, süpermarketlerde aynı reyon veya raflarda satılıp satılmadığına, aynı toptancılarda satılıp satılmadığına, hedef kitlenin aynı olup olmadığına bakılması gerektiğini; yine ..... Hukuk Dairesinin sınıfsal benzerlik araştırmasında, piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme veya rekabet etme olanaklarının bulunup bulunmadığı, birinin diğerini tamamlama imkanı olup olmadığı, mal veya hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olup olmadığı, kullanım yöntemleri, amaçları, hedeflenen halk kesiminin aynı olup olmadığı kriterlerini ölçü aldığını, somut olaya bakıldığında, dava konusu marka başvurusunun tescilinin talep edildiği 16. sınıflarda müvekkiline ait itiraza mesnet markalar da hali hazırda tescilli olarak koruma altında olduğunu, bu nedenlerle, taraf markaları arasında var olan görsel ve işitsel benzerliğine ek olarak sınıfsal benzerliğinin de mevcut olduğunu; 6769 sayılı SMK ve Yargıtay kararları kapsamında benzerlikten anlaşılması gereken ortalama tüketici nezdinde karışıklığa (iltibasa) neden olduğunu, . İltibastan anlaşılması gerekenin ise söz konusu ürünler ile işletme arasında ekonomik bir bağın varlığı intibaını uyandırması olduğunu, daha açık bir ifade ile ortalama tüketici satın aldığı markalı ürünü başka firmaya ait markalı ürün olduğu zannı ile satın alıyor ise bu noktada iltibastan bahsedilebileceğini, “.../...” ibareli markaların müvekkiline ait seri markalar olduğunu; seri markalarda, ortalama tüketicinin, karşı karşıya kaldığı iki markadan sonraki markanın, önceden tescilli ve kendisinin de bildiği markanın sahibi olan işletmeye ait markalardan birisi olduğu hissine kapılması nedeniyle karıştırma ihtimali ortaya çıktığını, tüketicinin bu markaların aynı işletmeye ait mal veya hizmetler için kullanılan markalar olduğu izlenimine kapılacağını; dolayısıyla, bu intibayı bırakabilecek hizmetler arasında karıştırma ihtimalinin varlığının kabul edilmesi gerektiğini; müvekkili firmanın “...” ve “...” ibareli markalarının mevcut olduğunu, davaya konu “...” ibareli marka başvurusunun tescili halinde, tüketiciler nezdinde bu markanın müvekkili firmanın kullanmakta olduğu esas unsuru “...” ve “...” ibaresi olan seri markaların devamı olduğu yönünde intiba oluşacağını ve müvekkili tarafından yeni bir marka yaratıldığının düşünülebileceğini, ortalama dikkat ve algılama yeteneğine sahip bir tüketici markayı bütün olarak algılanacağını, bu husus da markalar arasında iltibas ihtimalinin var olduğunu açıkça gösterdiğini, bu nedenlerle, dava konusu marka başvurusunun SMK 6. madde anlamında reddinin gerektiğini; 6769 sayılı SMK’nun 6/6. maddesi tescil için başvurusu yapılmış bir markanın başkasına ait herhangi bir sınaî mülkiyet hakkını kapsaması halinde hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusunun reddedileceğini hükme bağladığını, bu madde kapsamında belirtilen sınaî mülkiyet hakları, markalar dışında, patent ve faydalı modeller, endüstriyel tasarımlar ile ticaret unvanı, işletme adı, alan adı vb. ayırt edici işaretler üzerindeki haklar olduğunu, “...” ve ‘’...’’ ibaresi müvekkile ait ticaret unvanının ve işletme adının esas unsuru olmasının yanı sıra müvekkile ait ... alan adının da esas unsuru olduğunu, İnternetteki ticaret sırasında kullanılan bir alan adı sahibi, alan adının başkasınca marka olarak tesciline itiraz edebileceğini, bir işaretin ticarette kullanımından kasıt, onun marka hukukuna özgü bir şekilde, yani bir malı veya hizmeti ayırt etmek maksadıyla kullanılması demek olmadığını, zaten kanun koyucu marka yanında ayrıca işaretten bahsetmekle, ticarette her ne amaç için olursa olsun kullanılan işaretler için koruma getirmek istediğini, İçerisinde bulunduğumuz 21. yy’ın en etkin ve yaygın tanıtım araçlarının başında internet ve internete bağlı hizmetler gelmektedir. Her konuda olduğu gibi sınai mülkiyet haklarının korunması alanında da gelişen internet hizmetlerine bağlı olarak yeni düzenlemeler yapılmakta, internet adresleri kuruluşlar için ayırt edici ve vazgeçilmez bir nitelik kazandığını, doktrinde de kabul gördüğü üzere alan adı sadece “adres” olarak değerlendirilmemesi gerektiğini, Alan adları, fikri ve sınai mülkiyet hukukundaki “işaret”in veya “tanıtma vasıtası”nın (TKm.57,b. 5) anlamını yüklenip bir mal varlığı değeri kazanmaktadırlar. Ticaret Kanunu’nun ilgili maddesi gereğince “mal varlığı değeri kazanan” alan adları da sarihen sınai mülkiyet olarak nitelendirilmekte olduğunu; dava konusu davalı şirkete ait markanın kötüniyetle yapıldığını; SMK’nın 6/9. maddesi “Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.” hükmüne havi olduğunu, bilindiği üzere tanınmış markalarda, markanın benzerini seçen ya da kullanan kişinin, bu kullanımı ya da seçimi haklı kılacak bir gerekçeyi ortaya koyması gerektiğini, dava konusu karara mesnet markanın seçilmesinin haklı bir nedeni olmadığı, sadece ve sadece müvekkile ait markanın bilinirliğinden yararlanmak amacı ile bu ibarenin tescil edilmek istendiğinin tartışmasız olduğunu; iddia eyleyerek dava konusu davalı ... 'nun ilgili kararın iptali ile dava konusu markanın tescilli olduğu sınıf (16) yönünden hükümsüzlüğü ile sicilden terkini talep ve dava etmiş, duruşmada da dilekçesini aynen tekrar etmiştir. SAVUNMA: Davalı kurum vekili dilekçe ve beyanında ÖZETLE: Alınan kararlar ve yapılan işlemlerin usule ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı firmaya usulüne uygun tebligat yapıldığı halde davaya cevap vermediği görülmüştür. MUHAKEME:HMK kapsamında "Yazılı Yargılama Usulü " uygulanmıştır. DELİLLER ve DEĞERLENDİRME: Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davalı firmanın ... başvuru sayılı markası ile davacı firmanın itiraz mesnedi markaları arasında SMK 6/1 maddine göre iltibas koşulları oluşup oluşmadığı, davacı tarafın SMK 6/5 maddesine göre tanınmışlık, SMK 6/6 maddesine göre unvan ve isim hakkı, SMK 6/9 maddesine göre davalı başvurusunun kötü niyetli yapıldığı iddiasının yerinde ve doğru olup olmadığı, ...'in ... sayılı ... kararının iptalini, davalı markasının tescili halinde hükümsüzlüğü gerekip gerekmediği noktasında olduğu anlaşılmıştır. ... kararının 12/07/2024 tarihinde davacı tarafa tebliğ edildiği, davacının da 5000 sayılı ... Kanununun 15/C maddesinde öngörülen iki aylık süre içerisinde 10/09/2024. tarihinde ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu 156.ncı maddesinde görevli ve yetkili mahkemeye dava açtığı anlaşılmıştır. ... ...'nun. ... sayılı kararında; "... başvuru numaralı "..." ibareli başvurunun ilanına yapılmış olan itirazın reddi yönündeki .... kararına karşı, başvurunun .... sayılı "...", "... ", "..." ibareli markalar ile karıştırılma ihtimali gerekçesiyle 6769 s. SMK'nın 6/1, 6/5, 6/6, 6/9 maddesi uyarınca reddedilmesi talebiyle yapılan itiraz incelenmiştir. ......Yapılan inceleme sonucunda, başvuruya konu işaret ile itiraza mesnet markaların ortak ihtilaflı unsur olarak ".../..." ibaresini içerdikleri tespit edilmekle birlikte bu durumun tek başına karıştırılma ihtimalinin ortaya çıkmasında yeterli olmadığı, "..."-"..." ibaresinin "büyük, geniş" anlamlarına geldiği ve ayırt edici gücü görece zayıf bir adlandırma olduğu, başvuruya konu markanın ihtiva ettiği ilave kelime ve şekil unsurları ile bıraktığı bütünsel izlenim dikkate alındığında, başvuru konusu marka ile itiraza mesnet markaların görsel ve işitsel yönden bütünüyle bıraktıkları izlenim itibariyle iltibasa yol açabilecek düzeyde benzer olmadıkları görüşüne varılmıştır. Bu itibarla, markalar arasında 6769 s. SMK'nın 6(1) maddesi hükmü anlamında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde yapılan incelemede, itiraz gerekçesi markalara verilecek zararın ya da markasının ününden sağlanacak yararın nelerden oluşacağını ve nasıl ortaya çıkacağını gösterir ve olayların olağan akışı içinde belirtilen durumların gerçekten olası olduğu yönünde bir sonuca varmak için yeterli kanaat oluşturacak deliller, argüman ve savlar sunulmadığından, Kurul'da da bu yönde bir kanaat oluşmadığından, başvurunun 6769 s. SMK'nın 6(5) maddesi uyarınca reddini gerektirecek haklı ve geçerli bir sebep bulunmadığı görüşüne varılmış ve bu yöndeki itiraz kabul edilmemiştir. İtiraz sahibi, kendisine ait ... alan adında yer alan "..." ibaresinin kendisine ait esas unsur olduğunu, aynı unsurun başvuruda da yer aldığını ileri sürmektedir. Ancak yapılan değerlendirmede başvurunun muterize ait alan adını aynen içermemesi nedeniyle, 6769 s. SMK'nın 6(6) maddesine aykırılık teşkil etmeyeceği kanaatine varılmış ve bu gerekçeye dayalı itirazın reddi gerekmiştir. İtiraz ekinde başvurunun kötü niyetle yapıldığını gösteren kanıtlar sunulmadığından ve Kurulda başvurunun kötü niyetle yapıldığı yönünde kanaat oluşmadığından, SMK'nın 6(9) maddesi çerçevesinde yapılan kötü niyet gerekçeli itiraz da kabul edilmemiştir. KARAR; İtirazın reddedilmesine oybirliği ile karar verilmiştir." şeklinde ifade edilmiştir. 6769 sayılı SINAİ MÜLKİYET KANUNU (10/01/2017 yürürlük) Madde 6 (Marka tescilinde nispi ret nedenleri) "(1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir. (6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını,fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir. (9)Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir.", Madde 25 " (1) 5 inci (mutlak red nedenleri ) veya 6 ncı ( nisbi red nedenleri ) maddede sayılan hâllerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. " hükmü yer almaktadır. SMK 6/1 maddesi anlamında iltibastan bahsedebilmek için ; Her iki taraf markasının AYNI işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, Her iki taraf markasının benzer işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) AYNIYETİ olması, Her iki taraf markasının BENZER işareti taşımaları yanında kapsamlarındaki emtia(mal/hizmet) BENZERLİĞİ olması, ihtimali aranır. Markaların karıştırılmasından söz edebilmek için ise , dava konusu marka ile itiraza mesnet marka/markalar arasında hedef tüketici kitlesi (orta düzeydeki) yönünden markaların “görsel”, “işitsel” ve “kavramsal” özellikleri dikkate alarak genel ve bütünsel açıdan benzerlik ihtimali olması , yine tescilli marka ile tescil olunmak istenen işaret arasında markayı taşıyan her iki ürünün işletmesel kökeninin aynı veya birbirleriyle bağlantılı (idari-ekonomik) işletmeler tarafından üretilmiş olabileceği noktasında bağlantı kurulması (ilişkilendirilme) ihtimalinin bulunması gerekir. Karıştırılma kavramının varlığı için “somut bir karıştırma” eyleminin varlığı şart olmayıp böyle bir tehlikenin varlığı dahi yeterli olacaktır. SMK 6/5 maddesi anlamında tanınmışlıktan bahsedebilmek için ; Toplumda (Türkiye sınırlarında) tanınmışlık düzeyine ulaşmış olması koşuluyla, tescilli bir markanın, aynı veya benzerinin (aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın ) yapılan marka başvurusu, tanınmışlığından haksız yarar sağlanabileceği, itibarına zarar verebileceği veya ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumlarda, tanınmış marka sahibinin itirazı üzerine ret edilir. Yargıtay içtihatlarında tanınmışlık “bir şahsa veya teşebbüse sıkı bir şekilde matufiyet, garanti, kalite, kuvvetli reklam, yaygın bir dağıtım sistemine bağlı, müşteri, akraba, dost, düşman ayırımı yapılmadan coğrafi sınır, kültür, yaş farkı gözetilmeksizin aynı çevredeki insanlar tarafından refleks halinde ortaya çıkan bir çağrışım olarak” ifade edilmiştir. Bu hallerde marka başvurusu nedeniyle haksız yarar sağlanabileceği, onun itibarına zarar verebileceği veya onun ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği hallerinde nisbi red sebebi sayılarak başvuru markası engellenebilecektir. SMK 6/6 madde kapsamına, kişilik haklarından isim hakkı ile fotoğraf üzerindeki hak, FSEK kapsamında telif hakları ve sınaî haklar olan marka, tasarım, patent, faydalı model, coğrafi işaret, ticaret unvanı, işletme adı girer. Marka ve ticaret unvanı da sınaî mülkiyet hakkı olarak maddenin koruma kapsamına alınmıştır. Ancak sınaî mülkiyet hakları kapsamında korunacak bir markadan veya ticaret unvanından söz edebilmek için “tescil” şarttır. Örneğin bir ticaret unvanına dayanarak başkasına ait marka tescilinin engellenmesi isteniyorsa bu ticaret unvanının ticaret sicilinde tescilli olması gerekmektedir. Doktrin ve çeşitli yargı kararları dikkkate alınıp bakıldığında KÖTÜNİYET kriteri "Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Marka başvurusunun kötü niyetli bir başvuru olabilmesi için, marka başvurusu sırasında kötü niyetli olarak markanın amacı ve temel işlevi dışında bir amaçla kullanılması gerekir. Dolayısıyla kötü niyetin kabulü için, marka için başvuruda bulunan kişi, markanın temel işlevleri olan ürünün işletmeye aidiyetini sağlama ve diğer ürünler karşısında ayırt edicilik sağlama fonksiyonu dışında bir amaçla veya marka üzerindeki gerçek hak sahibinin markadan yararlanmasını engellemek veya markanın ün ve şöhretinden yararlanmak suretiyle haksız çıkar edinme gibi bir amaçla hareket etmelidir." şeklinde görüşler yer almaktadır.

Yukarıdaki kriterler, taraf markaları tescil kapsamları ve işaretsel yönden karşılaştırıldığında; Davalı başvuru Markası Davacı Markaları ....

28/06/2025 tarihli bilirkişi heyeti raporunda ÖZETLE; " Dava konusu davalı şahsa ait ... numara ile tescilli marka ile davacı şirketin davasına mesned aldığı '....'' esas-asıl unsurlu markalarının 6769 sayılı SMK'nın 6/1 madde ve fıkrası uyarınca benzerlik arz etmediği, karıştırılma/iltibas ihtimalinin bulunmadığı; taraf markaları arasında 6769 sayılı SMK'nın 6/5, 6/6 ve 6/9 madde ve fıkraları koşullarının oluşmadığı, Dava konusu davalı ...'in 11.07.2024 tarihli ... sayılı ... kararının yerinde olduğu" şeklinde ifade edilmiştir. Davacı vekilinin yeni bir heyetten rapor ve aynı heyetten ek rapor alınması talebi HMK 30.ncu madde kapsamında değerlendirilerek, sunulan rapor denetlenebilir, içeriği de ihtisas mahkemesi hakimliğince olumlu veya olumsuz değerlendirilebilir kabul edilerek yargılama gereksiz uzamasın diye bu talepler reddedilmiştir.

GEREKÇE: Önceki tescilli bir marka ile başvuru konusu sonraki marka işareti arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede görsel, sescil ve anlamsal benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınmakla beraber münferit unsurlardan ziyade bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin de nazara alınarak belirlenmesi gerektiğinden hareketle; Davalının ".... " ibareli marka başvurusu ile davacıya ait ".... " ibareli tescilli markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ,sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı; İşin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma / faydalanma süresi içinde, davalının ".... " ibareli marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının"...." ibareli tescilli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayabileceğini, diğer bir anlatımla ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından davacının "...." ibareli tescilli markalı mallarından satın almak/yararlanmak isterken davalının ".... " ibareli başvuru markalı malı satın almak / yararlanmak şeklinde bir yanılgı yaşamayacağı, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davacının tescilli markaları arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı mallar algısı da oluşmayacağı, taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/1 maddesindeki iltibasın bulunmadığı kanaati oluştuğu; Taraf marka işaretleri benzemediğinden SMK 6/5 maddesindeki tanınmışlık koşulu da oluşmadığı, ( davacıya ait tanınmış olduğu iddia edilen markadan " haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği " kanıtlanmadığı ) ; Davacı tarafın başvuru üzerinde SMK 6/6 maddesi anlamında ticaret ünvanı dahil diğer fikri ve sınai mülkiyet hak iddiası kanıtlanmadığı; Dava konusu marka açısından SMK 6/9 maddesi anlamında kötüniyetli başvuru yapıldığı iddiası da kanıtlanmadığı; Tüm bu gerekçelerle ... kararı doğru olduğundan davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davanın REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL maktu karar harcından peşin alınan 427,60 TL'nin düşümü ile bakiye 187,8‬0 TL'nin davacıdan tahsiliyle Hazine'ye gelir kaydına, 3-AAÜT uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalı kuruma verilmesine, 4-Karar kesinleştiğinde arta kalan gider avansının yatıran tarafa iadesine, Dair verilen karar davacı vekili ile davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, davalı firma yetkilisinin yokluğunda,6100 sayılı HMK 341 ila 345 inci maddesine göre tebliğden itibaren 2 haftalık süre içinde mahkememiz aracılığı ile .... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar okunup açıklandı. 06/10/2025

Katip .... Hakim .... E İmzalıdır. E İmzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2024/378, K. 2025/385, T. 06.10.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-378-e-2025-385-k-0aa4b69e7f55