İlk Derece Mahkemesi · Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/884 E. 2024/178 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2023/884
- Karar No
- 2024/178
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2023/884 Esas KARAR NO : 2024/178
DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 20/09/2023 KARAR TARİHİ : 20/02/2024 K.YAZIM TARİHİ :26/02/2024
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TALEP: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili aleyhine Bakırköy .... İcra Dairesi ... E. sayılı dosyası üzerinden takip başlatıldığını, Söz konusu takip dosyasında alacaklı görülen davalılardan ... ile müvekkilin hiçbir hukuki bağının olmadığını, ..., diğer davalı şirket ile aralarında muvazaalı işlem tesis ederek müvekkilini haksız bir şekilde borçlu olarak gösterdiklerini, davanın hukuka, dürüstlük kuralına ve ahlaka aykırı olduğundan müvekkilinin borçsuzluğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Uyuşmazlığın konusunun bir senet olduğunu ve tarafların üzerinde uyuşamadığı konu senedin teminat senedi olup olmadığı hususu olduğunu, davaya konu senedin teminat senedi olduğunu, bu senedin ciro işleminde muvazaa olduğunu ve davalı vekilinin menfaat çatışması yasağını ihlal ettiğini ifade etmiş ve her üçünde de yanıldığını, bu nedenle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... San. Ve Tic. Ltd. Şti. Vekili cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu senette senedin teminat senedi olduğuna dair yazı olmadığını, davacı ile yapılan sözleşmede de böyle bir ifade olmadığını, Somut olayda borçlu tarafından delil olarak sunulan 06.10.2010 tarihli genel kredi sözleşmesinde takibe dayanak bonoya herhangi bir atıf olmadığını, sözleşmenin genel düzenlemeler içerdiği ve alacaklı bankanın teminat iddiasını kabul etmediği anlaşılmakta olup, Bölge Adliye Mahkemesinin, genel kredi sözleşmesi ile bononun tarafları, miktarları ve tarihlerinin uyumlu olduğundan bahisle, bononun kredi sözleşmesi nedeniyle düzenlendiğini gösterdiğine yönelik gerekçesinin, kredi sözleşmesinde bonoya açıkça yapılmış bir atıf bulunmadığından, kabulünün mümkün olmadığını, davacının borcunu ödememek için elindeki senedi teminat senedi gibi gösterip kötü niyetli hareket ettiğini, bu sebeple davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE: Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır. Huzurda görülen dava menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer, fakat davacıya (borçluya) düştüğü hâller de vardır; davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukuki ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukuki İlişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukuki ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı HMK m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer. (Kuru-El Kitabı, s.370 ilâ 372) Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce (alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunması şartı ile) ileri sürülebileceği gibi, icra takibinden sonrada ileri sürülebilir. Borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır. Borçlu, belirtilen şekilde takipten önce veya sonra alacaklıya karşı bir menfi tespit davası açar; bu davayı kazanırsa, hakkındaki icra takibi iptal edilir ve borcu ödemekten kurtulur. Ancak, borçlu borcunu icra dairesine ödedikten sonra, artık menfi tespit davası açamaz. Bu halde, borçlunun sırf borçlu olmadığının tespitinde, hukuki bir yararı yoktur. Bundan sonra, ödediği paranın geri alınması için bir dava açması söz konusu olur ki, bu da istirdat davasıdır (Hakan Pencanıtez, Oğuz Atalay, Meral Sungurtekin Özkan, Muhammet Özekes, İcra ve İflas Hukuku, s.156- 164). Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak, uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise, bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Hemen belirtmelidir ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedi olup, bağımsız borç ikrarını içerir. Bonoda zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik unsurlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir. Yerleşik Yargıtay kararlarında ve öğretide de kabul edildiği üzere, bonolara özgü seçimlik unsurlardan biri de, temel borç ilişkisinden kaynaklanan borcun dayandığı nedenin gösterilmesine yönelik "bedel kaydı"dır. Bu kayıt keşidecinin (borçlunun), senedin lehdarından (alacaklıdan) karşı edayı aldığını ispata yarar. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Zira bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle, bir illete bağlı olması gerekmez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel def'i nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. Bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespitini içeren davada ispat yükü, kural olarak senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Dosya ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacı tarafından Bakırköy .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile kambiyo senedine dayalı olarak aleyhine başlatılan icra takibinde borçlu olmadığının tespiti istemli olarak huzurda görülen dava açılmıştır. Davacı tarafından takibe dayanak yapılan bononun kendisi ile davalılardan .... İnş. Arasında imzalanan Ana Sözleşme Niteliğindeki İnşaat Taahhüt Sözleşmesi kapsamında teminat senedi olarak düzenlenerek bu davalıya verildiği; söz konusu bononun lehtar tarafından diğer davalı ...'a muvazaalı olarak ciro edildiği iddiası ile huzura görülen menfi tespit davası açılmıştır. Takibe dayanak yapılan 20/06/2019 tanzim, 30/12/2020 vade tarihli 62.000,00 TL bedelli bononun bedel kaydı içermediği görülmüştür. Bono nedeniyle borçlu olunmadığının tespitini içeren davada ispat yükü, kural olarak senedin bedelsiz olduğunu iddia eden tarafa aittir. Her ne kadar davacı tarafından söz konusu senedin teminat senedi olarak düzenlendiği ve muvazaalı olarak ciro edildiği iddia edilmiş ise de davacı tarafından bu iddialarını ispatlayacak yazılı bir delil dosyamıza sunulmamıştır. Dosyaya sunulan sözleşmede dava konusu bononun teminat senedi olarak düzenlendiğine dair herhangi bir ibare olmadığı gibi bono üzerinde de senedin teminat olarak düzenlendiğine dair herhangi bir ibare bulunmadığından davacının teminat senedi iddialarına mahkememizce itibar edilmemiştir. Davacı tarafından dava dilekçesinde açıkça yemin deliline dayanıldığından davacıya iddialarının ispatı bakımından yemin delili hatırlatılmış olup davacı tarafından yemin deliline dayanılmamıştır. Açıklanan nedenlerle ispat edilemeyen davanın reddi ile mahkememizce verilen ihtiyati tedbir kararı uygulanmadığından davalılar lehine tazminatına hükmedilmesine yer olmadığında karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-AÇILAN DAVANIN REDDİNE, 2-Mahkememizce verilen ihtiyati tedbir kararının uygulanmadığı dosya kapsamından anlaşılmakla davalılar lehine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına, 3-Alınması gereken 427,60 TL harcın peşin alınan 1.058,81 TL peşin harçtan mahsubu ile fazla alınan 631,21 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Davalılar tarafından yapılan herhangi bir yargılama gideri bulunmadığından bu konuda hüküm kurulmasına yer olmadığına, 6-Davalılar kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi üzerinden reddedilen tutar üzerinden hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 7-6235 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanununun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen ve yargılama giderinden sayılan Arabuluculuk ücreti olan 3.200,00 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye İRAT KAYDINA, Dair; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. ile 360. madde hükümleri uyarınca mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye verilecek dilekçe ile kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde veya istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvuru hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize veya aynı sıfattaki başka bir mahkemeye vereceği cevap dilekçesi ile iki hafta içerisinde İSTİNAF yolu açık olmak üzere davacı vekili ile davalı ... vekili ve davalı şirket yetkilisinin yüzlerine karşı verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 20/02/2024
Katip ... e-imzalı
Hakim ... e-imzalı