İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/473 E. 2024/586 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2022/473
- Karar No
- 2024/586
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2022/473 Esas KARAR NO : 2024/586
DAVA : Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 10/06/2022 KARAR TARİHİ : 09/09/2024
Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; müvekkili ile davalı taraf arasında 20-24 Eylül 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan fuar nedeniyle sözleşme akdedildiğini, 25/09/2019 tarihli sözleşmeyi dava dilekçesinin ekinde sunulduğunu, ancak fuarın yapılması planlanan tarihten yaklaşık 10 gün önce 2 eylül 2021 tarihinde, davalı tarafından müvekkilime dönüş yapılarak fuarın mayıs 2022' ye ertelendiği bildirildiğini, bu durumdan mütevellit müvekkili şahsın maddi zararları bulunmadığını, iktisadi ve ekonomik şartları dikkate alındığında firmalar için uzun, maliyetli ve oldukça meşakkatli bir süreç olan fuar hazırlık çalışmalarının tamamı boşa gittiğini, konuya ilişkin olarak uyuşmazlığın çözümlenmesi adına dava şartı arabuluculuğa başvurulmuş ancak anlaşma sağlanamadığını, söz konusu arabuluculuk son oturum tutanağının dava dilekçesi ekinde sunulduğunu, daha sonradan ayrıca yapılan araştırmalarda davalının fuar takviminde yapmış olduğu tek taraflı değişikliğin keyfiyetten kaynaklandığını, zira davalı taraf 1 - 4 eylül 2021 tarihleri arasında "..." , 8 - 12 eylül tarihleri arasında "..." ve yine aynı zaman aralığına denk gelen "..." gibi sektörel fuarları tatbik ettiğini, davalının müvekkile ait fuar takviminde pandemi gerekçesiyle yapmış olduğu tek taraflı takvim değişikliğinin hiçbir hukuki dayanağı ve gerekçesinin olmadığını, yapılması planlanan fuarların pandemi nedeniyle ertelenmesi kararını verecek olan mercii davalı taraf değil Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği olduğunu, anılan tarihlerde ...' un bu yönde bir kararı veyahut tavsiyesi de bulunmadığını, davalı tarafın hukuki dayanaktan yoksun erteleme kararını kabul etmenin mümkün olmadığını, fuar kapsamında sayılanlarla sınırlı olmamak üzere, sergilenmesi için yüksek bütçeli koleksiyonlar ve fuar stantları hazırlandığını, kiralanan alanların ücreti ödendiğini seyahat ve konaklama rezervasyonları gerçekleştirildiğini, fuarın kararlaştırılan tarihte gerçekleştirilmemesi sebebiyle şirketin nezdinde doğan ve doğması muhtemel doğrudan ve dolaylı tüm zararlardan davalı tarafın sorumlu olduğunu, söz konusu sözleşme kapsamında 20-24 Eylül 2021 tarihleri arasında yapılması planlanan fuar ücreti davalı' ya 80.544,38 TL olarak ödendiğini , söz konusu ödemeye ilişkin çek fotokopilerini ve faturaları dava dilekçesi ekinde sunulduğunu, davalı tarafa çekmiş olduğumuz sözleşmeden dönme konulu ihtarnameye rağmen ve herhangi bir hizmet almamış olmamıza rağmen tarafımıza herhangi bir geri ödeme de yapılmadığını, müvekkilin davalıya ödemiş ve katılmamış olduğu fuar bedeli sebebiyle şimdilik 80.544,38 TL alacağın dava tarihinden itibaren hesaplanacak ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. SAVUMA Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirket ile müvekkili şirket arasında akdedilen Fuar Katılım Sözleşmesi ile fuarın yapılacağı zamanın genel itibariyle katılımcı şirketler açısından fark etmediğini, zira düzenleyicinin hem kendi menfaatlerini hem de katılımcı şirketin menfaatlerini koruduğunu, bu bağlamda düzenleyicinin fuar tarihlerini ilgili herkesin katılabileceği menfaatine olduğunu, bu sebeple düzenleyici şirketlerin doğal olarak fuar tarihini değiştirme hakkını saklı tuttuklarını , bu durumun işin doğal sonucu olduğu, söz konusu sektörün olağan bir sonucu olduğunu, ... Fuarının gerçekleştirilmenin planlandığı tarihte vaka sayılarının oldukça fazla olması nedeniyle pandemi kısıtlamalarının devam ediyor olması nedeniyle mücbir sebebin varlığının kabul edilmesi gerektiği, her fuarı kendi dinamikleri içerisinde değerlendirmek gerektiğini, ayrıca fuarın gerçekleştirilmesi ile sözleşmede kararlaştırıldığı üzere tam ve eksiksiz olarak gerçekleştirmenin farklı durumlar olduğunu, pandeminin fuarın planlandığı şeklide gerçekleştirilmesine engel olduğu konularının üzerinde durulduğunu, pandemi yasakları ve kısıtlamaları gölgesinde gerçekleştirilecek fuardan , düzenleyici ve katılımcı şirketlerinin bekledikleri menfaatleri elde edemeyecekleri , bu durumun aksine bir yorumun sözleşmenin iktisadi fonksiyonu ve tarafların ortak iradelerini görmezden gelmek anlamına geleceği ifade edildiğini, davanın reddini , yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yüklenmesine karar verilmesi yönünde talepte bulunmuştur. DELİLLER VE GEREKÇE/ Dava, ticari nitelikteki hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasıdır. İhtilaf, taraflar arasında akdedilen 25/09/2019 tarihli sözleşme kapsamında 20/24 Eylül 2020/2021 tarihleri arasında yapılması planlanan fuar hizmeti nedeniyle davacının davalıya ödediğini iddia ettiği 80.544,38 TL'nin fuar organizasyonunu gerçekleşmemesi nedeniyle davacıya iadesi istemine ilişkin hususlarından kaynaklandığı görülmektedir. Taraflar arasında 25.09.2019 Tarihinde 20-24 Eylül 2021 Tarihleri arasında gerçekleştirilmesi kararlaştırılan tekstil fuarı sözleşmesi akdedildiği görülmüş, sözleşme şartları incelenmiştir. Uygulamada çoğunlukla sözleşme ile borç altına girilmesi halinde, yani borcun kaynağı sözleşme olduğu hallerin büyük bir çoğunluğunda, tarafların ifanın zamanını belirledikleri görülür. Nitekim tarafların ifa zamanını, süreye bağlı olarak belirledikleri durumlarda karşımıza “vade” kavramı çıkar. Sözleşme akdedilirken tarafların ifanın ne zaman yapılacağını süre esasına dayalı olarak belirledikleri durumlardan biri de “kesin vade”'dir. Kesin vadede, ifanın yapılacağı zaman dilimi, daha net sınırlarla belirlenmektedir. Bu kesin sınırlar, bazen edimin niteliğinden (objektif kesin veya mutlak vade) kaynaklanmakta, bazen de tarafların iradesi sonucu (sübjektif kesin vade) ortaya çıkmaktadır. Gerçekten de objektif kesin vadede tarafların aksini öngörmeleri işin niteliği gereği mümkün değildir. Buradaki vade, esasen sözleşmenin konusu olan edimin gerektirdiği bir vadedir. Sübjektif kesin vadede ise, işin niteliğinden kaynaklanmamakta, tarafların kişisel arzusu çerçevesinde iradelerine dayalı olarak, kesinlik gündeme gelmektedir. İfa zamanının objektif kesin vade olarak belirlenmesi halinde, muacceliyetin ve buna bağlı olarak ifada gecikmenin sonuçları çeşitlidir. Objektif kesin vadede kural olarak temerrüt, ihtarsız oluşur. Bu aşamada temerrüdün ilk koşulunun, ifanın hâlâ mümkün olması gerektiği unutulmamalıdır. İfası mümkün olan bir borç muaccel olduktan sonra, kural olarak borçluya yapılacak ihtarla temerrüde düşülmesine yol açar. İfası imkansızlaşan bir borçta ise temerrüde düşülmesi söz konusu olamaz. Zira temerrüt, ifanın zamansal açıdan kötü olması, yani gecikmenin ve sonrasında gecikmeli de olsa yapılabilmesini ifade eden bir borca aykırılık halidir. Objektif kesin vadeden farklı olarak, tarafların sübjektif bir belirlemesi ile yani taraflar açısından önem arz eden bir duruma dayalı olarak vadenin kesin bir biçimde belirlenmesinin sonucunda oluşan sübjektif kesin vadede ise kural olarak ifa imkansızlığı oluşmaz. Belirlenen ifa zamanında borç ifa edilmediğinde, borçlunun borcu devam eder ve temerrüde düşer. Ancak ifa imkansızlığı oluşmasa da borçlu, zaman açısından borca aykırı davranmış olacağından, zamansal anlamda kötü ifanın sonuçlarından sorumlu olur. Zira sübjektif kesin vadede belirlenen ifa zamanı diliminde, ifanın yapılmasına bağlı menfaat azalması gündeme gelebilir, alacaklı zarara uğrayabilir. Ancak bu husus tamamen menfaati ortadan kaldırıcı nitelikte olmaz. Somut olaya dönüldüğünde, taraflar arasında 25.09.2019 Tarihinde 20-24 Eylül 2021 Tarihleri arasında gerçekleştirilmesi kararlaştırılan tekstil fuarı sözleşmesi akdedildiği ancak bu fuarın belirlenen tarihte yapılamadığı anlaşılmaktadır. Davacı şirket ile davalı şirket arasında akdedilen Fuar Katılım Sözleşmesi'ne istinaden davacının sözleşmeyle üstlendiği bedeli ödediği, bu kapsamda davalının, bahse konu bedeli davacıya iade etmesi gerektiği, davalı tarafından gerçekleştirilen herhangi bir ifa söz konusu olmadığından davalının iade ile yükümlü olduğu bir edimin söz konusu olduğu kanaatine varılmıştır. Sözleşmeyle üstlenilen edimin ifa olarak kabulü için yer, zaman, kalite, miktar ve tür bakımından borca uygun olmalıdır. Anılan bu hâllerde, alacaklı kendisine önerilen ifa teklifini kabul etmeyerek, borçludan ifa fillerini borca uygun bir şekilde tekrarlamasını talep edebilir. (Yarg. 3. HD, 08.07.1998, E. 6986, K. 7576, YKD, C. 25, S. 1, Ocak 1999, s. 15.): “İfanın borcu söndürüp düşürülebilmesi (ifaitfa-sukut) için, yerine getirilen edimin borca uygun olması, yani (borçlanılmış) edimle örtüşmesi gerekir. Öyle ki konu, tutar, yer, zaman ve kişi öğeleri yönünden borca (söze ve yasaya) uymayan edimler geri çevrilebilir ve edimin borca uygun biçimde tekrarlanması istenebilir. Zira alacaklı kendisine borçlu bulunulan şeyden başka bir şeyi kabule zorlanamaz.” Somut olayda, davalının ifa zamanını davacının izin ve onayı olmaksızın değiştirdiğini, gerçekten de, 20/24 Eylül 2020/2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmesi kararlaştırılan tekstil fuarının yapılamadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 138. Maddesi uyarınca sözleşmeden dönme hakkını haiz olduğu, davacının belirsiz tarihlerde fuarlara katılımına zorlanamayacağı kanaati hasıl olmakla, 6098 S. TBK 136.maddesi (818 S. BK 117.m.) uyarınca borçluya sorumluluk isnat olunamayan hallerde borcun sona ereceği, bununla birlikte karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bu suretle borçtan kurtulan tarafın sözleşmeye istinaden aldığı edimi aynen iade yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu durumda; davalının, fuar hizmetini almayan davacıya ödeme dekontlarından görüldüğü üzere 80.544,38 TL'yi ödemesi gerektiği kanaatine varılmakla, davanın kabulü ile aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın KABULÜ ile, 80.544,38 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan harçlar tarifesi gereğince hükmolunan kısım üzerinden hesaplanan 5.501,99 TL nispi karar harcından peşin yatırılan 1.375,50 TL harcın mahsubu ile noksan 4.126,49 TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye irad kaydına, 3-Davacı vekili lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesi gereğince hükmolunan kısım üzerinden hesaplanan 17.900,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 4-Davacı tarafından yatırılan 82,25 TL yargılama gideri ile 1.375,50 TL peşin harç 80,70 TL başvurma harcı toplamı 1.538,45 TL'nin davalıdan tahsili ile davacı tarafa verilmesine, 5-Taraflarca yatırılan ve bakiye kalan gider avansının kararın kesinleşmesi halinde kendilerine iadesine, 6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A gereğince Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, tahsilat ve gereği için Mahkeme Yazı İşleri Müdürlüğünce ilgili vergi dairesine müzekkere yazılmasına, Dair taraf vekillerinin yüzüne karşı HMK'nun 341/1 vd. maddeleri uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize ya da mahkememize gönderilmek üzere başka yer mahkemesine istinaf dilekçesi sunulmak ve istinaf başvurma ve karar harcı ile istinaf gider avansı yatırılmak suretiyle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Hukuk Dairesince incelenmesi için tarafların istinaf kanun yoluna başvuru hakkı açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 09/09/2024
Katip ¸e-imzalıdır
Hakim ¸e-imzalıdır