İlk Derece Mahkemesi · Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2021/777 E. 2025/173 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2021/777
- Karar No
- 2025/173
- Karar Tarihi
T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: ... Esas - ... T.C. KONYA . ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : KARAR NO :
BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :
ALACAĞI TEMLİK EDEN DAVACI : ALACAĞI TEMLİK ALAN DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVA : Alacak DAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH :
Mahkememizde görülmekte olan davanın yapılan açık yargılaması sonunda, HEYETİMİZCE GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: TALEP : Davacı vekili 31/12/2021 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin KHK hükümlerine Fetö darbe girişimi döneminde Tasarruf Mevduat Sigorta Fonuna devredildiğini ve müvekkili şirkete TMSF'nin kayyım olarak atandığını, müvekkili şirketin TMSF'nun kontrolünde faaliyetlerine devam ettiğini, davalının 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde ülkeyi terk ederek yurt dışına kaçtığını, davalının müvekkili şirketin içini boşaltmak için elinden gelen tüm yolları denediğini, davalının müvekkili şirketin ortaklarından olup şirket hesabından şahsi hesabına yüklü miktarlarda para aktardığını, davalının ne kadar para aktardığının mahkememizce bilirkişi aracılığıyla tespit edilmesi sonucu ortaya çıkacağını beyanla TMSF denetiminde alınan karar gereği davalının müvekkili şirkete ortaklıktan kaynaklanan borçlarının ve şirkete olan borçlarının tespiti ile davalıdan tazminine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 15/05/2023 tarihli talep açıklama dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin TMSF'ye devredildiği 26/09/2016 tarihindeki kasa sayımında ortaya çıkan resmiyette şirket kasasında olması gereken ancak fiili olarak kasada olmayan 229.881,79TL paranın davalının şahsi hesabına devretmiş olduğu para olduğu, kasadaki farkın nedeninin bu olduğunu beyan etmiştir. CEVAP: Davalı vekili 06/02/2023 tarihli cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin yurtdışında olduğunu, dava dilekçesinin ilanen tebliğ yoluyla yapılması için işlem yapıldığını ancak yapılan işlemlerin usulüne uygun yapılmadığını, iş bu davadan basın ilan kurumuna yazılan müzekkere ile haberdar olduklarını, dava dilekçesinde müvekkilinin adres bilgilerinin tam olarak yazılı olmadığını ve bu hususun davacı tarafa usulünce tamamlattırılması için ihtar edilmediğini, müvekkilinin adres bilgilerinin davacı tarafça mahkemeye bildirilmediğini ve mahkemece bu hususta bir araştırmaya gidilmediğini, Tebligat Kanunu uyarınca davadan haberdar olunulan beyan edilen tarihin tebliğ tarihi olarak kabul edilmesi gerektiğini, bu kısa sürede davanın esasına ilişkin cevap dilekçesi sunulamayacağından cevap sürelerinin uzatılmasına karar verilmesini, neticeden açılan davanın reddine ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili 20/03/2023 tarihli beyan dilekçesinde özetle; açılan davanın talep sonucunun açık ve net bir şekilde belirtilmediğini, sadece müvekkilinin ödenmeyen sermaye borcu bulunduğu iddiasıyla iş bu davanın açıldığını, müvekkilinin sermaye borcunun şirket esas sözleşmesinden mi yoksa genel kurul kararından mı olduğundan bahsedilmediğini, davacı şirkete kayyım atanmasından sonra şirketle ilgili herhangi bir inceleme ve denetleme yapamadıklarını bu nedenle de herhangi bir belge sunamadıklarını, hakimin davayı aydınlatma ödevi gereği gerekli bilgi ve belgelerin mahkememizce celp edilmesini, davacının iş bu davayı açmakta hukuki yararının olup olmadığının tespit edilmesini, davacı tarafın tazminat miktarının açıkça belirlenmesi gerektiğini, şirket ticari defter ve kayıtlarında gerekli incelemelerin yaptırılmasını, davacı tarafın alacak talebinin zamanaşımına uğradığını ve zamanaşımı defi taleplerinin olduğunu, şirkete kayyım atanması ile müvekkilinin şirket ile bağının tamamen koptuğunu, müvekkilinin yıllarca kar payı, huzur hakkı ödemesi almadığını ayrıca mali haklarını da şirketten alamadığını, şirket sermaye borcu varsa bile bu durumdan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını beyanla açılan davanın reddine ve yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Mahkememizce, Ticaret Sicil Müdürlüğünden davaya konu şirkete ait bilgi ve belgeler, Ticaret Sicil Müdürlüğünden, Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğinden ve Vergi Dairesi Müdürlüğünden davalının tacir ve esnaf kayıtlarına ilişkin bilgi ve belgeler celp edilmiş, tanıklar dinlenilmiş, muhasebe uzmanı bilirkişiden raporlar alınmıştır. Muhasebe uzmanı bilirkişi tarafından mahkememize sunulan 26/09/2024 tarihli ek raporda özetle; "...a) Davacı tarafın bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazlarının değerlendirilmesi ve sonuç; Davacı tarafın azında davalının davacı şirkette hangi pozisyonda çalıştığının beli değerlendirme ve sonuç sayın in (C) maddesinde açıkça belirtilmiş olduğu, Davacı tarafın bilirkişi raporuna bir diğer itirazında Davalı tarafın şirket adına kayıtlı hesaplardan kendi şahsi hesaplarına para aktarıp aktarmadığının tespitinin belirtilmedi sayın mahkemenize sunulan belirtilmiş olduğu, b) Davalı tarafın bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazlarının değerlendirilmesi ve sonuç; Davalı tarafın bilirkişi raporuna itirazında Bilirkişi kök raporunda cevap dilekçesinde belirtilmiş olan hususlarla ilgili hiçbir değerlendirme yapılmadığı, Salt davacının iddiaları üzerinden yapılan inceleme neticesinde davacının bahsetmiş olduğu tüm olgular ispatlanmış gibi bir ön kabulle hareket edildiği, davacının iddialarına yönelik itirazlar doğrultusunda herhangi bir tespit ve hesaplama yapılmadığı, Bu yönüyle bil tarafından tarafsızlık ilkesine riayet edilmemiş olup mezkur raporun hükme esas alınmasının mümkün olmadığı, iddia edilmiş olup; davalının cevap dilekçesinde belirtmiş olduğu konular ile ilgili tarafımca incelememi gerektirecek herhangi bir olguya rastlanılmadığı, davalı tarafın avukatının iddia ettiği gibi herhangi bir tarafsızlık ilkesine karşı tarafımca aykırı davranılmadığı, Davalı tarafın bilirkişi raporuna bir diğer itirazında Cevap dilekçelerinde belirtildiği üzere, Davacı şirkete kayyım atanmasının ardından davalının şirkete olan fiili bağlarının kopartıldığı, davalının şirketten alacaklarını da tahsil edemer kök Raporda da be üzere şirkete TMSF tarafından el konulduktan sonra kasa açığının ne şekilde ortaya çıktı tespit edilmeden, hiçbir delil ve sarahat bulunmadan kasa açığı yükümlülüğü mesnetsiz ve hukuka aykırı şekilde davalıya yüklendiği, şirket ticari defterlerinde kasa açığı davalıyı edildiği, Şirket üzerinde hiçbir denetim ve yönetim yetkisi bırakılmayan, şirkete dahi alınmayan davalının bu kasa açığına ne şekilde sebebiyet verdiği hiçbir şekilde ortaya konulmadığı, Kayyım atanmasına müteakip şirket tamamen TMSF'nin kontrol ve yönetimine bırakılmış olup iddia olunan kasa açığının davalı tarafından gerçekleştirilmesinin mümkün olmadığı, iddia edilmiş olup; 1-Davalının şirketten alacaklarını tahsil edemediği konusu ile ilgili iddiasına cevap: davacı şirketin 2016 yılı ticari defterlerinin incelenmesi neticesinde davalıya davacı şirket nezdindeki alacaklarına istinaden huzur hakkı adı altında OCAK-2016, ŞUBAT-2016, MART- 2016 ve NİSAN-2016 tarihlerinde ücret bordroları düzenlendiği ve bu bordrolara istinaden iş bankası Konya ticari şube aracılığıyla 11.02.2016 tarihinde 3.790,84 TL, 09.03.2016 tarihinde 3.790,84 TL, 08.04.2016 tarihinde 3.745,84 TL ve 10.05.2016 tarihinde 3.565,84 TL olmak üzere çeşitli tarihlerde ödemeler yapıldığının ilgili banka tarafından gönderilen “firma çalışanlarına ödenen maaş ekstresi raporu” na istinaden tarafımca tespit edildiği, ayrıca mahkeme nezdinde 28.11.2023 tarihinde yapılan duruşma tutanağında tanık olarak dinlenen davacı şirkette finans sorumlusu olarak çalışan ... tarafından davalının davacı şirketten huzur hakkı aldığını doğrular nitelikte ifadesinin olduğu, ilgi duruşma tutanağının tarafımca incelenmesi neticesinde tespit edildiği, bu konu ile ilgili hukuki takdirin sayın mahkemenize ait olduğu kanaatine varıldığı, 2-Davalının şirkete TMSF tarafından el konulduktan sonra kasa açığının ne şekilde ortaya çıktığının tespit edilmediği ve hiçbir delil bulunmadan kasa açığının yükümlüğünün davalıya yüklendiği, konusu sına cevap: Davacı şirketin 2016 ve öncesi yıllara ait ticari defter incelenmesi neticesinde kasa açığının ne şekilde oluştuğunun tespit edilemediği ve bununla ilgili herhangi bir verinin de bulunmadığı, davacı şirket ticari lenmesi neticesinde TMSF raporuna istinaden mevcut olan kasa açığının davalı ... borçlandırılarak meydana geldi tarafımca tespit edildiği, mahkeme nezdinde 28.11.2023 tarihinde yapılan duruşma tutanağında davacı şirkette finans sorumlusu olarak çalışan ve mahkemece tanık olarak dinlenen ... tarafından TMSF tarafından kasa sayımının yapıldığı, yapılan sayımda resmi olarak kayıtlarda bulunmasına rağmen fiili olarak 229.881,79 TL nin şirket kasasında mevcut olmadığının anlaşıldığı, bu paranın kim ya da kimler tarafından çeki veya şahsi defterlerini: başkanının imzası ile bankadan fiilen para çekilebildiğinin, bankadan böyle bir hesap hareketinin de olup olmadığının bilinemediği, şeklinde ifade verdiğinin duruşma tutanağının tarafımca incelenmesi neticesinde tespit edildiği, bu konu İle ilgili hukuki takdirin sayın mahkemenize ait olduğu kanaatine varıldığı, Davalı tarafın kök bilirkişi raporuna itirazında ; hiçbir şekilde alacağı kabul anlamına gelmemek kaydıyla, iddia edilen dava konusu alacak Türk Borçlar Kanununun 147.maddesinin 4.fıkrası gereğince zamanaşımına uğramış olup zamanaşımına uğramış bu alacağın davalılardan talep edilmesinin de mümkün olmadığı, iddiasında bulunduğu ve Bilirkişi raporunda zamanaşımı det hiçbir tespit, değerlendirme ve hesaplamada bulunulmadığı iddiasına cevap: sayın mahkemenizce tarafımdan istenenler arasında zamanaşımı defi ile ilgili herhangi bir hesaplama istenilmediği, ayrıca davalının cevap dilekçesinin tarafımca incelenmesi neticesinde zamanaşımı defi ile ilgili herhangi olgudan bahsedilmediğinin tespit edildiği, davalı tarafça belirtilen zaman aşımı defi ile ilgili hukuki takdirin sayın mahkemenize ait olduğu kanaatine varıldığı, c)Mahkemece 15.05.2024 tarihli ara karar ile bilirkişiden talep edilen hususların değerlendirilmesi ve sonuç; Davacı şirketin 2016 ve önceki yıllara ait geçmiş dönem ticari defter ve belgelerinin tarafımca incelenmesi neticesinde davaya konu edilen paranın 31.12.2016 tarihli kapanış fili ile dönem sonu kayıtlarına kayyım raporlarına istinaden Davalı ... adına borçlandırılmak suretiyle muhasebe kayıtlarına alındığı ve “TMSF TARAFINDAN DEVİR. ALINMADAN ÖNCE YÖNETİM KASA FARKI” adlı açıklama ile muhasebe kaydının mevcut olduğunun tarafımca sayın mahkemenize sunulmuş olan kök raporumda da belirtildiği, dava konusu paranın geçmiş yıllar ticari defter ve belgeler de tarafımca incelenmesi neticesinde davacı tarafın aktifine hangi tarihte kaydedildiğinin tespit edilemediği, dava dosyasında tanık olarak dinlenen davacı şirket finans sorumlusu tarafından da dava konusu kasa açığının nasıl ve ne zaman oluştuğunun bilinemediğinin vermiş olduğu ifadelerinden tespit edildiği, tüm bu inceleme ve tespitler doğrultusunda dava konusu kasa açığı olarak belirtilen 229.881,79 TL' nin sorumlusunun davalı TALİP GÜL olup olamayacağının hukuki takdirinin sayın mahkemenize olduğu..." kanaatleri bildirilmiştir. DAVANIN NİTELİĞİ, DEĞERLENDİRİLME VE GEREKÇE: Dava, yöneticinin sorumluluğuna dayalı tazminat davasıdır. 6102 sayılı TTK'nun 553. Maddesi: "(1) Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. (2)Kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. (3) Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz." hükümlerini içermektedir. Konya Ticaret Sicil Müdürlüğünden celp edilen dava konusu şirketin sicil dosyasına göre, dava konusu kasa açığının gerçekleştiği tarihte davalının şirket temsilcisi sıfatını haiz olduğu anlaşılmıştır. Yönetici aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı şirkete ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da yöneticiler aleyhine dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir. Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir. Somut olayda, dava konusu ... A.Ş.'ne 674 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 19. maddesi gereğince TMSF kayyım olarak atandığından, TMSF dosyaya temlik alan olarak kaydedilmiş ve TMSF'nin ilgili kurulları tarafından iş bu davanın açılmasına icazet verir nitelikteki karar davacı vekili tarafından dosyaya ibraz edilmiştir. Bu haliyle iş bu davada husumet eksikliğinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalı vekili tarafından dosyada zamanaşımı definde bulunulduğu görülmüştür. 6102 sayılı TTK'nun 560.maddesi: "(1) Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır." hükmünü amirdir. 6102 sayılı TTK’nın 560. maddesinde öngörülen bir diğer zamanaşımı süresi, ceza davası zamanaşımı süresidir. Ceza davası zamanaşımının uygulanabilmesi için tazminat sorumluluğuna neden olan fiilin ceza kanunlarına göre suç oluşturması veya cezayı gerektirmesi yeterli olup ayrıca fail hakkında ceza davası açılmış olması veya mahkumiyet kararı verilmiş olması, hatta soruşturma yapılması dahi gerekli değildir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, 22.04.2022 T. ... E. ... K). Davalıya iş bu dosyada yöneltilen eylem 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 155. maddesinde düzenlenen Güveni Kötüye Kullanma suçunu oluşturabilmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 155/2. Maddesi, "Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur." hükmünü içermektedir. TCK’nın 155/2. maddesi uyarınca davalıya isnat edilen eylemler güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halini oluşturacağından, ceza üst sınırı yedi yıl olan suç için uygulanması gereken dava zamanaşımı TCK’nın 66/1-d uyarınca 15 yıldır. Bu haliyle somut olayda 15 yıllık uzamış zamanaşımı süresi dolmadığından davalının zamanaşımı defisi reddedilmiştir. Davacı vekilinin 15/05/2023 tarihli talep açıklama dilekçesinden anlaşıldığı üzere, davacının bu dosyadaki iddiası davalının yönetici olduğu dönemde şirket kayıtlarında bulunmasına rağmen TMSF tarafından şirketin devralınması sonrasında tespit edilen kasa açığının davalıdan tazmin edilmesine yöneliktir. Dava bu yönüyle doğrudan zarar iddiasını içermektedir. Dosya kapsamına uygun olup hükme ve denetime elverişli olduğundan esas alınan 22/01/2024 tarihli kök ve 26/09/2024 tarihli ek rapor içerikleriyle dosya arasına celp edilen bilgi ve belgeler, huzurda dinlenen tanıkların beyanları, dava taraflarının iddia ve savunmaları ile dosyaya ibraz ettikleri belgeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde; 674 sayılı KHK'ne hükümleri uyarınca yöneticileri hakkında yürütülmekte olan silahlı terör örgütü üyeliği soruşturmasından dolayı dava konusu Galipoğlu Form Dış Ticaret A.Ş.'ne 26/09/2016 tarihi itibariyle TMSF'nin kayyım olarak atandığı, söz konusu kayyımlık kararının 06/10/2016 tarihli Türkiye Ticaret Sicili Gazetesine tescil edilerek yayınladığı, davalı Talip Gül'ün, 11/12/2015 tarihli olağan genel kurulunda alınan kararına istinaden 06/01/2016 tarihinden itibaren adı geçen şirketin temsil ve ilzama yetkili münferit yetkilisi olduğu ve böylelikle şirketin TMSF'ye devrolunmasından önceki son yetkilisinin davalı olduğunun anlaşıldığı, dosya arasına sunulan 27/09/2016 tarihli "Tutanak" başlıklı belge suretinden görüleceği üzere anılan tarihte yapılan devir teslim sırasında dava konusu şirketin kasasında hiçbir paranın bulunmadığının tespit edildiği, bu hususun huzurda dinlenen ve bir dönem şirkette finans sorumlusu olarak çalışan tanık Süleyman Arslan tarafından da doğrulandığı, şirketin 2016 yılı ticari defterlerinin kapanış kayıtlarında davalı Talip Gül adına olan ortaklardan alacaklar hesabında 229.881,79TL borç kaydı olduğunun görüldüğü, davalı Talip Gül'ün TMSF'nin kayyım olarak atanması sebebiyle yetkisinin kaldırılmasından önce şirketin tek yetkilisi olduğu ve oluşan kasa açığından davalının bizatihi sorumlu olduğu, bu yönüyle davacının doğrudan zarar iddialarının sübuta erdiği netice ve kanaatine varılarak davanın kabulü yönünde hüküm tesisi gerekli olmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-DAVANIN KABULÜ İLE, 229.881,79TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 15.703,23TL karar ilam harcı ve 615,40TL başvuru harcı toplamı olan 16.318,63TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Hazine tarafından karşılanan 1.360,00TL arabuluculuk giderinin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafça yapılan 25,60TL vekalet suret harcı, 3.500,00TL bilirkişi ücretleri ve 4.350,06TL posta-tebliğat-yurt dışı tebligat ve ilanen tebligat gideri olmak üzere toplam 7.875,66TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davalılar tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 6-AAÜT'ye göre hesaplanan 36.781,09TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilgili tarafa iadesine, Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 6100 s. HMK'nın 345. maddesi gereğince (2) hafta içerisinde, ilgili BAM Hukuk Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile istinaf yolu açık olmak üzere ve oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.26/03/2025
Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır