İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2021/702 E. 2024/153 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2021/702
- Karar No
- 2024/153
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL ASLİYE 2.TİCARET MAHKEMESİ
DOSYA NO : 2021/702 KARAR NO : 2024/153
DAVA : TAZMİNAT (Haksız Fiilden (Hacizden) Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 25/10/2021 KARAR TARİHİ : 26/02/2024
Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında görülen TAZMİNAT davasının mahkememizde yapılan yargılaması sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 12.08.2013 tarihinde müvekkilin iş yerine davalı tarafın alacaklı olduğu ... 3. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasından ihtiyaten hacze gelindiğini, icra dosyasının borçlusunun dava dışı ...'nın adresi olduğu iddiasıyla müvekkili şirketin iş yerine hacze gelindiğini, istihkak iddiasında bulunulduğunu, ancak davalının, İİK.nun 96.maddesine ve yazılı belgelere rağmen müvekkile ait menkullerin haczedilmesi ve muhafaza altına alınması talebinde bulunduğunu, neticede icra baskısı ile müvekkile ait kilolarca bobin teli, makine vb menkullerin haczedilip muhafaza altına alınarak adli yeddiemine götürüldüğünü, ... 18. İcra Hukuk Mahkemesi'nde ...E. ... K.dosyasında istihkak davası açıldığını, istihkak iddialarının reddedildiğini, kararı tehiri icralı olarak temyiz ettiklerini, ihtiyati haciz miktarı olan 7.955,00 TL'nin teminat olarak yatırıldığını, 20.07.2015 tarihinde ek hacze gelindiğini, yine istihkak iddiasında bulunduklarını, 2. Haciz esnasında davalı alacaklının 7.955,00 TL'nin yatırılması nedeniyle ilk hacizde haczedilen malların muhafazasından vazgeçtiğini ancak dosya kapak hesabından bakiye kalan 6.511,70 TL için ek haciz yaptığını, kıymeti 6.930,00 TL olan 330 kg bakır telin haczedildiğini, şirketin imalat makineleri almakla tehdit ettiklerini, müvekkil şirketin borçlu olmadığı halde takip borçlusu dava dışı ...'nın borcunu icra tehdidi ile dosyaya ödemek zorunda kaldıklarını, ... 12. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyası ile 2.Haciz nedeniyle istihkak davası açıldığını, davalı alacaklının, 03.08.2015 tarihinde müvekkil şirkete tekrar hacze geldiğini, yine icra tehdidi ile bakiye 6.821,50 TL' yi zorla tahsil ettiğini, ... 12. İcra Hukuk Mahkemesi 28.06.2018 tarih ve... E. ...K. sayılı kararı ile haklı olduklarını tespit ederek, istihkak taleplerini kabul ederek, teminat olarak yatırılan 6.821,50 TL'nin müvekkil şirkete iadesine karar verdiğini, hükmün istinaf incelemesi sonunda istinaf talebinin reddedilerek hükmün 20.09.2018 tarihinde kesinleştiğini, ilk hacze ilişkin açılan istihkak davasının reddine dair kararın temyiz incelenmesinin de bu arada sonuçlandığını, hükmün Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 28.06.2018 tarihinde bozulmasına karar verildiğini, mahkemece bozma ilamı sonrasında 13.01.2021 tarihli duruşmada istihkak davalarının kesin olarak kabul edildiğini, haksız hacizlerin kaldırıldığını, müvekkili şirketin yıllarca bahse konu haksız hacizlerle ve istihkak davalarıyla uğraşmış olup maddi ve manevi olarak zarara uğradığını, arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamadığını, haksız hacizler nedeniyle müvekkilinin 20.07.2015 tarihinde 7.995,00 TL ve 03.08.2015 tarihinde 6.281,50 TL olmak üzere dosyaya ödeme yapmak durumunda kaldığını, bu paraları ancak 6 yıl sonra icra kanalı ile davalıdan geri alabildiğini, döviz ile iş yapan, emtiasını döviz ile alan müvekkilinin, paranın alım gücünde yaşanan düşüşten dolayı zarara uğradığını, örneğin, müvekkilin 7.995 TL'yi icraya yatırdığı 20.07.2015 tarihinde 1 Dolar 2,68 TL, 1 Euro 2,91 TL iken günümüzde 1 Doların 8,88 TL, 1 Euronun 10,361 TL olduğunu, bilirkişi incelemesi marifetiyle enflasyon, TEFE- TÜFE oranları, altın ve döviz piyasasındaki artış, işçi ve memur maaşlarındaki artış vb kriterler baz alınarak paranın alım gücündeki fark nedeniyle doğan zararın tespitini talep ettiklerini, yine müvekkil şirketin mahrum kaldığı kâr zararı da bulunduğunu, keza söz konusu 7.995 TL ve 6.281,50 TL 'yi davalı alacaklıya haciz tehdidi nedeniyle ödemeyip emtia satın alıp yahut imal edip ticari hayatında kullansaydı satışından kar elde edeceğini, süreç içerisinde yargılama masrafları yaptığını belirterek, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla, maddi tazminat yönünden şimdilik 1.000,00.-TL'nin haksız haciz tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini, manevi zarar talebi yönünden 5.000,00 TL'nin haksız haciz tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekilinden netice-i talebini netleştirmesi için süre verilmiş, 22.04.2023 tarihli beyan dilekçesi ile her zarar kalem türü için 250,00.-TL talep ettiklerini açıklamıştır. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın TBK 72. maddesi gereğince 2 yıllık sürede açılmadığından taleplerin zamanaşımına uğradığını, haciz mahallinde borçluya ait vergi levhasının görülmesi üzerine haciz işlemlerine geçildiğini, borçlunun kardeşi ...’nın mahalde hazır bulunmasından, haciz mahallinde borçluya ait vergi levhası bulunmasından, davacı şirket ortakları ...’nın borçlunun annesi ve...’nın da borçlunun akrabası olması nedeniyle haciz işlemi uygulandığını, üstelik borçlu ...'nın, davacı şirketin eski ortaklarından olduğunu, aynı soyadını taşıyan ve aralarında akrabalık ilişkisi bulunan kişiler tarafından benzer ticaret unvanları kullanılmak suretiyle birden fazla şirket kurularak alacaklılardan mal kaçırmak kastıyla danışıklı hareket edildiği ve borçlunun haciz adresinde faaliyet gösterdiği açıkça ortada olduğundan samimi olmayan istihkak iddialarının kabul edilmediğini, icra prosedürünün gerektirdiği şekilde hareket edildiğini, kötü niyetli ya da ağır kusurlu davranıldığına ilişkin somut bir delil olmadığını (Emsal; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2007/929 E. 2007/995 K.ile Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2010/3909 E. 2011/1972 K.), hukuka aykırı ve haksız bir eylem bulunmadığını, yasal hakların kullanıldığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının enflasyon, döviz kurlarındaki artış vs göre maddi tazminat talep etmesinin mümkün olmadığını, zira, hukukumuzda gerçek zarar ilkesinin geçerli olduğunu, zarar görenin ancak haksız fiil sebebiyle uğradığı gerçek zararını haksız fiil sorumlularından isteyebileceğini (Emsal; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 12.12.2019 tarih ve 2019/363 E. 2019/6002 K.), aksi kabul edilse dahi, maddi tazminata faiz uygulanması söz konusu olabileceğini, döviz kurlarındaki artış, enflasyon oranı, vs hususların gerçek zarar olmadığını, kaldı ki, davacı döviz ile ödeme yapmamış olduğundan dövizdeki artışa göre tazminat hesaplanmasını talep edilemeyeceğini (Emsal: YHGK’ nın 31.10.2007 tarihli ve 2007/11-688 E. 2007/48 K.), davacının yoksun kalınan kar nedeniyle tazminat talebinin de kabulünün mümkün olmadığını, soyut iddialar dışında bu yönde delil sunulamadığını, davacının, kendi vekili ile yaptığı vekalet ücretinden müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının kabul edilemeyeceğini (Emsal; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2013/14106 E. 2014/9415 K.) belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME: Dava; haksız hacizden kaynaklanan maddi ve manevi zararların giderilmesi istemine ilişkin tazminat davasıdır. Taraflar arasında uygulanan haciz süreci hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Çözümlenmesi gereken sorun, yapılan haksız haciz nedeniyle davacının maddi ve manevi zararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller, icra dosyası ile tüm dosya kapsamı ile beraber alınan bilirkişi raporları ve yapılan yargılama sonunda; Davalı tarafından ... 3. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile 01/08/2013 tarihinde, dava dışı ... ve... / ... aleyhine, 30.07.2013 keşide tarihli, 9.000,00 TL bedelli çeke dayanarak, 7.955,00.-TL asıl alacak, 6,39.-TL işlemiş faiz, 900,00.-TL çek tazminatı, 245,00.-TL İht. Haciz Vekalet ücreti, 68,65.-TL İhtiyati Haciz gideri olmak üzere toplam 9.175,04.-TL üzerinden kambiyo senetlerine (çek, poliçe ve emre muharrer senet) özgü haciz yolu ile icra takibi başlatılmıştır. Başlatılan takip kapsamında 12.08.2013 tarihinde Davacı Şirket merkezinde haciz başlatılmıştır. Haciz kapsamında belirli miktarda bilgisayar, yazıcı, alüminyum ve bakır tel, şerit testere makine ve hesap makinesi haczedilerek muhafaza altına alınmış yediemine teslim edilmiştir. Akabinde 20.07.2015 ve 03.08.2015 tarihinde de hacizler yapılmıştır. Davacı şirket tarafından icra dosyasına yaptığı istihkak iddiasının reddi üzerine 08.10.2013 tarihinde ... 18. İcra Hukuk Mahkemesinde istihkak davası açmıştır. Yargılama sonunda mahkemenin 06.06.2015 tarih ve... E....K.sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 8. HD.nin 28.06.2018 tarih ve 2015/18872 E. 2018/14597 K.sayılı kararı ile mahkeme hükmü bozulmuş, karar düzeltme talepleri dairenin 18.09.2019 tarih ve 2018/15334 E. 2019/7715 K. Sayılı kararı ile reddedilmiştir. Bozma sonrası ilk derece mahkemesi 2019/1297 E. 2021/119 K.sayılı kararı ile davayı kabul etmiş, kesin karar nedeniyle hacizler kaldırılmıştır. Dava tarihinin de 25/10/2021 olması karşısında 2 yıllık süre dolmadan dava açıldığından davalı vekilinin zamaşımı itirazı yerinde görülmemiştir. Yukarıdaki ilk derece mahkemesinin kararından sonra 20.07.2015 tarihinde 7.955,00.-TL ve 03.08.2015 tarihinde 6.821,50 TL tutarında para icra dosyasına yatırılmıştır. Bu arada 20.07.2015 tarihinde yapılan ek haciz nedeniyle davacı şirket tarafından 05.08.2015 tarihinde ... 12. İcra Hukuk Mahkemesinde istihkak davası açmıştır. Yargılama sonunda mahkemenin 28.06.2018 tarih ve ... E. ... K.sayılı kararı ile davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 23. HD.nin 20.09.2018 tarih ve 2018/2418 E. 2018/1740 K.sayılı kararı ile istinaf başvurusunun kesin olarak reddine karar verilmiştir. 23.11.2023 tarihli bilirkişi raporuna göre; Maddi tazminat bakımından davalının kusurunun araştırılmasına gerek olmadığı, nihai değerlendirme mahkemeye ait olmak üzere ihtiyati haczin haksız olduğu sonucuna varıldığından davacının icra dosyasına yatırdığı 7.955,00 TL için mahrum kalınan faizin 3.930,86 TL olarak hesaplandığı, munzam zararın hesabında somut ve soyut hesaplama şeklinde iki yöntem bulunduğu, bu konudaki nihai değerlendirmenin mahkemeye ait olduğu, davacı tarafından, 7.955,00 TL ve 6.281,50 TL'den oluşan alacağın icra dosyasına hiç yatırılmamış olsa idi bu para ile hangi malların ticaretinin yapılacağı, hangi oranda kâr elde edileceği vs. gibi hususlar aydınlatılmadığından zararın somut hesap yöntemine göre talep edilemeyeceği, mahkemece munzam zararın soyut hesaplama yöntemine göre talep edilebileceği sonucuna varıldığı takdirde "sepet hesabı"na göre bir hesaplama yapılması gerektiği, buna göre davacının talep edebileceği munzam zararın toplam (9.981,21.-TL + 1.762,60.-TL=) 11.743,81.-TL olarak hesaplandığı, davacının hem ticari kâr kaybına uğradığını hem de paranın iade edildiği güne kadar geçen sürede paranın değer kaybına uğradığını iddia ettiği, esasen bu iddialardan ilkinin munzam zararın somut yönteme göre ispat edilmesi, ikincisinin ise munzam zararın soyut yönteme göre ispat edilmesi talebinden ibaret olduğu, munzam zararın her iki ispat yöntemine göre de talep edilmesinin mümkün görünmediği, zira, bu durumda mükerrer tazmin söz konusu olacağı, davacı vekilinin sözleşmesel vekalet ücreti bakımından maddi zarar talep edemeyeceği, manevi tazminata hükmedilebilmesi için davalının ağır kusurlu ve kötüniyetli olması gerektiği, haciz tutanağında belirtilen belgelerin incelenmesinden söz konusu takip borçlusunun haciz mahalindeki şirket ile ilişiğinin kesilmiş olduğu anlaşıldığından takip alacaklısının bu evrakların varlığına rağmen yaptığı haciz işleminin kötüniyetli ve ağır kusurlu olduğu, bu konudaki ve manevi tazminat tutarının nihai takdirin mahkemeye ait olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Davacı tanığı ... beyanında; "Ben şirketin eski çalışanıydım, şirket aile şirketidir, annem ortaktı, biz bu durumda bayağı bir müşkül duruma düştük, avukat arkadaşlar icraya geldi, haciz yapacaklarını söylediler, haciz memurları da vardı, borcumuzun olmadığını söyledik, borcun ...'ya ait olduğunu bildiğimiz halde onun dükkanına gittik, haczedilecek mal bulamadık buraya geldik dediler, ...'nın şirketten ayrıldığına resmi evrakları sunduğumuz halde buna rağmen ürünleri haczettiler, bakırın fiyatları dolar olarak arttı, manevi olarak da şirket piyasada olduğu için mal alıp sattığımız kişilere karşı müşkül duruma düştük, malı zor aldık, satacağımız zaman da ticari olarak da karşı tarafın gözünde kötü bir izlenim oluştu, borçlu ... tutanak mahalinde değildi." demiştir. Davacı tanığı ... beyanında; "Ben şirketin ortağıyım, biz aile şirketiyiz, 1978 yılında kurulduk, piyasada tanınan saygı duyulan şirketiz, kardeşim ... şirketten ayrıldı, kendine ait şirket açtı, kendi ticari işlerinden olan borcu için adresimize gelindi, icraya gelen kişilere konu açıklanmasına rağmen ...'nın işyeri adresine gittiklerini, burada haczedilecek mal bulunmadığını beyan ederek bizim adresimize geldiler, ...'yı çağırmamızı istediler, ... da gelmeyince borcu bizim ödememizi istediler, kendilerini aydınlattık, ...'un ayrıldığını söyledik, bizimle bir bağı olmadığını resmi belgelerle ibraz ettik, kabul etmediler, haciz işlemi yapıldı, piyasadaki bütün esnaf eşrafının gözü önünde bilgisayarımız dahil hammaddemiz olan bakırlar ve üretim yapılan makinelerimizi gözler önünde haczedip kamyona yükleyip götürdüler, dosyaya para ödeyerek mallarımızı yeddieminden geri aldık, ikinci bir dava söz konusu oldu, ikinci kez hacze geldiler, sekiz yıl sonunda paramızı geri aldık ancak değerinin %10'una düştü, hem maddi hem manevi piyasadaki şahsi kredimiz azalmış oldu haksız hacizden dolayı zarar gördük." demiştir. Haksız ihtiyati hacizden kaynaklanan zararın tazminini 2004 sayılı İİK.nun "İhtiyati Hacizde Teminat" başlıklı 259. Maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; "İhtiyati haciz istiyen alacaklı hacizde haksız çıktığı taktirde borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan mesul ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 96 ncı maddesinde yazılı teminatı vermeğe mecburdur. Ancak alacak bir ilama müstenid ise teminat aranmaz. Alacak ilam mahiyetinde bir vesikaya müstenid ise mahkeme teminata lüzum olup olmadığını takdir eder. Tazminat davası ihtiyati haczi koyan mahkemede dahi görülür." İhtiyati haczin haksız olup olmadığının tespitinde özel kasıt veya kusur aranmaz. Açılan istihkak davasının davacı lehine sonuçlanması yeterlidir (Emsal: Yargıtay 4.HD.nin 09.03.2021 tarih ve 2019/1961 E. 2021/1088 K. Yargıtay 7.HD.nin 22.05.2014 tarih ve 2013/869 E. 2014/11079 K.ile 25.04.2014 tarih ve 2012/7926 E. 2014/8919 K.ile 26.06.2012 tarih ve 2011/4508 E. 2012/4958 K.). Davacının açtığı istihkak davalarının lehine sonuçlandığı açıktır. Bu nedenle maddi tazminat talebinin incelenmesi gerekir. Bilirkişi raporunda zararın somut ve soyut ilkelere değerlendirilip hesaplandığı gözlenmektedir. Gerçekten de bu konuda her iki görüşü de destekleyen görüşler ve içtihatlar bulunmaktadır. Somut yönteme göre, zararın varlığını iddia eden, zararı somut vakıalar ile ispatlamalıdır. Bu yönteme göre, varsayımlardan hareketle zararın ispat edilebilmesi mümkün değildir. Bu itibarla, söz konusu görüşe göre, salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı olarak munzam zarar ileri sürülemez. İddia edilen munzam zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği müddetçe salt enflasyon vs., munzam zararın kanıtı olarak kabul edilemez. Zira burada zararın olgusunun, HMK m. 194 kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm delillerin ortaya konulması gerekmektedir. Soyut ispat yönteminde ise, alacaklı, somut yöntemde olduğu gibi uğradığı munzam zararı somut vakıalar ile ispat etmek zorunda değildir. Bu yönteme genellikle paranın alım gücünün azalması yüzünden başvurulmakta ve alacaklılar temerrüt tarihi ile ifa tarihi arasında geçen sürede paranın uğradığı değer kaybına dayanarak uğradıkları zararın tazmin edilmesini istemektedir. Bu görüşe göre, enflasyonist ortamda bireyin parasının değerini sabit tutmak ve kazanç sağlamak için bir çaba ve girişimlerde bulunması, örneğin en azından vadeli mevduat veya kurları devamlı yükselen döviz yatırımlarında değerlendirmesi, olayların normal akışına, hayat tecrübelerine uygun düşen bir karine olarak kabul edilmelidir. Anlatılan enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği, insan yapısının ve menfaatlerini koruma içgüdüsünün de doğal bir sonucudur. Hal böyle olunca, enflasyonist ekonominin olumsuz etki ve sonuçlarının kamuda az veya çok herkes tarafından bilindiği, normal bir kişinin dahi para alacağını tahsil ettiği takdirde bu parayı herhangi bir yatırıma çevirmediği müddetçe parasının değer kaybına uğrayacağını bileceği, o halde enflasyonist ortamda hayatın olağan akışına uygun olarak paranın bir yatırım aracında değerlendirileceğini kabul etmenin uygun olacağı ve bu vaktaların da maruf ve meşhur vakıa olarak mahkemelerce nazara alınacağı kabul edilebilecektir. Bu sebeplerle de somut bir ispat faaliyetinin gerçekleştirilmesi gerekmeyecektir. Uygulamada Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi munzam zararın ispatında somut yönteminin uygulanması gerektiği görüşündedir. Buna mukabil Anayasa Mahkemesi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise munzam zararın ispatında soyut yöntemin uygulanması gerektiği görüşündedir. Bununla ilgili olarak bilirkişi raporunda örnek kararlara değinildiğinden tekrar gerekçeye almaya gerek duyulmamıştır. Davacının talep ettiği zarar kalemleri; 1-Haksız hacizler nedeniyle 20.07.2015 tarihinde 7.995,00 TL ve 03.08.2015 tarihinde 6.281,00 TL'yi dosyaya ödediğini, ödenen bu paraların ancak altı yıl sonra Davalıdan geri alınabildiğini, işbu altı yıllık süreçte döviz ile iş yapan ve emtiasını döviz ile alan davacının paranın alım gücünde yaşanan düşüş sebebiyle zarara uğradığını, paranın alım gücündeki fark kadar zararının mevcut olduğunu, 2-Ek olarak cebri icra baskısı ile ödenen 7.995,00 TL'nin ancak faizsiz tahsil edilebildiğini, faizden mahrum kalınması nedeniyle de zararının olduğunu, 3-Söz konusu 7.955,00 TL ve 6.281,50 TL bakımından davacının mahrum kaldığı kâr kaybının olduğunu, keza söz konusu bedeller dosyaya ödenmemiş olsa idi Müvekkilinin ticari kâr elde edeceğini, 4-Hiç sorumluluğu olmadığı bir borç dolayısıyla açılan davalar nedeniyle vekile 10.000,00 TL avukatlık ücreti ödediğini, söz konusu bu avukatlık ücretinin de maddi zarar kalemlerinden biri olduğunu, 5-Haciz esnasında, takip borçlusunun 2011 yılında hisselerini devrettiği ve bu nedenle borcun doğum anında takip borçlusu ile şirketin ilişiğinin kesik olduğuna dair sözleşme ve sicil kayıtlarının ibraz edilmesine, takip borçlusunun yer almadığı 2011 yılı vergi ruhsatının da sunulmasına ve alacaklı vekilinin “aslında sizinle bir alakasının olmadığını biliyorum” - demesine rağmen - kötüniyetli ve ağır kusurlu olarak hacizlerin gerçekleştirildiğini ve bu sebeple de manevi zararlarının da doğduğunu, iddia etmiştir. Faiz Kaybı Zararı Yönünden; İİK m. 259/1 uyarınca ihtiyati haczin haksız çıkması halinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklı sorumludur. Dolayısıyla haksız haciz uygulaması nedeniyle davacının faiz talep etme hakkı vardır ve bu zararlar kapsamındadır. Uygulamaya göre istenebilecek faiz, yasal faizdir. Bilirkişi heyet raporunda istenebilecek faiz tutarı 7.955,00.-TL için 3.930,86.-TL olarak hesaplanmıştır. Munzam Zarar Yönünden; Munzam zarar yönünden ise somut yöntem kabul edilirse zararın ispatlanamadığı, soyut yöntem kabul edilirse, uygulamada kabul edilen sepet yöntemine göre (Altın, döviz, hazine bonosu, faiz, enflasyon ortalaması) 7.955,00.-TL için munzam zarar 9.981,21 TL, 6.281,00.-TL için munzam zarar 1.762,60.-TL olmak üzere 11.743,81.-TL olarak hesaplanmıştır. Bu konuda raporda da atıf yapılan Yargıtay 11.HD.nin 06.12.2016 tarih ve 2015/15144 E. 2016/9367 K.sayılı kararında soyut yöntemin esas alındığı, Anayasa Mahkemesi'nin 21.12.2017 tarih ve ... başvuru numaralı kararının esas alındığı gözlenmektedir. Ne var ki aynı daire ... 6. Tüketici Mahkemesi'nin 07.10.2021 tarih ve ... E. ...K.sayılı kararı ile munzam zarar talebini içeren davayı soyut yöntemi kabul ederek reddettiği hükmü 01.06.2023 tarih ve ... E.... K.sayılı kararı ile oy çokluğuyla onamıştır. Yine benzer şekilde ... 7. Tüketici Mahkemesi'nin 27.09.2018 tarih ve... E....K.sayılı kararı ile munzam zarar talebini içeren davayı soyut yöntemi kabul ederek reddettiği hükmü 04.03.2020 tarih ve ... E. ... K.sayılı kararı ile oy birliği ile onamıştır (Benzer şekilde; Yargıtay 11. HD.nin 12.12.2023 tarih ve 2022/3549 E. 2023/7291 K.ile 29.11.2023 tarih ve 2022/4910 E. 2023/6926 K.ile 23.01.2018 tarih ve 2016/6577 E. 2018/556 K. sayılı ve 16.12.2014 tarih ve 2014/13210 E. 2014/19839 K.ile Ankara BAM 26 HD.nin 2021/1271 E. 2023/1091 K.) Yine diğer bazı Yargıtay dairelerinin de somut yöntemi benimsediği gözlenmektedir. ... 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 09.10.2019 tarih ve ...E. ... K.sayılı kararı ile munzam zarara ilişkin talebi soyut yönteme göre kabul ederek davanın kabulüne karar vermesi üzerine istinaf incelemesine yapan ... Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi 27.09.2022 tarih ve 2020/189 E. 2022/1469 K.sayılı kararı ile somut yöntemi benimseyerek, ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak davanın reddine karar vermiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 3.Hukuk Dairesi 08.05.2023 tarih ve 2022/8303 E. 2023/1313 K.sayılı kararı ile verilen hükmü onamıştır (Benzer Şekilde; Yargıtay 9.HD.nin 01.11.2023 tarih ve 2023/11296 E. 2023/16397 K.ile Yargıtay 5.HD.nin 11.10.2023 tarih ve 2023/1874 E. 2023/8749 K.) Ticari Kâr Kaybı Yönünden; Davacı taraf, dövizli iş yapan bir firma olduklarını, emtianın döviz ile alındığını, paranın alım gücünde yaşanan düşüşler nedeniyle zarara uğradıklarını, hem ticari kâr kaybına uğradığını enflasyon, TEFE- TÜFE oranları, altın ve döviz piyasasındaki artış, işçi ve memur maaşlarındaki artış vb kriterler baz alınarak paranın alım gücündeki fark nedeniyle doğan zararın tespitini talep ettiklerini, yine davacının ayrıca kârdan mahrum kaldıklarını, zira söz konusu 7.995,00.-TL ve 6.281,50.-TL 'yi davalı alacaklıya haciz tehdidi nedeniyle ödemeyip emtia satın alıp yahut imal edip ticari hayatında kullansaydı satışından kar elde edeceğini iddia etmektedir. Bu talepler mükerrerdir. Zira her iki talep de munzam zarar talebine ilişkindir. Bu nedenle mahkememizce bu şekilde değerlendirmeye alınmış ve kabul edilmemiştir. Sözleşmesel Vekalet Ücreti Talebi Yönünden; Davacı vekili, haksız hacizler dolayısıyla istihkak davaları açmak zorunda kalındığı ve bu sebeple vekiline 10.000,00 TL vekalet ücreti ödendiğini iddia ederek söz konusu zararın tazmin edilmesini talep etmiştir. Tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olan avukatlık sözleşmesinden doğan ücretten, sözleşmenin tarafı yani hukuki hizmet alan asil sorumludur. Raporda belirtildiği üzene Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 14.10.2019 tarih, 2019/2334 Esas ve 2019/4577 Karar sayılı kararında bir davada karşı tarafa yükletilmesi gereken yargılama giderlerinin, o davanın ayrıntısı niteliğinde olup; talep olmasa bile, mahkemece doğrudan (re'sen) asıl hükümle birlikte karara bağlanması gerekir. Nitekim bu yön, yargılama giderlerinden olan vekalet ücreti bakımından da geçerlidir. Buna bağlı olarak, yargılama giderine ancak asıl davada hükmedilebilir. Asıl davanın kesinleşmesinden sonra, o davaya ilişkin yargılama giderleri ayrı bir dava konusu yapılamaz, denilmektedir. Davacının kendi vekili ile yaptığı ve sadece akdeden tarafları bağlayan nitelikteki ücret sözleşmesi uyarınca ödenmesi kararlaştırılan bedelden, eldeki tazminat davasında davalının sorumlu tutulması doğru bulunmamıştır. Buna göre, bilirkişi heyeti davacı vekilinin sözleşmesel vekalet ücreti bakımından maddi zarar iddialarının yerinde olmadığı görüşündedir. Bu görüşe katılmamak için bir neden görülmediğinden mahkememizce de kabul edilmiş, bu alacak kalemi kabul edilmemiştir. Yukarıdaki açıklamalardan sonra somut olaya gelince; Bu konuda Yargıtay'ın munzam zarar konusundaki yukarıda açıklanan içtihatlarında da işaret edildiği gibi soyut zarar yöntemi genellikle kabul görmemektedir. Enflasyonist ortamda yaşayan makul, normal bir kişinin parasını atıl biçimde elde tutmayacağı, gelir getirici bir yatırıma dönüştüreceği görüşü soyuttur. Davacı taraf munzam zarar iddiasını somut delillerle ispat ederek ortaya koymalıdır. Soyut iddialar varsayımsaldır. Bu nedenle munzam zarar hesabında Yargıtay içtihatlarında ve BAM dairelerinde genel olarak hakim görüş benimsenmiş, somut yöntem kabul edilmiştir. Bu nedenle munzam zarar talepleri kabul edilmemiştir. Davacının faiz zararının 3.930,86.-TL olduğu bilirkişi raporu ile de sabit olduğundan bu miktar üzerinden davanın kabulüne, sair taleplerin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı vekili davasını 02.01.2024 tarihli dilekçesi ile davasını kısmen ıslah ederek, işlemiş faiz talebini 250,00.-TL'den 3.930,86.-TL'ye çıkartılmıştır. Dava bu yönüyle kabul edilmiştir. Haksız haciz nedeniyle 20.07.2015 tarihinde icra dosyasına ödeme yapıldığından bu tarih esas alınmıştır. Dava kısmi dava olduğundan 250,00.-TL'sine 20.07.2015 kalan 3.680,86.-TL'ye de dava tarihi olan 25.10.2021 tarihinden itibaren yasal faize hükmetmek gerekmiştir. Manevi tazminat talebi yönünden ise; Davacı, haksız haciz uygulaması nedeniyle manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Haczin haksızlığı yukarıda açıklanan ve kesinleşen mahkeme kararları ile sabittir. TBK.nun 58. (Mülga BK. m. 49) anlamında davacı tüzel kişiliğin manevi değerlerine dahil bulunan ticari itibarının sarsıldığının kabul edilmiştir. Zira haciz sırasındaki resmi belgelere itibar edilmemiş, haciz ve muhafaza işlemleri yapılmıştır (Emsal; Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/16378 E., 2021/6620 K.ile 2019/2954 E., 2021/5764 K. İle 2021/858 E., 2021/6101 K.ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.12.2004 tarih ve 2004/600 E. 2004/625 K.iye Yargıtay 11.HD.nin 15/09/2022 tarih ve 2022/2114 E. 2022/10456 K.). Davalı tarafın tüm dosya kapsamı, olayların gelişimi dikkate alındığında davacıya zarar vermek amacıyla veya kötü niyetle hareket edildiği yönünde delil bulunmasa da ağır kusurunun bulunduğu kabul edilmiştir (Emsal; Yargıtay HGK.nun 14.06.2022 tarih ve 2020/4-585 E. 2022/807 K.). Bu nedenle manevi tazminat talebinin kabulüne karar vermek gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; Davanın KABULÜNE, A-Maddi Tazminat Talebi Yönünden; 3.930,86.TL faiz zararı olarak maddi tazminatın davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE, Bu miktarın 250,00.-TL'sine 20.07.2015, kalan 3.680,86.-TL'sine dava tarihi olan 25.10.2021 tarihinden itibaren yasal faiz UYGULANMASINA, B-Manevi Tazminat Talebi Yönünden; Haksız haciz tarihi olan 20.07.2015 tarihinden geçerli yasal faizi ile birlikte 5.000,00.-TL manevi tazminatın davalıdan alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE, 1-Alınması gereken karar ve ilam harcı 610,07-TL olup, peşin alınan 102,47-TL ile 63,00-TL ıslah harcı toplamı 165,47-TL harcın mahsubu ile bakiye 444,60-TL harcın DAVALIDAN TAHSİLİYLE HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 2-Davacı tarafından yapılan posta ve tebligat masrafı 402,75-TL, bilirkişi ücreti 7.500,00-TL'den oluşan 7.902,75-TL yargılama gideri ile 59,30-TL başvuru harcı, 102,47-TL peşin harç, 63,00-TL ıslah harcı toplamı 8.127,52-TL yargılama giderinin DAVALIDAN TAHSİLİYLE DAVACI TARAFA VERİLMESİNE, 3-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 8.930,86-TL vekalet ücretinin DAVALIDAN TAHSİLİYLE DAVACIYA VERİLMESİNE, 4-Davacı tarafından yatırılan gider avansından yargılama sırasında yapılan masraflar ile karar tebliğ giderlerinden geriye kalan avansın karar kesinleştiğinde DAVACIYA İADESİNE, 5-Dava şartı arabuluculuk sürecinde Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00-TL arabuluculuk ücretinin, davalıdan 6183 sayılı Kanuna göre tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, tarafların gerekçeli kararı tebliğ tarihinden itibaren 2 HAFTA içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya bulundukları yerdeki başka bir mahkeme aracılığıyla mahkememize gönderecekleri dilekçe ile HMK. 341.maddesi uyarınca İstanbul BAM. nezdinde İSTİNAF yoluna başvurma hakları bulunduğu hatırlatılmak suretiyle verilen karar açıkça okunup anlatıldı.26/02/2024
KATİP ...
HAKİM ...