İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2020/490 E. 2021/150 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2020/490
Karar No
2021/150
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

DOSYA NO : 2020/490 KARAR NO : 2021/150 DAVA : ALACAK (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 13/10/2020 KARAR TARİHİ : 24/02/2021

Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında görülen Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının mahkememizde yapılan yargılaması sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkil kargonun ... Bölgesi - ... acenteliğini ... tarihinden sözleşmenin fesih tarihi olan ... tarihine kadar yürüttüğünü, acentenin yaptığı iş üzerinden hakediş aldığını, davalının müvekkil kargoya ....-TL borçlu olduğu halde henüz ödemediğini, arabuluculuk başvurusunun anlaşamama ile sonuçlandığını, bu sebeple ....-TL'nin sözleşmenin fesih tarihi olan ... tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek taraflarına ödenmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevabında; TACİR olmadığını, davacı ile imzalanan sözleşmelerin muvazaalı olduğunu, kendisinin yedek kargo operatörü olarak davacı şirket bünyesinde işe başladığını, daha sonra şube müdürlüğüne yükseltildiğini, işçi statüsünde olduğunu belirterek görev itirazında bulunmuş, iş mahkemelerinin davaya bakmakta görevli olduğunu söyleyerek iddiaları reddetmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE HUKUKİ NİTELENDİRME: Uyuşmazlık; her ne kadar acentalık sözleşmesinden kaynaklanan alacak davası olarak açılmış ise de hukuki niteleme mahkemeye ait olduğundan uyuşmazlığın iş hukukundan kaynaklanan alacak davası olduğu kabul edilmiştir. Zira; Davacı taraf, taraflar arasında acentalık sözleşmesinin bulunduğunu ileri sürerek, sözleşmenin fesh-i ihbar nedeniyle sona ermesinden kaynaklanan alacaklarını talep etmektedir. Dosyaya "Vekalet Sözleşmesi" adı ve başlığı altında düzenlenen bir sözleşme ile bu sözleşmenin nasıl uygulanacağını, hesaplamaların neye göre yapılacağını gösteren, alt protokol niteliğinde fakat "Cari Hesap Sözleşmesi" adı ve başlığı altında düzenlenen sözleşme sunmuştur. Dosyaya "Acentalık Sözleşmesi" adı ve başlığı altında sunulan bir sözleşme yoktur. Davacı taraf, sunduğu sözleşmelerden yola çıkarak davanın tipini kendi belirleyerek taleplerini oluşturmuştur. Davalı ise tüm iddiaları reddederek, söz konusu sözleşmelerin muvazaalı olduğunu, aslında davacı şirketin işçisi konumunda olduğunu savunmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 1/1. maddesi uyarınca mahkemelerin görevi kanunla düzenlenir ve göreve ilişkin kurallar kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması zorunludur. Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, tarafların tacir olup olmadığına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunundan doğan hukuk davalar ticari dava sayılmıştır. Aynı yasanın 5.maddesi ise nispi ticari davaları açıklamaktadır. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. 4857 sayılı İş Kanununun 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. Kanunun 2 nci maddesinde bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi ile tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar işveren olarak tanımlanmıştır. İşçi ve işveren sıfatları aynı kişide birleşemez. Yasanın 8 inci maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir. İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Her üç sözleşmede, iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır. İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukukî-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukukî bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İşçi edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirir. İşçinin işverene karşı kişisel bağımlılığı ön plana çıkmaktadır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, işçinin bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil etmez. İşçinin işverenin belirlediği koşullarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip bulunup bulunmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir. İş sözleşmesinde işçi işveren için belirli veya belirsiz süreli olarak çalışır. Vekâlet sözleşmesinde ise vekil kural olarak uzmanlığı bakımından iş sahibinin talimatları ile bağlı değildir. İş sözleşmesinin varlığı ücretin ödenmesini gerektirir. Oysa vekâlet için ücret zorunlu bir öğe değildir. Vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlerde iş sözleşmesinin aksine sosyal nitelikte edimlere ve koruma yükümlülüklerine rastlanmaz. Vekil bağımsız olarak iş görür, bu nedenle faaliyetini sürdüreceği zamanı belirlemede kısmen de olsa serbestliğe sahiptir. Bütün zamanını tek bir müvekkile özgülemek zorunda olmayan vekil, farklı kişilerle vekâlet sözleşmeleri yapabilir. Ekonomik olarak tek bir işverene bağımlı değildir. Tüzel kişilerde yönetim hakkı ile emir ve talimat verme yetkisi organlarını oluşturan kişiler aracılığıyla kullanılır. Tüzel kişiler yönünden tüzel kişinin kendisi soyut işveren, tüzel kişinin organını oluşturan kişiler ise somut işveren sıfatını haizdir. Ticaret şirketleriyle tüzel kişilerde somut işveren sıfatını taşıyan organ bir kurul olabileceği gibi tek başına bir kişiye verilen yetki çerçevesinde gerçek kişinin de organ sıfatını kazanması mümkündür. Limitet, hisseli komandit ve kolektif şirketlerde yönetim yetkisi şirket ortaklarından birine bırakıldığında, bu kişi müdür sıfatıyla kişi-organ sayılır. Türk Ticaret Kanununun 319 uncu maddesine göre, anonim şirketler yönünden yönetim ve temsil yetkisinin yönetim kurulu üyelerine bırakılması halinde, bu kişi veya kişiler kişi-organ sıfatını kazanır. Şirketi temsil ve yönetime yetkili kişi-organ sıfatını taşıyan kişiler işveren konumunda bulunduklarından işçi sayılmazlar. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince; davalının, davacı tarafından dosyaya sunulan sözleşmelerin muvazaalı olduğunu, davacı şirketin işçisi olduğunu ileri sürdüğünden, iş kanunu çerçevesinde sözleşmelerin muvazaalı olduğunu tespit etmek ve davalının yine iş hukuku kapsamında davacı şirketin işçisi olup olmadığını tespit etmek görevi iş mahkemelerine aittir. Zira mahkememiz, davalının iddialarını tartışarak işçi olmadığını söyleyebilecek durumda değildir. Bu tespit, bu konuda daha uzman olan iş mahkemeleri tarafından yapılması gerekmektedir. Bu nedenle görevsizlik kararı vermek gerekmiş olup aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçeler ışığında; Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, Açılan davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle HMK.114/1-c ve 115/2 maddeleri gereğince dava dilekçesinin usulden REDDİNE, 6100 sayılı HMK.nun 20 maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra iki haftalık süre içerisinde talep edilmesi halinde dosyanın görevli ANTALYA NÖBETÇİ İŞ MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, İki haftalık süre içinde dosyanın gönderilmesi için talepte bulunulmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin İHTARINA, 6100 sayılı HMK.nun 331.maddesi gereğince harç, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin görevli mahkemece, davaya bir başka mahkemede devam edilmemesi ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi halinde ise yargılama giderlerinin mahkememiz dava dosyası üzerinden KARARA BAĞLANMASINA, Varsa artan gider avansının dosyasına AKTARILMASINA, Dair davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı tarafın yokluğunda HMK'nun 345 maddesi uyarınca gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk dairesinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulünce anlatıldı.24/02/2021

KATİP ... (E-imzalıdır)

HAKİM ... (E-imzalıdır)

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2020/490, K. 2021/150, T. 24.02.2021, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2020-490-e-2021-150-k-ab8f10c7e7db