İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2017/848 E. 2015/18416 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2017/848
- Karar No
- 2015/18416
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2023/460 Esas - 2025/126 T.C. TÜRK MİLLETİ ADINA ANKARA GEREKÇELİ KARAR 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/460 Esas KARAR NO : 2025/126 DAVA : Ticari Bankacılık İşlemlerinden Kaynaklanan Davalar (Tazminat) DAVA TARİHİ : 23/06/2023 KARAR TARİHİ : 19/02/2025 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 19/02/2025 GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA Davacı vekili dilekçesinde özetle, ... .... ... ... ... ... parselde kayıtlı 20.780 m²'lik taşınmazın da kamulaştırma kararı kapsamında kaldığını, .... .... .... a süre verildiğini, bu nedenle davalı bankadan hesap bilgilerinin ve bu hesaba uygulanan faiz oranlarının celbini talep ettiklerini, banka işlemleri sırasında uygulanan faizin az olduğu sözle banka yetkililerine iletildiğini ve 3 aylık vadeli mevduata uyguladıkları faiz oranının sorulduğunu ancak "hesabı açtıranın ...olduğu, faiz bilgisinin bizimle paylaşılamayacağı " belirtildiğinden, faiz oranları öğrenilemediğini, verilen rakamlar incelendiğinde bankanın %5 faiz oranının altında faiz uyguladığını, ayrıca müvekkilinin 3 aylık vadeli hesapta değerlendirilmesi gereken kamulaştırma bedeline , her 3 aylık vade süresi sonunda tahakkuk eden faizin ana paraya eklenmediğini, 3 aylık vadeli faiz oranının hep anaparaya uygulandığını , bileşik faiz uygulanmadığının görüldüğünü, müvekkili ile davalı banka arasında huzurdaki davaya konu Kamulaştırma bedelinin depo edildiği hesaba ilişkin bir müşteri sözleşmesi mevcut olmadığını, mahkemece depo edilen Kamulaştırma bedelinin müvekkilinin mülkiyetine ait olmakla birlikte yine Mahkemece müvekkilinin adına davalı bankaya depo ettirildiğini, bu kapsamda her ne kadar, davalı banka ile müvekkilinin arasında müşteri sözleşmesi mevcut değil ise de, yasaya göre Mahkemece verilen karar gereği müvekkili adına kamulaştırma bedelinin davalı bankaya depo edildiği andan itibaren müvekkilinin davalı Banka nezdinde mülkiyet hakkı doğduğunu, kaldı ki bankacılık uygulamasında bireysel müşterilerine mevduat miktarı ve vade tarihlerine göre özel oranlar uygulanabildiğin,, bu konuda davalı Banka ve Merkez Bankası internet sitelerinde uygulanan faiz oranlarının incelenmesinde müvekkilinin hesabına uygulanan oranın çok düşük olduğunun görüldüğünü, müvekkili adına yatırılan para yaklaşık 800 gün bankanın tasarrufunda kalmış olup sadece 5.914,67 TL. faiz işletildiğini, uygulanan faiz oranı nın aynı zamanda enflasyon oranı düşünüldüğünde de müvekkilinin zararının karşılanmasına yetmeyen bir orana göre tahakkuk ettirildiğini, Kamulaştırma fark bedelinin bloke edildiği 3 aylık vadeli mevduata uygulanması gereken faizin mülkiyet hakkının ihlaline sebep olmayacak, enflasyon karşısında paranın değerini koruyacak şekilde olması, bu tür hesaplarda uygulanan en yüksek oran olması gerektiğini beyan ederek fazlaya ve faize ilişkin her türlü hakları saklı kalmak üzere şimdilik; müvekkili adına ... .... .... sayılı dosyasında hükmedilen ve davalı bankada bloke edilen kamulaştırma bedeline, davalı banka tarafından hukuka ve hakkaniyete aykırı olarak düşük faiz uygulanmasından doğan şimdilik 50,00TL lik fark faiz alacağının davalıdan tahsili ile müvekkile ödenmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. SAVUNMA Davalı vekili dilekçesinde özetle, görev yönünden Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğuna karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin işbu davada taraf sıfatı olmayacağından husumet yönünden reddinin gerektiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının mümkün olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, belirsiz alacak davası açılabileceği düşünülse dahi, davacının eksik ödendiğini iddia ettiği alacak tutarının belirli olup bu tutar üzerinden harcın ikmal ettirilmesi, ikmal yapılmaması halinde davanın usulden reddinin gerektiğini, esasa ilişkin aleyhlerine yöneltilen hususları hiçbir koşulda kabul etmediklerini, davacı vekilinin iddia ettiği hususların tamamen müvekkili bankanın sorumluluğu dışında olduğunu, müvekkili bankaca tesis edilen işlemlerde hukuka aykırılık bulunmadığını, Nallıhan /Ankara Şube nezdinde Ahmet Afacan adına Nallıhan Asliye Hukuk Mahkemesi 2017/848 E. sayılı dosyasından davacının hesabına kamulaştırma bedeli yatırıldığını, yatırılan tutarın vadeli mevduat olarak değerlendirilmesi ile ilgili herhangi bir talimat/müzekkere gönderilmemiş olup Mahkeme kararı veya hesaba para transfer edildiği bilgisi dahi verilmediğini, müvekkili bankaca vadesiz hesaba %0,00 faiz uygulanmakta olup vadesiz hesapta bekleyen tutar için geçmiş tarihli faiz talebinde bulunulmasının mümkün olmadığını, vadeli hesap açılışlarına ilişkin başkaca bir talimat da bulunmadığını, müvekkili bankanın talimatlar doğrultusunda hareket ettiğini, banka tarafından gerçekleştirilen hukuk aykırı bir fiil ya da hatalı bir işlem bulunmadığını, bu nedenlerle davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER VE GEREKÇE Dava, kamulaştırma bedeline uygulanacak faizden kaynaklı alacak davasıdır. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 2015/5164 E. Ve 2015/18416 K. Sayılı kararında, Dava konusu edilen zararın yasal dayanağını oluşturan Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi hükmüne göre, borcun ödenmemesi veya geç ödenmesi nedeniyle alacaklı –geçmiş günler için öngörülen faizle karşılanamayacak- bir zarara uğramış ise, borçlu, geç ödemeden dolayı kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlamadıkça bu zararı da karşılamak zorundadır. Yasa bu hüküm ile alacaklıya temerrüt faizini aşan zararını borçludan isteme olanağı tanımıştır. Ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir. Zarar kanıtlandığı takdirde borçlu, ödemenin geç yapılmasında kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlaması halinde bu zararı ödeme yükümlülüğünden kurtulabilir. O halde, munzam zararın ödenmesi söz konusu olduğunda kusur, bir unsur olarak yer almaktadır. Kısacası, munzam zarar davasında davacı, zararın varlığını ve miktarını; davalı ise, borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlayacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.06.1996 gün ve 1996/5-144 esas 1996/503 karar sayılı kararında da değinildiği üzere; bu konuda kanıtlanması gereken, belli paranın (somut olayda kamulaştırma bedelinin) gününde ödenmemesinden doğan zarardır. Açıkçası alacaklı, borcun kendisine geç ödenmesi yüzünden uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumundadır. Doğaldır ki bu zarar paranın zamanında ödenmemesinden dolayı mahrum kalınan olası (muhtemel) kar ya da varsayılan (farzedilen) gelir değildir. Bu zarar davacının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplum içindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan somut olgular nedeniyle uğramış olduğu zarardır. Hal böyle olunca davada istenen zararı doğuran somut olayın ve bu nedenle uğranılan zararın kanıtlanması gerektiği duraksama yaratmayacak denli açık bir olgudur. Munzam zararın tazmini konusuyla ilgili olup Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Dairemizin 22.03.1994 gün ve 1994/2060-3571 sayılı kararı ve bunu izleyen kararlarında belirtildiği gibi; alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu somut olgulara dayanarak inanılır, kesin ve net bir biçimde kanıtlamak zorundadır. Genel ve soyut nitelikteki enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması, munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. Burada davacının kanıtlaması gereken husus, enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olgular değil, şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyetidir. Örneğin, alacağını zamanında tahsil edememekten ötürü başkasına olan borcunu ödemek için daha yüksek oranda faizle borç aldığını; alacaklı olduğu parayı zamanında alsa idi, yabancı para ile ödemek durumunda olduğu borcunu, geçen süre içinde gerçekleşen bu fark nedeniyle daha yüksek kurdan ödemek zorunda kaldığını; borçludan alacağını zamanında tahsil edeceğine güvenerek üçüncü kişilere karşı bir takım yükümlülükler altına girip, borçlunun borcunu geç ödemesi yüzünden bu üçüncü kişilere karşı edimini yerine getiremediği için cezai şart ya da vergi cezası ödediğini, mallarının haczedildiğini veya yüksek faizli kredi almak zorunda kaldığını kanıtlamak durumundadır. Yoksa soyut ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik konjöktürel olgular TBK'nın 122. maddesinde sözü edilen munzam zararın tazminini gerektirmez. Öte yandan, borçlunun borcunu ödemede temerrüde düşmesi durumunda, alacaklının başkaca bir hususu kanıtlamadan salt ülkenin içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklar (enflasyon, yüksek faiz, döviz kur farkı, paranın değerindeki düşüş vb. gibi olgular) TBK' nin 122. maddesindeki munzam zararın kanıtları olarak gösterilip, bunların doğurduğu olumsuzluk gerçek zarar olarak gösterilemez. Bunu kabul etmek hukuk tekniği bakımından da olanaklı değildir. Çünkü, alacaklının somut olarak herhangi bir zarara uğradığını kanıtlamaksızın salt enflasyon (ya da onun yarattığı diğer olumsuzluklar) oranında bir zarara uğradığını varsaymak, yasal faiz oranını enflasyon oranına çıkarmak olur ki, bu yetki yalnızca yasa koyucuya verilmiştir. Yasa koyucunun amacı, vadeli mevduat ya da enflasyon oranını aynen yansıtmak olsaydı, temerrüt faizini de bu unsurlara bağlardı ve 3095 ve 4489 sayılı Yasalarda yaptığı gibi belli bir oran belirlemezdi. Yasa koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların yaratacağı zarar dolayısıyla tazminat oranını –Anayasadan aldığı yasa yapma yetkisine dayanarak- belirlemiş iken, bu yasal düzenleme gözardı edilip, aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın –temerrüt faizinden- daha fazla olduğu kabul edilemez. Bu durumda TBK'nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan-munzam zararın, Ülkede varlığı kabul edilen genel ekonomik olumsuzlukların (enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri vb. gibi) “malum ve meşhur” olgular olarak kabulü ile değil, bunlar dışında davacının durumuna özgü somut olaylarla kanıtlanması gerekir. Bu konularda alacaklı, önemli bir kanıtlama külfeti altındadır. Kanıtlama yükünü yerine getirirken, kural olarak her hangi bir kanıtlama kolaylığından yararlanabilir. Örneğin enflasyon, somut olguların kanıtlanmasında özellikle zararın miktarının saptanmasında kolaylık sağlayabilir ise de, kanıtlama zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Zararın varlığı ileri sürülerek somut olgular ile kanıtlandıktan sonra miktarının belirlenmesinde -yukarıda açıklandığı gibi- zamanında ödeme yapılmadığı için alınmak zorunda kalınan borca ödenen yüksek faiz oranının, malvarlığında oluşan azalmanın veya dövize ödenen yüksek kurun ve ülkede geçerli diğer ekonomik göstergelerin dikkate alınacağı doğaldır. Bundan ayrı, uğranılan zararın, borçlunun ve alacaklının dışında gelişen Ülkenin ekonomik politikasına bağlı verilere endekslenmesi durumunda, bunlardan hangisinin uygulanacağı konusu da ayrı bir kargaşa yaratmaktadır. Örneğin zararın hesaplanmasında TEFE mi, TÜFE mi, döviz mi, mevduat faizi mi, yoksa devlet tahvili mi esas alınacaktır? Nitekim somut olayda bilirkişi, davacının zararını yıllık yasal faiz oranlarına göre hesaplamış mahkemece de bu miktar esas alınmıştır. Bu da gösteriyor ki, davacı ileri sürdüğü munzam zararını somut olgularla kanıtlamadıkça zarar miktarının saptanması gerçekçi olmayacak, bir bakıma varsayıma dayanacaktır. Yukarda ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere; davada somut olaylara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp, yöntemince kanıtlanmış bulunmadığı cihetle, TBK 122. maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği gözetilmeden, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir., şeklinde karar verilmiştir. Davacı tarafından, munzam zararın tazmini talep edilmiştir. Davacı kamulaştırma bedelini faiziyle birlikte tahsil etmiştir. Munzam zararına dair talebi yukarıdaki Yargıtay kararı uyarınca somut verilerle (hacze uğradığı, kredi çektiği, kredi kullanmak durumunda kaldığı) ispatlanamamıştır. Bu nedenle davanın reddi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; 1-Davanın REDDİNE, 2-Alınması gereken 615,40 TL maktu harçtan, 179,90 TL peşin harcın düşümü ile eksik kalan 435,50 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3-Davacının karşıladığı yargılama harç ve giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 13. fıkrası uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 5-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca reddedilen 50,00 TL üzerinden takdir edilen 50,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Karar kesinleştiğinde taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının re'sen yatırana iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda kararın tebliğden itibaren 2 hafta içerisinde... Bölge Adliye Mahkemeleri'nde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.19.02.2025