İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/246 E. 2025/461 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2025/246
Karar No
2025/461
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2025/246 Esas KARAR NO :2025/461 DAVA:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:07/04/2025 KARAR TARİHİ:07/07/2025 Taraflar arasında görülen davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda: GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: İDDİA VE TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil ... Sigorta A.Ş.nin, sigortalısı dava dışı ...'ya ait İstanbul Bakırköy'deki işyerinde 23.05.2001 tarihinde aynı binadaki çay ocağında bulunan LPG tüplerinden sızan gazların infilakı sonucu meydana gelen 67.936,00 TL. (67.936.000.000,00 ETL.) hasarı 07.09.2001 tarihinde sigortalısına tazmin ettiğini, ilgili tarihte yürürlükteki 6762 sayılı T.T.K. 1304 ve 1301 maddeleri uyarınca zarar sorumluları çay ocağının işleticisi dava dışı ... ile hasara sebebiyet veren LPG tüplerinin üreticisi davalı ... A.Ş. ve bu şirketin zorunlu tüpgaz mali sorumluluk sigortacısı dava dışı ... Sigorta A.Ş. ne karşı 19.11.2001 tarihinde .... Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E. sayısı ile rücu davası açtığını, söz konusu davanın, ilk olarak 28.10.2010 tarihinde karara çıktığını, Mahkeme'ce verilen ilamın, üç kez Yargıtay temyiz incelemesinden geçtiğini ve nihai olarak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.03.2024 tarih ve 2024/335 E. - 2024/1887 K. sayılı karar düzeltme kararı ile .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.09.2021 tarihli 2018/... E. - 2021/... K. sayılı müvekkili şirket yönünden davanın kabulüne ilişkin kararı kesinleştiğini, böylelikle müvekkili şirketin, 22 yıl süren bir yargılama sonucunda alacağını tahsil edebildiğini, .... Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 2018/... E. - 2021/... K. sayılı 21.09.2021 tarihli kararında asıl dava yönünden davamızın kabulü ile 67.963,00 TL. maddi tazminatın ödeme tarihi olan 07.09.2001 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan (davalı ... yönünden 33.968,45 TL ile sınırlı olmak kaydı ile) müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, karar verildiğini, borçlulardan ... A.Ş. ve ... Sigorta A.Ş. hakkında başlatılan .... İcra Dairesinin ... E. sayılı dosyasına borçlu ... A.Ş. tarafından 474.788,91 TL. ödeme yapıldığını, icra dairesince kesintiler sonrası müvekkiline 470.339,11 TL, müvekkilin davacıya vekaleten Av. ...'nin Banka hesabına ödendiğini, icra müdürlüğünce kesinti yapılması gerekirken sehven unutulan 3.091,08 TL tahsil harcının, müvekkili şirkete vekaleten Av. ... tarafından icra dosyasına iade edildiğini, böylelikle; davalı ... A.Ş.nden, .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/... E. - 2021/... K. sayılı ilamına istinaden, .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası kapsamında fer'ileriyle (işlemiş reeskont faizi, yargılama giderleri, ilam ve icra avukatlık ücretleri vb.) birlikte 467.248,03 TL. tahsil edildiğini, 22 yıldan fazla süren yargılama sonucunda müvekkili şirketin, alacağını reeskont faizi ile birlikte tahsil etmiş olmakla birlikte, Mahkemece hükmolunan temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını, açıklanan nedenlerle; müvekkili davacının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ve H.M.K. 107 maddesi uyarınca bilirkişi raporu ile tespit edildikten sonra artırılmak üzere, şimdilik 1.000,00 TL. munzam zararı alacağının 07.09.2001 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt (avans) faizi, yargılama giderleri ve avukatlık ücreti ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA VE KARŞI TALEP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının, iddia ettiği hususları ispat yükü altında olduğunu, davacının iddialarının aksine 2001 yılında yaşanan olayda müvekkil şirketin herhangi bir kusurunun olmadığını, müvekkili şirketin hiçbir şekilde davacının zarar görmesine sebebiyet verecek herhangi bir eylem veya fiilde bulunmadığını, yargılamanın 22 yıl sürmesi, makul bir sürede yargılamanın sona ermemesi ve bu nedenle de paranın değerlendirilememesinde, müvekkil şirketin herhangi bir kusurundan veya kastı eyleminden kaynaklanmadığını, davacının talep ve iddia konusunun zamanaşımına uğradığını, arz ve izah edilen ve inceleme sırasında resen öngörülecek nedenlerle, fazlaya ilişkin tüm hakları saklı kalmak kaydıyla; İşbu haksız ve mesnetsiz davanın tüm yönleriyle reddine, davacının hukuka aykırı faiz ve faiz başlangıç tarihi taleplerinin ayrı ayrı reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER Deliller: Dosya mevcudu, cevap dilekçesi, ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/... Esas 2021/... Karar sayılı dosya sureti ve .... İcra müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası. GEREKÇE : Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, Dava; ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/... Esas 2021/... Karar sayılı karar ile hükmedilen ve .... İcra müdürlüğü ... Esas sayılı dosya marifeti ile davacı tarafından davalıdan tahsil edilen rücu alacağının faiz başlangıç tarihinin 07/09/2001 olduğu, alacağa uygulanan reeskont faizinin gerçek zararı karşılamadığı iddiası ile belirsiz alacak olarak TBK 122/1 maddesi gereği 1.000 TL munzam zarar talebine ilişkin dava olduğu, davalının usul ve esasa ilişkin itirazlarını içeren cevap dilekçesi ile davanın reddini talep ettiği görülmüştür. Munzam(aşkın) zarar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122/1. maddesinde düzenlenmiştir. Kanuna göre, alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Dava konusu edilen zararın yasal dayanağını oluşturan Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi hükmüne göre, borcun ödenmemesi veya geç ödenmesi nedeniyle alacaklı geçmiş günler için öngörülen faizle karşılanamayacak bir zarara uğramış ise, borçlu, geç ödemeden dolayı kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlamadıkça bu zararı da karşılamak zorundadır. Bu hüküm ile alacaklıya temerrüt faizini aşan zararını borçludan isteme olanağı tanımıştır. Ancak bunun için uğranılan zararın varlığı ve miktarının alacaklı tarafından kanıtlanması gerekir. Zarar kanıtlandığı takdirde borçlu, ödemenin geç yapılmasında kendisinin hiçbir kusurunun bulunmadığını kanıtlaması halinde bu zararı ödeme yükümlülüğünden kurtulabilir. O halde, munzam zararın ödenmesi söz konusu olduğunda kusur, bir unsur olarak yer almaktadır. Kısacası, munzam zarar davasında davacı, zararın varlığını ve miktarını; davalı ise, borcun geç ödenmesinde kusurunun olmadığını kanıtlayacaktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 19.06.1996 gün ve 1996/5-144 esas 1996/503 karar sayılı kararında da değinildiği üzere; bu konuda kanıtlanması gereken, belli paranın gününde ödenmemesinden doğan zarardır. Alacaklı, borcun kendisine geç ödenmesi yüzünden uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumundadır. Bu zarar paranın zamanında ödenmemesinden dolayı mahrum kalınan olası (muhtemel) kar ya da varsayılan (farzedilen) gelir değildir. Bu zarar davacının öz varlığından, ekonomik ve sosyal faaliyetlerinden, toplum içindeki statüsünden, başına gelen olaylardan kaynaklanan somut olgular nedeniyle uğramış olduğu zarardır. Hal böyle olunca davada istenen zararı doğuran somut olayın ve bu nedenle uğranılan zararın kanıtlanması gerekmektedir. Munzam zararın tazmini için alacaklı, uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu somut olgulara dayanarak inanılır, kesin ve net bir biçimde kanıtlamak zorundadır. Genel ve soyut nitelikteki enflasyonun ya da bankalarda mevduat için ödenen faizin temerrüt faizinden yüksek oranda olması, munzam zararın gerçekleştiği ve kanıtlandığı anlamına gelmez. davacının enflasyon ve mevduat faizinin yüksekliği gibi genel olguları değil, şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğünü kanıtlaması gerekir. Aksi halde soyut ve doğrudan davacının zararını ifade etmeyen, genel ekonomik gelişmeler TBK'nın 122. maddesinde sözü edilen munzam zararın tazminini gerektirmez (Yargıtay 18. Hukuk Dairesi'nin 14.12.2015 Tarih, 2015/5164 E.-18416 K. Sayılı kararı). Borçlunun borcunu ödemede temerrüde düşmesi durumunda, alacaklının başkaca bir hususu kanıtlamadan sadece ülkenin içinde bulunduğu ekonomik durumu TBK'nin 122. maddesindeki munzam zararın kanıtı olarak göstermesi ve ekonomik gelişmelerin getirdiği olumsuzluğun gerçek zarar olarak kabulü mümkün değildir. Zira, alacaklının somut olarak herhangi bir zarara uğradığını kanıtlamaksızın salt enflasyon (ya da onun yarattığı diğer olumsuzluklar) oranında bir zarara uğradığının varsayılması, 3095 sayılı Kanunla belirlenen faiz oranlarını mahkeme kararıyla enflasyon oranına çıkaracak niteliktedir. Bu ise mümkün değildir(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/11-418 Esas 2012/9874 Karar sayılı ilamı; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2007/11-668 Esas 2007/798 Karar sayılı ilamı; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2021/11-938 Esas- 2022/401Karar sayılı ilamı).). İzah edildiği üzere TBK'nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan-munzam zararın, ülkede varlığı kabul edilen genel ekonomik olumsuzlukların (enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri vb. gibi) “malum ve meşhur” olgular olarak kabulü ile değil, bunlar dışında davacının durumuna özgü somut olaylarla kanıtlanması gerekir. Davacı ileri sürdüğü munzam zararını somut olgularla kanıtlamadıkça zarar miktarının saptanması gerçekçi olmayıp varsayımsal kalacaktır. Somut olayda davacı taraf, yargılama sürecinin uzaması, enflasyonun olumsuz etkisi sonucu paranın satın alma gücündeki düşüş nedeniyle munzam zararı oluştuğunu, dava konusu rücu alacağının başka yatırım araçları ile değerlendirilmesi yoluna başvurulması halinde bu zararın oluşmayacağını belirterek zararın hesaplanmasını ileri sürmüş ise de, davacı tarafın iddiası bu haliyle, muhtemel kâr kaybına ve farz edilen gelire ilişkin olup, munzam zarar niteliğinde olmadığı gibi, soyut iddia olarak ileri sürülen bu hususlar somut ispat vasıtası olarak dikkate alınması da mümkün olmadığından (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/5260 E. 2024/6936 K sayılı, 2023/2256 E. 2024/4683K sayılı, 2019/1237 Esas, 2020/2367 Karar sayılı, 2016/6577 Esas, 2018/556 Karar sayılı, 2014/13210 Esas, 2014/19839 Karar sayılı, ilamları), zararın ne şekilde oluştuğunu konusunda ispat külfeti üzerinde olan davacı nın munzam zararın varlığını somut deliler ile ispatlayamadığından davanın reddine karar verilerek aşağıdaki şekldi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM :Gerekçesi yukarıda açıklanmış olduğu üzere; 1-Davanın Reddine, 2-Alınması gerekli 615,40 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından bu hususta hüküm kurulmasına yer olmadığına, 3-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T göre hesaplanan 1.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafça yatırılan gider avansından geriye kalan kısmının karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına. 5-Tarafların dava şartı olan arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, arabuluculuk son tutanağı aslından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanun'un 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 4.600,00TL nin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına. Dair, Taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde mahkememize verilecek dilekçe ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 07/07/2025 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır

Atıf: İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/246, K. 2025/461, T. 07.07.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-18-asliye-ticaret-mahkemesi-2025-246-e-2025-461-k-b09c2d08e831