İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2016/1170 E. 2024/806 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2016/1170
Karar No
2024/806
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO: 2016/1170 Esas KARAR NO: 2024/806 DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 26/10/2016 KARAR TARİHİ: 15/10/2024

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili bankanın ---------- Şubesi ile ----------- Şti arasında kredi sözleşmeleri imzalandığını, -------- ile -------- de bu kredi sözleşmelerini müşterek ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladıklarını, kredilerin zamanında ödenmemesi üzerine, --------- Noterliğinin 09.09.2010 tarih ve --------- yevmiye numaralı ihtarnamelerinin keşide edilerek kredilerin kat edildiği ve borçların ödenmesinin borçlu ve kefillere bildirildiğini, söz konusu ihtarnamelere rağmen borcun ödenmemesi üzerine, borçlular hakkında ---------- İcra Müdürlüğünün -------- E, -------- E ve --------- E sayılı dosyaları ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, borçlu firma hakkında, ---------- İcra Müdürlüğünün -------- E sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi yapıldığını ve ipotekli taşınmazın satılması sonucu 1.000.000.-TL alacaklarının rehin açığı belgesine bağlandığını, borçlu --------- Şti’nin bankaya yüklü miktarda borcu bulunmakla birlikte, borçlarını ödeme konusunda herhangi bir girişimde bulunmadığını, davalı ---------- Şti ve --------- Şti’nin borçlu --------- Şti'nin devamı olarak faaliyet gösterdiklerini, borçlu firma ile davalı diğer iki firmanın amaç ve konusunun aynı olduğunu, borçlu firma ile davalı diğer iki firmanın şirket merkezinin ve faaliyet gösterdiği yerlerin aynı olduğunu, davalı ---------- firmasının şirket merkezinin ticaret sicil kayıtlarında "----------- Sk No:--------- ----------" olarak göründüğünü, söz konusu adresin borçlu ------------ firmasının fabrika binası olduğunu ve yıllarca faaliyetlerine buradan devam ettiğini, ----------- bulunan fabrika binasının banka tarafından satın alınması üzerine tahliye için 10.09.2014 tarihinde adrese gidildiğinde mahalde ------------ firmasının faaliyet gösterdiğinin beyan edildiği ve firmanın yeni kurulduğu ve vergi levhası için başvurduğunun bildirildiği, 25.02.2015 tarihinde tahliye için tekrar aynı adrese gidildiğinde yine mahalde ------------ firmasının faaliyet gösterdiğinin beyan edildiği ve bu kez kira sözleşmesi sunulduğu, 25.07.2013 tarihinde 3.000.000.-TL'ye bankaya ihale edilen taşınmazın 2014 tarihinde aylık 3.500.-TL gibi komik sayılacak bir rakama kiralanmış olması mümkün olmadığını, bu durum dahi taraflar arasındaki organik ilişkiyi ortaya koyduğunu, daha sonra 06.06.2016 tarihinde tahliye ve teslim için aynı adrese gidildiğinde borçlu ----------- firmasının ortağı ---------- tarafından zabıt imzalandığını ve borçlu şirketin burada faaliyet gösterdiğinin belirtildiği, mahaldeki plastik kasalardan bazılarının üzerinde ----------- yazılı olduğunun görüldüğünün zapta geçirildiği, diğer davalı ----------- Şti firmasının Ticaret Sicil Müdürlüğündeki adresi her ne kadar "---------- Mah. No:--------- -----------” adresi olarak görünse de ekte yer alan tebligat zarflarından da açıkça görüleceği üzere, icra dosyasından bu adrese gönderilen tebligatların sürekli iade edildiği, bu durum da açıkça aynı yerde faaliyet gösteren iki şirketin farklı isimler adı altında faaliyet göstererek kanuna karşı hile yapmakta ve alacaklılarından bu şekilde mal kaçırmakta olduklarını gösterdiğini, borçlu firma ile davalı diğer iki firmanın şirket ortakları-yönetici kişilerin aynı kişiler yada çok yakın akrabalar oldukları, davalı ---------- firması ile ve ----------- firmasının borçlu ----------- devamı niteliğinde hareket ettiğinin açık olduğunu, davalı firmaların borçlu firma ile aynı faaliyet alanında ticaret yaptığını, borçlu firmaya ait iş yerinde faaliyet gösterdiğini, ayrıca yönetici ve ortaklarının da aynı kişiler yada akrabalardan oluştuğunu, davalı firmaların şirket ortaklarına ve yöneticilerine bakıldığında borçlu ----------- firmasının ortağı ve yöneticisi olan ----------- ----------- Firmasında münferiden temsile yetkili olduğunu, ayrıca kızı --------- her iki davalı firmanın ortağı olduğunu, Şirket Sözleşmesinde her ne kadar ------------ ismi yer almakta ise de, ------------ isminin göstermelik olarak yer aldığı, ---------- bizzat şirket ortağı olduğunu, zira ---------- doğumlu olduğu tespit edilen ------------, henüz üniversite yaşında yani ----------- yaşında ------------- firmasının, ---------- yaşında da ---------- ortağı olabileceğini kabul etmek hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, şirket kurmak ve ortağı olmak hem ciddi bir sermayeyi hem de bilgi birikimini gerektiğini, ---------- aynı faaliyet kolunda ve hatta aynı yerde mukim yeni bir şirket kurarak, kendisi şirket ortağı ve yöneticisi olmasına rağmen kızını kağıt üzerinde şirket ortağı olarak gösterdiğini, şirket müdürü sıfatı ile aynı şirkette çalışmaya başladığını, ---------- banka hesapları incelendiğinde, babası adına gönderilen ve kendisine gelen paralar olduğunun görüldüğü, borçlu hakkında yapılan araştırma neticesinde, borçlu --------- ----------- Şti'nde Müdür sıfatı ile çalıştığının tespit edildiğini, ----------- İcra Müdürlüğünün ---------- E. dosyasından borçlunun şirkette olan tüm hak ve alacaklarına haciz konulmasının talep edildiğini, firma tarafından verilen cevapta, şirket kayıtlarında araştırma yapıldığı ve Borçlu ----------- herhangi bir hak ve alacağı olmadığı yönünde cevap verildiğini, icra dosyasına verilen cevap yazısı şirket müdürü sıfatı ile ---------- tarafından imzalandığını, bu durum dahi icra dosyasına gerçeğe aykırı beyanda bulunulduğunun açık bir göstergesi olduğunu, ayrıca ---------- faaliyetlerini üzerinden devam ettirdiği, ----------- firmasının ortakları arasında yer alan ----------, ------------ ve ---------- ile ----------- firmasının ortakları arasında akrabalık ilişkisi olduğunu, ----------- ile ----------- ağabey - kardeş, ----------- ile ----------- baba-oğlu ---------- ile ---------- baba kız olduğu göz önünde bulundurulduğunda şirketlerin birbirinin devamı olduğu ve Piyasaya yüklü miktarda borcu olan firmanın faaliyetlerine başka bir isim altında devam ettiğini, davalı ---------- firması defalarca borçlu ----------- firmasının borçlarının ödenmesi hususunda bankaya teklifte bulunduğunu, ilk teklifin sunulduğu 2012 Aralık ayında 6.000.000.- TL.nin üstünde borcu olan ----------- Firmasının borcunu ödeme konusunda ---------- sürekli teklif vermesinin de yine bu şirketlerin birbirinin devamı olduğu gerçeğini ortaya koyduğunu belirterek, davalı firmaların borçlu ---------- Şti'nin devamı olduğunun tespiti ile, ---------- Şti ve ------------- Şti'den şimdilik 100.000.-TL alacağın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Usulüne uygun çağrı kağıdı tebliğine rağmen davalılar davaya cevap vermemiş, duruşmalara katılmamıştır.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:Bilirkişi Raporu: Mahkememizce bankacı ve hukukçu bilirkişiden alınan 23/08/2021 tarihli raporun sonuç kısmında, "1-) Davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğu, --------- ile ---------- devamı niteliğinde oldukları, TMK m. 2’nin hakkın kötüye kullanılmasını korumayacağı, bu sebeple diğer iki davalı şirketin --------- borçlarından sorumlu tutulabileceği, 2-) Davalı ... --------- Şti. hakkında ---------- İcra Müdürlüğü --------- E. Sayılı dosyasında başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip kapsamında 07.04.2016 tarihinde bakiye 1.000.000,00 TL rehin açığı belgesine bağlandığı, ---------- İcra Müdürlüğü ---------- E. Sayılı dosyasında başlatılan genel haciz yolu ile takip talebinin kesinleşmiş olduğu, 3-) Davacı bankanın başlattığı takip talebi ile bağlı olarak ---------- Şti. ve --------- Şti.’den, Davalı ... -----------Şti.’nin borçlarından sorumlu tutulabileceği"Yönünde rapor tanzim edilmiştir.Mahkememizce bankacı bilirkişiden ek rapor alınarak davacı bankaya asıl borçlu davalı .....Ltd.Şti'nin bankaya toplam bakiye borcunun hesaplanmasının istenilmesine karar verilmiş, alınan 05/11/2021 tarihli ek raporun sonuç kısmında,"1- Davacı bankanın ---------- İcra Müdürlüğü ------------ E. Takip Talebi ile 01.03.2010 tarihi itibariyle başlattığı takip talebi ile bağlı olarak, 26.10.2016 Dava Tarihi İtibariyle Asıl Borçlu Davalı ... Ltd. Şti’nin Bankaya Toplam Bakiye Borcu 8.571.530,92 TL olarak hesaplanmıştır, hesaplamamızda 25.07.2013 tarihinde 3.000.000,00 TL bedelle cebri satış bedeli, dikkate alınarak, ödeme tarihinde TBK 100’e göre banka alacağından düşülmüştür, 2 - Davacı bankanın ---------- İcra Müdürlüğü ---------- E. İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu ile Takip Talebi ile başlattığı takipte yapılan ödemeler ile 3.000.000,00 TL tahsilat yapıldığı ve bu icra dosyasında davacı banka için ----------İcra Müdürlüğü ---------- E. 07.04.2016 tarihli rehin açığı belgesi düzenlendiği, rehin açığı belgesinde “geriye kalan alacak miktarının 1.000.000,00 TL” olduğunun belirtildiği, görülmüştür, Sayın Mahkeme tarafından 07.04.2016 tarihli rehin açığı belgesinde “geriye kalan alacak miktarının 1.000.000,00 TL” olduğu dikkate alınacak ise 26.10.2016 Dava Tarihi İtibariyle Asıl Borçlu Davalı ... Ltd. Şti’nin Bankaya Toplam Bakiye Borcu 1.469.000,00 TL olarak hesaplanmıştır"Yönünde rapor tanzim edilmiştir.Dava; hukuki niteliği itibariyle, davacı banka ile davalı ... --------- Şti arasında imzalanan kredi sözleşmesinde borçlu --------- Şti ve müşterek ve müteselsil kefil olan -------- ile --------- borcu ödememesinden dolayı tahsili amacıyla açılan alacak davasıdır.Uyuşmazlık, ---------- Şti. ile ---------- Şti.'nin diğer davalı ... ---------- Şti.'nin devamı olup olmadıkları, aralarında organik bağ bulunup bulunmadığı ve --------- borçlarında sorumlu olup olmadıkları konusunda toplandığı görülmektedir.Kanunda düzenlenmemiş olmakla birlikte *organik bağ” doktrini ile tüzel kişiler bakımından sorumluluğun genişletilmesi yargı içtihatları ile gelişen hukuki bir kurumdur. Tüzel kişiler ile ilişkiye giren kişileri, özellikle alacaklıları ve müşterileri korumak amacıyla tüzel kişilerin malvarlıkları, üyelerinin malvarlıklarından ve tabii diğer tüzel kişilerin malvarlıklarından ayrıdır. Söz konusu bu ayrılık prensibinin gözetilmediği ve kötüye kullanıldığı durumlarda hukuki güvensizlik durumu ortaya çıkmaktadır ve bu durum hukuk düzeni tarafından himaye görmemelidir.Organik bağı söz konusu olduğunda, organik bağı olan kişiler arasındaki ilişki açık ve yasal bir biçimde ortaya konamamaktadır. Asıl borçlu ile organik bağı nedeniyle sorumlu tutulması istenen kişiler arasındaki ilişki gizli, muvazaalı veya nam-ı müstear ilişkiler şeklinde gerçekleştirilir. Organik bağları olan kişiler arasındaki sözleşmeler sözlü veya zımni şekilde yapıldığı için bunun ispatı ancak belli karineler ve göstergelerle yapılabilir. Dolayısıyla, davacı organik bağı ve gizliliği ortaya çıkarmak, belge ve bilgilere dayalı olarak ispat etmek durumundadır ---------- kararında,"…--------- Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı şirketler arasında organik bağ bulunup bulunmadığı ve tüzel kişilik perdesinin aralanması koşullarının oluşup oluşmadığı, buradan varılacak sonuca göre yeni kurulan .... ---------Ş.’nin asıl borçlu diğer davalı şirketin borcundan sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE:16. Asıl dava, davalılar arasında tüzel kişilik perdesinin çapraz olarak aralanması suretiyle alacağın tahsili; birleşen dava ise itirazın iptali istemlerine ilişkindir. 17. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi” hakkında açıklama yapılması faydalı olacaktır.18. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 125. (6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 137.) maddesi gereğince ticaret şirketleri tüzel kişiliği haiz olup, kanuni istisnalar haricinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 48. maddesi kapsamında bütün haklardan yararlanabilir ve borçları üstlenebilirler. Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe sahip olduklarına göre, istisnalar hariç olmak üzere, şirket malvarlığının, aktif ve pasifiyle birlikte, sahibi tüzel kişidir . 19. Tüzel kişiliğin bu malvarlığı, kendine özgü, bir amaç birliği içinde ve kendisini oluşturan kişilerin malvarlığından bağımsız bir malvarlığı olarak ortaya konulmalıdır. Tüzel kişiliğin bu malvarlığının onu oluşturan kişilerin malvarlığından da bağımsız olması gerektiğini belirten bu temel ilkeye “mal varlığının bağımsızlığı” veya “mal ayrılığı” ilkesi denilmektedir . Ayrılık ilkesi gereğince, tüzel kişilik çatısı altında bir araya gelen, başka bir deyişle tüzel kişiliği oluşturan gerçek veya tüzel kişiler, oluşturdukları tüzel kişiliğin borçlarından sorumlu olmazlar.20. Tüzel kişi ile üyeleri arasındaki bu ayrılık ilkesinin mutlak olarak her durum ve koşulda uygulanması bazı haksız durumların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Öğreti ve uygulamada, özellikle borç ve sorumluluktan kurtulabilmek amacıyla tüzel kişiliğin bir araç olarak kullanıldığı hâllerde, tüzel kişi ve üyeleri arasındaki bu ayrılığın kaldırılarak üyelerin sorumluluğuna gidilebileceği kabul edilmektedir . Bu durum öğreti ve uygulamada “tüzel kişilik perdesinin aralanması” olarak ifade edilmektedir.21. Gerçekten de hukuk kuralları dolanılmak suretiyle kanuna karşı hile yapılması, ayrı tüzel kişilik kavramına sığınarak onun ardında yer alan kişilerin taraf oldukları sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini ihlal etmeleri ya da üçüncü kişilere zarar vermeleri, sonra da tüzel kişilik kavramının ardına gizlenmeleri dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ilkelerine açıkça aykırı olup hukuk düzenince de korunamaz. Bu gibi durumlarda TMK’nin 2/2 maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması söz konusu olduğu için tüzel kişilik perdesi aralanmalı ve perdenin ardında yer alan kişiler gerektiğinde sorumlu tutulmalıdır. Başka bir deyişle tüzel kişiye hukuk hayatında ayrı bir hukuki varlık tanınması ancak TMK’nin 2. maddesi kapsamında kurallara uygun hareket edilmesi ve tüzel kişiliğin ortakları veya yöneticileri tarafından kötüye kullanılmaması hâlinde söz konusu olabilir. İyi niyet kurallarına riayet edilmemesi ve tüzel kişiliğin kötüye kullanılması hâllerinde tüzel kişilik perdesi aralanarak, tüzel kişilik perdesinin arkasındaki gerçek duruma göre bir sonuca varılması gerekmektedir .22. Öğreti ve uygulamada kabul edilen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi; bazı şartların varlığı hâlinde, tüzel kişilik ve mal ayrılığı ilkesi dikkate alınmadan, mevcut tüzel kişiliğin arkasına saklanan gerçek veya tüzel kişinin borçtan sorumlu tutulmasını ifade etmektedir. Bu teori, yalnızca ticaret hukukunda değil iş hukuku, vergi hukuku, icra ve iflas hukuku ve diğer hukuk dallarında da uygulama alanı bulmuş; hatta 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ve 5941 sayılı Çek Kanunu gibi kanunlarda kamu yararı gibi özel menfaatlerin korunması amacı güdülerek gerektiğinde bu teorinin uygulanması ve sorumluluğa karar verilebilmesi için bir takım düzenlemeler yapılmıştır. Elbette, kanundan kaynaklanan bu gibi durumlarda tüzel kişilik perdesinin aralanmasına ilişkin tartışmaya gerek bulunmamaktadır. Yine muvazaa, kanuna karşı hile gibi durumlarda da bazen tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi uygulanmadan da sorumluluğa hükmedilebilmektedir.23. Hemen belirtilmesi gerekir ki, öğreti ve uygulamada özellikle vurgulandığı üzere; mal varlığının bağımsızlığı ve sınırlı sorumluluk ilkelerinin istisnası olan tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir .24. Görüldüğü üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve TMK’nin 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Bununla birlikte öğretide; tüzel kişi ile ortakların alanlarının organizasyon ve malvarlıklarının birbirine karışması, ortağın kendi fiil ve işlemleriyle üçüncü kişilere karşı sanki tüzel kişilik ile kendisi arasında bir ayrım yokmuşçasına işlemler yapması ya da ortağın kendi malvarlığı ile şirketin malvarlığı birmiş gibi davranması, yetersiz sermaye ile faaliyete devam edilmesi özellikle şirket tüzel kişiliğinin bilinçli (kötü niyetli) olarak üçüncü kişileri zarara uğratması hâllerinde perdenin aralanması gerektiğinden bahsedilmektedir .25. Öğreti ve uygulamada tüzel kişilik perdesinin aralanmasının genel olarak üç değişik durumda mümkün olabileceği ifade edilmektedir. Birinci durum perdenin düz aralanması olarak ifade edilen şirketin borcu için şirkete ilave olarak ortakların da borçtan sorumlu tutulmasıdır. İkinci durum perdenin ters çevrilerek aralanması olarak ifade edilen ortağın borcu için ortağın yanında şirketin de borçtan sorumlu tutulmasıdır. Nihayet üçüncü durum ise somut uyuşmazlık bakımından tartışılması gereken ve perdenin çapraz aralanması olarak ifade edilen, borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğu cihetine gidilmesidir . Perdenin çapraz aralanması sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olmaktadır .26. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir.27. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır. Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir.28. Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir.29. Organik bağ ile tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması arasında benzerlikler olduğu kadar farklılıklar da bulunmaktadır. Özellikle somut olayın niteliği gereği organik bağın tespitinde; şirketlerin aynı holdinge bağlı olması, yöneticilerinin veya kurucularının aynı olması, bir borç takibinden kurtulmak için hisselerin devredilmesi, muvazaalı işlemler yapılması, hatta belirli işlemlerin aynı şekilde ve aynı usulde yapılması bile rol oynayabilmekte iken; tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması için iki şirket arasında alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli olarak işlemlerin yapıldığının ve bu nedenle asıl borçlu şirketten alacağın tahsil edilemediğinin somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Bununla birlikte bu iki kavram arasındaki en önemli fark ise; organik bağın varlığı hâlinde bir şirketin borçlarından dolayı bir başka şirketin mal varlığına el atılabilmekte iken tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması hâlinde borçlu şirketin yanı sıra kardeş şirketin hatta talep hâlinde kardeş şirketin ortaklarının mal varlığına dahi el atılmasının mümkün olmasıdır.30. Görüldüğü üzere aralarında bazı farklılıklar bulunmakla beraber organik bağ ile perdenin çapraz aralanması kavramları birbirinin alternatifi olan kavramlar değildir. Bu nedenle aynı olayda hem organik bağ hem de tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanması yolları işletilerek sonuca ulaşılabilmesi mümkündür.” “Mahkemece yapılan yargılama, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, takibe konu cari hesap ekstresinin incelenmesinde; cari hesabın davalı ile -------- arasındaki cari hesap ekstresi olduğu, davacı ile davalı arasında herhangi bir ticari ilişki olmadığının tespit edilmiş olması, davacı defter ve belgelerinde yaptırılan incelemede; -------- ile herhangi bir ticari ilişki ve para transferi olduğuna dair tespitin bulunmaması gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf talebinde bulunmuştur. Bölge adliye mahkemesince, tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını icap ettiren vakaların birer istisna olduğu, her somut olayda yapılacak inceleme sonucunda kanuna karşı hile veya sözleşmeden doğan yükümlülüklerden kaçınma gibi durumların varlığı tespit edildiği takdirde tüzel kişiliğin nazara alınmasının TMK'nın 2. maddesine dayanılarak uygulanabileceği, davacının dava konusu mal satışıyla ilgisi bulunmadığı gerek davalının gerekse davacının defter ve kayıtlarıyla sabit olduğu, davacı ile organik bağı olduğu ileri sürelen dava dışı --------- arasında da ticari ilişki, para alış veriş ilişkisi bulunmadığının tespit olunduğu, davacı ile dava dışı ---------- ayrı tüzel kişiliklere sahip şirketler olduğu, somut olayda perdenin aralanması teorisinin uygulanması gerektiğine dair bir durum söz konusu olmayıp, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden, istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.” --------Hukuk Dairesi Esas: --------- Karar: ----------- Karar Tarihi: 08.04.2021 Tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasında olduğu gibi teorinin uygulanabilmesi için davacı tarafından davalının hukuka aykırı işlem, yasal hükümleri dolanması, hilekarlığı veya borçların ödenmemesi gibi amaçlarla hareket ettiğini ispat etmesi şarttır. Ancak bu ispat sonrası diğer ilişkili şirket sorumlu tutulabilecektir. Organik bağın varlığının ispatının tüzel kişilik perdesinin kaldırılmasını kıyasla daha az külfet içerdiği söylenebilir. Şirketlerin adreslerin aynı olmasının veya aynı şirketler topluluğunda yer almalarının organik bağın varlığının kabul için tek başına yeterli olmadığı, ancak şirketlerin ticari ilişkilerinde aynı unvanı kullanmış olmalarının organik bağın varlığını işaret ettiği, yine şirket yöneticilerinin aynı kişilerden oluşması, şirket ortaklarının akraba olması, şirket kurucularının aynı kişiler olması ve şirketler arasında devir söz konusu olduğu hallerde organik bağın varlığını ifade edildiği görülmekle birlikte ticari faaliyet veya işlemler bazında organik bağlarını destekleyen unsurların ortaya konulması gerekmektedir. Organik bağın, hiçbir tereddüte yer bırakmayacak bir kesinlikte ispatlanması şartı aranmamalıdır. Zira organik bağ söz konusu olduğu durumlarda taraflar arasında yasal bir ilişki bulunmadığından, bu hususun kesin delillerle ispat edilmesi davacı bakımından mümkün değildir.... organik bağın ispati bakımından kesin ispat talep edilmemektedir. organik bağ kurumu kullanılarak herhangi bir alacaktan, alacağın kaynaklandığı hukuki ilişkinin tarafı olmayan bir üçüncü kişinin sorumlu tutulması istisnai olarak mümkündür. Hukuki ilişkinin tarafı olan kişi ile organik bağ ile sorumlu tutulmak istenen kişi arasında, sözleşmeden kaynaklı alacağı talep eden tarafı bir şekilde mağdur etmek veya zarara uğratmak için fikir birliği içinde hareket edip etmediklerine bakılmalıdır. Organik bağ ile sorumlu tutulmak istenen kişinin tarafı olmadığı bir hukuki ilişkiden kaynaklı bir borçtan sorumlu tutulmama istediği ve hakkı ile hukuki ilişkiye dayanarak bir alacak hakkı elde eden tarafın bu alacağını tahsil etme hakkı arasında bir menfaat dengesi sağlanması gerekir.Organik bağın kesin ispatı mümkün olmamakla birlikte, yargı içtihatlarında kabul edilen ve bazı unsurların somut olayda mevcut olmasının, taraflar arasında organik bağın olduğuna emare teşkil ettiği kabul edilmektedir.Davalı şirketlerin faaliyet alanlarının aynı olması, ----------- ile aynı adreste faaliyet göstermesi, ---------- borçlarını ödeme girişiminde bulunmaları, adı geçen şirketlerin ortakları arasındaki yakın akrabalık ilişkileri bulunması, ---------- davalı ---------- yönetici ve temsilci olması, davalı ---------- ortaklarından ---------- banka hesaplarında borçlu babası adına gönderilen ve kendisine gelen paralar bulunması, ---------- henüz öğrenci olduğu bir dönemde bu ölçekte bir şirketi kuracak sermaye ve tecrübe birikimine sahip olmasının hayatın olağan akışı ile bağdaşmadığı açıktır.Bu sebeple, dava konusu ihtilafta, --------- ile --------- ve ---------- arasında organik bağ bulunduğu, adı geçen iki şirketin -------- devamı niteliğinde olduğu, tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılarak alacaklıları zarara uğratma niyeti ile hareket edildiği, Türk Medeni Kanunu m. 2 uyarınca hukukun hakkın kötüye kullanılmasını korumayacağı, ---------- borçlarından diğer iki davalının da sorumlu olması gerektiği kanaatine ulaşılmıştır. Davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğu, -------- ile -------- devamı niteliğinde oldukları, TMK m. 2'nin hakkın kötüye kullanılmasını korumayacağı, bu sebeple diğer iki davalı şirketin ---------- borçlarından sorumlu tutulabileceği, Davalı ... ------- Şti. hakkında---------- İcra Müdürlüğü --------- E. Sayılı dosyasında başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip kapsamında 07.04.2016 tarihinde bakiye 1.000.000,00 TL rehin açığı belgesine bağlandığı, ---------- İcra Müdürlüğü ---------- E. Sayılı dosyasında başlatılan genel haciz yolu ile takip talebinin kesinleşmiş olduğu, Davacı bankanın başlattığı takip talebi ile bağlı olarak --------- Şti. ve ----------- Şti.'den, Davalı ... --------- Şti.'nin borçlarından sorumlu tutulabileceği anlaşılmaktadır. Davacı bankanın ---------- İcra Müdürlüğü -------- E. Takip Talebi ile 01.03.2010 tarihi itibariyle başlattığı takip talebi ile bağlı olarak, 26.10.2016 Dava Tarihi İtibariyle Asıl Borçlu Davalı ... -------- Şti'nin Bankaya Toplam Bakiye Borcu 8.571.530,92 TL olduğu, yapılan hesaplamada 25.07.2013 tarihinde 3.000.000,00 TL bedelle cebri satış bedeli, dikkate alınarak, ödeme tarihinde TBK 100'e göre banka alacağından düşüldüğü, Davacı bankanın --------- E. İpoteğin Paraya Çevrilmesi Yolu ile Takip Talebi ile başlattığı takipte yapılan ödemeler ile 3.000.000,00 TL tahsilat yapıldığı ve bu icra dosyasında davacı banka için --------İcra Müdürlüğü--------- E. 07.04.2016 tarihli rehin açığı belgesi düzenlendiği, rehin açığı belgesinde “geriye kalan alacak miktarının 1.000.000,00 TL” olduğunun belirtildiği, görülmüştür, 07.04.2016 tarihli rehin açığı belgesinde “geriye kalan alacak miktarının 1.000.000,00 TL” olduğu dikkate alındığında 26.10.2016 Dava Tarihi İtibariyle Asıl Borçlu Davalı ... Şti'nin Bankaya Toplam Bakiye Borcunun 1.469.000,00 TL olacağı, davacının davasının ıslah etmediği anlaşılmakla, Davacının davasının kabulüne, Davalılar -------- Şti ve ---------Şti'nin diğer davalı ... ---------- Şti'nin devamı olduğunun tespitine taleple bağlı kalınarak 100.000,00-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Yukarıda açıklandığı üzere; Davanın KABULÜNE, 1-Davalılar --------- Şti ve --------Şti'nin diğer davalı ... ----------Şti'nin devamı olduğunun TESPİTİNE 2-100.000,00-TL'nin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, 3-Alınması gerekli 6.831,00-TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 1.707,75-TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 5.123,25-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 29,20-TL başvurma harcı, 1.707,75-TL peşin harç toplamı olan 1.736,95-TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından sarfedilen toplam 3.492,50-TL yargılama giderlerinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davacı vekili için takdir olunan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 7- Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştikten sonra yatırana iadesine, Dair, Gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı davalıların yokluğunda verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 15/10/2024

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2016/1170, K. 2024/806, T. 15.10.2024, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2016-1170-e-2024-806-k-1d2b20a72481