İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2015/1587 E. 2015/6693 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2015/1587
- Karar No
- 2015/6693
T.C. ANTALYA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2019/129 KARAR NO : 2021/223 DAVA : Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin) DAVA TARİHİ : 02/04/2019 KARAR TARİHİ : 16/03/2021 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının ... ... ... faaliyette bulunan uluslararası alanda tanınan sahil güvenlik botları üreten ve ihraç eden önemli bir firma olduğunu,... ... tarihleri arasında davalı şirketin nama yazılı bir kısım hisselerini ciro ve teslim yolu ile temlik- teslim alındığını, alınan hisselerinin pay defterine işlenmesinin davacı tarafça talep edildiğini, davalı tarafça TTK 493/I. Maddesi gerekçe gösterilerek talebin reddine karar verildiğini, davalı şirketin esas sözleşmesinde TTK 491 ve 493. Maddeleri anlamında bir sınırlama olmadığını, şirketin esas sözleşmesindeki değişikliğin 3. Kişiler için tescilden sonra hüküm doğuracağını, davacının da üçüncü kişi konumunda bulunduğunu, belirterek davacının ... hisse oranında ... A.Ş. Ortağı olduğunun tespitine, davalı şirket pay defterine kaydedilmesine, yönetim kurulunun ret kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın hisse devrinin onaylanması talebinin davalı şirket yönetim kurulunca şirket esas sözleşme hükümleri ve TTK 493/I. Maddesi uyarınca hisse sahiplerine talep konu hisselerinin şirket adına devralınması önerilmek suretiyle reddedildiğini, davacı tarafça davalıya sunulan ... ve ... tarihli başvurular davacı tarafın ön yazısına ekinde fotokopi evraklarla yapıldığını, başvurunun usulsüz olduğunu, davalı tarafça şirket hissedarlarının hak kaybına uğramaması ve mağdur olmaması açısından TTK 493/I - II cümlede tanınan yasal hak kullanıldığını, bu aşamada bağımsız denetim şirketine şirket hisselerinin gerçek değeri tespit ettirildiğini ve davacının hissedarlara ödediği meblağlardan oldukça yüksek meblağlar hissedarlara teklif edildiğini, doğrudan kanundan doğan bir hakkın kullanılmasının söz konusu olduğunu, esas sözleşmede ayrıca bir hüküm bulunmasının gerekmediğini, şirket hisselerinin ancak yönetim kurulu kararı ile devredilebileceği, esas sözleşmenin değişikliğinden önceki 10. maddesi hükmü ile düzenlendiğini, 6103 sayılı yürürlük kanunun 28/7. Maddesi gereğince yeni düzenleme ile çelişmiyorsa uyarlamaya ihtiyaç olmadığını, davalı şirketin imtiyaz doğrultusunda kamu hizmeti ifa ettiğini, davalının gizlice hisse topladığını, davacının kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DAVA : Dava, ortaklığın tespiti, nama yazılı pay senedinin tescili ile yönetim kurulu kararının iptali istemli davadır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ: Dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 4. ve 5. maddeleri gereğince görev kurallarına; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 5. vd. maddelerinde belirtilen yetki kurallarına uygun olarak görevli ve yetkili Antalya Asliye Ticaret Mahkemesinde açılmıştır. Davacı ve davalı şirketin sicil dosyası Antalya Ticaret Sicil Müdürlüğünden celp edilmiştir. Doç. Dr. ... ... .... tarihli hukuki mütalaasında özetle; davalının esas sözleşmesinde 6762 sayılı TTK döneminden bu yana pay devrini sınırlandıran hükümlerin bulunduğunu, bu hükmün 6102 sayılı TTK döneminde de geçerli olduğu, davacının onay istemli başvurusuna konu pay devri açısından da uygulama alanına sahip olduğundan davalının TTK 493/I. maddesi uyarınca payları başvurma tarihindeki gerçek değeri ile satın almayı önererek davacının onay istemini reddetmesinin esas sözleşmeye uygun olduğunu, davalının ... tarihli değişiklikle esas sözleşmesine dercettiği önemli sebepler, davacının başvurusu açısından uygulama kabiliyetine haiz olduğunu, tarafların faaliyet konuları ile çalışma şekilleri dikkate alındığında, davacının davalı şirkette pay sahibi olması, davalının hem işletme konusunu gerçekleştirmesini hem de ekonomik bağımsızlığını tehlikeye atacak nitelikte olduğundan, davalı tarafından onay isteminin reddi kanun ve esas sözleşmeye uygun olduğunu belirtmiştir. Bilirkişi Av. ... .. ... tarihli raporunda özetle; 6103 sayılı Türk Ticaret Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama şekli Hakkında Kanunun 28/7. Maddesi uyarınca, 6762 sayılı TTK döneminde hazırlanan esas sözleşmelerdeki pay devrine dair kısıtlamalardan 6102 sayılı TTK'ya uyum sağlamayan hükümlerin geçiş süresinin ardından geçersiz hale geleceği, ... önce esas sözleşmenin 10. maddesinde nama yazılı hisse senetlerinin şirketin her hangi bir red gerekçesi olmaksızın yönetim kurulu kararı devredileceğine ilişkin sözleşmesel bağlam bulunmadığı, şirkete gerekçe göstermeden pay devrini reddetme olanağı tanındığı, TTK m.493/1 gerekçesinde: esas sözleşmede 493 üncü maddenin ikinci fıkrasına göndermede bulunmanın yeterli olmadığı ve haklı sebebin kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılması gerektiği,TTK m. 493/1 gereği kaçış klozunun kullanılabilmesi için madde gerekçesinde "bu aracın kullanılabilmesi için esas sözleşmede bu konuda hüküm bulunması gerekmez" ifadesinin bulunduğu, yine aynı madde gerekçesinde "Ayrıca esas sözleşmede 493 üncü maddenin ikinci fıkrasına göndermede bulunmak yeterli değildir. Haklı sebep kanundaki haklı sebeplere uygun bir şekilde somutlaştırılmalıdır." ifadesinin bulunduğu, Kanunun düzenlenme sistematiği bakımından kaçış klozunu kullanma imkanına ilişkin hükmün esas sözleşme ile sınırlama başlığı altında düzenlendiği, bu nedenle TTK m. 492/1' de Nama Yazılı Payların ancak şirketin onayı ile devredilebileceğine ilişkin sınırlamanın TTK m.493/2 'de belirtilen gerekçeler kapsamında esas sözleşmede hüküm altına alınması gerektiği sözleşmesel bağlamın bulunduğu hallerde ancak şirketin kaçış klozunu kullanabileceğinin ifade edildiği, davalı şirketin kaçış klozunu kullanması için sözleşmesel bağlanım aranmayacağı veya esas sözleşmenin 10. maddesindeki pay devrinin yönetim kurulunun onayına dair herhangi bir önemli sebebe ilişkin düzenleme bulunmayan sınırlandırmanın 6102 Sayılı TTK'ya uyum sağladığı ve sözleşmesel bağlam hükmünün geçerli olduğu sonucuna varılması halinde kaçış klozunu kullanan davalı şirket bakımından pay devirlerinin geçersiz olacağı, davalı şirketin esas sözleşmesinde şirketin önemli sebeplerle nama yazılı payların devrine onay vermeyeceğine dair bir düzenleme bulunmaması ve sözleşmede önemli sebeplerin yer almaması nedeniyle davalı şirketin önemli sebeplere ilişkin itirazları konusunda değerlendirme yapılamadığı, belirtilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 490. maddesi şöyledir; "(1) Kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, nama yazılı paylar, herhangi bir sınırlandırmaya bağlı olmaksızın devredilebilirler. (2) Hukuki işlemle devir, ciro edilmiş nama yazılı pay senedinin zilyetliğinin devralana geçirilmesiyle yapılabilir." 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 491. maddesi şöyledir; "(1) Bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar, ancak şirketin onayı ile devrolunabilir; meğerki, devir, miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra yoluyla gerçekleşsin. (2) Şirket, sadece, devralanın ödeme yeterliliği şüpheli ise ve şirketçe istenen teminat verilmemişse onay vermeyi reddedebilir." 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 28/7. maddesi şöyledir; "Nama yazılı payların devrini, red sebeplerini göstererek veya göstermeyerek sınırlandırmış bulunan anonim şirketler, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde, esas sözleşmelerini değiştirerek, Türk Ticaret Kanununun 492 ilâ 498 inci maddelerine uyarlamak zorundadır; aksi hâlde, bu sürenin dolmasıyla tüm sınırlamalar geçersiz hâle gelir." Nama yazılı senetlerin devri kanunen usulüne uygun olarak, yanın TTK 490/II. Maddesi gereğince ciro ve zilyetliğin geçirilmesiyle devredilse bile, yine de ortaklık bazı durumlarda bu devrin pay defterine kaydından kaçınabilir ve devri geçersiz kılabilir. Bu hallerden bazıları, kanundan doğar, bazıları da ortaklık ana sözleşmesine dayanır (TTK 490/I). Söz konusu pay devri sınırlamalarının kanuni olanıyla özellikle sermayenin korunması ilkesinin güçlendirilmesi amaçlanmakta, buna karşılık sözleşmesel olanıyla istenmeyen kişilerin ortak olması veya ortaklıkta çoğunluğu elde etmesi önlenmek istenmektedir (Şener, Oruç Hami; Teorik ve Uygulamalı Ortaklık Hukuku Ders Kitabı 4. Bası, Ankara 2019, s. 620 vd.). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 493. maddesi uyarınca şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebe dayanarak veya devredene paylarını başvuru anındaki gerçek değeri ile kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek onay istemini reddedebilir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11/05/2015 tarih 2015/1587E. 2015/6693K. sayılı kararı). 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun "borsaya kota edilmemiş nama yazılı paylar" başlıklı 493/1. maddesinde şirketin, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebileceği düzenlenmiştir. Bu maddeyle anonim şirkete, devre konu olan pay senetlerini gerçek değer üzerinden devralma önerisinde bulunabilme olanağı tanınması, şirkete haklı sebepler yanında sağlanmış, uygun görmediği devirlerden kurtulabilme olanağıdır. Bu suretle şirketin yabancılaşması veya niteliklerini kaybetmesinin önlenmesi amaçlanmıştır. Şirketin bu olanağı kullanabilmesi için ana sözleşmede hüküm bulunmasına gerek yoktur (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18/02/2015 tarih 2014/17122E. 2015/2152K. sayılı kararı). Davamıza gelince; davacı ortaklığın tespiti, nama yazılı pay senedinin tescili ile yönetim kurulu kararının iptali istemli dava açmıştır. Davacı şirket, davalıya göndermiş olduğu ... tarihli yazısında ekli listede bulunan muhtelif eski hissedarlarından toplamda ... adet (... ) grubu hisse satın aldığını ve hisse senetlerinin kopyalarının yazı ekinde sunulduğunu bildirerek davabdan pay defterine gerekli kaydın yapılmasını talep etmiştir. Yine davacı şirket, davalıya göndermiş olduğu ... tarihli yazısında ekli listede bulunan muhtelif eski hissedarlarından toplamda .... adet (... ) grubu hisse satın aldığını, ... tarihinde davalıya iletilmiştir. Davalı şirketin... tarihlî olağanüstü genel kurul toplantısında şirket esas sözleşmesinin “hisse senetlerinin kaydı ve devri” başlıklı 10. maddesi değiştirilmiştir. Anılan esas sözleşme değişikliğine ilişkin genel kurul kararı, ... tarihinde ticaret siciline tescil ve ... tarihinde Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmiştir. Davalı tarafından davacıya hitaben gönderilen Antalya ... . Noterliği’nin... tarihli ve ... yevmiye sayılı yazısında, davacının şirket hisselerinin devrinin onaylanmasına dair ... tarih, .../... sayılı ve ... tarih ve .../... sayılı taleplerinin, Türk Ticaret Kanunu ile davalı ... A.Ş’nin esas sözleşmesinin ilgili hükümleri ve Türk Ticaret Kanunu’nun 493/1 maddesi uyarınca pay sahiplerine talebe konu paylarının davalı ... A.Ş adına devralınması önerilmek suretiyle yönetim kurulu tarafından reddedildiği bildirilmiştir. İşte bu red kararı davamızın konusu oluşturmakta olup usul, yasa ve ana sözleşmeye uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. Şöyle ki; Nama yazılı payların ve pay senetlerinin devrinde ilke 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 490. maddesinde düzenlenmektedir. Buna göre nama yazılı paylar veya pay senetleri, kural olarak herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın devredilebilmektedir. Sınırlamaya tabi olmayan pay devirlerinde devralan, pay sahipliği sıfatını tasarruf işlemi ile birlikte kazanabilmektedir. Devir serbestisi kural olmakla beraber bu kurala “Devrin sınırlandırılması” başlığı altında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 491. madde vd. Hükümlerinde "Kanuni Sınırlama" ve "Esas sözleşmeyle sınırlama" başlıklı iki istisna getirilmiştir. Bunlardan ilki olan "Kanuni sınırlama", yukarıda açıklandığı üzere, 491. Maddede devralanın ödeme yeterliliğini teminat altına amacıyla bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı paylar açısından düzenlenmiştir. Somut olayda uygulama alanı bulunmamaktadır. Diğer istisna ise "Esas Sözleşmeyle Sınırlama" başlıklı 492 vd. Maddelerde düzenlenmiş, 492. Maddede bu sınırlamanın ilkeleri açıklanmış, sonraki maddelerde de borsaya kote edilmiş nama yazılı paylar ile borsaya kote edilmemiş nama yazılı paylar için devrin sınırlandırılması ayrı ayrı düzenlenmiştir. Somut olayda dava konusu paylar borsaya kote edilmediğinden 493. Ve 494. Maddeler çerçevesinde elen alınması gerekmektedir. Yasal düzenleme bu şekilde olmakla birlikte davalı şirketin ana sözleşmesinin 10. Maddesinde de hisse senetlerinin kaydı ve devri düzenlenmiştir. Öncelikle davacının davalı şirkete başvuru tarihinde geçerli olan şirket ana sözleşmesinde nama yazılı pay devrinin şirketin yönetim kurulu kararıyla başkasına devir veya ferağ olunabileceği düzenlenmiştir. Ancak 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun 28/7. maddesi dikkate alındığında bu düzenlemenin her hangi bir gerekçe içermemesi nedeniyle 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 491. 492. Maddelerine aykırılık teşkil ettiği ve kanunun yürürlük tarihinden itibaren 1 yıl içinde de uyarlanmadığından geçersiz kabul edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Davalı şirketin davacının başvurusundan sonraki ana sözleşme değişiklinin ise başvuru tarihinden sonra olması nedeniyle davacı yönünden uygulanamayacağı bu nedenlerle davalının ana sözleşme ile öngörülen sınırlandırmaları davacıya karşı ileri süremeyeceği anlaşılmıştır. Bu halde davalı şirketin kanundan kaynaklanan bir kaçış klozu olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmiştir: Burada karşımıza 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 493. maddesi çıkmaktadır. Madde metni şöyledir; "(1) Şirket, esas sözleşmede öngörülmüş önemli bir sebebi ileri sürerek veya devredene, paylarını, başvurma anındaki gerçek değeriyle, kendi veya diğer pay sahipleri ya da üçüncü kişiler hesabına almayı önererek, onay istemini reddedebilir. (2) Pay sahipleri çevresinin bileşimine ilişkin esas sözleşme hükümleri, şirketin işletme konusu veya işletmenin ekonomik bağımsızlığı yönünden onayın reddini haklı gösteriyorsa, önemli sebep oluşturur. (3) Bundan başka, devralan, payları kendi adına ve hesabına aldığını açıkça beyan etmezse şirket, devrin pay defterine kaydını reddedebilir. (4) Paylar; miras, mirasın paylaşımı, eşler arasındaki mal rejimi hükümleri veya cebrî icra gereği iktisap edilmişlerse, şirket, payları edinen kişiye, sadece paylarını gerçek değeri ile devralmayı önerdiği takdirde onay vermeyi reddedebilir. (5) Devralan, paylarının gerçek değerinin belirlenmesini, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden isteyebilir; bu hâlde mahkeme şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değerini esas alır. Değerleme giderlerini şirket karşılar. (6) Devralan, gerçek değeri öğrendiği tarihten itibaren bir ay içinde bu fiyatı reddetmezse, şirketin devralma önerisini kabul etmiş sayılır. (7) Esas sözleşme devredilebilirlik şartlarını ağırlaştıramaz." Görüldüğü üzere bu maddede şirkete pay devirlerinde şirket lehine kullanılabilecek bir takım yetkiler verilmiştir. Madde metni bir arada değerledirildiğinde her ne kadar "Esas sözleşmeyle sınırlama" başlığı altında düzenlenmiş ise de devredene payların gerçek değerini ödemeyi teklif ederek onay istemini reddetme ya da devralan payları kendi adı ve hesabına aldığını beyan etmezse pay defterine kaydını reddetme gibi esas sözleşmede yer almasa dahi bazı hallerde şirkete pay devrinin sınırlandırılması ile ilgili bir takım yetkiler verilmiştir. Kanunun koyucu bu yetkilerin kullanımı için bunların esas sözleşmede düzenlenmesini gerekli görmemiştir. Nitekim maddenin gerekçesinde bu kısımla ilgili olarak "Anonim şirkete, devre konu olan pay senetlerini gerçek değeri üzerinden devralma önerisinde bulunabilme olanağının tanınması, ona, haklı sebepler yanında, sağlanmış, uygun görmediği devirlerden kurtulabilme olanağıdır. Uluslararası uygulamada ve öğretide escape clause (kaçış, kurtuluş klozu) diye anılan bu hüküm kişisel unsurları öne çıkan anonim şirketlerde, (aile anonim şirketi, tek kişilik anonim şirket, iki gruptan oluşan anonim şirket ve genel olarak kapalı anonim şirket gibi) şirketin yabancılaşmasını veya niteliklerini kaybetmesini önleyen bir etkin araçtır. Bu aracın kullanılabilmesi için esas sözleşmede hüküm bulunması gerekmez." şeklinde açıklama yapıldığı görülmüştür. Yukarıda anılan Yargıtay içtihatlarında da aynı şekilde değerlendirme yapıldığı anlaşılmıştır. Tüm bu değerlendirmeler neticesinde, faaliyet konuları ile çalışma şekilleri, işletme konuları ve ekonomik bağımısızlık dikkate alındığında, davalı şirketin paylarının önemli bir kısmının davalı şirket ile aynı ,,, faaliyette bulunan davacı şirket adına kayıt edilmesi istemini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun 493/1. maddesi uyarınca devredene, payları başvurma anındaki gerçek değeriyle satın almayı önererek reddetmesinin kanuna uygun olduğu değerlendirilmiş ve davanın reddine dair aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1. Davacının davasının REDDİNE, 2. 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan alınması gerekli ... karar ve ilam harcından peşin alınan ... TL'nin mahsubu ile bakiye ... TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 3. Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, 4. Davalı yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 5. Davalı kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T gereğince hesap ve taktir olunan ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6. Kararın kesinleşmesine müteakip davacının ve davalının yatırdığı yargılama giderinin artması durumunda giderleri yatıran davacıya ve davalıya iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, HMK 345. Maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içinde Antalya Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 16/03/2021 Başkan ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Üye ... ¸e-imzalıdır Katip ... ¸e-imzalıdır