İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2007/274 E. 2008/2221 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2007/274
Karar No
2008/2221
Karar Tarihi

Temyiz İsteminde Bulunan (Davalı) : Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı Vekili: Av.... Karşı Taraf (Davacı): ... Vekilleri: 1-Av.... 2-Av. ... İstemin Özeti:Danıştay Sekizinci Dairesinin 19.1.2007 günlü, E:2006/4857, K:2007/69 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması davalı idare tarafından istenilmektedir. Savunmanın Özeti: Savunma verilmemiştir. Danıştay Tetkik Hakimi Tuncay Dündar'ın Düşüncesi : 2577 sayılı Yasa'nın "Yargılamanın Yenilenmesi" başlıklı 53. maddesine (ı) bendi 19.7.2003 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 4928 sayılı Yasa'nın 6. maddesiyle Yasa'ya eklenmiş olup, "Hükmün, İnsan Haklarına ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması" kuralı getirilmiştir. Yine aynı 4928 sayılı Yasa'nın 7. maddesi ile de 2577 sayılı Yasa'ya Geçici 5. madde eklenmiştir. Buna göre de "53 üncü maddenin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararları ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte kesinleşmiş olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına ilişkin yargılamanın yenilenmesi istemleri, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılır" denilmektedir. Geçici 5. maddeye göre, 53. maddenin (ı) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunulabilmesi için Yasa'nın yayımı tarihi öncesinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının kesinleşmiş olması veya Yasa'nın yayımından sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan bir başvuru olması halinde uygulanabileceği; yani Yasa'nın yayımı tarihinde İnsan Hakları Mahkemesinde görülmekte olan davalar yönünden uygulanamayacağı açıktır. Olayda yargılamanın yenilenmesi talebine esas olan dava için davacı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 26.6.2000 tarihinde başvurmuş ve Mahkeme 7.2.2006 tarihinde kararını vermiş olduğuna göre, 4928 sayılı Yasa'nın Resmi Gazetede yayım tarihi olan 19.7.2003 tarihinde anılan Mahkemede görülmekte olan bir dava olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının 2577 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesine ilişkin isteminin yukarıda belirtilen nedenlerle reddi gerekeceği düşünüldüğünden, davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. Danıştay Savcısı Radiye Tiryaki'nîn Düşüncesi :Danıştay dava dairelerince verilen kararların temyizen incelenerek bozulabilmesi için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen nedenlerin bulunması gerekmektedir. Temyiz dilekçesinde öne sürülen hususlar, söz konusu maddede yazılı nedenlerden hiçbirisine uymadığından, istemin reddi ile temyiz edilen Danıştay Sekizinci Dairesince verilen kararın onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca dosya incelendi, gereği görüşüldü: 1997 yılında girdiği Öğrenci Yerleştirme Sınavı sonucunun geçersiz sayılmasına ilişkin ÖSYM Yürütme Kurulu işleminin iptali istemiyle açılan davanın reddi yolunda verilen Danıştay Sekizinci Dairesinin 5.11.1998 gün ve E:1997/3774, K:1998/3549 sayılı kararı üzerine; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuran davacı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesinin 3.7.2006 tarihinde kesinleşen 7.2.2006 günlü kararı uyarınca yargılamanın yenilenmesini ve dava konusu işlemin iptalini istemiş; Danıştay Sekizinci Dairesi de 19.1.2007 günlü, E:2006/4857, K:2007/69 sayılı kararıyla 2577 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin (1) numaralı bölümünün (ı) bendine göre davacının yargılamanın yenilenmesi istemini kabul ederek, işlemin dayanağını oluşturan komisyon raporunun olasılık ve tahminlere dayalı olduğu, davacının sınavda elde ettiği başarının gerçeği yansıtmadığını kanıtlayan hukuken geçerli somut bir tespit de bulunmadığından, Anayasa'da güvence altına alınmış olan eğitim öğretim hakkının ihlali sonucunu doğurduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Davalı idare bu kararı temyiz etmekte ve bozulmasını istemektedir. Yargılamanın yenilenmesi kural olarak, hükmün esasını değiştirecek nitelikteki olguların hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkması durumunda, yeniden yapılacak yargılama ile kesin hükmü ortadan kaldırabilen olağanüstü kanun yoludur. Sonradan ortaya çıkan bu gibi durumlar da kanunda sınırlı olarak sayılmış nedenlere dayanılarak taraflarca esas hükmün kaldırılması ve davanın yeniden incelenmesi istenebilir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun "Yargılamanın Yenilenmesi" başlıklı 53. maddesinin 1. bendinde hangi hallerde yargılamanın yenilenmesi istenebileceği maddeler halinde sayılmıştır. 53. Maddenin (1) bölümüne 4928 sayılı Yasanın 6. maddesiyle eklenen (ı) bendi ile "Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması" kuralı getirilmiştir. Yargılamanın yenilenmesi isteminin kabul edilebilmesi için öncelikle hükmün verilmesi öncesinde tarafların ellerinde olmayan bir nedenden dolayı hakkını kanıtlayamaması, delillerin, olguların mahkeme tarafından görülmeksizin hüküm verilmiş olması gerekir. Eğer bu tür bir olgu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde ortaya çıkarsa veya yargılama aşamasındaki bir insan hakları ihlali yargılamanın yenilenmesi yoluyla ortadan kaldırılabilir ise 2577 sayılı Yasa'nın 53/1-1 bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesi isteminin kabul edilmesi gerekecektir. Nitekim 3 Haziran 2008 günlü 26895 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesi'nin 8.1.2008 günlü, E:2003/l, K:2008/2 sayılı kararında da "Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan yargılamanın yenilenmesine ilişkin düzenleme, hükmün esasını değiştirecek nitelikteki olguların hükmün kesinleşmesinden sonra ortaya çıkması durumunda, yeniden yapılacak yargılama ile kesin hükmü ortadan kaldırabilen olağanüstü kanun yollarından birisidir. Bu niteliğinin gereği olarak yasa koyucu yargılamanın yenilenmesi usulünü 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 311. ila 323. maddelerinde etraflı biçimde düzenlemiştir. Bu hükümlerden yargılamanın yenilenmesi isteminin dört aşamada incelenip karara bağlanması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu aşamalar, yasada sayılan yargılama nedenlerinin ve bunların dayandığı delilleri içeren istemin kabule değer olup olmadığının incelenip karara bağlanması, istem kabule değer bulunduğu takdirde delillerin toplanması, bu işlem tamamlandıktan sonra istemin esassız olup olmadığının karara bağlanması, istem esassız olması noktasından reddedilmemiş ise yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verilmesi şeklindedir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Partisinin kapatılmasına esas alınan olguları değerlendirerek, kapatma kararının Sözleşmenin 11. maddesindeki dernek kurma ve toplantı özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğuna karar vermiş ve bu ihlal kararı yargılanmanın yenilenmesi isteminin nedeni olarak ileri sürülmüştür. Ceza Muhakemesi Kanununun 321. maddesi uyarınca yargılanmanın yenilenmesi isteminin kabul edilebilmesi için ilk hükmün verilmesinde esas alınan olgularla birlikte yeniden değerlendirilmesini gerektirecek nitelikte maddi bir olgunun bulunduğunun hükmün kesinleşmesinden sonra saptanması gerekir. Söz konusu ihlal kararında ise yargılama sonrasında ortaya çıkan ve kesin hükmün esasına etkileyecek nitelikte olan maddi bir olgunun varlığına değil kapatılmaya esas alınan mevcut olguların değerlendirilmesinde hata yapıldığı düşüncesine dayanılmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu mevcut olguların değerlendirilmesinde hata yapılarak hüküm kurulmasını temyiz nedeni olarak kabul etmekle birlikte yargılanmanın yenilenmesini gerektirecek bir neden olarak görmemektedir." gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesi isteminin Ceza Muhakemesi Kanununun 321. maddesi uyarınca esassızlık noktasından reddine karar verilmiştir. Olayda ise Danıştay Sekizinci Dairesi 5.11.1998 günlü, E:1997/3774, K:1998/3549 sayılı kararıyla davalı idare tarafından, 1997 Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavının İkinci basamağı (ÖYS) sonuçlarının değerlendirilmesinin son aşamasında, bilgisayarda 1997 ÖSYS'nin birinci basamağında (ÖSS) puan türlerinin en az birinden 125 ve daha az puan alan adaylardan 1997 ÖYS'de uygulanmış olan testlerde çok yüksek puan alan adayların tarandığı, bu taramada aralarında davacının da bulunduğu 19 adayın tespit edildiği, bu adaylara ait ÖSYM bilgisayar kütüklerinde bulunan bilgileri içeren dosyaların Üniversite öğretim üyelerinden oluşan 3 kişilik bir komisyona verildiği ve durumlarının incelenerek 1997 ÖYS'de almış oldukları puanın geçerliliği konusunda görüş istendiği, anılan komisyon tarafından hazırlanan raporda, başarı göstergeleri sürekli şekilde düşük olan bu adayların, üç ay sonra 1997 ÖYS'de Türkiye'de çok pz kişinin gösterdiği başarıyı elde etmelerini açıklamanın hiçbir şekilde mümkün olmadığı, bir sonraki başarıyı tahmin edebilme gücüne sahip olan en geçerli göstergenin önceki başarılar olduğunun, ölçme ve değerlendirme biliminin önemli ilkeleri arasında yer aldığı, bu ilkeden hareket ederek 19 adayın 1997 ÖYS sonuçlarının geçerli sayılamayacağı konusunda görüş birliğine varıldığının belirtilmesi üzerine, ÖSYM Yürütme Kurulu tarafından yeniden yapılan değerlendirme sonucunda, bu 19 adayın 1997-ÖYS sonuçlarının iptaline karar verildiğinin anlaşıldığı, olayda ise;... Lisesi mezunu olan davacının, ortaöğretim diploma notu itibariyle okulundaki öğrencilerin ortalamasından daha düşük bir ortalamaya sahip olduğu, (10 üzerinden 5,31), 1994,1995,1996 ÖSS'leri kazanamadığı için bu yıllarda ÖYS'ye giremediği, 1997 ÖSS'de 88 soruluk Sözel Bölümde 55 soruyu doğru, 26 soruyu yanlış, 88 soruluk Sayısal Testinde 0 doğru, 4 soruyu yanlış cevaplamış iken, 1997 ÖYS'de ise 53 soruluk Matematik Testinde 49 soruyu doğru, 3 soruyu yanlış, 72 soruluk Sosyal Testinde 69 soruyu doğru, 3 soruyu yanlış, 64 soruluk Türkçe Testinde ise 60 soruyu doğru 4 soruyu yanlış cevapladığı anlaşılmış olup, ÖSS'de Eşit ağırlık puanında 120 puan barajını dahi aşamayan davacının, üç ay önce yapılan ÖSS' de Sayısal Bölümünde hiç doğru cevabı olmayan biri olarak çok daha zor bir sınav olan ÖYS'de 53 matematik sorusundan 49'unu doğru cevaplayarak en başarılı öğrenciler düzeyinde başarı göstermesine imkan bulunmadığı, dolayısıyla bu başarıyı kendi bilgi ve becerisiyle elde etmediği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. Bu karar temyiz incelemesi sonucu Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15.3.1999 günlü, E:1999/2, K:1999/382 sayılı kararıyla onanmış, bu kararın düzeltilmesi istemi de Kurulun 19.11.1999 günlü, E:1999/843, K:1999/110 sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bunun üzerine davacı, 26.6.2000 günlü dilekçesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuş; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesinin 3.7.2006 tarihinde kesinleşen 7.2.2006 günlü kararı üzerine de yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İkinci Dairesi, davacının kopya çektiğine dair bir kanıtın bulunmadığı, başvuranın dersaneye giderek sınava hazırlandığının anlaşıldığı, davalı idare Akademik Konseyi tarafından varılan sonucun savunulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 Nolu Protokol'ünün 2. maddesi de yer alan "Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz ..." kuralının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Görüldüğü üzere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince tartışılan olgular ve maddi olayın yargılamanın yenilenmesine esas olan dava ile aynı olduğu, davacının yargılama aşamasında elinde olmayan bir nedenle hakkını kanıtlayamaması gibi bir durumun bulunmadığı, hükmü değiştirecek yeni bir delilin ortaya çıkmadığı; ayrıca yargılamanın herhangi bir aşamasına ilişkin olarak da adil yargılanma hakkının ihlalinin tespit edilmediği; söz konusu ihlal kararında uyuşmazlıkta Danıştay Sekizinci Dairesi ile Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından karara esas alınan olgular yeniden değerlendirilerek hüküm kurulduğu, dolayısıyla yargılamanın yenilenmesini gerektiren bir nedenin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davacının yargılamanın yenilenmesi istemi kabul edilerek işin esası hakkında karar verilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle davalı idarenin temyiz isteminin kabulü ile Danıştay Sekizinci Dairesinin 19.1.2007 günlü, E:2006/4857, K:2007/69 sayılı kararının bozulmasına, 4.12.2008 günü oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme uyarınca taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt etmişlerdir. İhlalin bir mahkeme kararından kaynaklanması durumunda, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı ilkeleri nedeniyle yargı kararlarına müdahale edilememesi nedeniyle de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin 19.1.2000 tarihinde aldığı kararla eski hale getirme konusunda yargılamanın yenilenmesine mevzuatta yer verilmesini tavsiye etmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 53/1-1 maddesine de bu nedenle bir ek yargılamanın yenilenmesi nedeni getirilmiştir. Yargılamanın yenilenmesi nedenlerine bakıldığında diğer bentlerinden farklı olarak bir iddiaya değil sözleşmenin ihlal edildiğine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin bir tespitine dayandırılmaktadır. Mahkemece ihlale ilişkin saptama bu konudaki iddiaların yeteri derece doğrulandığı yolunda kesin kanıt oluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa'nın 90. maddesine eklenen "usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas" alınacağı kuralının da göz önüne alınması gerekir. Yargılamanın yenilenmesine ilişkin bu yeni yasa kuralının getiriliş amacının temel hak ve özgürlük alanlarının genişletilmesi, yeni ihlallerin doğmasının engellenmesi ve de sözleşme normları ve bu normların yaşama geçirilmesini sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarıyla birlikteliğin sağlanması olduğu açıktır. Bu nedenle davalı idarenin temyiz isteminin reddi gerektiğinden karara katılmıyoruz.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2007/274, K. 2008/2221, T. 19.11.1999, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2007-274-e-2008-2221-k-df88b42718b4