Diğer ·
2008/188 E. 2010/41 K.
- Mahkeme
- Diğer
- Esas No
- 2008/188
- Karar No
- 2010/41
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 8. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO:2021/1880 KARAR NO:2024/1909 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:14/04/2021 NUMARASI:2018/187 Esas - 2021/284 Karar DAVANIN KONUSU:Trafik Kazasına Bağlı Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat İSTİNAF KARAR TARİHİ:28/11/2024 Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde; K A R A R: Davacı vekili dava dilekçesi ile; 07.09.2008 tarihinde davalıya trafik sigortalı aracın dava dışı...'in sevk ve idaresinde iken, müvekkilinin sevk ve idaresindeki motosiklete çarpması ile meydana gelen trafik kazası neticesinde müvekkilinin ağır şekilde yaralandığını, kazanın oluşumunda davalıya trafik sigortalı dava dışı araç sürücüsünün kusurlu olduğunu, davadan evvel davalı tarafa yapılan başvurunun, talebin zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile reddedildiğini, oysa ki müvekkilinin zararını 05.09.2016 tarihinde düzenlenen rapor ile öğrendiğini, davalı tarafça talebin reddedilmesi nedeniyle Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurulduğunu ve Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından müvekkilinin %8 maluliyeti üzerinden 53.430,72-TL ödenmesine karar verildiğini, ancak davalı tarafça karara itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetince müvekkilinin maluliyetinin ispatlanamadığı gerekçesi ile davacının talebinin reddedildiğini, oysa ki İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 05.09.2016 tarihli rapor ile müvekkilinin %8 oranında sürekli maluliyeti bulunduğunun tespit edildiğini, müvekkilinin %8 maluliyet oranı üzerinden gerçekte alacağı tazminat miktarının bilirkişi marifeti ile hesaplanarak müvekkiline ödenmesi için eldeki davanın açıldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile (belirsiz alacak) 500,00-TL geçici ve 500,00-TL sürekli iş göremezlik olmak üzere 1.000,00-TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında sunduğu 09.09.2020 tarihli dilekçe ile, maddi tazminat taleplerini sürekli iş göremezlik yönünden 163.816,44-TL'ye, geçici iş göremezlik yönünden 4.688,19-TL'ye artırdıklarını bildirmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davanın zamanaşımına uğradığını, davacının 06.11.2016 tarihinde yaptığı başvurunun zamanaşımı dolduktan sonra yapılmış olması sebebiyle de zamanaşımı süresinin kesilmediğini, davacı tarafça Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvurunun İtiraz Hakem Heyeti'nin 11.07.2017 tarihli ... Esas sayılı kararı ile reddedildiğini, hakem heyetinin kararına karşı sadece iptal davası açılabileceğini, davanın hakem heyeti tarafından verilen karar nedeniyle dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, davacının kaza anında ehliyetinin bulunmaması ve kaskının takılı olmaması nedeniyle belirlenecek tazminat miktarından % 50 oranında indirim yapılması gerektiğini, kazanın meydana gelmesinde davacının kusurlu olduğunu, davacı tarafça gerekli belgeler ile başvuruda bulunulmamış olması sebebiyle müvekkili şirketin temerrüdünün oluşmadığını, ticari avans faizi isteminin de yersiz olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince; davacının tedavi evraklarının incelenmesinde, tedavisinin aralıklarla devam ettiği, davacının devam eden tedavileri nedeniyle maluliyet raporunu 05/09/2016 tarihinde aldığı, gelişen durumun varlığı halinde gelişen durumun sona ermesinden itibaren zamanaşımı süresi içinde davanın açılması gerektiği, zamanaşımı süresinin gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacağı, dolayısıyla davacının kalıcı maluliyetini rapor tarihi olan 05/09/2016 tarihinde öğrendiği, eldeki davanın da buna göre zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, davaya konu kazaya ilişkin Osmancık Asliye Ceza Mahkemesi'nin (Çocuk Mahkemesi Sıfatıyla) 24/03/2010 tarihli, 2008/188 E. ve 2010/41 K. sayılı kararında; suça sürüklenen çocuk...'in üzerine atılı taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma suçunu işlediğinin sabit olduğu gerekçesi ile mahkumiyetine karar verildiği, ceza yargılamasında alınan bilirkişi raporunda davacının kazanın meydana gelmesinde kusuru bulunmadığı kanaatine varıldığının bildirildiği, ATK Trafik İhtisas Dairesi tarafından tanzim olunan raporda da davacının kusursuz olduğunun bildirildiği, ATK 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen rapora göre davacının %14,3 oranında sürekli maluliyetinin bulunduğu ve davacının geçici iş göremezlik süresinin 9 ay olduğu, aktüer bilirkişi raporu ile davacının geçici iş göremezlik zararının 4.688,19-TL, sürekli iş göremezlik zararının ise 163.816,44-TL olduğunun belirlendiği, davalı sigorta şirketinin kaza tarihi itibariyle poliçe limitinin 100.000,00-TL olduğu, davalı sigorta şirketinin, davacının talebinin reddedildiği 02/03/2017 tarihini takip eden 8. iş günü sonrası olan 14/03/2017 tarihi itibariyle temerrüde düştüğü gerekçesi ile;"Davanın kabulü ile; 100.000,00-TL maddi tazminatın temerrüt tarihi olan 14/03/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı vekilinin istinaf nedenleri; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığı, kazadaki kusur oranlarına ilişkin ATK Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporun hatalı olduğu, davacının, kaza anında motosikleti ile kazaya karışan dava dışı araca yakın mesafede seyrettiği ve hızını sollama şartlarına göre ayarlamadığı, maluliyete ilişkin raporun davacı muayene edilmeksizin tıbbi belgeler incelenerek hazırlanması nedeniyle hükme elverişli olmadığı, tazminat hesabının hatalı yapıldığı, gerekli indirimlerin yapılmadığı, davacının ehliyetsiz olması ve kask takmaması nedeniyle tazminattan % 50 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği hususlarına ilişkindir. Dava, trafik kazasına bağlı cismani zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. (1) 6100 sayılı HMK’nın kesin hükmü düzenleyen 303. maddesinde (1086 sayılı HUMK 237. md ) “(1) Bir davaya ait şeklî anlamda kesinleşmiş olan hükmün, diğer bir davada maddi anlamda kesin hüküm oluşturabilmesi için, her iki davanın taraflarının, dava sebeplerinin ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. “ hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre kesin hükmün söz konusu olabilmesi için daha önce açılarak hükme bağlanmış ve kesinleşmiş olan davanın tarafları, dava sebebi ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davanın talep sonucunun aynı olduğu ikinci bir dava açılması gerekir.Gerek maddi, gerek şekli anlamda kesin hüküm dava şartlarından olmakla hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir ve varlığı saptandığı takdirde kesin hükmün varlığı nedeniyle davanın reddi gerekir. Bir kararın kesin hüküm oluşturup oluşturmayacağının değerlendirilmesi için de, evvelce verilen kararın usulüne uygun şekilde kesinleştirilmiş olması zorunludur. Dosya içerisinde yer alan belgelerin incelenmesinde; davacı tarafça, davalı aleyhine Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvuruda bulunulduğu, Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından talebin kabulü ile 55.430,72-TL sürekli iş göremezlik talebinin 02.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verildiği, davalı tarafça karara itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyeti tarafından 20.10.2017 tarihli karar ile, davacıya kaza tarihinde yürürlükte bulunan Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü'ne göre düzenlenmiş maluliyet raporunun alınması için rapor alınacak kuruma başvuruda bulunmak üzere kesin süre verildiği, kesin süreye rağmen ara kararın yerine getirilmediği, bu suretle ispat yükü kendisinde olan davacı tarafça sürekli maluliyete uğradığının ispat edilemediği gerekçesi ile itirazın kabulü ile davacının talebinin reddine temyiz yolu açık olmak üzere karar verildiği görülmüş olup, taraflarca karara karşı süresinde temyiz yoluna başvurulup başvurulmadığı, kararın kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamamaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin 2005/465 nolu başvuru üzerine yaptığı inceleme sonucunda verilen 12/09/2018 günlü kararda; hakem heyeti kararları ile ilgili olarak, kararın mahkemece tebliğ edilmesi gerektiğine hükmedilmiş ve bu kararla aynı mahiyette bulunan Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 04/12/2018 gün ve 2018/5787 E.- 2018/11726 K. Sayılı kararında; "5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesinin 23. fıkrasında, bu kanunda hüküm bulunmayan hallerde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun hükümlerinin sigortacılıktaki tahkim hakkında da kıyasen uygulanacağı belirtilmiş, karar tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın tahkim usulüne ilişkin tebligatı düzenleyen 438. maddesinde de, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça tebligatın 11/02/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla hakem kararı kendisine verilen mahkeme, hakem kararının kendisine verildiğini ve kararın neden ibaret olduğunu iki tarafa da yazılı olarak tebliğ etmelidir. Her iki taraf hakkında da temyiz süresi ancak bu tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar." denilerek, sigorta tahkim komisyonu hakem kararlarına karşı temyiz süresinin, mahkemesince tebliğinden itibaren başlayacağı kabul edilmiştir. Yargıtay 11. HD. 31/05/2018 gün ve 2018/1476 E. - 2018/4167 K. Sayılı kararı da aynı yöndedir. Hal böyle olunca; Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti tarafından temyiz yolu açık olarak verilen 20.10.2017 tarihli kararın saklamakla görevli İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilip gönderilmediği, gönderilmiş ise mahkemece saklama kararı yazılıp yazılmadığı ve yazılmış ise hem itiraz hakem heyeti kararının hem de saklama kararının taraflara mahkemece tebliğ edilip edilmediği, bu suretle usulüne uygun şekilde kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılıp belirlenmesi, henüz kesinleşmemiş ise talep edilen tazminat kalemleri yönünden eldeki dava için derdest dava niteliği taşıyıp taşımadığını değerlendirilerek, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup davalı vekilinin istinaf talebi bu nedenle yerindedir. (2) Kabule göre de; (a) Davaya konu eylem için kaza tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK da öngörülen 8 yıllık dava zamanaşımı süresi geçerli olup, zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için, zarar gören tarafından failin yanında zararın da öğrenilmesi gerekir. Bedensel zararlarda, uğranılan zararın tespit edilebilmesi için, meydana gelen yaralanmanın niteliği de nazara alınarak, öncelikle zarar nedeniyle gerekli tedavi sürecinin bitmiş olması gerekir. Zira, tedavi devam ederken zarar gören kişinin sürekli ve geçici iş göremezlik durumu tam olarak tespit edilemez. Daha açık bir ifade ile tedavi devam ederken kişinin yaralanma nedeniyle maluliyeti olup olmadığı ve varsa oranının ne olduğu tam olarak tespit edilemez. Ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde, sonradan değişme eğilimi gösteriyor, kısaca, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla, gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hallerde, zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olamayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır.Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'ya göre zaman aşımı süresi 8 yıldır. Davaya konu trafik kazası 07.09.2008 tarihinde meydana gelmiş, eldeki davadan önce davalı sigorta şirketine 06.11.2016 tarihinde, hakem heyetine ise 27.03.2017 tarihinde başvuru yapılmıştır. Davalı taraf, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığı savunmasında bulunmuş olmasına rağmen, gerek Uyuşmazlık Hakem Heyeti gerekse İtiraz Hakem Heyeti ile ilk derece mahkemesi tarafından zaman aşımı savunması reddedilmiştir.Oysa ki, gelişen durumun bulunmadığı bir durumda sigortaya başvuru tarihi itibariyle 8 yıllık zamanaşımı sigortaya başvuru tarihi itibariyle dolmuştur. Gelişen durumun olup olmadığı ise her olaya özgü olarak kanıtlara göre değerlendirilir. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; davacının, kaza nedeniyle oluşan sol bacakta fibula ve tibia parçalı açık kırık nedeniyle ameliyat edildiği, akabinde Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 19.09.2008 tarihinde daha önce geçirdiği ameliyata binaen tedavi için hastaneye yatırıldığı ve takibi sonrası 08.10.2008 tarihinde salah olarak taburcu edildiği, yine 26.05.2009 tarihinde eksternal fiksatörün çıkarımı için opere olduğu ve 29.05.2009 tarihinde hastaneden çıktığı anlaşılmıştır.Davacıdaki yaralanmanın hangi tarihte tedaviyle tamamen sona erdiği, bu yaralanmadan dolayı gelişen ve değişen bir durum olup olmadığı, varsa hangi tarihte gelişen durumun sona erdiği; diğer bir anlatımla, daimi iş gücü kaybının kesin olarak belirlenebilmesi için tedavilerinin ne zaman sona ereceği ve kesin maluliyet oranının hangi tarihte belirlenebileceğinin zamanaşımı tarihinin başlangıç tarihinin tespiti açısından önemlidir.Davacının maluliyetine ilişkin düzenlenen ATK 2. İhtisas Kurulu'nun 13/.12.2019 tarihli 24902 karar sayılı raporda; davacının, trafik kazasına bağlı gelişen yaralanmasının Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü hükümlerinden yararlanılarak E cetveline göre % 14.3 oranında sürekli maluliyetinin bulunduğunun, tedavi süresinin kaza tarihinden itibaren 9 aya kadar uzayabileceğinin mütalaa edildiği görülmüştür. Bu durumda mahkemece, dosyanın yeniden Adli Tıp Kurumu'na gönderilerek; davacının yaralanması nedeniyle tedavileri tamamlanarak hangi tarihte sağlığına kavuşmuş sayılacağı, gelişen bir durum bulunup bulunmadığı,tedavilerinin ne zaman sona ereceği, vücut çalışma gücü kaybının hangi tarihte kesin olarak belirlenebilir duruma geldiği konusunda rapor alınarak, gelişen durumun varlığı olup olmadığı da göz önünde bulundurularak zamanaşımı süresinin dolup dolmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. (b) Yargılamaya hakim olan ilkelerden olan “taleple bağlılık ilkesi” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26 ncı maddesi ile düzenlenmiş olup, hâkim (hakem) tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır ve ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.Davacı vekili dava dilekçesinde; kaza nedeniyle davacı müvekkilinin İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 05.09.2016 tarihli rapor ile %8 oranında sürekli maluliyeti bulunduğunun tespit edildiğini belirterek bu maluliyet oranı üzerinden gerçekte alacağı tazminat miktarının bilirkişi marifeti ile hesaplanarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında; davacının maluliyetine yönelik ATK 2. İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporda, davacının sürekli maluliyet oranı %14.3 olarak belirlenmiş, ilk derece mahkemesince de %14.3 oranı esas alınarak düzenlenen hesap raporu benimsenerek hüküm kurulmuştur.Davacı taraf dava dilekçesinde, aldıkları raporla maluliyet oranının %8 olarak tespit edildiğini belirterek ve maluliyet oranı konusunda fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadan tazminat istemiyle dava açmış olup, maluliyet oranı konusunda kendisini sınırlamıştır. Davacının maluliyet oranı bakımından talebini (%8 oranı ile) sınırladığı ve artan maluliyete dair bir talebi de olmadığı dikkate alındığında, ilk derece mahkemesince yargılama aşamasında alınan raporda belirlenen %14.3 maluliyet oranı üzerinden hesaplamanın yapıldığı aktüer raporu esas alınarak karar verilmesi, HMK’nın 26 ncı maddesinde düzenlenen taleple bağlılık kuralına aykırı olmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı sigorta vekilinin yerinde görülen istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/4-6 madde hükmü gereğince kaldırılmasına, Dairece verilen kaldırma kararının gerekçe ve şekline göre davalı vekilinin işin esasına yönelik sair istinaf istemlerinin incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ/Gerekçe uyarınca,1/Davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle KABULÜ ile, başlıkta bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6 madde hükmü uyarınca kaldırılmasına,2/Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere mahkemesine gönderilmesine,3/İstinaf yasa yoluna başvuran davalı tarafından peşin olarak yatırıldığı anlaşılan istinaf karar ve ilam harcının talep halinde kendilerine iadesine, 4/Dosya üzerinde inceleme yapılması nedeniyle avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına, 5/İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 353/1-a maddesi gereğince, kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 28/11/2024