Danıştay · 13. Daire
Danıştay 13. Daire 2023/3384 E. 2024/3869 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 13. Daire
- Esas No
- 2023/3384
- Karar No
- 2024/3869
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2023/3384 Karar No:2024/3869
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Sanayi ve Ticaret A.Ş. VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurumu VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Dağıtıcı lisansı sahibi davacı şirkete ait LPG depolama tesisinde 07/07/2015 tarihinde yapılan denetimde alınan LPG numunesinin ODTÜ PAL tarafından yapılan analizi sonucunda ilgili teknik düzenmelere aykırı olduğunun tespit edildiğinden bahisle 5307 sayılı Sıvılaştırılmış Petrol Gazları (LPG) Piyasası Kanunu ve Elektrik Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 16. maddesinin 2. fıkrasının (b) bendinin (4) numaralı alt bendi uyarınca 419.205,00-TL idari para cezası verilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (Kurul) kararının iptali istemiyle açılan davada, davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyiz incelemesi neticesinde Dairemizin 13/02/2022 tarih ve E:2019/1517, K:2022/78 sayılı kararıyla gerekçeli onanmak suretiyle kesinleşmesi üzerine, anılan kararın, yargılamanın yenilenmesi yoluyla kaldırılması ve dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; 2577 sayılı Kanun'un atıf yaptığı 6100 sayılı Kanun'un 34. maddesinde hâkimin çekinme hâllerinin düzenlendiği, hâkimin çekinme hâllerinin de 6100 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayıldığı ve bu hâllerin mevcudiyeti hâlinde hâkimin davaya bakmaktan yasaklılığının öngörüldüğü, bununla birlikte, yasaklılık hâli olarak da adlandırılan çekinme hâlinden ayrı bir biçimde hâkimin reddi sebeplerinin de 6100 sayılı Kanun'un 36. maddesinde örnekleme suretiyle belirlendiği, yasaklılık hâli ile hâkimin reddi hâlinin birbirinden farklı iki usûl kuralı olduğu, hâkimin çekinmesi gereken hâller davaya bakmaktan yasaklılığı düzenlemekte ve sınırlı sebeplere dayalı olarak gündeme gelmekteyken, hâkimin reddi talebinin 6100 sayılı Kanun'da örneklendirildiği, bu hâllerin mevcudiyeti hâlinde hâkimin davaya bakmaktan yasaklı olmadığı, ancak tarafların talebi üzerine değerlendirilebileceği, öz itibarıyla hâkimin çekinmesi hâli ile hâkimin reddi hâli birbirlerinden temelde ayrı konular olup, birbiri yerine ikâme edilebilmesinin mümkün olmadığı; Hâkimin yasaklılığı ile hâkimin reddi arasındaki bu farklılık ortaya konulduktan sonra, hâkimin çekinmeye mecbur olduğu hâllerde davaya bakmış ve karar verilmiş olması hâline yönelik yargılamanın yenilenmesi şartının ele alınması gerektiği, 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca hâkimin "çekinmesinin mecbur" olduğu davalarda verilecek kararlara yönelik yargılamanın yenilenmesinin istenebileceği, Kanun'un lafzî manası ve amaçsal yorumundan bu durumun, hâkimin çekinmesine yönelik 6100 sayılı Kanun'un 34. maddesinde düzenlenen kısımda kaldığının anlaşıldığı, yani hâkimin reddini gerektiren bir durumun varlığı iddiasıyla yargılamanın yenilenmesinin mümkün olamayacağı; Davacı şirket tarafından, temyiz aşamasında, Danıştay Onüçüncü Daire üyesi F.M.A.'nın dava konusu işlemin tesis edildiği esnada davalı idare bünyesinde hukuk müşaviri olduğunun iddia edildiği ve ilgili Danıştay üyesinin davaya bakmaması gerekirken karara katılmış olmasının yargılamanın yenilenmesini gerektirdiğinin ileri sürüldüğü, ancak Danıştay üyesi F.M.A.'nın dava konusu işlemi tesis eden kişi olmadığı, buna karşılık davacı şirket tarafından ileri sürülen sebeplerin hepsinin 6100 sayılı Kanun'un 36. maddesinde düzenlenen hâkimin reddi sebepleri olduğu ve hâkimin davaya bakmaktan yasaklılığını gerektirir bir duruma işaret etmediği anlaşıldığından, 2577 sayılı Kanun'un 53. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında yargılamanın yenilenmesini gerektiren şartların bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Danıştay incelemesine katılan F.M.A.'nın davalı kurum bünyesinde Hukuk Dairesi Başkanı olduğu, dolayısıyla işbu dosyada üye sıfatıyla karara katılmaması gerekirken onama kararı yönünde oy kullanmasının hukuka aykırı olduğu, hakimin tarafsızlığını şüpheye düşüren durumların varlığı halinde hakimin re'sen çekilmesi veya tarafların itirazı üzerine dosyadan çekilmesi gerektiği, Kurul kararlarına karşı açılan davaların yürütülmesinde kurumun en yetkili amirinin Hukuk Dairesi Başkanı olduğu, tek parametrenin teknik düzenlemelere aykırı olduğu gerekçesiyle ceza verilemeyeceği, ODTÜ PAL'in görüş yazısının dosyaya sunulmadığı, ön araştırma ve soruşturma prosedürü uygulanmaksızın doğrudan yazılı savunma alınmak suretiyle işlem tesis edildiği, 7164 sayılı Kanunla değiştirilen 5015 sayılı Kanun'un 19. maddesinde yer alan lehe düzenlemelerin kendilerine uygulanması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI: Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile usul ve yasaya uygun olan Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME : Bölge idare mahkemesi kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde sayılan bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, anılan kararın ONANMASINA, 3. Temyiz giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, 4. Posta giderleri avansından artan tutarın davacıya iadesine, 5. 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesi uyarınca, bu kararın taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 09/10/2024 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.
(X) KARŞI OY : (Vekâlet Ücreti Yönünden) Yargılamanın yenilenmesi müessesesi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararlara Karşı Başvuru Yolları" başlıklı Üçüncü Bölümünde düzenlenmiş olan ve Kanun'da yazılı sebeplerin varlığı hâlinde kesinleşmiş hükmün, yine hükmü veren Mahkeme tarafından ortadan kaldırılmasına ve "davaya yeniden bakılmasına", uyuşmazlık ile ilgili olarak "yeni bir karar verilmesine" imkân tanıyan bir kanun yoludur. Anılan Kanun'da bu müessese, Kanun'da sayılan şartlar gerçekleştiği zaman davanın yeniden incelenmesine imkân tanıyan "olağanüstü kanun yolu" olarak düzenlenmiştir. Yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine öncelikle yeni bir yargılamaya gidilip gidilemeyeceğine dair bir inceleme/değerlendirme yapılarak ilgili uyuşmazlığın yeniden dava konusu edilebilmesine ilişkin koşulların varlığı veya yokluğu tespit edilmektedir. Nitekim 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun "İadei muhakeme" başlıklı 10. maddesinde de, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü üzerine cereyan edecek davaların, yeni davalar gibi harca tabî olduğu kurala bağlanmıştır. Kanun koyucu, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü üzerine cereyan edecek davaları, "yeni bir dava" gibi nitelendirmiş ve bu noktada kesinleşmiş yargı kararının ortadan kaldırılarak davaya yeniden bakılmasını, yargılamaya yeniden başlanılmasını öngörmüştür. Yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmesi durumunda ise, davaya yeniden bakılmasından ya da yeni bir yargılamadan ve yeni bir davanın varlığından söz etmek mümkün değildir. Çünkü yeniden yargılama yapılmasını gerektiren koşulların bulunmadığı sonucuna ulaşılmış olduğundan, "kesinleşmiş yargı kararı" varlığını sürdürmektedir. Bu aşamaya kadar olan süreç eski yargılamanın devamı niteliğindedir. Bunun yanında, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinde vekalet ücretinin, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade ettiği, 168. maddenin son fıkrasında ise vekâlet ücretinin takdirinde hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarifenin esas alınacağı belirtilmiştir. Diğer yandan, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde, bu Tarifede yazılı avukatlık ücretinin kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemlerin karşılığı olduğu ifade edilmiş, hangi aşamada olursa olsun, dava ve icra takibini kabul eden avukatın bu ücretin tamamına hak kazanacağı kuralı getirilmiş, ancak olağan ve olağanüstü kanun yollarında faydalanılan avukatlık hizmeti nedeniyle (duruşma yapılması hariç) vekâlet ücretine hükmedileceğine dair düzenlemeye yer verilmemiştir. Yukarıda yer verilen düzenlemelerin ve tarife hükümlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesinden, bir davada haklı bulunan taraf lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre vekâlet ücretine hükmedilebilmesi için avukatlık hizmetinin ilk derecede karar verilinceye kadar sunulmuş olması gerektiği, olağan ya da olağanüstü kanun yollarında verilen avukatlık hizmeti nedeniyle (duruşma yapılması hariç) vekâlet ücretine hükmedilemeyeceği sonucuna varılmaktadır. Yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunulması üzerine karşı tarafın savunması alınmakla birlikte, istem kabul edilmedikçe davaya yeniden bakılamayacağından ortada görülüp karara bağlanmış yeni bir dava varmış gibi kabul edilerek vekâlet ücretine hükmedilmesi mümkün değildir. Yargılamanın yenilenmesi isteminin reddine karar verilmiş olması, olağanüstü bir kanun yoluna başvurulup bir sonuç alınamaması anlamına geldiğinden karşı tarafın vekil aracılığıyla yaptığı savunma, taraf lehine olan kesinleşmiş yargı kararının varlığını sürdürmesine hukukî yardımda bulunulmasını ifade etmektedir. Olağan kanun yolunun kullanılması üzerine yapılan savunma nedeniyle kanun yolu başvurusunun reddi üzerine vekâlet ücretine hükmedilmiyorsa, olağanüstü kanun yolunun kullanılması üzerine yapılan savunma nedeniyle istemin reddi üzerine de vekâlet ücretine hükmedilmemesi gerekir. Zira olağan kanun yolunun kullanılması üzerine yapılan savunma için vekâlet ücretine hükmedilmemesi noktasında idari yargı yerleri arasında bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Bu itibarla, olağan kanun yolu ile olağanüstü kanun yolu aşamasında yapılan savunma nedeniyle istemin reddi durumunda vekâlet ücretine hükmedilmemesi noktasında bir farklılık olmaması gerekir. Savunma ile yapılan hukuki yardımın birisi kesin hüküm elde edilmesine, diğeri de kesin hükmün korunmasına yönelik olup sağladığı hukuki fayda aynı niteliktedir. Aksine bir yorum, aynı kesin hüküm için bir yerine iki kez vekâlet ücretine hükmedilmesi sonucunu doğuracaktır. Bu kapsamda, yargılamanın yenilenmesi isteminde bulunan tarafça ileri sürülen sebepler yerinde bulunmayarak istemin reddedilmesi nedeniyle yeni bir yargılama sürecinin başlamasına gerek görülmediğinden, bir başka deyişle, bu aşamaya kadar olan süreç eski yargılamanın devamı niteliğinde olduğundan, karşı taraf lehine vekâlet ücreti takdirinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının "istinaf başvurusunun reddine" ibaresinden sonra gelmek üzere, İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında yer alan 'A.A.Ü.T. uyarınca belirlenen 5.500,00-TL avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine' ibaresinin çıkarılması suretiyle düzeltilmesine" ibaresi eklenmek suretiyle düzeltilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmakla, karara bu yönden katılmıyorum.