Danıştay · 13. Daire
Danıştay 13. Daire 2022/4932 E. 2025/4050 K.
- Mahkeme
- Danıştay
- Daire
- 13. Daire
- Esas No
- 2022/4932
- Karar No
- 2025/4050
- Karar Tarihi
T.C. D A N I Ş T A Y ONÜÇÜNCÜ DAİRE Esas No:2022/4932 Karar No:2025/4050
TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... International LLC 2- ... LLC 3- ... Reklamcılık ve Pazarlama Ltd. Şti. VEKİLİ : Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurumu VEKİLİ : Av. ...
MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) :... VEKİLİ : Av. ...
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi...İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Mobil iletişim sistemi, mobil uygulama ve hizmetlerinin sunumuna ilişkin işlemler ve orijinal ekipman üreticileri ile arasında imzalanan sözleşmelerin 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 6. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle davacı şirketlere müteselsilen 93.083.422,30-TL idari para cezası verilmesine ve Ticari Android İşletim Sistemi kullanmak isteyen cihaz üreticileriyle yaptığı sözleşmelerde birtakım değişikliklerin yapılmasına ilişkin yükümlülük getirilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı Rekabet Kurulu (Kurul) kararının iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararda; uyuşmazlıkta, dava dosyası ve ilgili belgeler ile rekabet hukukunun amaç ve ilkeleri yönünden yapılan değerlendirme neticesinde; davacı ekonomik bütünlüğün lisanslanabilir mobil iletişim sistemleri pazarında hakim durumda bulunduğu, hakim durumundan kaynaklanan tek taraflı davranışları doğrultusunda cihaz üreticileri ile imzaladığı sözleşmelerde Google arama parçacığının ana ekranda konumlandırılmasına yönelik uygulamasının 4056 sayılı Kanun'un da yer alan hakim durumun kötüye kullanılması durumunu teşkil ettiği, mobil cihazların ilk kurulumunda her arama noktasında kullanılacak rakip arama hizmetleri arasında seçim yapma imkanının ortadan kaldırıldığı, davacı ekonomik bütünlüğün cihaz üreticileri ile imzaladığı sözleşmelerde Google Webview bileşenlerinin varsayılan tek bileşen olarak atanmasının yukarıda yer alan mevzuata metninde yer alan " bir mal veya hizmet piyasasındaki hâkim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması " halini oluşturduğu, Mobil Uygulama Dağıtım Sözleşmelerinde yer alan Google uygulamalarına ilişkin yükümlülüklerin tüm pazar ve ürün sağlayıcılar tarafından bilinmesinin sağlanması açısından ve gelecekte oluşabilecek rekabeti engelleyici durumları önlemek adına rakip uygulamaların cihazlara başta ön yüklemesinin engellenmediğine ilişkin hükümlerin ve Google dışındaki arama parçacıklarını da ana ekranda tek başına yerleştirme özgürlüklerinin, Google aramanın varsayılan atama olarak atanmasına yönelik hükümlerin açıkça eklenmesinin ve Google aramanın rakiplerinin cihazlara önyüklemeyeceği ile cihaz üreticilerinin arama noktalarının herhangi birinde Google aramaya rakip ürünleri kullanmayacaklarına dair yükümlülüklerin sözleşmelerden çıkarılmasına ilişkin dava konusu Rekabet Kurul Kararında hakim durumun kötüye kullanmasının engellenmesinde önem arz edeceği sonucuna varıldığından, dava konusu kurul kararında hukuka aykırılık bulunmadığı, öte yandan, para cezasının hesaplanmasında esas alınacak cironun ilgili ürün pazarında ki ciro olarak kabul edilemeyeceğinden, tüm cironun dikkate alınması suretiyle işlem tesisi gerekliliği sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli olmadığı, gerekçeli karar haklarının ihlal edildiği; Kurul tarafından nihai karar verildikten sonra görüş gönderilmesinin hukuki dayanağının bulunmadığı, 4054 sayılı Kanun’un 9/3 maddesi uyarınca soruşturma açılarak verilen nihai bir karardan sonra Kurul tarafından görüş gönderilemeyeceği; kararda getirilen yükümlülüklerin ölçülü olmadığı, Kurul'un temel olarak Android’in Türk ekonomisine katkılarını kabul etmesine rağmen, çözüm önerilerinin çok ciddi ve olumsuz etkilerini değerlendirmediği, yükümlülüklerin android ekosistemini bozduğu, Türk oyuncuları da olumsuz etkilediği; soruşturma açılmasına yer olmadığına ilişkin kararda 9/3 yazısı ile bildirilen yükümlülükler yeterli bulunmuşken sonrasında idari para cezası uygulanmasının belirliliğe aykırı olduğu; ihlalin süresinin hesaplanış şeklinin hukuki belirlilik ilkesini ihlal ettiği, 2016-2018 yıllarında önceki soruşturma açılmamasına ilişkin ilk Kurul kararında Kanun’un 9/3 maddesi uyarınca gönderilen önerilere uyulduğundan bu sürenin ihlal süresinden düşülmesi gerektiği; uyuşmazlığın Kurul'un devamlı olarak gelişen ve sürekli pazar oyuncularının değiştiği bir sektörde mobil işletim sistemleri, arama motorları ve tarayıcılar gibi hususları incelediği ilk kararı olduğu; ceza miktarının belirlenmesinde toplam cironun dikkate alınmasının hukuka aykırı olduğu; zararın ağırlığının ve hafifletici nedenlerin ise dikkate alınmadığı; kararda gözetilmesi zorunlu ispat standardının sağlanmadığı; kararın aslında var olmayan bir ürün olan TAİS üzerine kurulu olduğu, pazar tanımının gerçeği yansıtmadığı; hakim durumda olmaya ilişkin tespitlerin hatalı olduğu, hakim duruma ilişkin süre için teşebbüsün pazar payının ilgili pazarda hakim durumda olarak değerlendirilmesine yetecek kadar uzun bir süre boyunca yüksek bir düzeye gelmesinden sonra başlatılması gerektiği, Kurul kararındaki yaklaşımın ise, grup muafiyeti ile tanınan korumanın, grup muafiyetinden yararlanan ilgili teşebbüsün pazar payının %40’lık pazar payı eşiğini aşması durumunda da iki yıl geçerli olduğunu düzenleyen Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliğinin 6. maddesi ile uyumlu olmadığı; soruşturma kapsamında incelenen sözleşmelerin rekabeti kısıtlamadığı, MADA’ların hiçbir zaman “tüm arama erişim noktalarını” kapsayan bir varsayılan yükümlülüğü içermediği, Google Arama Parçacığına ilişkin yerleştirme yükümlülüğünün münhasır dağıtım anlamına gelmediği, WebView'ın münhasırlık içermediği, Google’ın feragatnamelerinin Kurul'un RSA’lara ilişkin bütün endişelerini karşıladığı; belgelere erişimin kısıtlanması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiği, Yandex tarafından sunulan ekonomik analiz raporunun mahkeme kararıyla ancak bakılan dava açıldıktan sonra incelenebildiği, yerinde belge inceleme haklarının engellendiği, Rus rekabet otoritesinden gelen belgelerin kendilerine açılması gerektiği ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, idare mahkemesince iddiaların tüm boyutlarıyla ele alınıp değerlendirildiği, davacının iddialarına savunma dilekçesinde cevap verildiği, davacının temyiz dilekçesinde de aynı iddiaları öne sürdüğü belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur. Davalı yanında müdahil tarafından ise, Kurulun görüş göndermesinin hukuka uygun olduğu, soruşturma açılmamasına ilişkin kararın yargı kararı ile iptal edildiği, toplam ciro uygulamasının yerleşmiş bir uygulama olduğu, yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi dışında yardımın söz konusu olmadığı, Google'ın iş modelinin rekabeti kaldırmayı amaçladığı, TAİS teriminin ticari olarak tercih edilebilir bir cihaz üretilmesi için gerekli Google ürünlerini tanımlamak için kullanıldığı, Komisyon tarafından da benzer tespitlerin yapıldığı, kullanıcıların büyük ölçüde varsayılan ayarları değiştirmediği, Webview'in ayrı bir uygulama olarak güncellenebildiği, hakim durumun kötüye kullanılması nedeniyle tüketici refahının olumsuz etkilendiği belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 17. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davacıların duruşma istemi yerinde görülmeyerek gereği görüşüldü:
İNCELEME VE GEREKÇE: ESAS YÖNÜNDEN: MADDİ OLAY : Davalı yanında müdahil Yandex tarafından davacı şirketlerin oluşturduğu ekonomik bütünlük hakkında Rekabet Kurumuna bulunulan şikayet üzerine, Kurul tarafından önce, ... tarih ve ... sayılı kararıyla soruşturma açılmasına gerek olmadığına, ancak 4054 sayılı Kanun’un 9/3 maddesi kapsamında, mobil cihazlara Google Mobil Hizmetleri içinde yer alan belirli uygulamaların önyüklemesinin münhasıran yapılmasını öngören hükümlerin kaldırılması ve buna ilişkin uygulamalara son verilmesi yönünde görüş bildirilmesine karar verilmiştir. Anılan Kurul kararına karşı açılan davada ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve Y.D. İtiraz No:...sayılı kararıyla yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi üzerine, ...tarih ve ... sayılı Kurul kararıyla soruşturma açılmıştır. Daha sonra devam eden yargılama sonucunda, soruşturma açılmamasına ilişkin... tarih ve...sayılı Kurul kararın iptaline karar verilmiş, Dairemizin 22/01/2024 tarih ve E:2018/1703, K:2024/310 sayılı onama kararıyla iptal hükmü kesinleşmiştir. Kurul tarafından yapılan soruşturma sonucunda: A) Google'ın lisanslanabilir mobil işletim sistemleri pazarında hakim durumda olduğu tespit edilmiş ve hakim durumunu bağlama ve münhasırlık anlaşmaları sonucunda kötüye kullandığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, Google'ın 4054 sayılı Kanun'un 6. maddesini ihlal etmesi nedeniyle 93.083.422,30-TL idari para cezası uygulanmasına karar verilmiş ve sözleşmelerdeki bu varsayılan atama ve münhasırlık şartlarının kaldırılması yönünde Kanun’un 9/1 maddesi kapsamında yükümlülükler getirilmiştir. B) Ayrıca, Kurul kararında, Google’ın sözleşmelerinde yer alan diğer uygulamalara ilişkin yükümlülüklerin 4054 sayılı Kanun kapsamında ihlal teşkil etmese de, sözleşme tarafı cihaz üreticileri bakımından aleniyet sağlamak ve gelecekte oluşabilecek rekabetçi kaygıları önlemek için tüm Mobil Uygulama Dağıtım Sözleşmelerine, Google uygulamaları ile birlikte rakip uygulamaların cihaza önyüklenmesinin engellenmediğine ilişkin açık bir hükmün eklenmesine ilişkin anılan ekonomik bütünlüğe görüş yazısı gönderilmesini teminen Başkanlığın görevlendirilmesine karar verilmiştir. Bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.
İLGİLİ MEVZUAT: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” ; 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” kuralları yer almış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usûlü Kanunu'nun 24. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçe, kararlarda bulunacak hususlar arasında sayılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) "Adil Yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde, herkesin, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. 15/02/2009 tarih ve 27142 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren mülga Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek Para Cezalarına İlişkin Yönetmeliğin "Temel para cezası" başlıklı 5. maddesinde, "(1) Temel para cezası hesaplanırken, Kanunun 4 üncü ve 6 ncı maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunan teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin, nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan yıllık gayri safi gelirlerinin; a) Karteller için, yüzde ikisi ile yüzde dördü, b) Diğer ihlaller için, binde beşi ile yüzde üçü, arasında bir oran esas alınır. (2) Birinci fıkrada yazılı oranların belirlenmesinde, ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlal neticesinde gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı gibi hususlar dikkate alınır. (3) Birinci fıkraya göre belirlenen para cezası miktarı; a) Bir yıldan uzun, beş yıldan kısa süren ihlallerde yarısı oranında, b) Beş yıldan uzun süren ihlallerde bir katı oranında, arttırılır."; "Ağırlaştırıcı unsurlar" başlıklı 6. maddesinde, "(1) Temel para cezası, a) İhlalin tekerrürü halinde, her bir tekrar için, b) Soruşturma kararının tebliğinden sonra kartele devam edilmesi halinde, yarısından bir katına kadar arttırılır. (2) Temel para cezası, a) Kanunun 4 üncü veya 6 ncı maddeleri kapsamında ortaya çıkan rekabet sorunlarının giderilmesine yönelik olarak verilen taahhütlere uyulmaması halinde, yarısından bir katına kadar, b) İncelemeye yardımcı olunmaması halinde yarısına kadar, c) Diğer teşebbüslerin ihlale zorlanması gibi hallerde dörtte bire kadar, arttırılabilir."; "Hafifletici unsurlar" başlıklı 7. maddesinde, "(1) Temel para cezası, yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi haricinde incelemeye yardımcı olunması, ihlalde kamu otoritelerinin teşvikinin veya diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması, zarar görenlere gönüllü olarak tazminat ödenmesi, diğer ihlallere son verilmesi, ihlal konusu faaliyetlerin yıllık gayri safi gelirler içerisindeki payının çok düşük olması gibi haller ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından ispatlanırsa, dörtte bir ile beşte üç arasında indirilebilir. (2) Yürütülen bir soruşturmada Aktif İşbirliği Yönetmeliğindeki para cezası verilmemesine ilişkin düzenlemeden yararlanamayan bir teşebbüse verilecek ceza, başka bir kartele ilişkin olarak Kurulun önaraştırma yapmaya karar vermesinden önce, Aktif İşbirliği Yönetmeliğinin 6 ncı maddesinde belirlenen bilgi ve belgeleri sunması halinde, dörtte bir oranında indirilir. Aktif İşbirliği Yönetmeliğinin para cezası verilmemesine ve verilecek cezalarda indirim yapılmasına ilişkin hükümleri saklıdır. (3) Diğer ihlalleri gerçekleştiren teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin ihlallerini kabul ederek, aktif işbirliğinde bulunmaları halinde, para cezası altıda bir ile dörtte bir arasında indirilir."; kuralları yer almıştır. 27/12/2024 tarih ve 32765 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hakim Durumun Kötüye Kullanılması Halinde Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin Yönetmeliğin "Temel ceza oranı" başlıklı 5. maddesinde, "(1) Temel ceza oranı, başlangıç ceza oranına, koşulları bulunuyorsa, ihlalin süresi nedeniyle artırım yapılarak tespit edilir. (2) Başlangıç ceza oranı, özellikle, ihlal dolayısıyla gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı ile ihlalin niteliğinin açık ve/veya ağır olup olmadığı gözetilmek suretiyle belirlenir. (3) Başlangıç ceza oranı; a) Bir yıldan uzun, iki yıldan kısa süren ihlallerde beşte biri oranında, b) İki yıldan uzun, üç yıldan kısa süren ihlallerde beşte ikisi oranında, c) Üç yıldan uzun, dört yıldan kısa süren ihlallerde beşte üçü oranında, ç) Dört yıldan uzun, beş yıldan kısa süren ihlallerde beşte dördü oranında, d) Beş yıldan uzun süren ihlallerde bir katı oranında, artırılır."; "Ağırlaştırıcı unsurlar" başlıklı 6. maddesinde, "(1) Kanunun 4 üncü ve/veya 6 ncı maddesinin ihlal edildiğinin Kurul tarafından tespit edilmesinden sonra aynı teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından Kanunun 4 üncü ve/veya 6 ncı maddesinin tekrar ihlal edilmesi halinde temel ceza oranı bir katına kadar artırılır. (2) Soruşturma kararının tebliğinden sonra ihlale devam edilmesi, ihlalde belirleyici etkinin bulunması, Uzlaşma Yönetmeliğinin 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan gizlilik yükümlülüğünün ihlal edilmesi halinde temel ceza oranı bir katına kadar artırılabilir. (3) Birinci ve ikinci fıkralarda sayılan ağırlaştırıcı unsurların birlikte bulunması halinde, her bir fıkra kapsamında belirlenen artırım oranı toplanarak temel ceza oranına uygulanır."; "Hafifletici unsurlar" başlıklı 7. maddesinde, "(1) Temel ceza oranı veya 6 ncı madde uyarınca hesaplanan ağırlaştırılmış ceza oranı; a) Yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi haricinde, yerinde incelemenin daha kısa sürede tamamlanmasını veya daha etkin şekilde gerçekleştirilmesini sağlayan fiziksel ve/veya teknik imkânların sunulması suretiyle ya da yerinde inceleme esnasında inceleme konusuyla bağlantılı olan ilave bilgi veya belgelerin incelenen tarafça kendiliğinden sunulması suretiyle yerinde incelemeye yardımcı olunması, b) İhlalde diğer teşebbüslerin zorlamasının bulunması, c) İhlale katılımın sınırlı olması, ç) İhlal konusu faaliyetlerin yıllık gayri safi gelirler içerisindeki payının düşük olması, d) İdari para cezasına esas alınan yıllık gayri safi gelirler içinde yurt dışı satış gelirlerinin bulunması, gibi hallerin ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliği tarafından ispatlanması halinde indirilebilir." kuralları yer almaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1. Gerekçeli karar hakkı açısından yapılan inceleme: Gerekçeli karar hakkı hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) hem de Anayasamızda güvence altına alınmıştır. AİHS'in "Adil Yargılanma Hakkı"nı düzenleyen 6. maddesinin lafzında açıkça "gerekçeli karar" ifadesi bulunmamaktadır. Ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), içtihatlarıyla bu hakkı, 6. maddenin zorunlu bir unsuru olduğunu kabul etmiştir. Anayasada ise gerekçeli karar hakkı açık bir hükümle korunmaktadır. Anayasa'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması" başlıklı 141. maddesinin üçüncü fıkrasında mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olacağı emredici bir şekilde kurala bağlanmıştır. Öte yandan, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen "Hak arama hürriyeti", adil yargılanma hakkının bir parçası olarak gerekçeli karar hakkını da bünyesinde barındırmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 13/06/2013 tarih ve Başvuru No: 2013/1235 sayılı kararında ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının, adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu; mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, bu sonuca varılmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorunda olduğu; bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi halinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemeyeceği; makul gerekçenin, davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuki düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerektiği; zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunmasının zorunlu olduğu; bununla birlikte, derece mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğunun bulunmadığı, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koymasının yeterli olduğu belirtilmiştir.
AİHM ise mahkemelerin gerekçeli karar hakkına uygun davranıp davranmadığının, her davanın kendi somut koşulları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir (Ruiz Torija v. İspanya, B. No: 18390/91, § 29). Mahkeme, uyuşmazlığın niteliğine göre, tarafların olayın oluşumuna ilişkin esaslı iddialarının karşılandığı hallerde, diğer iddiaların zımnen reddedilmiş sayılabileceğini; ayrıca soyut nitelikte ileri sürülen bazı iddiaların kararın gerekçesinde açıkça ele alınmamış olmasının, yargılamanın bütünü itibarıyla adil olma niteliğini ortadan kaldırmadığı sonucuna varmaktadır (Čivinskaitė v. Litvanya, no. 21218/12, §§142-144). Ayrıca, AİHM kararlarında, kanun yolunda kısa karar ile başvurunun reddedilebilmesi için alt mahkemenin kararının yeterli gerekçeye sahip olması gerektiği kabul edilmektedir (Helle v. Finlandiya, no.157/1996/776/977, § 60; Tatishvili v. Rusya no. 1509/02, §62) Bu çerçevede, mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Bununla birlikte, yargılamada taraflarca ileri sürülen tüm iddialara yönelik değil, davanın sonucuna etkili esaslı iddialara yönelik irdeleme yapılarak, ulaşılan sonuçlara ilişkin gerekçelerin ortaya koyulması gerekli ve yeterlidir. Dosyanın incelenmesinden, davacı tarafından ileri sürülen ve uyuşmazlığın sonucuna etkili olabilecekleri görülen: (1) Kurul tarafından nihai kararla birlikte görüş gönderilmesine, (2) kararda ihlali sonlandırmak ve pazardaki etkin rekabetin tesis edilmesini temin etmek için getirilen yükümlülüklere, (3) soruşturma açılmasına yer olmadığına ilişkin önceki Kurul kararında 9/3 yazısı ile bildirilen yükümlülüklerin ihlalin süresinin hesaplanış şekline etkisine, (4) ceza miktarının belirlenmesinde toplam cironun dikkate alınmasına, (5) kararda gözetilmesi zorunlu ispat standardının sağlanmadığına, (6) ilgili pazar tanımına ve TAİS olarak adlandırılan ürüne, (7) hakim durumda olmaya ve süresine, (8) rekabetin kısıtlanmadığına, (9) belgelere erişimin kısıtlanması nedeniyle savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının gerekçede karşılanmadığı, gerekçede yer verilen değerlendirmelerin ise, davacının iddialarının hukuken geçerli olmadığının kabulü için yeterli açıklık ve kapsamda olmadığı, Bölge İdare Mahkemesince de istinaf başvurusunun kısa karar ile reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davacının yargısal süreç boyunca ileri sürdüğü esaslı iddialara yönelik olarak inceleme ve değerlendirme yapılmamasının adil yargılanma hakkının ihlaline yol açacak boyutta olduğu gözetildiğinde, eksik inceleme sonucu verilen davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. 2. Dava konusu Kurul kararında idari para cezası oranının belirlenmesine esas alınan mevzuattaki değişikliğin lehe düzenleme teşkil edip etmediğinin incelenmesi; Bölge İdare Mahkemesince, davacının esaslı iddiaları yönünden yapılan değerlendirme sonucunda, dava konusu Kurul kararının iptalini gerektirecek usuli bir neden olmadığı ve rekabet ihlalinin sübuta erdiği sonucuna ulaşılması halinde, dava konusu Kurul kararında idari para cezası oranının belirlenmesine esas alınan mevzuattaki değişikliğin lehe düzenleme teşkil edip etmediği sorunu gündeme gelecektir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2. maddesinde, "Kabahat" deyiminin, Kanun'un karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık anlamına geldiği; 3. maddesinde, bu Kanun'un, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde, diğer genel hükümlerinin, idari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; "Zaman bakımından uygulama" başlıklı 5. maddesinde, 26/09/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin kabahatler bakımından da uygulanacağı, kabahatler karşılığında öngörülen idari yaptırımlara ilişkin kararların yerine getirilmesi bakımından ise derhal uygulama kuralının geçerli olduğu; bu maddenin atıf yaptığı 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ikinci fıkrasında, suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanunun uygulanacağı ve infaz olunacağı kurala bağlanmıştır. 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrasında, lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirleneceği kurala bağlanmıştır. Öğretide de, lehe kanunun tespitinde önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin dikkate alınacağı ve lehe olduğu belirlenen kanunun olaya bütün olarak uygulanacağı kabul edilmiştir. Somut olayda tesiri olacak tüm hükümler analiz edilerek neticeye varılmalıdır (EREM Faruk, Ümanist Doktrin Açısından Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, C. I, 1976, s. 136). 4054 sayılı Kanun'un 4. ve 6. maddelerine aykırı davranışlar yönünden verilecek idari para cezalarının tespitine ilişkin usul ve esasları düzenleyen mülga ve yeni yönetmeliğin aktarılan kurallarından, önceden karteller ve diğer ihlaller ayrımı yapılarak, bunlar için belirlenecek baz ceza oranlarının alt ve üst sınırları belirlenmişken, yeni durumda "kartel - diğer ihlal" ayrımı bulunmadığı gibi, bunlara ilişkin herhangi bir alt sınıra da yer verilmediği, baz ceza oranının belirlenmesi bakımından önceden ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü dikkate alınmaktayken, artık ihlalin niteliğinin açık ve/veya ağır olup olmadığının gözetileceğinin belirtildiği, temel ceza oranı belirlenirken ihlalin süresine bağlı olarak yapılacak artırım bakımından, önceden "1-5 yıl" süren ihlaller için yarısı oranında artırım yapılacağı belirtilmişken, artık "1-2 yıl" için 1/5, "2-3 yıl" için 2/5, "3-4 yıl" için 3/5 ve "4-5 yıl" için 4/5 oranında kademeli artırım yapılacağı, yeni Ceza Yönetmeliği'nde bazı ağırlaştırıcı unsurların kaldırıldığı, ayrıca hafifletici yeni unsurların eklendiği anlaşılmıştır. Bu durumda, Bölge idare mahkemesince yapılan yargılama sonucunda dava konu Kurul kararında diğer sebepler yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılırsa; baz ceza oranına ilişkin önceden belirlenmiş olan alt sınırların kaldırılmış olduğu, 1 yıldan uzun 3 yıldan kısa olan ihlaller bakımından temel ceza oranı belirlenirken ihlalin süresi yönünden yapılacak artırımın azaltıldığı, ağırlaştırıcı bazı unsurların kaldırıldığı ve hafifletici yeni unsurlara yer verildiği, Mülga Ceza Yönetmeliği ile yeni Ceza Yönetmeliği'nin bir bütün olarak karşılaştırılmasından, yeni Ceza Yönetmeliği'nin, Mülga Ceza Yönetmeliği'ne kıyasen lehe olabilecek düzenlemeler içerdiği gözetildiğinde Rekabet Kurulunca her iki Yönetmelik dikkate alınmak ve kıyaslanmak suretiyle (temel ve sonuç) aleyhe karar verme yasağını ihlal etmeyecek şekilde idari para cezası oranlarının yeniden belirlenmesi ve lehe düzenleme niteliği taşıyan kuralların davacılara da uygulanabilmesi için dava konusu Kurul kararının iptali gerekecektir. Nitekim, Rekabet Kurulunun da bu temel yaptırım hukuku ilkesine riayet ettiği, önceki yönetmelik döneminde gerçekleşen rekabete aykırı fiiller bakımından yeni yönetmelik yürürlüğe girdikten sonra verdiği kararlarında, Mülga Ceza Yönetmeliği ile yeni Ceza Yönetmeliği'ni kıyasladığı ve idari para cezası oranının belirlenmesinde teşebbüsler yönünden lehe olduğunu tespit ettiği yönetmeliği uyguladığı görülmüştür. Sonuç olarak, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin kabulüne; 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 22/12/2025 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.