Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2026/492 E. 2026/423 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2026/492
- Karar No
- 2026/423
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2026/492
KARAR NO : 2026/423
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 09/06/2022
NUMARASI : 2021/309 (E) - 2022/379 (K)
DAVANIN KONUSU: Tespit
KARAR TARİHİ: 02/04/2026
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu alacağın kesinlikle amme alacağı niteliğinde olmadığını, davacının yalnızca yönetim kurulu üyesi olduğundan dolayı ödenmeyen ve yasa gereği ...'ye aktarılamayan prim borçlarından sorumlu tutulamayacağını, yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığı döneme denk gelen taksit ödemelerinin şirket tarafından yapıldığını, davacının ödeme emrine ve takibe konu herhangi bir borcunun bulunmadığını, borcun ... AŞ'den alınabileceğini, ... Hesabının sigorta şirketi mahiyetinde olduğunu, aynı borç ile ilgili olarak davalı kurum ile ... Hesabı arasında devam eden bir dava bulunduğunu, bu dava sonuçlanmadan yönetim kurulu üyelerinin sorumlu tutulmasının 6183 sayılı Kanuna aykırı olduğunu, davanın ... AŞ'ye ihbarını talep ettiklerini belirterek ödeme emrinin iptal edilmesini ve icranın geri bırakılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde davanın reddini savunmuştur.
İlk derece mahkemesince; "Davanın kabulüne, davalı kurum tarafından gönderilen 23/02/2017 tarih ve ...-206-E 1033410 sayılı ödeme emrinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespitine" karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yönetim kurulu üyelerinin şirket borçlarından sorumlu olabilmesi için borcun amme alacağı niteliğinde olması gerektiğini, oysa bu davadaki alacağın amme alacağı niteliğinde olmadığının Yargıtay 10. Hukuk Dairesi kararı ile sübut bulduğunu, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin "bu dava ticaret mahkemesinde görülmelidir, çünkü alacak ticari faaliyetten kaynaklanan bir alacaktır" dediği gün, şirket yönetim kurulu üyesi müvekkilinin (ve aynı konumdaki yaklaşık 10 yönetim kurulu üyesinin) işbu borçla ilgili olarak tek bir sorumluluğunun kalmadığını, temel gerekçenin bu olması gerektiğini, mahkemenin değişik gerekçelere vurgu yaptığını ancak asıl kabul gerekçesinin bu olması gerekirken bu hususa çok fazla vurgu yapmadığını, davalının alacağının ticari faaliyetlerden kaynaklanan bir alacak olduğunun hüküm altına alınmış olması ile birlikte ticari alacak olarak kabul edilmiş bu alacağın reddedilmiş olması karşısında nispi avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu avukatlık ücretine hükmedilmesinin hiçbir hukuki dayanağının olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davaya konu uyuşmazlığın 2918 sayılı Kanunun 98. maddesinin göndermesiyle 5510 sayılı Kanunun 89. maddesinin 2. fıkrasının uygulanmasından kaynaklandığını, bu nedenlerle asliye ticaret mahkemelerinin değil iş mahkemelerinin görevli olduğunu, davada asliye ticaret mahkemesi görevli olmadığından kararın görevsizlik nedeniyle kaldırılması gerektiğini, ödeme emrinin numarasının ... olarak düzeltilmesi gerektiğini, davaya konu ödeme emrine konu edilen alacağın 5510 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan bir alacak olup, 6183 sayılı Kanuna göre takibinin gerektiğini, davacının da ödenmeyen bu alacak nedeniyle 5510 sayılı Kanunun 88/20.fk uyarınca müteselsil sorumluluğu bulunduğundan davacı açısından da 6183 sayılı kanuna göre takibinin gerektiğini, "davacı tarafından yapılan toplam 2.011,90 TL (31,40 TL başvurma harcı, 4,60 TL vekalet harcı, 31,40 TL peşin harç, 144,50 TL tebliğler, 1.800 TL bilirkisi ücreti) yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine" şeklinde karar verilmiş olup müvekkili kurum dava takip iş ve işlemlerinde her türlü vergi resim ve harçtan muaf olduğundan esasen kararın 2. bendinde davalının harçtan muaf olduğu yazılmış olduğundan kararın bu yönüyle de kaldırılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda:
Dava, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 98. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'a (AATUHK) göre başlatılan icra takibi kapsamında ödenmesi istenen prim borcundan ötürü borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davalı ... tarafından, ... AŞ'nin yönetim kurulu üyesi olarak görev yapan davacı ...'tan 8.949.002,45 TL asıl alacak, 4.013.185,44 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 12.962.187,89 TL alacağın tahsili amacıyla 5510 sayılı Kanun'un 89. maddesi uyarınca AATUHK'nin hükümlerine göre takibe başlandığı, ödeme emri kendisine tebliğ edilen davacının eldeki davayı 9/3/2017 günü açtığı anlaşılmıştır.
Somut uyuşmazlıkta tartışılması gereken hukuki sorun, AATUHK hükümlerine göre başlatılan ve KTK'nin 98. maddesinin 2. fıkrasından kaynaklanan sigorta primi katkı payı alacağının kamu alacağı niteliğini taşıyıp taşımadığı ve dava dışı sigorta şirketinde yönetim kurulu üyesi olarak çalışan davacının, görev yaptığı dönemde ortaya çıkan ve KTK'nin 98. maddesinin 2. fıkrasından kaynaklanan sigorta primi katkı payı borcundan sorumlu olup olmadığına ilişkindir.
Bilindiği gibi bir alacağın tahsilinde AATUHK hükümlerinin uygulanabilmesi için alacağın anılan Kanunun 1. maddesi uyarınca "amme alacağı" olarak nitelendirilmesi veya bu kapsama girmese dahi alacağın doğduğu Kanunda AATUHK hükümlerine açıkça atıfta bulunulması gerekmektedir. Bu çerçevede uyuşmazlığın çözüme kavuşturulması, KTK'nin 98. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ... tarafından tahsili öngörülen alacağın AATUHK'ye tabi olup olmamasına bağlıdır.
KTK'nin 98. maddesinin 2. fıkrasında, "Trafik kazalarına sağlık teminatı sağlayan zorunlu sigortalarda; sigorta şirketlerince yazılan primlerin ve ... Hesabınca tahsil edilen katkı paylarının % 15’ini aşmamak üzere, münhasıran bu teminatın karşılığı olarak Hazine Müsteşarlığınca sigortacılık ilkeleri çerçevesinde maktu veya nispi olarak belirlenen tutarın tamamı sigorta şirketleri ve 3/6/2007 tarihli ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 14. maddesinde düzenlenen durumlar için ... Hesabı tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna aktarılır. Söz konusu tutar, ilgili sigorta şirketleri için sigortacılık ilkelerine göre ayrı ayrı belirlenebilir. Aktarım ile sigorta şirketlerinin ve ... Hesabının bu teminat kapsamındaki yükümlülükleri sona erer. Cumhurbaşkanı söz konusu tutarı %50’sine kadar artırmaya veya azaltmaya yetkilidir." hükmüne yer verilmiş; AATUHK'nin kapsamının belirlendiği 1. maddesinde ise KTK'nin 98. maddesinin 2. fıkrasından doğan alacaktan söz edilmemiştir.
Öte yandan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli IV sayılı listede yer verilen davacı ..., anılan Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri arasında sayılmaması nedeniyle "alacaklı amme idaresi" niteliğini de taşımamaktadır.
Bununla birlikte KTK'nin 98. maddesinin 3. fıkrasında bu madde çerçevesinde sigorta şirketleri ve ... Hesabı tarafından ödenecek meblağın süresinde ödenmemesi halinde 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla somut uyuşmazlığın çözümü bakımından bu düzenlemenin de incelenmesi gerekmektedir.
5510 sayılı Kanunun 89. maddesinin 2. fıkrasında "Kurumun prim ve diğer alacakları süresi içinde ve tam olarak ödenmezse, ödenmeyen kısmı sürenin bittiği tarihten itibaren ilk üç aylık sürede her bir ay için %3 (%2) oranında gecikme cezası uygulanarak artırılır. Ayrıca, her ay için bulunan tutarlara ödeme süresinin bittiği tarihten başlamak üzere borç ödeninceye kadar her ay için ayrı ayrı Hazine Müsteşarlığınca açıklanacak bir önceki aya ait Yeni Türk Lirası cinsinden iskontolu ihraç edilen Devlet iç borçlanma senetlerinin aylık ortalama faizi bileşik bazda uygulanarak gecikme zammı hesaplanır. Ancak, ödemenin yapıldığı ay için gecikme zammı günlük hesaplanır. Cumhurbaşkanı, ilk üç ay için uygulanan gecikme cezası oranını iki katına kadar artırmaya veya bu oranı %1 oranına kadar indirmeye, yeniden kanunî oranına getirmeye ve uygulama tarihini belirlemeye yetkilidir. Dava ve icra takibi açılmış olsa bile, prim ve diğer Kurum alacaklarının ödenmemiş kısmı için gecikme cezası ve gecikme zammı tahsil edilir." biçiminde düzenlemeye yer verilmiştir.
Yukarıda açıklanan KTK'nin 98. maddesinin 3. fıkrası, gerek özel sigorta şirketlerinin gerekse ... Hesabının anılan maddenin 2. fıkrası uyarınca ...'ye süresinde ödeme yapmamaları durumunda uygulanacak usulü belirlemektedir. Maddenin gönderme yaptığı 5510 sayılı Kanunun 89. maddesinin 2. fıkrasında sigorta şirketlerinin ve ... Hesabının ...'ye vade tarihinde ödeme yapmamasının sonuçlarını düzenlemiş, bunun ötesinde alacağın AATUHK kapsamında takip ve tahsil edileceğine ilişkin düzenlemeye de yer vermemiştir.
5510 sayılı Kanunun 88. maddesinin 16. fıkrasında ise, ödenmeyen prim ve diğer alacakların tahsilinde AATUHK'nin uygulanacağı hüküm altına alınmış olmakla birlikte, KTK'nin 98. maddesinin 2. fıkrası gereğince ... Hesabı ve sigorta şirketlerinin yapması gereken ödemeler, 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinin 16. fıkrasında öngörülen "prim borcu" ve "diğer alacaklar" kapsamında bulunmamaktadır. Zira "prim borcu", 5510 sayılı Kanun uyarınca Sosyal Güvenlik Hukuku kapsamında sosyal sigorta kolları ve genel sağlık sigortası primlerine ilişkin borçları; "diğer alacaklar" ise 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna Göre Kullanılacak Yetkilere İlişkin Yönetmeliğin 3'üncü maddesinde tanımlanan alacakları kapsamaktadır.
Özel sigortacılık faaliyetlerinden elde edilen ve KTK'nin 98. maddesinin 2. fıkrası gereğince ... Hesabı ile sigorta şirketlerinin ...'ye yapması gereken ödemeler ise, yukarıda açıklanan "prim borcu" ve "diğer alacaklar" kapsamında bulunmadığından 5510 sayılı Kanunun 88'inci maddesi gereğince AATUHK'ye göre takip edilemeyecektir.
Hemen belirtmek gerekir ki, KTK'nin 98. maddesinin 2. fıkrasından kaynaklanan borç, yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı gibi 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinin 16. fıkrasında öngörülen "prim borcu" ve "diğer alacaklar" kapsamında bulunmadığından, sigorta şirketinde yönetim kurulu üyesi olarak çalışan davacının 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinin 20. fıkrası uyarınca da sorumlu tutulamayacaktır.
Yapılan açıklamalar ışığında somut uyuşmazlık değerlendirildiğinde, görülmekte olan davaya konu KTK'nin 98. maddesinin 2. fıkrasından kaynaklanan alacağın, gerek doğrudan AATUHK kapsamında, gerekse 5510 sayılı Kanunun 88. maddesinin 16. fıkrası kapsamında bulunmaması nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Diğer yandan, eldeki davanın, davacı aleyhine AATUHK kapsamında başlanan takipten kaynaklandığının anlaşılması karşısında, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 168. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, vekille temsil edilen davacı lehine maktu vekâlet ücretine hükmolunmasının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,
2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 732 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
3-Davalı kurum harçtan muaf olduğundan bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
4-Davacının ve davalının istinaf başvuruları nedeniyle sarf ettikleri yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına,
5-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
6-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.02/04/2026