Bölge Adliye Mahkemesi · Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi 2026/418 E. 2026/733 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/418
- Karar No
- 2026/733
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 25. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/418 - 2026/733 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 25. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2026/418 Esas KARAR NO : 2026/733 KARAR TARİHİ : 01/04/2026
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/10/2025 NUMARASI : 2025/581 Esas, 2025/735 Karar
DAVANIN KONUSU : Hukuka Aykırılığın Tespiti ve Maddi Tazminat
Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonucunda mahkemece davanın, davalı ... yönünden kabulüne, diğer davalılar yönünden reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü: Dava, teminat mektuplarının hukuka aykırı olarak nakde çevrildiğinin tespiti ve tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili, teminat mektuplarının hukuka aykırı olarak nakde çevrildiğini, bunun sonucunda müvekkilinin ipotekli olarak aldığı taşınmazın satışa çıkarıldığını, bu sebeple açılacak davalara esas teşkil etmesi ve verilecek kararlar arasında çelişki olmaması adına teminat mektuplarının hukuka aykırı olarak nakde çevrildiğinin tespitinde hukuki yararları bulunduğunu, tespit ve tazminat davalarının birlikte açılması halinde tazminat davasının tespit davasının sonucunu beklemesi gerektiğini, yüksek yargı kararlarının bu yönde olduğunu, teminat mektuplarının doğası gereği üçlü bir ilişki içerdiğinden açılacak davalarda tüm tarafların davada yer alması gerektiğini, teminat mektuplarına ilişkin uyuşmazlıklarda "hükümsüzlüğün tespiti" ve "ödemelerin durdurulması" gibi taleplerin yargısal denetime tabi olduğuna dair yüksek yargı kararları bulunduğunu, tüm bu sebeplerle tespit talebinin esastan incelenmesi gerektiğini, davanın niteliğinin belirsiz alacak davası olduğunu, müvekkilinden zararın tam olarak belirlenmesinin beklenemeyeceğini, Anayasa Mahkemesi emsal kararlarının da bu yönde olduğunu, ilk derece mahkemesi tarafından bölge adliye mahkemesi kaldırma kararında belirtilen hususlarda yeterli araştırma ve değerlendirme yapılmaksızın karar verildiğini, tazmin, takip, satış zincirinde uygun illiyet bağı analizlerinin yapılmadığını, dosya kapsamında alınan tüm bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu, bu çelişkiler giderilmeden ve bilirkişi raporlarına aykırı olarak verilen kararın HMK sistematiğine uygun ve denetlenebilir olmadığını, haksız fiilin bulunup bulunmadığının eylem tarihindeki duruma göre yapılması gerektiğini, sonradan ortaya çıkacak durumların eylemi hukuka uygun hale getirdiğinin kabul edilemeyeceğini, tazmin tarihinde şartların oluşmadığını, SGK haciz bildirimlerinin daha sonra geldiğini, tazmin tarihinden sonra hakedişlere devam edilmesinin tazminin haksızlığını ortaya koyduğunu, usulüne aykırı tazmin talebinin banka tarafından koşulsuz karşılanamayacağını, asgari düzeyde bir denetim yapması gerektiğini, teminat mektuplarının tazmini her olayda otomatik olarak ipotekli taşınmazın satışı sonucunu doğurmasa bile bedelin bankanın alacak bakiyesini ne şekilde büyüttüğü, borç miktarına nasıl bir etkisi olduğu, borç kalemleri içerisinde hangi oranda bulunduğunun belirlendikten sonra fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, tazmin edilen teminat mektuplarının borç bakiyesine eklenip satış beline yansıması karşısında teminat mektuplarının usulsüz olarak nakde çevrilmesi ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunduğunu, bilirkişi raporlarındaki çelişki giderilerek illiyet bağının kapsamının belirlenmesi gerektiğini, davacının borç miktarını ödeyerek satışı engelleyebileceği kabulünün illiyet bağını kesmediğini, bu durumun kusur olarak değerlendirilebileceğini, zaten müvekkilinin üçüncü kişi konumunda olması sebebiyle borçlunun borcunu ödemesinin beklenemeyeceği gibi bankanın işlemleri yönünden zamanında etkin bir bildirimde yapılmadığını, mahkemece tüm bu hususlarda yeterli gerekçe oluşturulmadan karar verildiğini, yargılama boyunca müvekkilinin zararının tam olarak belirlenemediğini, alınan bilirkişi raporlarının yetersiz ve çelişkili olduğunu ileri sürerek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dairemizce, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen gözetilerek inceleme yapılmıştır. Dosyada bulunan kanıt ve belgelere, kararın dayandığı yasal gerekçelere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle, teminat mektuplarının hukuka aykırı olarak nakde çevrildiğinin tespitini isteyen davacının, bu ilişkide üçüncü kişi olması nedeniyle bu işlemin hukuka aykırı olması ve işlemden zarar görmesi halinde maddi zararının tazmini dışında bir talebinin dinlenebilir olmadığının, maddi zararın tazmini davalarında zararın tazmininin talep edilebilmesi için davalının kusurlu ve hukuka aykırı bir fiili neticesinde zarar doğup, zarar ile fiil arasında uygun illiyet bağı bulunması, hukuka aykırı eylemin de tazminat davasında tespiti gerektiğinden salt teminat mektuplarının hukuka aykırılığının tespitini istemede davacının hukuki yararının bulunmadığının, yine teminat mektuplarının nakde çevrilmesinde davalıların kusuru bulunsa bile, teminat mektuplarının sözleşme sona erdiği gibi iade edilmeyeceği, sözleşmeden kaynaklı tüm edimlerin yerine getirilmesi gerektiği, teminat mektuplarını verenlerin bu edimlerin tamamının yerine getirmediğinin dosya kapsamından anlaşıldığı, ayrıca teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin doğrudan ipoteğin paraya çevrilmesi anlamına gelmediği, somut olayda da davacının ipotekli olarak aldığı evin, teminat mektuplarının nakde çevrilmesinin ardından doğan borç ile başka borçlar için ipotek altına alınan taşınmazın borçların ödenmemesi üzerine ipoteğin parya çevrilmesi suretiyle satıldığı dikkate alındığında zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1)İlk derece mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğundan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesinin 1. fıkrası b bendinin 1 numaralı alt bendi gereğince; davacı tarafın istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, 2)492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli (1) sayılı tarife gereğince; alınması gerekli istinaf karar ve ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3)İstinaf yoluna başvuran davacı tarafından yapılan istinaf kanun yolu giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4)Temyizi kabil olan bu kararın, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 359/4. maddesi gereğince; Dairemiz tarafından tebliğe çıkarılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde temyiz yolu açık olmak üzere 01/04/2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 01/04/2026
Başkan
e-imza
Üye
e-imza
Üye
e-imza
Katip
e-imza