Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi 2025/970 E. 2025/1080 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/970
Karar No
2025/1080
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO:2025/970 Esas

KARAR NO:2025/1080

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ:İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ:30/05/2025

NUMARASI:2025/99 E. - 2025/457 K.

DAVANIN KONUSU:Alacak (Franchise Sözleşmesinden Kaynaklanan)

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: DAVA DİLEKÇESİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin dünyaca tanınmış bir iş geliştirme platformu olup Türkiye franchise'i/ temsilcisi / distribütörü / lisans alıcısı olarak faaliyette bulunmak amacıyla 2013 senesinde kurulduğunu, müvekkili şirket bu faaliyeti kapsamında aynı zamanda alt franchise'lar vermek suretiyle belirli bölge ve şehirlerin yönetimini talep edilmesi ve uygun bulunması karşılığı kişilere bırakmakta ve bu kişilerle detaylı bir alt franchise sözleşmesi akdettiğini, davalılardan ... Şti. ile müvekkili arasında, Sarıyer ilçesinde... grupları kurup işletmek amacıyla 23.01.2024 tarihli bir alt franchise sözleşmesi akdedildiğini, diğer davalı ... ise sözleşmeye ek olarak akdettiği kefalet sözleşmesi ile sözleşmeye müşterek ve müteselsil kefil olduğunu, sonrasında davalı, bir sözleşme akdettiği ve buna uygun olarak hareket etmesi gerektiği halde sözleşmenin birden çok maddesini defalarca ihlal ettiğini, münakid sözleşme ile davalı, franchise bedeli olarak müvekkiline 30.000 USD ödemeyi taahhüt ettiğini, davalı, sözleşmenin akdi aşamasında hazırda ancak 5.000 USD'sinin olduğunu ama kalan kısmı çok geciktirmeden ödeyeceğini söylemesi üzerine ilk etapta 5.000 USD karşılığı 181.311 TL’lik fatura düzenlendiğini, davalının ise bu bedelin sadece 140.000 TL’sini ödediğini, davalının bu faturadan kaynaklanan ödenmemiş bakiye borcu 41.311 TL’ olduğunu, USD bazında ise halen daha ödenmeyen 10.000 USD’lik bir franchise bedeli bulunduğunu, davalı şirket, akdettiği sözleşme ile 1 sene içinde 100 üyeye ulaşmayı taahhüt ettiğini, davalı şirket sözleşmenin akdedildiği 23.01.2024 tarihinden 23 Ocak 2025 tarihine kadar olan dönemde 100 üye yapmayı kabul ettiğini, bu durumda, davalının en geç 23 Ocak 2025 tarihinde 100 üyeye ulaşmış olması, franchise sözleşmesinin ilk ve temel koşulu olduğunu, bunu taahhüt ettiği ve müvekkilde güven uyandırdığı için müvekkili davalı şirketten 30.000 USD değil 15.000 USD alacağı modeli devreye soktuğunu,bu süreç içerisinde müvekkili şirket, davalı şirkete her türlü maddi, idari, teknik ve manevi desteği sunduğunu, kendisini desteklediğini işi sürdürebilmesi için her türlü bilgi, belge paylaşımında bulunduğunu, taraflar arasında yapılan sözleşmede de, opsiyon süresi belirlenmiş, bu süre içerisinde 100 üyeye ulaşılması gerektiği, ayrıca her yıl için üye sayısı koşullarının açıkça belirtildiğini, davalı şirket,mevcut koşulları bilerek, kabul ederek sözleşme ilişkisine başlamayı tercih ettiğini, sözleşmenin 15.8 maddesi uyarınca alt franchise alanın her ne sebeple olursa olsun müvekkile 90 gün önceden fesih iradesini ve sebebini yazılı olarak bildirmemesi halinde 3.000.000 TL cezai şart ödemesi düzenlendiğini, taraflar arasında imzalanan Franchise Sözleşmesinin 15.2.15 maddesinde düzenlenen sigorta yükümlülüğü, davalı şirket tarafından sözleşme akdiyle birlikte yapılması gerekirken bu husus yerine getirilmediği gibi sözleşmenin yürürlüğü süresince de tamamlanmadığını, bu husus da hem sözleşme ihlali hem de bir fesih gerekçesi teşkil ettiğini, sözleşmenin 15.2.21 düzenlemesi müvekkili şirketin ticari itibarını korur bir düzenleme olup, franchise alanın bu düzenlemeye aykırı olarak müvekkilin ticari itibarına zarar verici fiilen veya ihmalen iş ve eylemlerde bulunması hali sözleşme ihlali ve fesih gerekçesi olarak belirlendiğini, müvekkili şirketin ve...'in ticari itibarına çok büyük bir zarar verdiğini, uyarıldığı halde davalı şirket temsilcisi başka gruplara devredilen ya da kendilerine yer bulamadıkları için ayrılan üyelere müvekkili şirket hakkında kötü geri bildirimde bulunduğunu,davalı şirket, sözleşmede belirlenen, defter ve kayıtları sunma sorumluluğuna da aykırı hareket ettiğini,Franchise ilişkisi sürecinde hiç bir şekilde müvekkili şirkete, kayıtlarını sözleşmede belirlenen usul ve süreçlerde sunmadığını,Franchise alan, işletmenin cirosu, işletmenin gelişimi, müşteri hizmetleri ve reklamlar ile ilgili bilgileri, piyasa koşulları, müşterilerin malî durumları ve bunlarda meydana gelen değişimleri vb'ni franchise verene bildirmekle yükümlü olduğunu, davalıların ihlal ettikleri daha pek çok sözleşme düzenlemesi olup dava dilekçesinde kalabalık yaratmamak amacıyla sadece en önemlilerine yer verildiğini, nitekim yargılama esnasında ve bilirkişi raporuyla da bu ihlaller değerlendirilecek ve tespit edileceğini,davalı tarafından işin terk edilmesi/eylemli olarak haksız fesih yapılması nedeniyle müvekkili ciddi bir gelir kaybı yaşadığını, sözleşmenin 5 yıllık olduğu ve ekinde yer alan çizelge kapsamında her yıl üye yapması gereken kişi sayısını arttığı düşünüldüğünde davalının müvekkili uğrattığı zararın büyüklüğü ortaya çıkacağını, davalı 5 yıl boyunca her yıl 100 üye ekleyerek 5 yılın sonunda 500 üye kazandırmayı taahhüt ettiğine göre müvekkili bu kadar üyeden elde edeceği gelirden olduğunu, aynı şekilde üyeler yıllık ödedikleri üyelik ücreti haricinde her ay aidat ödemediğini, bu rakam 2025 yılı için aylık 2.000 TL olup müvekkili bu gelirden de mahrum kaldığını,diğer bir halde de müvekkili davalı nedeniyle daha iyi bir franchise alan ile sözleşme akdetme imkanından da olduğunu, söz konusu kefalet sözleşmesi kanunen aranan tüm unsurları ve şartları taşıdığını, davalı şirketin sözleşme kapsamındaki borçlarından sözleşmeye ek kefalet sözleşmesi kapsamında ve sorumluluk miktarı olan 3.000.000 TL'ye kadar sorumlu olduklarını, 24.01.2024 tarih ... numaralı faturasının ödenmeyen 41.311 TL bakiyesinin ve bakiye franchise bedeline hasren (şimdilik) 100 USD'nin tahsiline, cezai şartın ödenmesine ve sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zararları tazmin etmeye mahkum edilmesine,söz konusu tazminat, zarar ve cezai şartlara muaccel oldukları tarih itibariyle itibaren ticari temerrüt faiz uygulanmasına,kefilin sorumluluğu 3.000.000 TL ile sınırlı olduğundan tahsil, iade ve tazminat yükümlülükleri belirlenirken bu durumun dikkate alınmasına ve müvekkile ödenmesi gereken alacak ve tazminatlardan, davalı şirket ile birlikte, 3.000.000 TL ile sınırlı olmak üzere müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasına,karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP DİLEKÇESİ:Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle;müvekkili markanın yatırımcısı olduğu halde şirketi diğer yatırımcılarla birlikte itibarsızlaştırma çalışmasıyla devam ettiğini,sözleşmenin müvekkili tarafından fesh edildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, müvekkili şirketin her fırsatta içerideki üyelerin şikayetlerini, mevcuttaki Franchiselar ile yaşadıkları olumsuz süreçleri, desteklenmediklerini, muhattap bulamadıklarını, ... müvekkile başta ödememle ilgili ilettiklerinden hepsini açıklıkla anlattığını, müvekkili şirket ... markasına gücüne güven duyduğu için ... ticaretine imza attığını,markanın müvekkiline ve diğer franchislara hiç bir şekilde maddi & manevi desteği olmadığını, müvekkilin Reklam -pazarlama kampanyasına, şirkete tahsis edilen herhangi bir ... ofisi mevcut oluşmaması, herhangi yeni üye görüşme toplantılarına dahil olunmadığı, sadece şirkete döküman ileterek haftada 1 online görüşmeyle 1 saatlik o döküman üzerinden süreç yönetmeye çalışıldığını,yeni üyeliklerdeki ödeme krizlerini çözümlenmesini kadar tüm süreçlerde şirket yalnız bırakıldığını, davacı yanca, müvekkiline ... ( ...) isimli kuruluşun Türkiye'de 40+ grubu olduğunu, 1500+ üyesi olduğu, bu zamana dek 4.18 Milyar TL Türkiye ekonomisine katkıda bulundaklarını, sunacağı enstrümanlar ile franchise sahiplerini %100 desteklediklerini, verecekleri eğitimler ile yönetimi kolaylaştıracaklarını dile getirerek yanıltıcı bilgiler verilip iradesi sakatlandığını, hali hazırda bugün dahi Türkiye çapında sadece 526 üye sayısı ve 19 grubu bulunan davacının, mevcut sahip olduğu gruplardan 14 veya 15 üye sayısına sahip olan 6 grubu bulunduğunu, maddelere ve yükümlülüklere uyulmaması halinde ödeneceği kararlaştırıldığını, madde içeriğinde kanunda belirtilen zaman ve yer kavramları bulunmadığını, bu suretle sözlşemede yer alan ceza türü, öğretide ifa yerine seçimlik ceza koşulu olarak adlandırıldığını,bu durumda, sözleşmenin hiç ya da gereği gibi ifa edilmediğini düşünen taraf, sözleşmenin ifasını ya da bu cezanın tahsilini isteyebileceğini, bir başka deyişle sözleşmenin ifasını isteyen taraf cezayı,ceza isteyen ise ifayı isteyeceğini,somut olayda, öncelikle akdin ifasını isteyen davacı tarafın, seçimlik cezayı istemesi mümkün olmadığını,haksız ve kötü niyetli davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk derece mahkemesi 2025/99 esas, 2025/457 karar, 30/05/2025 tarihli kararı ile; ''Davalı vekilinin tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın HMK 413, HMK 116/1-b maddeleri gereğince USULDEN REDDİNE'' karar vermiştir.

İSTİNAF:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflarca yapılan sözleşmenin 18.3 maddesine göre, sözleşmeden kaynaklı ihtilafların öncelikle arabuluculuk yoluyla çözülmesini bunda başarılı olunamazsa tahkim yoluna başvurulabileceği belirtildiğini,18.4 maddesi ve sonrası ise tarafların tahkime başvurmayı tercih etmesi halinde hangi tahkim merkezinin görevli ve yetkili olduğunu,hangi konuların tahkimin yetkisi dahilinde olduğu ve tahkimle ilgili genel düzenlemeleri içerdiğini,yani bu madde ile tahkim kararlaştırılmaması gerektiğini,mahkemenin tahkim zorunluymuş gibi inceleme yapmadan ve sözleşmenin önceki maddelerini de incelemeden davalı beyanına göre davayı usulden reddetmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, netice olarak maddi vakıada tahkime başvuru zorunlu olmadığını, mahkemenin davayı, tahkim ön şartının yerine getirilmemiş olması nedeniyle reddettiğini,bu kapsamda karşı vekalet ücretini tarifenin 3. kısmı uyarınca nisbi olarak hesaplaması gerekirken,maktu vekalet ücretine hükmetmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu,dosya kapsamına, usule, yasaya ve emsal kararlara aykırı kararın kaldırılmasına karar verilmesi talep etmiştir.

İSTİNAFA CEVAP:Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında sözleşme yapıldığını,uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülmesi gerektiğinin açık ve net olarak belirtildiğini, buna ilişkin açılmış olan çok sayıda dava mevcut olduğunu, davacı ... ve ... (...) ... Şirketi'nin ...'i/temsilcisi/distribütörü/lisans alıcısı olarak hizmet verdiğini ve üye alım süreçlerinde yeni müşterilerle matbu olan aynı sözleşmeyi kullandığını, huzurdaki davaya konu olan sözleşmenin de aynı olduğunu,dolayısıyla tahkim şartı söz konusu olduğundan ve uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümlendirilmesi gerektiğini, yerel mahkemece verilen davanın reddi kararının yerinde olduğunu, beyan ederek, haksız ve kötü niyetli istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.

GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; franchise sözleşmesinin haksız feshi iddiasına dayalı olarak alacak, cezai şart ve tazminat istemlerine ilişkindir.Davacı ile davalılardan ... Şti. arasında Sarıyer ilçesinde ... grupları kurup işletmek amacıyla 23.01.2024 tarihli alt franchise sözleşmesinin akdedildiği, diğer davalı ...'nın ise sözleşmeye ek olarak akdettiği kefalet sözleşmesi ile sözleşmeye müşterek ve müteselsil kefil olduğu, 24.01.2024 tarih ... numaralı faturasının ödenmeyen 41.311 TL bakiyesinin ve bakiye franchise bedeline hasren (şimdilik) 100 USD'nin tahsili, cezai şartın ödenmesi ve sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmininin talep edildiği görülmüştür.İlk derece mahkemesi tarafından; davacı tarafından davalının haksız feshi nedeniyle fatura alacağı, ödenmeyen franchise bedeli, cezai şart ve sözleşmenin feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle davanın açıldığı ve taraflar arasındaki sözleşmenin 18.4. maddesine göre sözleşmenin feshi ve sözleşmeden kaynaklanan tüm anlaşmazlıkların tahkim yolu ile çözülmesi gerektiği hususunda taraflarca anlaşılmış olduğu gerekçesi ile tahkim ilk itirazının kabulüne ve davanın usulden reddine karar verilmiştir.İstinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili; taraflar arasındaki sözleşmenin 18.3 maddesine göre sözleşmeden kaynaklı ihtilafların öncelikle arabuluculuk yoluyla çözülmesini bunda başarılı olunamazsa tahkim yoluna başvurulabileceğinin belirtildiğini, 18.4 maddesi ve sonrasında ise tarafların tahkime başvurmayı tercih etmesi halinde tahkimle ilgili genel düzenlemeleri içerdiğini, netice olarak maddi vakıada tahkime başvurunun zorunlu olmadığını savunmuştur.Taraflar arasındaki uyuşmazlıkların mahkemeler yerine hakem veya hakem kurulu tarafından çözümlenmesini öngören “tahkim” kurumu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 407 vd. maddeleri çerçevesinde düzenlenmiş olup HMK'nın ''Tahkim itirazı'' başlıklı 413. maddesi; ''(1) Tahkim sözleşmesinin konusunu oluşturan bir uyuşmazlığın çözümü için mahkemede dava açılmışsa, karşı taraf tahkim ilk itirazında bulunabilir.Bu durumda tahkim sözleşmesi hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız değil ise mahkeme tahkim itirazını kabul eder ve davayı usulden reddeder.'' şeklinde düzenlenmiştir.Tahkim; istisnai ve alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olduğundan dolayı tahkim sözleşmesi yahut tahkim şartının geçerliliği incelenirken öğretide ve Yargıtay kararlarında temel koşullar belirlenmiş olup tahkim anlaşması veya tahkim şartındaki uyuşmazlığın hakem veya hakem kurulunca çözümlenmesine ilişkin irade beyan ve açıklamasına ilişkin tahkim şartı, sözleşmenin temel unsuru olarak kabul edilmiştir.Tahkim şartı veya anlaşmasının geçerli olabilmesi için yanların, tahkim iradesini açıkladıkları tahkim şartının sözleşmede tartışma veya karışıklığa neden olmayacak biçimde açık ve kesin olarak belirtmiş olmaları zorunludur.Nitekim yerleşik Yargıtay içtihatlarında geçerli bir tahkim şartı için uyuşmazlığın kesin olarak hakem nezdinde çözümleneceğinin net bir şekilde kararlaştırmış olması aranmaktadır.Aksi halde kesin iradeyi ortadan kaldıran yahut zayıflatan kayıtların tahkim sözleşmesi veya şartını geçersiz/ hükümsüz kılacağı kabul edilmektedir. (Emsal ilam: Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/2762 esas, 2023/7556 karar sayılı ilamı) Bahsedilen açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin ''Tahkim İşlemlerinin Başlatılması'' başlıklı 18.3. maddesinde; '' Alt franchise alan, işbu sözleşmenin 18.3 maddesi uyarınca uyuşmazlığı öncelikle müzakere ve bağlayıcı olmayan arabuluculuk yoluyla çözmeye çalışmadan, işbu sözleşmeden kaynaklanan veya bu sözleşmeyle bağlantılı olarak ortaya çıkan herhangi bir uyuşmazlık, talep veya dava nedeni için herhangi bir yasal veya idari işlem başlatmayacaktır. Bu tür bir arabuluculuk anlaşmazlığı çözemezse, taraflardan herhangi biri işbu sözleşmenin 18.5 maddesi uyarınca tahkime başvurabilir.''demek suretiyle sözleşmeye tahkim şartı konulmuştur. Bununla birlikte aynı sözleşmenin''Yetkili Mahkeme'' başlıklı 18.5. maddesi; ''Taraflar açık bir şekilde...arasındaki ticari ilişkiden veya aralarındaki herhangi bir ilişkiye ilişkin doğabilecek herhangi bir uyuşmazlıkta İstanbul Çağlayan Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunu kabul, beyan ve taahhüt ederler...'' şeklinde düzenlenmiştir.Dolayısıyla huzurdaki davanın dayanağı olan sözleşmede tahkim şartını içeren 18.3 maddesinde öncelikle arabuluculuk yoluna başvurulması, aksi halde tahkime başvurulabileceği belirtilmiş iken 18.5. maddesi ile taraflar arasındaki ticari ilişkiden doğabilecek herhangi bir uyuşmazlıkta İstanbul (Çağlayan) mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olduğu kabul edilmiştir.Böylece taraflar tahkim iradelerinin mutlak ve kesin olmadığını ortaya koymuşlardır.Bu durumda, davalı taraflarca her ne kadar tahkim ilk itirazında bulunulmuş ise de taraflar arasındaki sözleşmede kesin ve net bir tahkim iradesi bulunmadığından tahkim şartının geçersiz olduğunun kabul edilmesi ve yargılamaya devam edilmesi gerekirken tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi yerinde görülmemiştir.Tüm bu gerekçeler ışığında; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a- 4, 6 maddeleri gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiği kanaat sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile; 2-İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/05/2025 tarih, 2025/99 E. 2025/457 K. sayılı kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4,6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,3-Dosyanın, yukarıda gösterilen biçimde inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf yasa yoluna başvuran davacı tarafından peşin olarak yatırılan istinaf karar ve ilam harcının talebi halinde kendisine iadesine,5-Dosya üzerinde inceleme yapılması sebebiyle vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6-İstinaf yasa yoluna başvuran tarafından istinaf aşamasında yapılan giderlerin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,6100 sayılı HMK'nın353/1-a-4,6. ve 362/1-g. maddeleri gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve KESİN olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.11/09/2025

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi, E. 2025/970, K. 2025/1080, T. 11.09.2025, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-44-hukuk-dairesi-2025-970-e-2025-1080-k-302a7f0bc983