Bölge Adliye Mahkemesi · Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi

Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 2025/860 E. 2025/916 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/860
Karar No
2025/916
Karar Tarihi

T.C. DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : KARAR NO : KARAR TARİHİ :

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP :

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : TARİHİ : NUMARASI :

DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLLERİ : DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) G.KARAR YAZIM TARİHİ : 22/05/2025 İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin kur farkı faturasından kaynaklanan alacağı nedeniyle ..Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasıyla takibe geçildiğini, borçlu şirketin yetkiyi ve borca itiraz ederek takibin durdurulduğunu, müvekkili şirketin ... A.Ş.'ye sattığı mal ve hizmetler karşılığında bedellerin dövizli olarak belirleneceği sözleşme ile kayıt altına alınmış olup dövizli işlem yasağı nedeniyle alacakların tahsilatının ise tahsil tarihindeki dövizin TL karşılığı üzerinden yerine getirildiğini, taraflar arasında kur farkının ödeneceği sözleşme ile kararlaştırıldığını, Türk Lirası ile döviz bedeli arasında ortaya çıkan kur farkları için de TL üzerinden fatura düzenlendiğini ve bakiye kur farkı fatura bedelinin 268.374,40 TL olduğu yasal defter kayıt ve belgeleri üzerinden tespit edildiğini, müvekkili şirketin davalı şirkete sattığı mal ve hizmet karşılığında bedellerin dövizli olarak belirleneceği sözleşme ile kayıt altına alındığını, dövizli işlem yasağı nedeniyle alacakların tahsilatının ise tahsil tarihindeki dövizin TL karşılığı üzerinden yerine getirildiğini, Türk Lirası ile döviz bedeli arasında ortaya çıkan kur farkları sözleşme ile kararlaştırıldığını ve bunun için de TL üzerinden fatura düzenlendiğini ve bakiye kur farkının talep edildiğini, davalı kur farkı faturalarını kabul ettiği gibi daha önceki kur farkı faturalarının bir kısmını itirazsız ödediğini, müvekkili şirketin davalı taraftan alacaklı olduğunu, davalı tarafın yapmış olduğu itirazın yerinde olmadığını, müvekkilinin ve karşı taraf arasında bir süredir devam eden ticari faaliyetten kaynaklanan cari hesap ilişkisi mevcut olduğunu, sözleşmede kur farkının talep edileceğinin açıkça belirtildiğini, kur farkı alacağının ödenmesinin gerektiğinin de açık olduğunu, cari hesap ilişkisi kurulduğundan bu yana çeşitli kur farkı faturaları kesildiğini, davalı tarafından bu faturaların kabul edildiğini ve kısmi ödemeler yapıldığını, takip konusu tutar kadar ödemeyi davalı taraf yapmadığı için takip ve iş bu dava açıldığını, yetki itirazının yerinde olmadığını, taralar arasında cari hesap ilişkisi olduğunun sabit olduğunu, para borçlarında BK 73 gereği alacaklının ikametgahının yetkili olduğunu, borçlunun cari hesap ilişkisine itirazının olmadığını, takibin konusu sözleşmeden kaynaklı para borcu olduğunda sözleşmede aksine bir şart konulmamış ise para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğinden ifa yeri de alacaklının yerleşim yeri olacağını, müvekkili şirketin adresinin ....'de olduğunu, böyle bir durumda alacaklının kendi yerleşim yerinde bulunan icra dairesinde de takip yapabileceğini, aynı zamanda sözleşmelerde de yetkili yer .... Mahkemeleri olduğunu, tüm bu nedenlerle davanın kabulü ile itirazın iptali ile takibin kaldığı yerden devamına, davalı aleyhine %20 icra inkar tazminatının hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; yetki itirazında bulunduklarını, yetkili mahkemenin ve icra dairesinin İstanbul Mahkemeleri ve İstanbul İcra Daireleri olduğunu, bu nedenle yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, müvekkili şirket tekstil alanında uzun yıllardır faaliyet gösteren bir firma olduğunu, bu kapsamda davacı ile aralarında kumaş alımına ilişkin sözleşmeler akdedildiğini, ancak karşı taraf müvekkili şirket ile arasında akdedilen sözleşmeye aykırı davranarak malları teslim etmesi gereken termin tarihlerinden aylar sonra teslim ettiğini, bu süreçte müvekkili şirket tarafından defalarca karşı tarafa mailler gönderildiğini, davacı tarafın türlü sebepler ile müvekkili şirketi oyaladığını, söz konusu maillerde davacı aynı zamanda kendi gecikmesini de ikrar ettiğini, müvekkilinin davacı nezdinde sipariş verdiği tüm kumaşlar davacının taahhüt ettiği termin tarihinde sevk edilmediğini, davacı sözleşmeye ve taahhüdüne aykırı davranmış olup müvekkili şirketi zarara uğrattığını, bu nedenle gereği gibi bir ifası söz konusu olmayan müvekkili şirket uhdesinde bir alacağı bulunmadığını, müvekkili şirketin davacı ile akdettiği sözleşmeye güvenerek dava dışı üçüncü firmalar ile sözleşme akdettiğini, yani müvekkilinin davacıdan sipariş verdiği kumaşları teslim aldığından müşteri firmasına sevk edeceğini ancak davacının sözleşmeye ve termin tarihlerine riayet etmemesi nedeniyle müvekkilin şirketin müşterilerine karşı taahhütlerini de yerine getiremediğini, bu nedenle müvekkilinin müşterilere karşı mağdur ve mahcup olduğunu gibi müvekkili şirketten malları alacak olan müvekkili şirketin müşterileri üçüncü kişi firmalar müvekkili şirkete cezai şart uygulayacağını ve malların önemli bir kısmını da iade edeceklerini, yine bu müşteri firmalar karşı tarafın gecikmesinden kaynaklı uzayan süreçte piyasadan başka kumaşlar, aksesuarlar aldığını ve yaptıkları ürün bedeli, navlun nakliye masrafları, gümrük vergileri gibi masrafları ve fabrikalarının boşa çıktıkları için uğradıkları zararı müvekkili şirketten tahsil edeceklerini, bu nedenle tamamen sözleşme hükümlerine aykırı davranarak müvekkili şirketin zararına ve ticari itibar kaybına sebebiyet veren karşı tarafın müvekkili şirket uhdesinde hiçbir alacağının bulunmadığını, gereği gibi bir ifa söz konusu olmamak ile müvekkili şirketin üçüncü kişi müşterileri nezdinde borçlu konuma düştüğü meblağları karşı tarafın sözleşmeye aykırı eylemi nedeniyle rücu edecek olup bu tutarların mahsubu ile karşı tarafın müvekkili şirketten hiçbir alacağının bulunmadığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...taraflar arasında kur farkı ödeneceğine dair sözleşmeler düzenlenmiş olmakla çek ile ödeme yapılsa dahi bu alacağın talep edilebileceği kanaatine varılmış olmakla hüküm kurmaya elverişli bulunan bilirkişi raporu ile de alacak miktarı tespit edilmiş olup icra takibine konu alacak ile de örtüştüğü dikkate alınarak davanın kabulüne, İİK.'nun 67/2 maddesi; "bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu, takibinde haksız ve kötüniyetli görülürse alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne, göre red veya hükmolunan meblağın %20'sinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkum edilir" hükmünü içermektedir. YHGK.'nun 17.10.2012 tarih ve 9-838 E, 715 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; genel bir kavram olarak “likid (liqiude) alacak”; “tutarı belli (muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacaktır.” Likit bir alacaktan söz edilebilmesi için; ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilecek durumda olması gerekir. Bu koşullar yoksa, likit bir alacaktan söz edilemez (YHGK.'nun 14.07.2010 gün ve 19-376 Esas 397 Karar sayılı ilamı). Dava; taraflar arasında kur farkı ödeneceğine dair düzenlenen sözleşmeler gereğince kur farkı alacağından kaynaklı olmakla alacağın likit olduğu kanaatine varılmakla davalının asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatı ödemesine" dair karar verilmiştir. İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Öncelikle davalının kur farkı borcu olduğuna yönelik diğer itirazlarının baki kalması kaydı ile, davalı şirket emtia bedeline karşılık olarak davacı tarafa TL üzerinden düzenlenmiş çekler ile ödeme yaptığını, güncel Yargıtay içtihatlarında da yer bulduğu üzere, taraflar arasında yazılı sözleşme ile kur farkı istenebileceği belirlenmiş olsa dahi, döviz üzerinden çek düzenlenmesinin mümkün olması karşısında TL olarak çek alan davacının artık kur farkı talep etme imkanı bulunmadığını, somut olay ile birebir benzer olarak, sipariş formlarında ve sözleşmede kur farkı talep edilebileceği kararlaştırılmış olmasına rağmen, TL olarak çek alan davacının artık kur farkı talep edemeyeceğine yönelik güncel içtihatları sunduklarını, somut olayda, davalı şirketin emtia bedelini TL olarak düzenlenmiş çekler ile ödediğini, davacı tarafın bu bedelleri ihtirazı kayıt ileri sürmeden aldığını, ayrıca taraflar arasında imza altına alınan sözleşmede "Ödeme vadeli (TL) çek ile yapılır ise çek tarihinin günündeki Merkez Bankası Döviz satış kurundan hesaplanır" gibi bir ibare de bulunmadığı hususlarının nazara alındığında davacı tarafın davalı şirketten kur farkı talep etmesi mümkün olmadığını, taraflar arasında kur farkı ödemesine ilişkin bir teamül de bulunmadığını, öte yandan kabul anlamına gelmemek kaydı ile yine Yargıtay içtihatlarında kur farkı hususunda teamülün bir önemi olmadığının vurgulandığını, davacı her ne kadar dava dilekçesinde şirketin daha önce kur farkı faturalarını ödediğini ve benimsediğini bu yönde teamül oluştuğunu iddia etmiş ise de bu hususu kesinlikle kabul etmediklerini, davalının şirketin sadece bir kısım ödemelerine yer verildiğini, ancak bu ödemelerin kur farkına mı ilişkin olduğu yoksa başka bir borca mı ilişkin olduğuna dair açıklama kısımlarının irdelenmediğini ve detaylı bir tespitte bulunulmadığını, davalının daha önce yapmış olduğu ödemeler kur farkı ödemesi değil, emtia bedeline ilişkin olduğunu, bu nedenle davacının bu ödemelerinin kur farkı alacağına mahsup etmesinin, davalının bunu kur farkı borcu olarak ödediği anlamına gelmeyeceğini, sözleşmede kur farkı talep edilebileceği yönünde bir hüküm bulunmakta ise de davacının TL olarak düzenlenmiş çekleri hiçbir itiraz ileri sürmeden kabul etmiş olup artık kur farkı isteyemeyeceğinin kabul edilmesi gerektiğini, bu nedenle gecikmeye bizatihi davacının kendisi sebebiyet vermiş olduğundan, gecikmeden kaynaklı kur farkı talep etmesinin de dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davacı tarafın, davalı şirket ile arasında akdedilen sözleşmeye aykırı davranarak malları teslim etmesi gereken termin tarihlerinden aylar sonra teslim ettiğini, bu süreçte davalının şirket tarafından defalarca karşı tarafa mailler gönderilmiş olup davacı türlü sebepler ile davalı şirketi oyaladığını, söz konusu maillerde davacının aynı zamanda kendi gecikmesini de ikrar ettiğini, söz konusu dava dosyasının huzurdaki davanın esasını direkt olarak etkilediğini, zira ilgili dosyadan tespit edilecek termin gecikmelerinin kur farkı alacağını etkileyeceğini, bu nedenle davacının termin tarihlerinde gecikmesini ve bu gecikmesine kendisi sebebiyet vermiş olduğundan kur farkı talep edemeyeceğini, yine davalı şirketin uğramış olduğu zararların mahsup edilmesi gerektiğinden öncelikle söz konusu dava dosyasının bekletici mesele yapılmasını talep ettiklerini, ancak yerel mahkemece bu taleplerinin usul ve yasaya aykırı olarak reddedildiğini, bununla beraber davacı hakkında karşı dava devam ederken yerel mahkeme gerekçesinde uğranılan zararların usulünce ispat edilemediği gerekçesinde bulunduğunu, davacının ihtilafa konu tanzim ettiği tüm faturalara tarafımızca noter kanalı itiraz edilmiş olup davacıya iade edildiğini, bununla beraber davacı tarafından dosyaya 12/09/2023 tarihli kendi çalıştıkları mali müşavirden almış oldukları (ticaret sicil gazetesinde kendi çalıştıkları mali müşavirlik olduğu anlaşılmaktadır) kur farkı tespit raporu sunulduğunu, söz konusu raporu hiçbir şekilde kabul etmediklerini, zira raporda sadece davacı tarafın yönlendirmesi ve sunmuş olduğu belgelere göre inceleme yapıldığını, ne taraflar arasında akdedilen sözleşmeye, ne tarafımızca iade ve itiraz edilen faturalara ne de gecikmelere yer verildiğini, davalı şirketin ticari defter ve belgeleri üzerinde inceleme yapıldığında da davalı şirketin karşı taraftan alacaklı göründüğünü, karşı taraf ticari defter ve belgeleri üzerinde yapılan incelemenin davalı şirket açısından kesin delil teşkil etmemek ile birlikte, aksi davalı şirket ticari defter ve belgeleri ile ispat edilebildiğini, bu nedenlerle ....Mahkemesi'nin ....Esas, ....Karar sayılı ilamı istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde; İstinaf başvurusuna konu uyuşmazlık, satış sözleşmesinden kaynaklı kur farkı alacağının tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki, satış sözleşmelerinde; Satıcı tarafından düzenlenen vadesinde ödenmeyen faturalara; TL fatura için %4, harici faturalar için %1 vade farkı uygulanacağı, vade farkı hesaplamasında fatura üzerindeki vade dikkate alınarak hesaplama yapılacağı; Faturaların döviz cinsi olarak Merkez Bankası saatlik satış kurundan düzenleneceği, tahsilatların TL olarak, ödeme tarihindeki merkez bankası saatlik döviz alış kurundan döviz karşılığı kaydedileceği ve dövizli cari hesap şeklinde takip edileceği; Oluşacak kur farklarının 7 gün içerisinde ödeneceği, ödenmemesi durumunda kur farkı faturasına aylık %3 vade farkı uygulanacağı kararlaştırılmıştır. İtirazın iptali talep edilen ....Müdürlüğü'nün ....Esas sayılı icra dosyasında, takibine dayanak yapılan kur farkı faturasının; davalı tarafından davacı yana keşide edilen çek tanzim tarihi ile çek tahsil tarihi arasındaki 268.374,40 TL kur farkı alacağına ilişkin olduğu görülmektedir. Bir ticari ilişkide kur farkının talep edilebilmesi için, taraflar arasındaki sözleşmede kur farkına ilişkin açık bir hüküm bulunması veya bu konuda taraflar arasında teamül oluşturacak bir uygulama bulunması gerekir. Yukarıda belirtilen sözleşme hükümlerine göre, davacı satıcının kur farkı talep edebileceğine ilişkin açık hüküm bulunmaktadır. Ancak, sözleşme bedelinin davalı tarafından çek vasıtasıyla ödendiği anlaşılmaktadır. Çekin hem TL hem de döviz cinsinden düzenlenmesi mümkündür. Davacı, alacağının tahsili için davalı tarafından verilen TL cinsinden düzenlenen çekleri teslim almış olmakla, çekin bir ödeme aracı olması nedeniyle çek üzerindeki bedel dışında herhangi bir kur farkı talep edemez. Davacı alacağının bu bedel üzerinden ödenmesini kabul etmiş sayılır. (aynı yönde Yargıtay 11. HD. 2023/1611Esas ve 2024/4348 Karar, 2020/7653 Esas ve 2022/698 Karar, 2020/2682 Esas ve 2020/5731 Karar sayılı ilamları) Hal böyle olunca, davacı satıcının, çekin, tanzim tarihi ile tahsil tarihi arasındaki dönem için kur farkı talep edilebilmesinin mümkün olmadığı nazara alınarak davanın reddine karar verilmesi yerine, çek ile ödeme yapılsa dahi kur farkı talep edilebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır. Davacının kötü niyetli icra takibi başlattığı ispat edilmediğinden, davalının kötüniyet tazminatı talebi ise red edilmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle ilk derece mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca düzeltilerek yeniden karar vermek üzere kaldırılması gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; A)Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, ....Mahkemesi'nin ....tarih, ....Esas ....Karar kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince düzeltilerek aşağıdaki şekilde yeniden karar verilmek üzere KALDIRILMASINA, 1-Davanın REDDİNE, 2-Davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine, 3-Peşin alınan 3.241,30 TL harçtan alınması 615,40 TL harcın mahsubu ile fazla 2.625,90 TL harcın talep halinde davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT. gereğince hesaplanan 42.939,90 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-13. maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 3.200,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, B)İstinaf yargılaması bakımından: 1-Davalı tarafından yatırılan 4.584,00 TL istinaf karar harcının talebi halinde kendisine iadesine, 2-Davalı tarafından yapılan 480,00 TL posta ücreti ve 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere toplam 2.163,10 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 3-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, C) Gider avansından kalan kısmın re'sen yatırana iadesine, Ç)İstinaf karar tebliği, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile kesin olarak karar verildi. 22/05/2025 .... Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.

Atıf: Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/860, K. 2025/916, T. 22.05.2025, www.arakarar.com/karar/denizli-bolge-adliye-mahkemesi-4-hukuk-dairesi-2025-860-e-2025-916-k-ea0b514628a4