Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi 2025/5 E. 2025/533 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/5
- Karar No
- 2025/533
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/5 Esas
KARAR NO: 2025/533 Karar
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2023/406 Esas - 2024/746 Karar
TARİH: 16/10/2024
DAVA: Tespit
KARAR TARİHİ: 27/03/2025
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...’ın, eski eşinin baskısı ile cebren, esasen tanımadığı kişiler olan ..., ... ve ...’a Kartal ... Noterliğinin 17.05.2019 tarihli ... yevmiye ve ... yevmiye numaralı vekaletnameleri ve Büyükçekmece ...Noterliğinin 08.07.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı vekaleti ile vekillik yetkisi vermek mecburiyetinde kaldığını, müvekkilinin ihtarnamelerin içeriklerini bile bilmeden, okumadan imzalamak zorunda kaldığını, bu şahısların ise usulsüzce ve zorla alınan vekalet ile müvekkilinin haberi olmaksızın, müvekkili adına davalı ... San. Ve Tic. Ltd. Şti.’nin açılışını yaptığını ve müvekkilini bu şirketin yetkilisi konumuna getirdiklerini, müvekkilinin ise şirketin varlığını hiçbir şekilde bilmediğini, bugüne kadar herhangi bir ticari faaliyetinin bulunmadığını, davalı şirketle de esasen hiçbir bağlantısının bulunmadığını, dava dışı şahısların vekaleti kötüye kullanmak suretiyle müvekkili adına davalı şirketin tescili yaparak, müvekkili şirket adına hiçbir gelir elde etmediği gibi sadece şirket adına borçlandırdıklarını, vekaleti kötüye kullanan şahısların, şirket adına birçok vergi borcu altına girdiklerini ve bu borçları müvekkile yüklediklerini, sigortasız işçi çalıştırdıklarını ve idari para cezalarını yine müvekkilinin üstüne yıktıklarını, müvekkilinin haberi dahi olmadan aslında borçlu olmadığı halde birçok vergi borcu altına girdiğini, şahısların, vergi dairesine de müvekkili ile ilgisi olmayan ... numaralı hattı tebligat adresi olarak bildirdiğini, vergi borçlarına ilişkin kesilen tüm ödeme emirlerinin bu telefon numarasına tebliğ olduğunu, dolayısıyla müvekkilinin haberdar olmasının söz konusu olmadığını, son olarak, biriken borçlara ilişkin vergi dairesince müvekkilinin maaşına haciz konulması neticesinde gerçeği öğrenebildiğini, nitekim müvekkilinin güvenlik şirketinde sigortalı çalışan bir işçi olduğunu, müvekkilinin anılan vergi borç ve idari para cezaları sonucunda konulan hacizlerle durumdan haberdar olduğunu, adına şirket açıldığını ve kendisinin yetkili kılındığını, cebren verdiği vekaletin bu haksız işlemler için kullanıldığını bu şekilde öğrenebildiğini, ancak müvekkilinin bu şirket için herhangi bir evraka imza atmadığı gibi, ticaretle de uğraşma gibi bir durumunun bulunmadığını, haberdar olmasının ardından derhal terkin yoluna başvurduğunu, Gelir İdaresi Başkanlığından alınan şirket terkin yazısını ekte sunduklarını, davalı şahısları yetkili kılan vekaletnameler neticesinde bu borç altına girdiğini o an farkederek, Kartal ...Noterliğinin 07.04.2021 tarihli ... yevmiye numaralı ve ... yevmiye numaralı azilnameler ile azil yoluna giderek şahısları azlettiğini, müvekkilinin şahısları azlettiğini, ancak haksız ve hukuksuzca adına açılan şirketin tüm borçlarının müvekkili üzerinde bırakıldığını ve ticaret sicilinde halen yetkili göründüğünü, İnteraktif vergi dairesinden 17.05.2023 tarihli talebi ile aldığı borç durumuna ilişkin cevabi yazıda, ... vergi dairesi kodu ile Pendik Vergi Dairesi’nden adına 0001 kodu ile 599.007,48 TL vergi borcu ve ... kodu ile 320.987,56 TL gecikme zammı olmak üzere toplam 919.995,04 TL borcu bulunduğunun görüldüğünü, vergi borçlarının yanı sıra şirkete kesilen birçok vergi ve idari para cezalarının bulunduğunu, şirket kayıtlarının incelenmesi halinde müvekkilinin, şirketin varlığından haberdar olmadığı, tek bir imzasının dahi bulunmadığı, hiçbir gelir elde etmediği ve ticari faaliyette bulunmadığının açıkça ortaya konulabileceğini, kaldı ki vergi dairesince gönderilen ödeme emirlerinin tebliğ olduğu telefon numarasının da müvekkili ile hiçbir ilişiğinin bulunmadığını, dolayısıyla yapılan tebligatların da usulsüz ve hatalı olduğunu, müvekkilinin fiili veya farazi olarak hiçbir şekilde bu şirketin ortağı, kurucusu veya yetkilisi konumunda olmadığını, gerekmesi halinde şirket çalışanlarının da bilgisine başvurulması halinde bu hususun açıklığa kavuşabileceğini, bu itibarla, davalı şirket adresinde keşif yapılması taleplerinin bulunduğunu, davalı şirketle hiçbir ilgisi bulunmadığı halde müvekkilinin, Ticaret Sicil kayıtlarında halen bu şirketin münferit yetkilisi konumunda gözüktüğünü belirtmiş olup, müvekkili ...’ın davalıların vekaleti kötüye kullanmak suretiyle açtıkları davalı şirket yetkilisi/ortağı olmadığının tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirkete temsil kayyımı olarak atanan ... katıldığı duruşmada özetle; yaptığı inceleme sonucunda 2016 yılında tek hissedar olarak şirketi davacının kurduğunu, 2019 yılında vekalet verildiğini ve davacının dava tarihine kadar yapılan işlemlerden haberdar olmamasının hayatın olağan akışına aykırı göründüğünü ayrıca Ticaret Sicil kayıtları incelendiğinde davacının ortaklığından sonra yapılan işlemlerde davacının imzasının bulunup bulunmadığı hususunun incelenmesinin gerektiğini, Vergi Dairesinden gelen beyannameler incelendiğin de davalı şirketin 2017 yılında kar elde ettiğini, 2018 yılında çok az bir kar ettiğini ve sonrasında da zarar ettiğinin görülmekte olduğunu, 2017 yılında gerçek bir ticaret olup olmadığı hususunun araştırılmasının gerektiğini, ayrıca her ne kadar davacı şirketten ayrılma talebinde bulunmuş ise de tek ortaklı şirketten ayrılmanın mümkün olmadığını, şirketin feshi ya da şirket hissesinin devri söz konusu olabileceğini ancak şirketin yüklü vergi borçları nedeniyle feshinin de mümkün olmadığını beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 16/10/2024 tarih ve 2023/406 Esas - 2024/746 Karar sayılı kararında; "Mahkememizce; tarafların bildirdiği deliller toplanmış, davacı tanıkları dinlenmiş ve İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nden davalı şirketin kuruluşundan bu yana tüm ticari sicil kayıtları, tüm genel kurul ve yönetim kurulu kararları ile varsa davacı ...'ın imzası bulunan tüm belgeler celp edilmiş, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'ndan davalı şirketin tüm vergi kayıtları ile şirket kuruluşundan 12.06.2023 tarihine kadar tüm vergi beyannameleri ve varsa eklerinde yer alan bilanço ve gelir tabloları ile birlikte birer örneği istenilmiş, İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü'nden davacının SGK kayıtları ve davalı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'ne ilişkin hazırlanan inceleme raporu ve uygulanan cezalara ilişkin tüm belgeler, İstanbul Pendik Vergi Dairesi Müdürlüğü'nden davalı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin vergi borç durumunun ve vergi borçlarına ilişkin ödeme emirleri listesi, Kartal ... Noterliği'nin 17/05/2019 tarihli ... yevmiye ve ... yevmiye numaralı, Büyükçekmece ... Noterliği 08/07/2019 tarih ve ... yevmiye numaralı vekaletname ve Kartal ... Noterliği'nin 07/04/2021 tarihli ... yevmiye numarası ve ... yevmiye numaralı evrakların onaylı örnekleri, ... AŞ, ..., ve ...'dan ... numarasına ilişkin hat bilgileri, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2022/28565 Soruşturma sayılı dosyası, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2022/28686 Soruşturma sayılı dosyası, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2023/35464 Soruşturma sayılı dosyası ve İstanbul Anadolu 21. İş Mahkemesi'nin 2024/26 E. Sayılı dosyaları UYAP üzerinden celp edilerek incelenmiş, davalı şirketin tüm yasal ticari defterler ve kayıtları üzerinde mahkememizce resen seçilecek bir mali müşavir bilirkişi eşliğinde davalı şirketin merkezinde incelemesi yapılmasına karar verilmiş ve rapor alınarak taraflara tebliğ edilmiştir. Dava, davacının davalı şirket yetkilisi/ortağı olmadığının tespiti istemine ilişkindir.Tüm dosya kapsamı, taraf iddia ve savunmaları, toplanan tüm deliller, hükme esas alınan bilirkişi raporundaki tespitler uyarınca; davalı şirketin ana sözleşmesinin 07/10/2016 tarihinde tescil edilmek suretiyle 10.000,00 TL sermaye ile tek ortaklı olarak kurulduğu, şirketin ortağı ve yetkilisinin münferiden davacı ... olduğu, şirketin son tescilini 05/01/2018 tarihinde yaptırdığı, davacı vekilinin davacının eski eşinin baskısı ile cebren tanımadığı dava dışı şahıslara Kartal ... Noterliğinin 17/05/2019 tarihli ... yevmiye ve ... yevmiye numaralı vekaletnameleri ve Büyükçekmece ...Noterliğinin 08/07/2019 tarih ve ... yevmiye numaralı vekaleti ile vekillik yetkisi vermek mecburiyetinde kaldığını, bu şahıslar tarafından usulsüzce alınan vekaletnameler ile davacı adına davalı şirketin kurulduğu ve yine davacının haberi olmaksızın şirket yetiklisi haline getirildiği iddiaları esas alınarak işbu dava açılmış ise de; İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün yazı cevabı ekinde gönderilen Kartal ... Noterliğinin 05/10/2016 tarih, ... yevmiye nolu tescil talepnamesi incelendiğinde; “... Mahallesi ... Caddesi ... Pendik/İstanbul adresini şirket merkezi yapmak suretiyle kurmakta olduğum ve şirket ana sözleşmesinde belirtilen işlerle iştigal edecek ... SAN. VE TİC LTD. ŞTİ. unvanlı şirketin her türlü iş ve işlemlerinde şirketi temsil ve ilzam etmek üzere şirket unvanı altında kullanacağım aşağıda örneği bulunan imzamın Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tescil ve ilanı için onaylanmasını talep ederim...” şeklinde düzenlenerek imza örneklerinin alınmış olduğu, davacı vekili tarafından dava dilekçesinde, davacı müvekkilinin, eski eşinin baskısı nedeniyle dava dışı kişilere vermiş olduğu vekâletnamelerin kötüye kullanılarak davalı şirketin açılışının yapıldığı belirtilmiş ise de söz konusu vekâletnamelerin, davalı şirketin kuruluşundan yaklaşık üç yıl sonraya ilişkin oldukları, davalı şirketin ana sözleşmesinin tescil tarihinin 07/10/2016 olduğu ve Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevabı ekinde gönderilen Kartal ...Noterliğinin 05/10/2016 tarih, ... yevmiye no.lu tescil talepnamesinde, davacının davalı şirketi temsil ve ilzam etmek üzere şirket unvanı altında kullanacağı imza örneği ile tescilini talep ettiği, yani şirketin davacının baskı ile verdiğini iddia ettiği vekaletnameler yoluyla kurulmadığı, dolayısıyla davacı iddialarının mahkememizce inandırıcı bulunmadığı sonuç ve kanaatiyle ispatlanamayan davanın reddi yönünde aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."gerekçesi ile, ''Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin içinde bulunduğu koşullar ve yaşadığı mağduriyetin daha hassas bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini düşünerek mahkeme kararına itiraz ettiklerini, Öncelikle, her bireyin hayata bakışı, zihinsel kapasitesi ve olayları algılama şekli farklılık gösterdiği için, müvekkilinin işlemler hakkında bilgi sahibi olmamış olmasının ve yaşadığı mağduriyetin göz önünde bulundurulması gerektiğini, Müvekkilinin, kendilerine ve mahkemeye vekaletle işbu şirketin kurulduğunu, kendisinin bu şirket üzerinden borçlandırıldığını ve tüm bu işlemlerin kötüye kullanıldığını ifade ettiğini, şirketin kuruluş veya tescil tarihleri hakkında bilgisi bulunmayan müvekkilinin, kuruluş sürecine dair bilgiye de sahip olmadığını ve işlemlerin içeriğini anlamadığını; yaşanan olaylar karşısında pasif kalan müvekkilinin, tecrübesizliği ve bilgisizliği nedeniyle farkında olmadan bazı evraklara imza attığını ve kötü niyetli kişilerce istismar edildiğini, şirket, her ne kadar 2016 yılında vekaletsiz kurulmuş ve vekaletler 2019’da verilmiş olsa da, bu durumun müvekkilinin bilinçli veya iradeyle bu işlemlere dahil olduğu anlamına gelmediğini; müvekkilinin tecrübesizliği ve bilgisizliğinden yararlanılarak işlemler yürütülmüş olup, bu süreçte vekalette ismi geçen şahısların rol oynadığını, ancak müvekkiline işlemlerin sorumluluğu ve detayları hakkında bilgi verilmediğini özellikle belirtmek istediklerini, En önemli delilleri olarak, SGK teftiş raporun beyanları geçen SGK’lı çalışanlar şirket kuruluşundan itibaren ... isimli şahsı tanımadıklarını, aksine vekalette ismi geçen şahısların şirket yöneticisi olduğunu ifade etmekte olduğunu; şirket her ne kadar vekaletsiz kurulmuş olsa da, tüm SGK’lı çalışanlar ilk işçinin işe girdiği andan itibaren ...’ı yetkili olarak tanımamakta olduğunu; bu durumun, müvekkilin şirketin faaliyetleri ile irtibatı ve bilgisinin olmadığını desteklemekte olduğunu, SGK müfettişlerinin, işbu şirketin usulsüzlüklerine ilişkin denetim ve teftiş yaparken SGK’lı çalışanları sorguladığını ve çalışanların, ...’ı yetkili olarak tanımadıklarını ifade ettiklerini; SGK Teftiş raporu dava dilekçesi ekinde mahkemeye sunulmuş olup, yargılama seyrinde de SGK' dan celp edildiğini; burada açık beyanları bulunan SGK ' nın düzenlediği resmi evraka dayalı çalışan beyanları objektif ve somut delil kapsamında değerlendirilmesi gerekirken mahkeme gerekçesinde yer almadığını, Devletin koruyucu ve gözetici rolü gereğince, kendisini savunamayacak durumda olan bireylerin haklarının korunması gerektiğini; ilk derece mahkemesinin yalnızca şirketin kuruluş tarihine ve vekalet tarihlerine dayanarak davayı reddettiğini, ancak borçların yalnızca vekaletlerden sonra artmaya başladığı gerçeğini göz ardı ettiklerini; üstelik müvekkilin gelir hanesine bir şey eklenmeksizin borç hanesinin artması şirket işleyişi devam ederken müvekkilin maaşlı sigortalı çalışan olduğu hususlarının da gözardı edildiğini,
Mahkemeden taleplerinin, müvekkilinin iddialarının kapsamlı şekilde incelenmesi ve vekaletname sahipleri hakkında yürütülen soruşturmanın sonuçlanmasının beklenmesi olduğunu çünkü borçların artış süreci ve müvekkilinin durumu dikkate alındığında, bu kişilerin kötü niyetli eylemlerinin müvekkile verdiği zarar daha net ortaya çıkacağını; özellikle, şirketin kuruluş tarihi ile borçların artış tarihleri arasında açık bir bağlantı bulunmakta olup, bu ilişkinin titizlikle araştırılması gerektiğini; vekalet alan şahısların bir kısmının vergi dairesine bildirilen telefon hattı ile bağlantılı olduğunun, savcılıkça tespit edildiğini ve şahısların ifadelerinin de alındığını ancak bunun üzerine telefon hattı kapatılmış ve savcılık evrakları önem arz etmekte iken yerel mahkeme yargılamasının içine alınmadan hiç incelenmeden mahkemenin karar verdiğini; bu yönüyle, verilen kararın usulsüz ve gerekçesiz olduğunu, Bazı bireylerin olayları anlamak ve değerlendirmek konusunda diğerlerine göre daha kısıtlı bir kapasitesi olabileceğini; şahıs özelinde subjektif değerlendirme yapılması gerektiğini; bu da onları, başka kişiler tarafından kolayca kandırılmaya müsait hale getirebileceğini ancak bu durumun, devletin koruma görevini göz ardı etmeleri gerektiğini gösterdiğini; özellikle kendini savunamayacak durumda olan vatandaşlarn, devletin korumasına ihtiyaç duyduklarını; dolayısıyla, bir kişi zihinsel veya psikolojik olarak zayıfsa ve kötü niyetli insanlar tarafından kullanılıyorsa, devletin bu kişiyi korumak için harekete geçmesi beklendiğini; devletin böyle bir durumda vatandaşını yalnız bırakmasının doğru olmadığını, SGK incelemesi sonucunda SGK görevlilerinin bu şirketle ilgili şüpheli işlemler fark ettiklerini; şirkette nasıl bir sistem kurulduğunu anladığını; bu durumda gerekli mercilere bu durum bildirilerek daha kapsamlı bir cezai soruşturma başlatılıp başlatılmadığının sorulması gerektiğini; ayrıca, bu dönemde hesaplarında artış olan kişilerin kimler olduğunu; ...’ın mı yoksa eski eşi ve vekalette adı geçen diğer şahısların mı hesaplarında artış olduğunu; şirket kurulduktan sonra paraların kimin hesabına gittiğini; bir de, vekalette adı geçen kişiler ile şirket arasında yüklü miktarda para transferi olup olmadığını; bu bağlantının araştırılması gerektiğini; müvekkilin sübjektif durumu ve maaşlı çalışan olduğunun mahkemeye bildirildiğini; ancak bu hususların karar gerekçesinde hiç tartışılmaksızın hakkaniyetsiz hüküm kurulduğunu, Derinlemesine bir araştırma yapılmadan tüm vergi borcunun yalnızca ...’a yüklenmesinin adil olup olmadığını sorgulanması gerektiğini; devletin amacının vergi tahsil etmekse, bu borcun yalnızca ...’dan değil, vekalette adı geçen diğer kişilerden de tahsil edilmesi gerekeceğini; ancak bunun yapılmadığını; asıl şirket sahiplerinin kendilerini geri çektiğini, tüm yükün müvekkilin omzuna bırakıldığını; üstelik, vekalette adı geçen bu kişilerin, şimdi iptal edilmiş olan vekaletleri kullanarak ... ve internet abonelikleri açmakta olduklarını; adeta müvekkilin kimliğiyle alay eder gibi hareket etmekte olduklarını, Hatta daha da ileri giderek, adres değiştirip ... gibi davranmakta, onun TC kimlik numarasını kullanarak evraklara onun adına imza atmakta olduklarını; bu durumların soruşturma dosyasında da tespit edildiğini; buna rağmen müvekkilinin açtığı tespit davasında, soruşturmanın sonuçlanması dahi beklenmeden davanın reddedildiğini; davanın her açıdan incelenmeden reddedilecek kadar usulsüzce hareket edildiğini, Müvekkilinin eski eşinin baskısı ve kendisini kandırması neticesinde birçok borç ve yükümlülük altına girdiğini ancak, kandırılan ve mağdur edilen müvekkilin hakkı tesis edilemediğini; yerel mahkemenin, eksik incelemeye dayanarak hakkaniyetsiz karar verdiğini; üstelik, hali hazırda savcılık soruşturmasının sonuçlanmasını beklemediklerini, Burada empati ile değerlendirilmesi gereken ve vicdanı kanının oluşturulması gereken müvekkilin ciddi bir mağduriyeti söz konusu olduğunu; her insanın aynı olmadığını ve herkesin yaşam deneyimi, anlayış düzeyinin farklı olduğunu; denge sağlanması açısından da dünya düzeninin bu şekilde olması gerektiğini; ancak anlama kapasitesi düşük ve evrak işlerine uzak, kandırılması mümkün olan bir şahsın sübjektif bu durumları göz önüne alınarak hakkaniyete uygun karar verilmesi gerektiğini, Mahkemenin, müvekkilinin zihinsel ve psikolojik durumunu dikkate alarak, mağduriyetin boyutunu anlaması gerektiğini; bu bağlamda, soruşturma dosyasının akıbetinin beklenmesi en azından soruşturma dosyasının mahkeme dosyası arasına alarak incelenmesi, şahısların önem arz eden ifadelerinin dikkate alınması ve tüm sürecin adil bir şekilde değerlendirilmesi büyük önem taşımakta olduğunu, İlk derece mahkemesinin verdiği karar, bu gözlemler ışığında, hukukun ve adaletin gerekliliklerine uygun düşmediğini; bu sebeple, yerel mahkemenin, müvekkilinin yaşadığı durumu göz önünde bulundurarak verdiği kararı yeniden değerlendirmesi gerektiğini ve söz konusu davanın adaletli bir şekilde sonuçlanabilmesi için, kararın bozulması gerektiğini kabul etmesi gerektiğini, İleri sürerek, yukarıda açıklanan ve resen gözetilecek nedenler doğrultusunda; istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının bozularak kaldırılmasını, yeniden inceleme yapılmak üzere yerel mahkemeye iadesini ve nihayetinde davanın tümden kabulünü, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana yüklenmesine karar verilmesini, talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ: HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava; davacının davalı şirketin ortağı ve müdürü olmadığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davacı yan; eski eşinin baskısı ile esasen tanımadığı kişiler olan ..., ... ve ...’a Kartal ... Noterliğinin 17.05.2019 tarihli ... yevmiye ve ... yevmiye numaralı vekaletnameleri ile Büyükçekmece ...Noterliğinin 08.07.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı vekaletnamesi ile vekillik yetkisi vermek zorunda kaldığını, bu vekaletnameler kullanılarak davacının bilgisi ve rızası dışında davalı şirketin kurulduğunu ve davacının müdür olarak atandığını, yine davacının bilgisi ve rızası dışında şirketin borca sokulduğunu, davacının telefon numarası ve kimlik bilgilerinin vergi dairesine verildiğini ve davacının yüklü bir vergi borcu ile karşı karşıya kaldığını ileri sürerek, davacının vekalet kötüye kullanılarak kurulan davalı şirketin ortağı ve yetkili olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece tüm deliller toplanmış, davalı şirketin sicil kayıtları celbedilmiş, tek ortaklı ve davacının tek yetkilisi olduğu davalı şirkete iş bu davada temsil edilmek üzere temsil kayyımı atanmış, davacının bildirdiği soruşturma dosyaları celbedilmiş, dosya bilirkişiye tevdii edilerek rapor alınmış, akabinde davacı tarafından, eski eşinin baskısı nedeniyle dava dışı kişilere verdiği vekâletnameler kötüye kullanılarak davalı şirketin açılışının kurulduğu belirtilmiş ise de bu vekâletnamelerin, davalı şirketin kuruluşundan yaklaşık üç yıl sonraya ilişkin oldukları, davalı şirketin ana sözleşmesinin tescil tarihinin 07/10/2016 olduğu ve Ticaret Sicil Müdürlüğü yazı cevabı ekinde gönderilen Kartal ...Noterliğinin 05/10/2016 tarih, ... yevmiye no.lu tescil talepnamesinde, davacının davalı şirketi temsil ve ilzam etmek üzere şirket unvanı altında kullanacağı imza örneği ile tescilini talep ettiği, yani şirketin davacının baskı ile verdiğini iddia ettiği vekaletnameler yoluyla kurulmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verişmiş olup, gerçekten de davalı şirketin 10.000,00 TL sermaye ile 07/10/2016 tarihinde anasözleşmesi tecil edilmek suretiyle tek ortaklı olarak davacı tarafından kurulduğu, davacının 05/10/016 tarihli tescil talepnamesi ile şirketin kuruluşu için sicile başvurduğu, şirketin Kartal ... Noterliğinin 17.05.2019 tarihli ... ve ... yevmiye numaralı, Büyükçekmece ...Noterliğinin 08.07.2019 tarih ve ... yevmiye numaralı vekaletnameleri ile kurulmadığı, davacının bekletici mesele yapılmasını talep ettiği soruşturma dosyalarının 2019 yılında verilmiş bu vekaletnamelere ilişkin olduğu, eldeki davanın vekalet görevinin kötü kullanılması nedeniyle tazminat istemine veya şirket borçlarından ötürü davacının sorumlu olmadığının tespitine ilişkin olmaması karşısında, şirketin ticari faaliyeti sırasında fiilen kim tarafından yönetildiğinin faaliyetlerin kim tarafından yürütüldüğünün tespitinin sonuca etkisi olmayacağı gibi, şirket çalışanlarının davacıyı tanımadıklarını belirtmelerinin de sonuca etkisi bulunmadığı, davacının 2016 yılında tek ortağı ve yetkilisinin kendisi olduğu davalı şirketin kuruluşu aşamasında iradesinin sakatlandığını dava dilekçesinde ileri sürmediği gibi, dosyaya bu yönde bir delil de sunulmadığı, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Sonuç itibariyle; ilk derece mahkemesi hüküm ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi, kamu düzenine aykırılık da tespit edilmediğinden, davacının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK' nın 353/1-b-1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından istinaf eden tarafından peşin olarak yatırılan 427,60-TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80-TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin istinaf talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avansı varsa karar kesinleştiğinde ve talep halinde avansı yatıran tarafa iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361/1. maddesi gereğince kararın taraflara tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde Yargıtay temyiz yasa yolu açık olmak üzere 27/03/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.