Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1503 E. 2025/1750 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1503
Karar No
2025/1750
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

44. HUKUK DAİRESİ

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I

DOSYA NO: 2025/1503

KARAR NO : 2025/1750

İNCELENEN ARA KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi

TARİHİ : 05/02/2025 Tarihli Ara Kararı

NUMARASI : 2025/18 E.

DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)

İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/12/2025

Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; Müvekkile ait marka hakkını ihlal ve haksız rekabet teşkil kullanımların "https://www...com/ , https://www...com/... https://www...com/hakkimizda , https://www...com/guc-ve-kontrol" internet sitesinde kullanılıp kullanılmadığının, kullanılıyor ise hangi ürünler üzerinde kullanıldığının kullanım tarihleriyle birlikte bilişim uzmanı bilirkişi marifetiyle incelemesi suretiyle tespitini ve tespit sonucunda elde edilecek sonuçların mahkeme dosyasına konmasını, davalı şirket adına kayıtlı 2022/183921 sayılı ‘‘...” markası ile 2022/183924 sayılı “...” markasının 3. kişilere devrinin önlenmesi için teminatsız ihtiyati tedbir kararı verilmesini ve bu amaçla Türk Patent ve Marka Kurumu’na müzekkere yazılmasını, davalının marka ihlali, tecavüz ve haksız rekabet oluşturan her türlü fiziki ve web-sitelerindeki fiillerinin tespiti, durdurulması ve önlenmesini, davalının 2022/183921 sayılı ‘‘...” markası ile ... sayılı “...” ibareli markasının; müvekkilimize ait tanınmış önceki tarihli ”...” markalarını birebir içermesi, markalar arasında iltibas riski bulunması, davalı markalarının kullanılması halinde, markasının tanınmışlığından faydalanma gayesi olduğu ve dahi markanın ayırt edici karakterine zarar verme ihtimali olduğu ve son olarak müvekkile ait tanınmış markadan haberdar olarak kötü gerekçeleri ile, davalı adına kayıtlı markaların hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine, karar kesinleştiğinde Türkpatent Kurumu’na yazı yazılmasını; davalı adına kayıtlı olan www...com isimli internet sitesine Türkiye'den erişimin engellenmesini ve bu amaçla ilgili mercilere müzekkere yazılmasını talep ettiği görülmüştür.İlk Derece Mahkemesinin 05/02/2025 tarihli tensip tutanağı ara kararı ile ; " ....TPMK nezdinde davalı adına kayıtlı ise 2022/183921 numara ile tescilli " ... ve ... numara ile tescilli "..." ibareli markasının üçüncü kişilere devir ve temlikinin İHTİYATİ TEDBİREN ÖNLENMESİNE, bu hususta tedbirle ilgili TPMK Markalar Dairesi Başkanlığına yazı yazılmasınaİleride muhtemel zarar ve ziyanlara karşılık olmak üzere tedbir talep eden davacı tarafça takdiren 30.000,00 (otuzbin) TL nakdi veya muteber bir bankaya ait kesin ve süresiz teminat mektubunun kararın tebliğ tarihinden itibaren 1 hafta içerisinde yatırıldığında veya ibraz edildiğinde ve tedbirin infazı talep edildiğinde" şeklinde karar verildiği anlaşılmıştır.Davalı vekilinin 25/02/2025 tarihli ihtiyati tedbire itiraz dilekçesi sunduğu görülmüştür. İlk derece mahkemesinini 13/10/2025 tarihli ara kararı ile yapılan yargılama sonunda; "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde ve alınan raporla birlikte yukarıda açıklanan tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde ihtiyati tedbir kararının kapsamının dosya kapsamına uygun olduğu kanaati ile yaklaşık ispat şartı dikkate alınarak karşı tarafın tedbirin kaldırılmasına yönelik talebinin ve dosya kapsamında hükmedilen teminat miktarının da bu aşamada uygun olduğu kanaati ile karşı tarafın itirazlarının mürafaalı incelenmesi neticesinde," İhtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilinin tedbire itirazının REDDİNE", karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -İlk Derece Mahkemesince dosyada alınan bilirkişi raporu ile yaklaşık ispatın gerçekleştiği gerekçesiyle ihtiyati tedbir kararına itirazlarının reddedildiğini, dosyada tanzim edilen bilirkişi raporu ile taraflara ait ... ... ve ... markaları arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığı ve bu kapsamda davacının hiçbir talebinin yerinde olmadığı yönünde görüş ve kanaat bildirdiğini, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığı hususu davacının talep ettiği delil tespiti kapsamında düzenlenen bilirkişi raporuyla açıkça ortaya konmuş olup davacı tarafça söz konusu iddialarına ilişkin olarak tek bir somut delil dahi dava dosyasına sunulmamış olduğunu, kararın kendi içerisinde çeliştiğini, -somut olayda SMK m. 6/1 hükmü uyarınca aranan şartların hiçbirinin bulunmadığını, delil olarak sundukları Yargıtay kararlarında da bakımdan taraf markaları arasındaki görsel, işitsel ve anlamsal farklılığın ortalama tüketiciler nezdinde bir bütün olarak bıraktıkları izlenim itibariyle de karışıklığa yol açmayacak nitelikte olduğunu, hem müvekkil şirket markaları hem de davacıya ait markaların ayırt edici görsel unsurlar da içerdiğini, ortak unsur olan “...” ibaresinin çok genel ve herkesçe bilinen bir ibarenin davacının yanı sıra başka birçok kişi tarafından kullanılabileceğini, “...” ibaresinin müvekkili markalarının tescilli olduğu tüm sınıflarda Kullanımının oldukça yaygın olduğunu, TPMK internet sitesinde yapılan araştırma sonuçlarından da görüleceği üzere, başında “...” kelime unsurunu barındıran 1.835 adet marka tescili ve içinde “...” kelime unsurunu barındıran 12.744 adet marka tescili bulunduğunu, Davaya konu müvekkili şirket markalarının asli unsurunun “...” ibaresi değil, doğrudan ticari unvanının kısaltması niteliğinde olan “...” ibaresi olduğunu, müvekkili markasının “...” ibaresi dışında ayırt edici ifadeler içerdiği ve taraf markaları arasında hiçbir şekilde karıştırılma ihtimali bulunmadığını, somut olayda SMK m. 6/6 koşulları da sağlanmadığını, -“...” gibi genel, tanımlayıcı ibareler içerden davacı markalarının ayırt ediciliği düşük ve zayıf marka niteliğinde olduğunu, SMK m. 5 kapsamında düzenlenen mutlak ret nedenlerinden biri mevcut olmadığından TPMK tarafından öncelikle yayım kararı verildiğini, akabinde müvekkili markalarının sicile tesciline karar verildiğini,-müvekkili adına tescilli dava konusu markaların TPMK nezdinde 12, 22, 35, 37 ve 39. sınıflarda tescilli, Davacı markalarının ise ağırlıklı olarak 04, 16, 21 ve 25. sınıflarda tescilli olup 37. sınıfta tescilli davacı markalarının ise, dava dilekçesinde de belirtildiği üzere, 2018/80963 ve 2016/05914 tescil numaralı markalar olduğunu, davacının hükümsüzlük talebine gerekçe olarak ileri sürdüğü markalar arasında 12. sınıfta tescilli tek bir markası dahi bulunmadığını, taraf markalarının ortak olarak yer aldığı sınıflar çok az olmakla birlikte, söz konusu sınıflar kapsamında verilen hizmetlere ilişkin olarak da belirtmek isteriz ki, SMK m. 11/4 hükmü uyarınca mal veya hizmetlerin aynı sınıflarda yer almaları benzer olduklarına karine teşkil etmediğini, -Müvekkili markalarının şekil ve kelime unsurları, faaliyet alanları ve hedef müşteri açısından davacının markalarından son derece farklı olduğundan, davacının markalarının tanınırlığından faydalanılarak haksız kazanç elde edildiği ve davacının marka itibarının zedeleneceği yönündeki iddiaların tamamen gerçek dışı ve hukuken dayanaksız olduğunu, davacı tarafın tanınmış marka olması tek başına müvekkilinin haksız kazanç elde ettiği ve davacı markalarının ayırt edici niteliğinin zedelenmesine sebep olacağı yönündeki iddialarına ilişkin tek bir somut delil dahi sunulmamış olduğunu, somut olayda SMK m. 6/5 hükümde yer alan koşulların gerçekleşmediğini,-Davacının delil tespiti talebi doğrultusunda yapılan bilirkişi incelemesi kapsamında tanzim edilen 11.02.2025 tarihli bilirkişi raporuyla davacının huzurdaki davadaki taleplerinin haksız ve hukuken dayanaksız olduğunun sübuta erdiğini, 11.02.2025 tarihli bilirkişi raporunda özetle; “...” kelimesinin Fransızca kökenli bir kelime olduğu, "taşınabilir olan, devinen, devingen" anlamına geldiği ve bu kelimenin kullanımının bir kişiye Hasredilemeyeceği, Davacının dünyaca tanınmış esas markasının “...” olduğu, “...” ibaresinin tali unsur olduğu, müvekkiline ait dava konusu markaların asli unsurunun “...” ibaresi olduğu ve “...” ibaresinin tali unsur olduğu, “...” ve “...” markalarının hiçbir şekilde iltibas konusu olamayacak iki ayrı özgün marka olduğu, Müvekkiline ait markaların davacının yer almadığı 12. ve 37. sınıfta da tescilli olduğu, Müvekkili şirkete ait internet sitesi alan adında ve site içerisinde sadece “...” değil “...” ibaresi yer aldığı ve tarafların internet sitelerinde kullanılan görsel unsurların birbirinden farklı olduğu, tarafların faaliyet konularının farklı olduğu yönünde değerlendirmeler yapılarak taraf markaları arasında karıştırılma ihtimali olmadığı ve davacının taleplerinin yerinde olmadığı sonuç ve kanaatine varıldığının belirtildiğini, bu nedenle ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; İhtiyati tedbir kararında HMK VE SMK kapsamında öngörülen şartların tam olarak gerçekleşmiş olduğunu, Davacının, Türkiye’de ve dünya genelinde ... ... / ... ibareli çok sayıda marka tescilinin sahibi olduğunu, bu markaların, özellikle petrol, madeni yağlar, yakıtlar, otomotiv ürünleri ve ilgili hizmetler bakımından geniş bir korumadan yararlandığını, Davalı adına TPMK nezdinde 2022/183921 ve 2022/183924 numaralarıyla tescilli “...” ibareli markaların; hem “...” öğesini aynen ihtiva etmekte, hem de otomotiv, enerji, taşıtlar ve bunlara ilişkin hizmetler bakımından davacı markalarının kapsadığı mal ve hizmetlere açıkça yakın/ilgili alanlarda kullanıldığını, markaların üçüncü kişilere devrinin engellenmesine yönelik tedbirin, SMK m. 159/2-c anlamında, verilecek hükmün etkinliğini güvence altına almaya yönelik klasik bir koruma tedbiri olduğunu, bilirkişi raporunun yaklaşık ispatı ortadan kaldırmayacağını, mahkemenin rapora bağlı olmadığını, “...” ibaresinin genel/korunamaz olduğu ve davacı markalarının ayırt ediciliğinin zayıf olduğu iddialarının yerinde olmadığını, davacının uzun yıllardır yoğun biçimde kullandığı ve tanınmışlık düzeyine ulaşmış “... / ... ...” markaları olduğunu, davacıya ait “...” markalarının, yakıt, madeni yağ ve otomotiv alanında Türkiye’de ve dünya çapında bilinirlik kazanmış, güçlü ayırt edici niteliğe sahip markalar olduğunu, alanlar arasında tamamlayıcılık ve yakınlık bulunduğunu, SMK m. 6/5’te öngörülen tüm şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, esas hakkında verilecek nihai kararda tartışılacak olup, ihtiyati tedbir aşamasında aranan şey, yalnızca bu iddianın yaklaşık ispatı gerektiğini, bu nedenle istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava davalı adına tescilli davalının2022/183921 sayılı ‘‘...” markası ile 2022/183924 sayılı “...” ibareli markasının; markanın gerçek hak sahipliği, tanınmışlık, önceden tescilli ticaret unvanı ve kötü niyetli tescil sebeplerine dayalı hükümzlüğü, marka tecavüzünün önlenmesi istemine ilişkin olup, yargılama sırasında markanın 3. Kişilere devrinin engellenmesi yönünde ihtiyati tedbir talep edilmiştir. Davacının markalarının, Türk Patent ve Marka Kurumu (“TPMK”) nezdinde 12, 22, 35, 37 ve 39. sınıflarda 2022/183924 ve 2022/183921 numaraları ile tescilli olduğu, eldeki hükümsüzlük talepli davada, davacının tedbir istemekte hukuki yararının bulunduğu, markanın yargılama sırasında el değiştirmesinin yargılamanın sürüncemede kalmasına yol açacağı bu bakımdan söz konusu tedbir kararının yargılama sırasında taraf değişikliğinin önlenmesine yönelik olup usul ekonomisine de uygun olduğu ve 3. Kişilere rızai devri önlemek dışında verilen tedbir kararının marka sahibince markadan kaynaklanan hakların tasarrufunu engelleyici, ticari faaliyetleri kısıtlayıcı bir fonksiyonunun bulunmadığı, HMK 392.maddesi uyarınca davalının zararların karşılanması yönünden makul bir teminat alınmak suretiyle tedbire hükmedildiği, hak kayıplarının önüne geçilmesini temin amacı güden , HMK.'nun 389 ve devamı maddelerinde ön görülen, tedbir amaçlarına, usul ve yasaya, hak ve yarar dengesine göre, yasal koşulları oluştuğundan ihtiyati tedbir talebinin kabulüne ve itirazın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 4. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 05/02/2025 tarih ve 2025/18 E. Sayılı ara kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcı davalı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/(1)-f. ve 394/(5). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 18/12/2025

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2025/1503, K. 2025/1750, T. 18.12.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1503-e-2025-1750-k-29de3a32eb54