Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1179 E. 2026/448 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2025/1179
Karar No
2026/448
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1179 - 2026/448 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2025/1179 KARAR NO : 2026/448 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 09/11/2023 NUMARASI : 2021/23 E. - 2023/151 K.

DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali

Taraflar arasında görülen davada Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 09/11/2023 tarih ve 2021/23 E. - 2023/151 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkilinin 2019/92557 sayılı "..." ibareli başvurusuna, davalı Şirket tarafından "...", "..." ibareli markalara dayalı olarak itiraz edildiğini, davalı Kurum tarafından bu itirazın yerinde bulunduğunu ve müvekkili başvurusunun reddine karar verildiğini, oysa müvekkilinin "..." ibaresi üzerinde müktesep hakkının bulunduğunu, davalı yanın markalarının "..." şeklinde olduğunu, bu haliyle taraf markaları arasında herhangi bir benzerliğin bulunmadığını, müvekkili markalarının 20 yıldan uzun süredir piyasada var olduğunu, YİDK kararında davalı şirketin 2018/72657 sayılı "... ..." ibareli markasının dayanak olarak gösterildiğini, bu markanın tescilli dahi olmadığını, müvekkili itirazı sonucunda reddolunduğunu, hukuken geçerli olmayan bir markaya dayalı olarak müvekkili başvurusunun reddolunamayacağını, müvekkilinin “...” şeklinde seri markalarının bulunduğunu, müvekkili markalarının kullanıma dayalı olarak kazanılmış ayırt ediciliğinin olduğunu, müvekkilinin "..." ibareli marka başvurusu ile "...", "... ..." ve "..." markalarının tanınmışlığından ve itibarından haksız olarak yararlanmaya çalıştığına yönelik iddiaların kötü niyetli bulunduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2020-M-9682 sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile redde mesnet marka arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunduğunu, ayrıca redde mesnet markaların tanınmışlığı nedeniyle somut olayda SMK'nın 6/5 maddesi koşullarının da oluştuğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı Şirket vekili, müvekkili markalarının tanınmışlığı nedeniyle taraf markaları arasındaki iltibas ihtimalinin arttığını, taraf markaları arasında sınıfsal açıdan ayniyet düzeyinde benzerlik bulunduğunu, taraf markaları arasındaki benzerliğin muhtelif yargı kararlarında da tespit edildiğini, dava konusu başvurunun asli unsurunu “...” ibaresinin oluşturduğunu, “...” ibaresinin davacı yanın markasında tali unsur olarak kabul edilmesi gerektiğini, davacı yanın önceki tarihli markalarına dayanarak müktesep hak iddiasında bulunamayacağını, taraflar arasında yıllardır süregelen uyuşmazlıklar nedeniyle davacı yanın müktesep hak karinesinden yararlanamayacağını, taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin mevcut olduğunu, davacı yan markasının tescilinin, müvekkili markasının tanınırlığına ve ayırt ediciliğine zarar vereceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraf markalarını oluşturan ibarelerin tamamında “p-p-t” sessiz harfleri ile “i” sesli harfi kullanılmış olup yine ikincil sesli harfler açısından kelimeler farklılaşmış ise de özellikle “..., ..., ...” şeklindeki taraf markalarının birbiri ile son derece güçlü harf dizilimsel ve fonetik benzerlik taşıdıkları, keza “...” ibaresi ile de dava konusu marka arasındaki benzerlik düzeyinin yüksek olduğu, her bir markanın başlangıç ve bitiş sesleri ile benzerlik taşıdığı gibi telaffuzları ve yazımlarının, ortalama bir tüketici nezdinde de yoğun bir benzerlik ilişkisi kurulmasına neden olacağı, bu çerçevede taraf markalarının esas unsurlarını oluşturan bu ibareler arasında gerek harf dizilimsel gerekse fonetik olarak son derece yüksek bir benzerlik mevcut olup ilgili tüketicinin iki marka arasındaki farklılıkları algılayamayabileceği, kelimeler arasındaki bu yakınlığın özellikle sözel iletişim açısından kelimelerin hecelenerek söyleniş hızı da dikkate alındığında temel marka kaynağının ne olduğu noktasında karıştırılma ihtimalini ortaya çıkarabileceği, sonuç olarak taraf markaları kapsamında aynı ya da benzerliği tespit olunan 29. ve 30. sınıf emtiaların tamamı ile 32. sınıftaki “Maden suları, kaynak suları, sofra suları, sodalar. Sebze ve meyve suları, bunların konsantreleri ve özleri, meşrubatlar. Enerji içecekleri (alkolsüz); proteinle zenginleştirilmiş sporcu içecekleri.” arasındaki ilişkinin aynı, aynı tür ya da yüksek düzeyli benzer oluşu göz önüne alındığında, karıştırılma ihtimalinin ortadan kalkması için işaretlerin birbirlerinden yeterince uzaklaşmaları gerektiği, somut olayda davacı yanın markasındaki asli unsurun “...” ibaresi olduğu, davalı markalarında ise “..., ..., ...” şeklinde olduğu bir durumda kelimeler arasında son derece güçlü bir benzerlik bulunduğu, markalardaki sair ek unsurların bu algıyı geri plana itmediği, işaretlerin esas unsurunu oluşturan bu sözcüklerin görsel ve işitsel açıdan son derece yüksek benzerlik taşıdıkları, kavramsal olarak karşılaştırılabilir bir farklılıkların ise mevcut olmadığı, davacı yanın önceki tarihli markalarından özellikle 2000/14671 ve 2007/29843 sayılı “...” ve “...” esas unsurunu haiz markalarından kaynaklı olarak, dava konusu başvuru kapsamındaki 30.sınıfta yer alan “Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler.” emtiaları yönünden, normal koşullarda müktesep hak karinesinden yararlanabileceği ve yalnızca bu emtialar ile sınırlı olarak işaretler arasında karıştırılma ihtimalinin benzerlik haline rağmen oluşmayacağı, davalı yanın tanınmışlık iddialarını somutlaştırır yeterli delil sunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili, seri marka olarak tescile konu edilen dava konusu "..." markası bakımından, müvekkili yararına müktesep hak koşullarının oluştuğunu, müvekkili markaları ile davalı markalarının, aynı piyasada uzun zamandan beri birlikte ve bir arada karıştırılmadan kullanıldığını, müvekkili başvurusu ile redde mesnet alınan markalar arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2013/21-1791-1676 sayılı kararında "mahkeme kararlarının gerekçeli olması Anayasal bir zorunluluktur. Mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiği, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayanıldığını ortaya koyar; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur" denilmiştir. Keza bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasa'nın 141/3. maddesi ile ona paralel bir düzenleme içeren HMK'nın 297. maddesi de bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. İstinaf denetiminin de gerekçeli karar üzerinden yapılması gerekir. Diğer yandan, 6100 sayılı HMK’nın 294. maddesi gereğince mahkeme, yargılamanın sona erdiği duruşmada hükmü vererek tefhim eder. Hükmün tefhimi, her halde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur. Zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın tefhim tarihinden başlayarak bir ay içinde yazılması gerekir. HMK’nın 297/2. maddesi gereğince, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Yine HMK.’nın 298/2. maddesi gereğince de gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hükmün birbirine uyumlu olması gerekir. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması, yargılamanın aleniyetine ve kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar ve hüküm arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm veya gerekçe başka ise bu durumun, mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın, kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Somut uyuşmazlıkta, ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararının 5. sayfasında, "dava konusu 2019/92557 sayılı başvuru kapsamında YİDK kararı aşamasında yer alan 29 ve 30. Sınıf malların tamamı ve 32. Sınıftaki “Maden suları, kaynak suları, sofra suları, sodalar. Sebze ve meyve suları, bunların konsantreleri ve özleri, meşrubatlar. Enerji içecekleri (alkolsüz); proteinle zenginleştirilmiş sporcu içecekleri.” Malları ile davalı yanın ret gerekçesi markalarının kapsamlarının aynı ya da benzer olduğu, başvuruda yer alan sair emtialar açısından ise taraf markalarının aynı ya da benzer emtiaları kapsamadıkları" denildikten sonra kararın 6 ve 7. sayfalarında "davacı yanın önceki tarihli markalarından özellikle 2000/14671 ve 2007/29843 sayılı “...” ve “...” esas unsuruna haiz markalarından kaynaklı olarak, dava konusu başvuru kapsamındaki 30.sınıfta yer alan “Şekerlemeler, çikolatalar, bisküviler, krakerler, gofretler.” emtiaları yönünden, raporda açıklanan nedenlerle, normal koşullarda müktesep hak karinesinden yararlanabileceği ve yalnızca bu emtialar ile sınırlı olarak işaretler arasında karıştırılma ihtimalinin benzerlik haline rağmen oluşmayacağı; davalı yanın tanınmışlık iddialarını somutlaştırır yeterli delil sunmadığı" şeklinde açıklama yapılmasına rağmen, hüküm fıkrasında davanın tümden reddine karar verilmiş, böylece gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşmuştur. Bu husus, az yukarıda açıklanan gerekçe ile hüküm fıkrasının birbirine uygun olması gerektiğine ilişkin ilke ve yasa hükümlerine aykırıdır. O halde, çelişki giderilecek şekilde yeniden bir karar verilmesi zorunlu olduğundan, usul ve yasaya aykırı olan hükmün kaldırılması gereklidir. Her ne kadar bölge adliye mahkemeleri, hukuki denetimin yanında aynı zamanda maddi vakıa incelemesi de yaparak, tahkikat sonucuna göre yeniden esas hakkında hüküm kurabilir ya da yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde, veyahut kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında karar verebilirse de somut olayda, hüküm ile gerekçe çelişkili olduğundan, ortada hukuki ve maddi vakıa denetimine elverişli bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle HMK'nın 353/1-a-6. maddesi uyarınca, davanın yeniden görülüp yeni bir karar verilmesi için ilk derece mahkemesine ait kararın esası incelenmeden kaldırılmasına ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiş, istinaf kararının neden ve şekline göre davacı vekilinin istinaf itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nce verilen 09/11/2023 gün ve 2021/23 E. - 2023/151 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine İADESİNE, 3-Davacı vekilinin diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 4-Davacı tarafından istinaf başvurusunda peşin olarak yatırılan 615,40-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının istek halinde davacıya iadesine,

5-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 6-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yapılacak yargılamada değerlendirilmesine, 7-Kararın tebliği ve harç işlemlerinin yerel mahkeme tarafından yaptırılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oy birliği ile 26/02/2026 tarihinde HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca KESİN olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 26/02/2026

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2025/1179, K. 2026/448, T. 26.02.2026, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2025-1179-e-2026-448-k-6904cc951684