Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2025/1129 E. 2026/609 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2025/1129
- Karar No
- 2026/609
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2025/1129
KARAR NO : 2026/609
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/10/2024
NUMARASI : 2022/489 E - 2024/800 K
DAVANIN KONUSU: Alacak
KARAR TARİHİ: 03/03/2026
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı dava dilekçesinde özetle ; Davalı ile %50-%50 hisseli ortak dükkan aldıklarını, bu dükkanın bir süre sonra 35.000,00 USD karşılığı satıldığını, bu ortak para ile ticaret yapmaya ve Çin'den ürün getirmeye karar verdiklerini, bu iş için davalının ... isimli şahıs firmasını kurduğunu, dükkan satışından hissesine düşen 17.500 USD’nin üzerine 4.350 USD daha ilave ederek davalının yapacağı işe %50 hisseyle ortak olduğunu, bu işin konusunu oluşturan ürünlerin Çin’den ithal edildiğini, fakat ürünlerin üzerine firma logosu yazılmadığı gerekçesiyle TSE’nin ürünlerin Türkiye’ye girişini reddettiğini, ürünlerin Çin’e geri gönderildiğini ve davacının, 14.350 TL karşılığı 1.750 USD ve 10.100 TL karşılığı 1.250 USD olmak üzere, toplamda 24.420 TL ürün gönderme masrafı ödediğini, bu masraf tutarını davalı ile yarı yarıya ödemeleri gerekirken, davalının ödeyemeyeceğini bildirmesi üzerine tamamını ödemek zorunda kaldığını, sonrasında davalının bu işi tek başına yapacağını söylediğini ve davacıyı devre dışında
bıraktığını beyan ederek, ödediği 21.850,00 USD ana para ile bu iş için harcadığı 24.420,00 TL karşılığı 2.500,00 USD'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde ; Müvekkilinin kendi ticaretini tek başına şahıs şirketi olarak sürdürmekte olan bir tacir olduğunu, demir/çelik vs. toptan ticaret ve gayrimenkul alım-satım işi yaptığını, davacının da tacir olup, İstanbul Ticaret Odası'nın ... sicil numarasına kayıtlı İstanbul .... Şti.nin ortağı ve müdürü olduğunu, tarafların benzer sektörde faaliyet gösterdiklerini, davacının müvekkiline demir/çelik vs. toptan ithalatı hususlarında tanışıklığı ve tecrübesi nedeniyle sözlü olarak yardımcı olduğunu, ancak davacının hiçbir zaman müvekkilinin şahıs şirketine veya Çin'den getirilecek ürünlerin ithalatına ve kazancına ortak olmadığını, davacının müvekkili ile bir defaya mahsus ortak olduğu iddiasını kabul etmediklerini, müvekkilinin Çin'den yapılacak ithalat ile ilgili bilgileri paylaştığı için davacının dava dilekçesinde yazdığı bu bilgileri detaylı bildiğini, davacının 35.000.00 USD'ye dükkan satıldığı iddiasını kabul etmediklerini, davacının dava açmadan önce iddia ettiği borç para alacakları ile ilgili borç paranın iadesi ihtarı göndermesi ve bu ihtarın üzerinden 6 hafta geçmesi gerektiğini beyanla , davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda ; Davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile;
1-) 24.420 TL nin 29/05/2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
2-) 21.850,00 TL USD alacak talebi yönünden davanın REDDİNE, şeklinde hüküm kurulmuştur.
Mahkemece verilen kararı,davacı vekili istinaf etmiştir.
Davacı vekilince verilen istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi tarafından "davacı tarafından ... hesabından ...-...'nin ... hesabına ...'tan ... tarih nolu dekont ile 4.350 USD eft yapıldığı beyan edilen dekontun okunaklı olmadığı, bedel ve açıklama tespit edilemediği" gerekçesiyle, müvekkili tarafından gönderilen tutarın tamamen göz ardı edilmiş olduğu, ancak, müvekkilinin asil sıfatıyla başlattığı davanın dilekçesinde görüleceği üzere, davalının hesap hareketlerinde işbu dekontun karşılığının bulunmasının pekala mümkün olduğu, hakimin davayı aydınlatma ödevi bulunduğu, bu belgenin ibrazının sağlanması veya celbi gerekliyken bu delil temin edilmeden hüküm kurulmuş olmasının usule ve yasaya aykırı olduğu, Mahkemenin , bilirkişi heyetinin hukuki değerlendirmesi ile karar verdiğini, tahkikatta, uyuşmazlık konusu miktar üzerinde hesaplama yapılması için dosyanın 24.10.2023 tarihinde 2 kişilik bir bilirkişi heyetine verildiği,bilirkişilerden ... gümrük müşaviri, ...'in ise hesap uzmanı olduğu, mahkemece bilirkişi raporundan bir alıntının, gerekçeli karara da eklenmek suretiyle kararın gerekçesi olarak gösterilmiş olduğu, yapılan alıntının bir delil değerlendirmesinden ziyade, hukuki gerekçelendirme olarak kullanılmasının bilirkişi delilinin amacını aşar nitelikte olduğu,
Adi ortaklığa "hayatın olağan akışıyla" şekil şartı getirilemeyeceği, kurulan hükümde iddia edilenin aksine, adi ortaklık kurulumunun hukuken herhangi bir şekle tabi tutulmadığı, somut olayda taraflar arasında belli bir proje için ortaklık kurulmuş olduğu, davalının emlakçılık işi ile uğraşmakta, müvekkilinin ise gayrimenkul yatırımlarında bulunmakta olduğu, tarafların ortaklaşa bir işyeri satın almış ve devamında bu evin satışını gerçekleştirerek kar elde etmiş oldukları,müvekkilinin herhangi bir hukuki ilişkiye müstenit olmadan doğrudan 90.000,00-TL parayı davalının hesabına göndermiş olmasının düşünülemeyeceği, her ne kadar dosyada buna ilişkin bir tapu bilgisi mübrez değilse de, tapu sicilleri aleni olup, yapılan satışın ilgili mercilere gönderilecek müzekkere yoluyla tespitinin mümkün olduğu,
Müvekkili ile davalının bu alım-satım neticesinde 35.000,00 Amerikan Doları kazandıkları,bunun üzerine müvekkilinin uzun yıllar icra ettiği mesleği, çevresi, paslanmaz çelik sektöründeki bilgisi ve malvarlığı sebebiyle davalı tarafından bir yatırıma daha davet edildiği,sonraında bu yatırımdan dışlanan müvekkilinin bu sözlü ortaklığın sonlandırılışından kaynaklanan alacağını talep ettiğini,dosyada mübrez dekontların açıklamalarında da görüleceği üzere müvekkili tarafından davalıya gönderilen paraların hangi maksat ile gönderildiğinin açık olduğu, davalının kendi adına açmış olduğu şirketinde sadece müvekkili ile birlikte ortak olarak başlattığı Çin'den getirilecek üründen başka bir ticari faaliyet olmadığı düşünüldüğünde dahi, müvekkilinin davalıya herhangi başka bir konuya ilişkin borç para vermediğinin açık olduğu, böylece müvekkilinin açıklamalarla ilettiği dekontlar mevcutken, bu belgelere adeta hiç açıklama yazılmamış gibi "ödünç para" savunması getirilmesi, bu savunmanın herhangi bir materyalle desteklenmeden bilirkişilerce kabul edilmesi ve mahkemenin bu yönde hüküm kurmasının usule ve yasaya uygun bulunmadığı ileri sürülerek, kararın kaldırılması istenmiştir.
...nun 355. maddesi uyarınca, kamu düzeni yönünden ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda;
Dava , adi ortaklık iddiasına dayalı alacak talebine ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı, taraflar arasında Çin'den mal ithal edilip kazancın paylaşılmasını konu edinen bir “adi ortaklığın” kurulduğunu ve adi ortaklığa istinaden davacı tarafından davalıya para (ortaklığa katkı sermayesi ve nakliye masrafı) gönderildiğini iddia etmekte; davalı ise, taraflar arasında davacının iddia ettiği gibi bir “adi ortaklığın” kurulmadığını, davacı tarafından davalıya sadece, “borç” olarak, nakliye masrafları için kullanılan tutar olan toplam 24.420,00 TL'nin gönderildiğini beyan etmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü, davacı tarafından dayanılan adi ortaklık sözleşmesinin hukuki tanımı, kurulma aşaması ve ispatında toplanmaktadır.
Adi ortaklık; iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir(TBK md 620/1). Diğer bir anlatımla, adi ortaklık; birbirini tanıyan, birbirlerinin kabiliyet ve şahsiyetlerine güvenen, eşit ve aynı durumda olan gerçek veya tüzel kişilerin, müşterek amacın gerçekleştirilmesini sağlayacak vasıtaları (katılım paylarını) ortaklığa getirme konusunda karşılıklı ve uygun irade beyanlarının birbirine ulaşmasıyla teşkil eden bir kişi topluluğudur.
Buna göre adi ortaklığın unsurları; kişi, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis), katılım payı (sermaye) ve sözleşme bağı şeklinde belirtilebilir.
Adi ortaklık sözleşmelerinin kuruluşu bakımından, ortakların esaslı noktalarda uyuşması gerekir (TBK md 2/1). Eş söyleyişle, ortakların şahsı, müşterek amaç, müşterek amaç uğruna birlikte çaba, katılım payının türü ve kapsamı, ortaklık açısından esaslı unsurlar olup, bunlarda uyuşulması ortaklık sözleşmesinin kurulması için yeterlidir. Ortaklar, ikinci derecedeki noktalarda uyuşmamış olsalar bile, ortaklık kurulmuş sayılır.
Türk Borçlar Kanunu'nun 620 nci maddesinde; "Adi Ortaklık Sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir" denilerek sözleşme unsuru açıkça belirtilmiştir.Ortaklar, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere bir sözleşme etrafında birleşirler. Sözleşmenin kurulması için tarafların karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarını açıklamaları gerekir. Adi ortaklık, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere kurulur. Ortak amaçtan bahsedebilmek için, sözleşme ile ulaşılmak istenen hedefin bütün ortaklar için müşterek olması gerekir.TBK'nın 620 nci maddesinde; “ortak bir amaca erişmek üzere” ifadesiyle açıkça belirtilen ortak amaç unsuru, sözleşmenin temel unsurudur. Ortakların, ortak bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelmeleri de yeterli değildir. Bu nedenle, ortakların ayrıca bu amacı gerçekleştirmek üzere çalışmalara katılmayı ve bu amaçla işbirliği yaparak birlikte çaba göstermeyi de taahhüt etmeleri ve bu hususta üzerlerine düşeni yapmaları gerekir. Yani ortaklar, ortak amacın gerçekleşmesi için eşit durumda gayret ve özen gösterme yükümlülüğü altındadırlar. Sözleşmede ortaklar için sermaye payı koyma yükümlülüğünün öngörülmüş olması, birlikte çaba gösterme yükümlülüğüne de yer verildiği anlamına gelmez. Bu unsurun sözleşmenin içeriğinde yer alması gerekir (N.Barlas 38,O.H.Şener 117.sy).
Diğer bir deyişle, taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık olarak kabul edilebilmesi için sözleşmede, sözleşmeyi yapacak kişiler, sermaye payı, ortak amaç ve işbirliği unsurları bulunmalıdır.
Yukarıda da açıklandığı üzere ; adi ortaklık sözleşmesi yazılı yapılabileceği gibi sözlü de yapılabilir. İhtilaf halinde, bu ortaklığın var olduğunu ileri süren kişi, iddiasını, HMK'nın 200. md gereğince senetle ispat etmelidir. Somut olayda ,yazılı bir sözleşme ibraz edilmemiştir.
İspat için başvurulan araçları ifade eden deliller ; HMK’da senet, yemin, tanık bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır.Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukuki sonuçlar bakımından "kesin" ve "takdiri" deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapıl- maktadır. Kesin deliller hâkimin bağlı olduğu ve takdir yetkisine sahip olmadığı senet, ikrar,yemin vs , takdiri deliller ise hakimin takdir yetkisinin olduğu bilirkişi ,tanık beyanı vs dir.
"Delil Başlangıcı" başlıklı 202. Maddesi; (1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispa- tına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir"
Somut olayda , yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge de sunulmadığı ,"Senetle İspat Zorunluluğunun İstisnaları" başlıklı 203. maddesinde tanık dinlenmesine cevaz verilen bir hususun bulunmadığı değerlendirilmiştir.
Mahkemece yargılamada nitelikli hesaplama uzmanı ve gümrük uzmanı bilirkişi heyetinden alınan 17/04/2024 tarihli raporda özetle; "davacının davalıya, iddia ettiği gibi 21.850 USD tutarında ortaklığa katılım payı (adi ortaklığa katılma sermayesi) verdiğini ispata yönelik somut delile tarafımca rastlanmadığı,taraflar arasında Adi Ortaklık (Adi Şirket) akdi ilişkisi ya da Ödünç akdi ilişkisi kurulduğunu ispata yönelik somut delile dosya içeriğinde rastlanmadığı, davalının iddia ettiği gibi, davacı ile davalı arasında kurulan bir Ödünç akdi ilişkisine istinaden, “borç verilmek” amacıyla toplam 24.420 TL'nin banka havalesi yoluyla davalıya ödenmiş olması “hayatın olağan akışına” uygun olduğu için, davacının işbu 24.420 TL'lik tutarı davalıya ödünç olarak vermiş olduğunun ve dolayısıyla da davacının bu tutarın iadesine ilişkin alacağa (iade alacağına) sahip olduğunun kabul edilmesi gerektiği kanaatine varıldığı, dava dosyası içeriğine göre; davacı ödünç vermiş olduğu tutarın iadesini ilk defa dava
tarihi itibariyle talep ettiği, bu durum karşısında; davalının ödüncü
geri verme borcu (davacının iade alacağı) dava tarihi itibariyle muaccel olmamış olup,
dava tarihinden 6 ay sonraki tarih olan 29.05.2022 tarihi itibariyle muaccel olmuştur.
Dolayısıyla dava tarihi itibariyle henüz muaccel olmamıştır." şeklinde görüş bildirilmiş olduğu görülmüştür.
Mahkeme,adi ortaklığın ispatlanamadığı, davacı taarfından gönderilen bir kısım paranın ödünç mahiyetinde olduğu ve TBK.md.392'deki hüküm uyarınca; ödünç alan davalının ödüncü geri verme borcu, ödünç veren davacının ilk talebinden itibaren altı ay geçmekle muaccel hale geleceği, dava tarihinden altı ay sonrası temerrüt tarihi kabul edileceği,bu sebeple muacceliyet koşulunun gereçekleşmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Bilirkişi raporuyla da tesbit edildiği üzere ;davacının dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu Banka Dekontlarından;
1-... tarafından ... hesabından ...'nin ...Bankası hesabına 15.04.2020 tarihli dekont ile “...'den alınan dükkan tapusu için” açıklamasıyla 90.000 TL EFT yapıldığı,
2-... tarafından ... hesabından ...'nin ... hesabına 12.04.2021 tarihli dekont ile “flanş ve dirseklerin antrepo vs.masrafı” açıklamasıyla 14.000 TL EFT yapıldığı,
3-... tarafından ... hesabından ...'nin ... hesabına 13.04.2021 tarihli dekont ile “flanş ve dirseklerin antrepo vs.masrafı” açıklamasıyla 320 TL EFT yapıldığı,
4-... tarafından ... hesabından ...'nin ... hesabına 16.04.2021 tarihli dekont ile “malzemelerin Çin'e nakliyesi ve liman vs.masrafı” açıklamasıyla 10.100 TL EFT yapıldığı, anlaşılmaktadır.
5- Bilirkişi heyeti tarafından ;Davacının dava dilekçesi ekinde sunmuş olduğu “..." başlıklı Dekont okunaklı olmayıp, bu dekont incelendiğinde, davacının hesabından davalının hesabına herhangi bir para gönderildiği anlaşılmamakta şeklinde belirtilmiştir.
Mahkemece bu dekont örneği ilgili bankadan celp edilmemiş , bu hususu karar gerekçesinde " ... hesabından ...-...'nin ... hesabına ...'tan ... tarih nolu dekont ile 4.350 USD eft yapıldığı beyan edilen dekontun okunaklı olmadığı, bedel ve açıklama tespit edilemediği" şeklinde belirtmiştir.
Mahkemece ,yukarıda yazılı banka dekontu ilgili bankadan okunaklı bir şekilde örneği celp edilerek incelenmeli,sözkonusu dekont içeriğinde ve yukarıda dökümü yapılan (davacı tarafça ,davalıya para gönderilen) dekontlardaki açıklamaların bir adi ortaklığın varlığını gösterip göstermediği hususlarının incelenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gereklidir.
Adi ortaklığın ispatlanamadığı sonucuna varıldığı takdirde ; emsal nitelikteki Yargıtay 3. H.D'nin 2025/3259 esas ve 2025/4640 karar sayılı ilamı dikkate alınarak,6 aylık sürenin temerrüt başlangıcı mı yoksa dava şartı mı olduğu hususları somut olay yönünden değerlendirilmelidir.
Tesbit edilen bu eksiklikler yargılama gerektirdiğinden ve esaslı delil niteliğindeki dekont celp edilep incelenmediğinden,davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.
K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla,yukarıda açıklanan şekilde yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine,İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.03/03/2026