Bölge Adliye Mahkemesi · Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi 2023/912 E. 2025/666 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/912
- Karar No
- 2025/666
- Karar Tarihi
T.C.
ERZURUM
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/912
KARAR NO : 2025/666
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : ERZURUM ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/02/2023 (Karar)
NUMARASI : 2019/138 Esas, 2023/126 Karar
DAVA : Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali)
Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olup, söz konusu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine HMK 353. madde uyarınca dosya üzerinden inceleme yapıldı.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:
Davacı dava dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın ... Şube müşterilerinden dava dışı asıl borçlu ... Kollektif Şti. ... ve Ortaklarına Genel Kredi Sözleşmelerine istinaden taksitli ticari krediler ve ticari artı para kullandırıldığını, davalı borçluların ise Genel Kredi sözleşmeleri gereğince müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla bu kredilerden sorumlu olduklarını, asıl borçlu şirket tarafından kredi şartlarının ihlal edildiğini, bu nedenle kredi hesapları kat edildiğini ve asıl kredi borçlusu şirkete ve müteselsil kefillere, Gebze ... Noterliğinden keşideli 06.12.2018 tarihli ... Yevmiye numaralı ihtarnamesi ile borçların ödenmesinin ihtar edildiğini, verilen süre zarfında alacağın tasfiye edilmediğini ve borçlular tarafından bir ödeme planının da sunulmadığını, borcun ödenmemesi üzerine borçlular hakkında Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/... D. İş Esas nolu dosyasıyla ihtiyati haciz talebinde bulunulduğunu ve Erzurum ... İcra Müdürlüğünün 2019/... Esas sayılı dosyasıyla bu ihtiyati haciz kararının icra edildiğini, akabinde ihtiyati haciz kararı kati hacze çevrilerek ilamsız icra takip yapıldığını, davalı borçluların bu icra takibine hiçbir haklı gerekçe göstermeden itiraz ettiklerini, davalı borçluların bu itirazları üzerine dava şartı olan arabuluculuğa başvurulduğunu fakat davalılar ile anlaşma sağlanamadığını, tüm bu açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak davalıların Erzurum ... İcra müdürlüğünün 2019/... esas sayılı dosyasına yapmış oldukları itirazın iptaliyle takibin devamına, borçluların haksız ve kötüniyetli olarak borca itiraz etmesi sebebiyle asıl alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmelerine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP :
Davalılar vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde ileri sürmüş olduğu hususların gerçeği yansıtmadığını, davacı haksız ve hukuka aykırı olarak ira takibi yaptığını ve müvekkilinden bu şekilde haksız kazanç sağlamaya çalıştığını, davacı bankanın göndermiş olduğu ihtarlara taraflarınca itiraz edildiğini, buna rağmen davacı haksız bir şekilde icra takibi başlatıldığını, bu icra takibinede haklı olarak itiraz edildiğini, davacı bankanın çıkartmış olduğu hesapların ve uyguladığı faiz oranlarının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı tarafın haksız ve hukuka aykırı olarak kazanç sağlamaya çalıştığını, ilk kredi sözleşmeleri bankada imzalanırken kredi sözleşmesinin hiçbir maddesinin müvekkilleriyle karşılıklı olarak görüşülmeden ve maddeler üzerinde mutabakat sağlanmadan imzalatıldığını, bankanın müvekkili şirketlere göndermiş olduğu hesap katları ve hesap özetlerinin tek taraflı olarak düzenlendiğini, bu sebeplerden dolayı itiraz edildiğini, tüm bu açıklanan nedenler göz önünde bulundurularak davacının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davasını reddine karar verilmesini, haksız ve kötü niyetli olarak icra takibi ve dava açtığından dolayı % 40'tan aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda;"Davacı ile dava dışı ... Kollektif Şirketi ... ve Ortakları arasında 06/04/2010 tarihli ve 23/10/2013 tarihli genel kredi sözleşmeleri imzalandığı, davalıların bu kredi genel sözleşmelerini müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları anlaşılmaktadır.
Davacı ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında imzalanan 06/04/2010 tarihli genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olduğu anlaşılmaktadır, 818 sayılı Borçlar Kanunun kefaletin şeklinin düzenleyen 484. maddesinde ''Kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve kefilin mes'ul olacağı muayyen bir mikdar iraesine mütevakkıftır.'' denilmek suretiyle kefaletin geçerliliğinin yazılı şekilde yapılmasına ve kefilin sorumlu olacağı miktarın belirli olmasına bağlı olduğu belirtilmiştir. Buna göre kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılmasının zorunlu olmasının yanında kefilin ne kadarlık tutar için kefil olduğunun bu sözleşmede açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Buna göre somut olayda davacı ile dava dışı asıl borçlu arasında imzalanan 06/04/2010 tarihli genel kredi sözleşmesi 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine tabi olup davalıların kefaletinin de bu kanun doğrultusunda değerlendirilmesi gerekecektir. 06/04/2010 tarihli genel kredi sözleşmesini müşterek ve müteselsil kefil olarak imzalayan davalıların sözleşmede kefalet limitlerinin yazılı olmadığı, buna göre kefillerin ne kadarlık borç tutarı yönünden kefil olduklarının sözleşmede belirlenmediği, davalıların sadece isim ve soy isimlerinin yanında adreslerinin ve imzalarının bulunduğu görülmektedir. Bu haliyle her ne kadar davalılar 06/04/2010 tarihli genel kredi sözleşmesini müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalamışlar ise de; kefalet limitinin sözleşmede yer almadığı bu nedenle davalıların imzaladıkları kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, geçersiz kefalet nedeniyle davalıların sorumluluklarının doğmayacağı sonucuna varılmaktadır.
Davacı ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında imzalanan diğer bir sözleşme ise 23/01/2013 tarihli genel kredi sözleşmesidir. Davalılar bu sözleşmeyi müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalamışlar ve bu genel kredi sözleşmesinden dolayı 2.000.000,00 TL'ye kadar doğan borca kefil olduklarını beyan etmişlerdir. Bu genel kredi sözleşmesi 6098 sayılı Borçlar Kanunun yürürlükte olduğu dönemde imzalanmış olup; bu yasa hükümlerine tabi olacaktır. Dava konusu edilen 23/01/2013 tarihli genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için evli olan kefillerin eşlerinin rızasının bulunması zorunlu idi. Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletlerde eş rızasının aranmamasına ilişkin 6098 sayılı TBK'nun 584/3 maddesi 28/03/2013 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Bu durumda dava konusu 23/01/2013 tarihli genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için evli olan kefillerin eşlerinin rızasının bulunması gerekmektedir. Somut olayda her ne kadar davalılar 23/01/2013 tarihli genel kredi sözleşmesini müşterek ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalamışlar ise de; sözleşme tarihinde davalıların evli oldukları, kefalet sözleşmesinin geçerli olması için eşlerinin rızasının gerektiği ancak davalıların imzaladıkları kefalet sözleşmesinde eşlerinin rızasının bulunmadığı, bu haliyle işbu genel kredi sözleşmesinden dolayı kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı ve bu nedenle davalıların da sorumluluklarının bulunmayacağı sonucuna varılmış olup davanın reddine karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle davanın reddine, davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, karar vermiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların eşleri tarafından imzalamış oldukları eş muvafakatleri mevcut olup, daha önce dosyaya sunmuş iseler de yeniden istinaf dilekçelerine ekli olarak sunduklarını, davalı tarafça kefaletlerinin geçersiz olduğu veya eşleri tarafından verilen bir muvafakatname olmadığı iddiasının ileri sürülmediğini, ileri sürülmeyen bir iddianın mahkemece kendiliğinden hükme esas alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, belirterek kararın kaldırılması istemiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI, HUKUKİ SEBEP VE GEREKÇE:
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf dilekçesinde belirtilen nedenler ve kamu düzenine aykırılık bulunup bulunmadığı hususlarıyla sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.
Somut uyuşmazlıkta; davacı banka ile dava dışı asıl borçlu ... Koll. Şti. ... ve Ortakları, arasında 06/04/2010 ve 23/10/2013 tarihinde Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, davalıların söz konusu sözleşmeleri müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıkları, Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklanan alacağın ödenmediği iddiasıyla davalı kefiller aleyhine davacı banka tarafından Erzurum .... İcra Dairesi'nin 2019/... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığı, davalıların takibe vaki itirazları nedeniyle eldeki itirazın iptali davasının açıldığı, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekilinin istinaf yasa yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.
Her ne kadar Mahkemece 06/04/2010 tarihli kredi sözleşmesinde kefillerin kefalet limitinin gösterilmemesi nedeni ile 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 484. maddesi uyarınca kefillerin borçtan sorumlu tutulamayacağı belirtilmiş ise de, genel kredi sözleşmesi incelendiğinde davalıların imzasının bulunduğu sözleşmenin ilk sayfasında sözleşme bedeli 850.000,00-TL olarak gösterilmiş olup davalı kefiller için ayrıca limit gösterilmediğinden sözleşme tutarının aynı zamanda kefilin sorumlu olduğu tutar olduğu, bu sebeple kefalet sözleşmesinin 818 sayılı Kanuna göre geçerli olduğu (Bknz.Yargıtay 11.H.D.'nin 2020/3487 E.- 2020/5950 K. Sayılı ilamı), 23/01/2013 tarihli GKS için ise sunulan muvafakatnamelerden anlaşıldığı üzere davalıların eşlerinin kefalete rızalarının olduğu, bu sebeple davacı banka ile davalılar arasındaki kefalet sözleşmelerinin geçerli olduğu anlaşıldığından, oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmemiştir.
Açıklanan bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile mahkemece verilen kararın HMK'nın 355, 353/(1)-a-6. maddeleri uyarınca, kaldırılmasına dair aşağıda belirtilen şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf isteminin KABULÜ ile, yerel mahkeme kararının, HMK’nın 353/(1)-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
2-Dava dosyasının HMK’nın 353/(1)-a maddesi gereğince davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
3-İstinaf peşin karar harcının yatıran tarafa iadesine,
4-İstinaf başvurusu aşamasında yapılan yargılama giderlerinin mahkemesince verilecek nihai kararla hüküm altına alınmasına,
5-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
6-İİK 36. maddesi gereğince istinaf aşamasında tehiri icra talebi doğrultusunda yatırılan teminat olması halinde yatıran tarafa İADESİNE,
7-Gerekçeli kararın tebliği, teminat ve harç iadesi işlemlerinin yerel mahkemece yerine getirilmesine,
Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK’nın 353/(1)-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere 02/05/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.