Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2023/2017 E. 2023/2017 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2023/2017
Karar No
2023/2017
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/2017 - 2025/2210 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2023/2017 KARAR NO : 2025/2210 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 5. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 12/04/2023 NUMARASI : 2022/399 E. - 2023/186 K.

DAVANIN KONUSU : Marka İle İlgili Kurum Kararlarının İptali Marka Hükümsüzlüğü

Taraflar arasında görülen davada Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 12/04/2023 tarih ve 2022/399 E. - 2023/186 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkilinin “...” markalarının dünyada ve Türkiye’de yüksek tanınmışlığa sahip olduğunu, “...” ve “... ...” markalarının yoğunlukla 29, 30, 32, 35 ve 43. sınıflarda tescil edildiğini, itiraza konu “...” markası ile müvekkilinin tanınmış “...” ve türevi markaları arasında SMK m. 6/1 uyarınca karıştırılma ihtimali bulunduğunu, aksi yöndeki YİDK kararının hatalı olduğunu, davaya konu markanın, “...” ibaresinin, müvekkilinin tanınmış “...” markasının ayırt edici parçalarından biri olan “...” ibaresinin görsel olarak ayırt edilemeyecek derecede benzeri, işitsel olarak ise aynısı olduğunu, “U” yerine “A” harfinin seçilmesinin tamamen bilinçli bir tercih olduğunu, davalının kötüniyetli bir şekilde ... ibaresini kendi adına tescil ettirme çabasının, başvuru sahibinin 2020/48140 nolu “...”, 2021/044488 nolu “...”, 2021/044487 nolu “...” ibareli marka başvuruları incelendiğinde de görüldüğünü, üçüncü kişilerce sıklıkla “HERHANGİ BİR KELİME”+ “...” sistematiği kullanılarak marka yaratılması yoluna gidilerek ... markalarının bu şekilde taklit edildiğini, ... markalarının tanınmışlığı karşısında, ...’ın ana faaliyet alanında “...” ve “...” içeren bir markanın, ... haricinde hiçbir markaya atıf veya çağrışım yapmayacağını¸ “...” markasının doğrudan “... ...” markasını akla getireceğini, SMK m.6/5’in gözetilmediği YİDK kararının hatalı olduğunu, davaya konu markanın ... markalarının tanınmışlığından haksız bir yarar elde edeceğinin tartışmasız olduğunu, ... markalarının ayırt edici karakterinin 3. kişiler tarafından kullanılması ile zedelenecek ve sulanacak olduğunu, ... markalarının Paris Sözleşmesi kapsamında da tanınmış olup daha geniş bir korumaya tabi tutulması gerektiğini, YİDK kararının SMK m. 6/4’ün gereğini yerine getirmediğini, davalının kötüniyetli olduğunu, davaya konu markanın tescili halinde müvekkilinin ticaret unvanından ve ....com.tr ve türevi alan adlarından doğan haklarının zedelenmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalacağını ileri sürerek, dava konusu 2022-M-2103 sayılı YİDK kararının iptaline, tescili halinde dava konusu 2021/044489 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili, dava konusu "..." ibareli başvuru markası ile davacının "..." esas unsurlu markaları değerlendirildiğinde, genel görünümleri ve bir bütün olarak bakıldığında bıraktıkları intiba, karıştırılacak şekilde benzer olmadıklarını, dava konusu markayı okuyan veya gören ortalama dikkate sahip ve her iki işareti yan yana karşılaştırma imkânı olmayan kişinin zihnindeki intibanın, davacıya ait marka/markaların bıraktığı intiba ile aynı olmayacağını, başvuru markasında yer alan “...” ibaresi ile itiraz markalarındaki “...” ibareleri arasında anlamsal bağ bulunmadığını, davacı yanın eskiye dayalı kullanım iddiasının ispat edilemediğini, markalar benzer olmamakla birlikte, dava konusu başvurunun tescilinin 6769 Sayılı SMK'nın 6/5. maddesinde belirtilen koşulların oluşmasına yol açacağı yönünde de bir kanaat oluşmadığını, davacı taraf, kötüniyet iddiasını itiraz aşamasında belgelendirmediğinden, bu husustaki iddiaya itibar edilmediğini, davacının md.6/6 gerekçeli itirazı yönünden yeterlil bilgi ve belge sunulmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, davacı yanın iddialarının yerinde olmadığını, davaya dayanak yapılan "... ibaresinin (dolar/para anlamında) topluma mal olmuş, jenerik ve harcı alem bir ibare olduğu, hiçbir firmanın tekelinde olamayacağı, müvekkili markasında kullanılan ibarenin "..." (Sırt anlamında) olduğu, markaların görünüş, kelime, hece sayısı, okunuş, renk, anlam, yazı karakteri, işitsel yönden birbirinden farklı olduğunu, YİDK kararının hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, dava konusu markanın "..." ibaresinden oluştuğu, davacıya ait itiraza/mesnet olup dava konusu marka kapsamında yer alan emtia ile aynı, aynı tür veya benzer mal ve hizmet içeren markaların "..." esas unsuru etrafında kümelendikleri, davacı şirketin "Şekil+... ..." markasının uzun yıllardan beri piyasada olduğu, dünya çapında çok sayıda ülkede tescilli olduğu ve yaygın olarak kullanıldığı, sürekli tanıtım ve reklam faaliyetleri ile davacı şirket ile özdeşleştiği ve içecek-cafe sektöründe tanınmış hale geldiği gibi içecek-cafe sektörü haricinde kalan diğer mal ve hizmetlerin hitap ettiği tüketici kesiminin de davacıya ait bu markayı iyi bildiği ve tanıdığı, dava konusu marka kapsamında yer alan emtia ile davacıya ait markaların kapsamlarında yer alan mal ve hizmetlerin aynı, aynı tür ya da benzer oldukları, davacının "Şekil+... ..." markasının, davaya konu emtia ile aynı ya da benzer mal ya da hizmetler üzerinde tanınmış marka mertebesine ulaştığı, tanınmışlığın ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesini artıran bir unsur olarak dikkate alınması gerektiği, markaların kapsamlarında yer alan emtianın aynı/aynı tür olduğu, emtia arasında benzerlik düzeyinin artmış olması halinde markalar arasındaki iltibas tehlikesinin bertaraf edilmesi için markaları oluşturan işaretler arasındaki farklılık derecesinin artmış olmasının gerekeceği, somut olayda karşılaştırılan markaların kapsamlarındaki emtianın aynı/aynı tür olması nedeniyle ilgili tüketici kesimi nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesinin bertaraf edilmesi için markaları oluşturan işaretler arasında farklılık derecesinin artması gerektiği, ancak; somut olayda markaların hitap ettiği makul derecede bilgili, dikkatli ve ihtiyatlı ortalama tüketici kesimi nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi oluşturacak derecede benzer olduğu, zira; başvuru markasının esaslı unsurunu "..." ibaresinin oluşturduğu, "..." sözcüğünün "Kahve" anlamına geldiği ve davaya konu "Kahve" ve türevi emtia bakımından ayırt ediciliğinin bulunmadığı, hal böyleyken dava konusu markanın oluşturulmuş sistematiğinde, davacı markalarının ikincil sesini taşıyan “...” ibaresi ile görsel ve işitsel olarak yüksek düzeyde benzerlik taşıyan "..." ibaresini içerdiği, bu durumun işaretler arasında bir benzerlik oluşturmasının yanı sıra, uyuşmazlık konusu marka kapsamında, davacı yanın markalarının tanınmışlığının bulunduğu sınıfların mevcut oluşu da gözetildiğinde, davacı yanın özgün ve ayırt edici “...” markalarını çağrıştırır nitelikte yaratılmış “...” şeklindeki markada, “...” ibaresinin kullanımının herhangi bir zorunluluktan kaynaklı olmadığı, bu ibarenin ticaret hayatında yaygın veya sektörel ihtiyaç temelli kullanılan bir işaret olmadığı gözetildiğinde, bu ibarenin davacı yan tanınmış markalarının zihinde kalıcı unsurlarından biri olarak dava konusu markadaki yüksek düzeyde benzer kullanımının, ortaya çıkan bütünde, tüketicinin dava konusu markanın, davacı markalarından esinlenilerek yaratıldığı, davacı markasının serisi olduğu yönünde bir algı edinimi için yeterli olduğu, bu haliyle dava konusu markanın, davacının yeni bir emtia grubu türü için yarattığı bir marka izlenimi verdiği, bu tür markaların tesciline izin verilmesinin zaman içerisinde orijinal markanın ayırt ediciliğinin giderek zayıflaması, benzer ticari isimler taşıyan çok sayıda markanın aynı piyasada var olması sonucunu meydana getirebileceği, bu durumun ise zaman içerisinde tanınmış markanın sulanmasına neden olabileceği gibi davalı markasının, davacı yanın markalarının tanınırlığından dolayı olumlu bir imaj transferi edineceği, tüketicinin bu yöndeki ilk algısı sonradan değişse dahi, tüketicinin davalı markasını öncelikli olarak tercih etmesi sebebinin, davacı yanın tanınır markasının algısında bıraktığı imaj ve kalite algısı olabileceği, bu nedenlerle davacı markalarının tanınmışlığından yararlanma sonucuna sebebiyet verebilecek öğeler içerir şekilde oluşturulmuş dava konusu markanın, farklı şekillerde meydana getirilmesi de mümkünken davacı markaları ile benzer şekilde oluşturulmuş olmasından kaynaklı olarak taraf markaları arasında, başvuru kapsamında yer alan tüm gıda ürünleri bakımından, davacı yanın markalarının tanınmışlığına bağlı oluşması muhtemel bir ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesinin mevcut olduğu gerekçesi ile davanın kabulü ile 2022-M-2103 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2021/044489 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, bilirkişi raporunun müvekkili lehine olmasına rağmen yerel mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, dosya kapsamında verilen kararın hukuki nitelendirme açısında hatalı olduğunu, ilk başta dahi birbirlerinden çok farklı markalar olduğu açıkça görünen "..." ve "..." markalarının varsayımsal ve soyut bir yaklaşımla benzer kabul edilemeyeceğini, davacının kötüniyetle hareket ettiğini, ... ibaresinin davacının tekelinde olmasının mümkün olmadığını, kaldı ki dava konusu olan ... ibaresi de değil "..." ibaresi olup, davacının davaya konu ettiği, benzer ve iltibas oluşturduğunu iddia ettiği markasında bulunan ... ibaresi para=dolar anlamına gelmekte olup, müvekkilinin markası içinde kullandığı "..." ibaresinin ise sırt=geri=arka anlamlarını taşıyan birbirlerinden anlam itibariyle ve okunuş olarak dahi çok farklı iki ibare olduğunu, ..." ibaresi ile "..." ibareleri bütüncül olarakta birbirlerinden anlam, yazılış ve okunuş olarakta çok farklı iki kelimenin birleşiminden oluşmuş bulunduğunu, iki markanın benzer olduğu iddiasının davacının kötüniyetli ve tekelleşmeye yönelik çabasından kaynaklandığını, davacının iddialarının tümünün yerinde olmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde, markaların karıştırılacak şekilde benzer olmadıklarını, başvuru markasında yer alan “...” ibaresi ile itiraz markalarındaki “...” ibareleri arasında anlamsal bağ bulunmadığını, 6769 sayılı SMK’nın 6/1. maddesinde sayılan şartların sağlanmadığını, dava konusu başvuru markasını bir bütün olarak ele almak gerektiğini, bilirkişi raporunun da bu yönde olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı şirket vekili ... vekilinin istinafına yönelik olarak katılma yoluyla sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde, yerel mahkemenin her ne kadar müvekkilinin markalarının tanınmış olduğunu ve dava konusu markanın müvekkilinin markalarının tanınmışlığından haksız yere faydalanacağını tespit etmişse de, dosya kapsamında yalnızca SMK m.6/1 bakımından hüküm kurulduğunu, SMK'nın m. 6/4, 6/5 ve 6/9. maddeleri bakımından YİDK iptali ve hükümsüzlük taleplerine ilişkin bir değerlendirme yapılmadığını, halbuki davanın, SMK m. 6/4 ve m 6/5 bakımından da kabulünün gerektiğini, diğer yandan davalının kötüniyetle hareket ettiğini ve bu kapsamda SMK m.6/9 yönündeki taleplerinin incelenmediğini, oysa davalının kötüniyetinin önceki başvuruları nedeniyle sabit bulunduğunu, dünyanın en tanınmış şirketlerinden birinin 50 yılı aşkın bir zamandır dünyanın dört bir yanında kullandığı tanınmış “...” ibaresinin, deforme edilerek tescil ettirmek istenmesinin hiçbir teknik veya hukuki zorunluluğu bulunmadığını, davanın SMK m.6/9 hükmü bakımından da kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talepleri gibi karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, marka ile ilgili YİDK kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalının "..." ibareli marka başvurusu ile davacının "..." ibareli tescilli ve tanınmış markaları arasında, biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunduğu, zira başvuru markasının esaslı unsurunu "..." ibaresinin oluşturduğu, "..." sözcüğünün "Kahve" anlamına geldiği ve davaya konu "Kahve" ve türevi emtia bakımından ayırt ediciliğinin bulunmadığı, davacı markalarının ikincil sesini taşıyan “...” ibaresi ile görsel ve işitsel olarak yüksek düzeyde benzerlik taşıyan "..." ibaresini içerdiği, bu durumun işaretler arasında bir benzerlik oluşturmasının yanı sıra, uyuşmazlık konusu marka kapsamında, davacı yanın markalarının tanınmışlığının bulunduğu sınıfların mevcut oluşu da gözetildiğinde, davacı yanın özgün ve ayırt edici “...” markalarını çağrıştırır nitelikte yaratılmış “...” şeklindeki markada, “...” ibaresinin kullanımının herhangi bir zorunluluktan kaynaklı olmadığı, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, mesnet marka ve başvuru konusu işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar için ayırdığı satın alma süresi içinde, davalının marka başvurusunu gördüğünde derhal ve hiç düşünmeden davacının tanınmış markasından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, her iki marka arasında yanılgı yaşayabileceği, ortalama düzeydeki tüketici kesimi tarafından başvuru konusu işaret ile davacı markası arasında işletmesel bağlantı olduğu ya da idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletme tarafından piyasaya sunulan markalı hizmetler algısı oluşabileceği yani markaları karıştırabileceği, taraf markalarının kapsamlarının da ayrı olduğu, mahkemece SMK'nın 6/1. maddesinin davaya konu tüm emtia bakımından oluşması nedeniyle davacının diğer iddialarının sonuca etkili görülmemesinde de bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmakla, taraf vekillerinin istinaf başvurularının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Taraflardan alınması gereken 615,40'ar TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, taraflarca istinaf başvurusunda yatırılan 269,85'er-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 345,55'er-TL'nin taraflardan ayrı ayrı tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında taraflarca yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 21/11/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 05/12/2025

Başkan

Üye

Üye

Katip

Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2023/2017, K. 2023/2017, T. 05.12.2025, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2023-2017-e-2023-2017-k-4f48f19d7e5c