Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/933 E. 2024/225 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/933
- Karar No
- 2024/225
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1219 KARAR NO : 2025/149 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 20.03.2024 NUMARASI : 2022/933 E. - 2024/225 K. DAVANIN KONUSU : Tazminat BİRLEŞEN İZMİR 3.ATM'NİN 2024/206 E.SAYILI DOSYASINDA; DAVANIN KONUSU : Tazminat KARAR TARİHİ : 30.01.2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 30.01.2025 İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.03.2024 tarih 2022/933 E. - 2024/225 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, üye ... tarafından düzenlenen rapor dinlenip ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili, ... plakalı aracın davacıya çarpıp yaralanmasına neden olduğunu, kaza nedeniyle davacının iş gücü kaybına uğradığını, davalının kazaya karışan aracının KTK ZMM sigortacısı olup zarardan sorumlu olduğunu, belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile iş gücü kaybından doğan 1.000,00-TL daimi sakatlık tazminatının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 17/06/2020 tarihli dilekçesi ile dava değerini 53.671,59-TL olarak ıslah etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, ... plakalı aracın davalı şirket nezdinde KTK ZMM sigortası ile sigortalı olduğunu, teminat limitinin 290.000-TL olup sorumluluklarının azami olarak limitle ve sigortalının kusuru ile sınırlı olduğunu, kusur ve maluliyet konusunda ATK'dan rapor alınması gerektiğini, davalı sigorta şirketine başvuru yapılmadığını, dava tarihinden faiz yürütüleceğini, belirterek, davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir. KALDIRMA KARARINDAN SONRA BİRLEŞEN DAVA; Davacı vekili, asıl davada dava konusu tazminat talebine ilişkin yargılamanın sürdüğünü, kazandırılan aktüer raporuna istinaf ilamından önce 54.671,59-TL olarak bedelin ıslah edildiği ancak istinaf ilamından sonraki aşamada yeni bir aktüer raporu aldırıldığı ve 09/02/2024 tarihli ek rapor ile davacının maddi tazminat alacağının 259.018,13-TL olarak hesaplandığını, iş bu ek dava ile aradaki bakiye miktar olan 204.346,54-TL'nin tahsiline yönelik dava açlıdığı, belirtilerek; davanın kabulüne karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili, usulüne uygun başvuru yapılmadığını, arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğini, davanın zamanaşımına uğradığını, hüküm aşamasında usuli kazanılmış hakların gözetilmesi gerektiğini, kusur oranları arasındaki çelişki giderilmeden hesap raporu düzenlenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, hesaplamada genel şartların esas alınması gerektiğini, belirterek, davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir. KALDIRMA KARARINDAN ÖNCEKİ İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalı sigorta şirketi nezdinde sigortalı aracın davacıya çarptığı, yaralanmasına neden olduğu, davacının kazaya bağlı olarak meslekte kazanma gücünde % 19 oranında azalma meydana geldiği, kazanın meydana gelmesinde sürücü ...'ın % 60, davacı ...'ın % 40 oranında kusurlu olduğu, davacı ...'ın sürekli iş göremezlik nedeni ile oluşan sigortalı araç sürücüsünün kusuruna isabet eden kısmını talepte haklı olduğu, belirtilerek; davanın kabulü ile 54.671,59-TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Karara karşı davalı sigorta şirketi tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. DAİREMİZİN 03.11.2022 TARİH VE 2020/1492 E. 2022/1605 K. SAYILI KALDIRMA KARARI ÖZETİ : istinaf edenin sıfatına göre İDM tarafından olay tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında yönetmelik hükümlerine göre, davacının mevcut yaralanması nedeni ile iş göremezlik oranının tespiti konusunda Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlıklarından kurul halinde düzenlenecek açıklamalı, ayrıntılı, denetime elverişli maluliyet raporu dosyaya kazandırılıp, maluliyet raporu doğrultusunda iş gücü kaybı yönünden anılan ilk ve esaslara uygun düşecek şekilde TRH 2020 yaşam tablosu ile progresif rant yönteminin uygulanmak suretiyle aktüerya uzmanından ek rapor alınarak, oluşacak sonuca göre usuli kazanılmış haklar da gözetilerek karar verilmesi karar verilmesi gerektiği belirtilerek kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. KALDIRMA KARARINDAN SONRA İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : Mahkemece iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 30/07/2015 tarihinde dava dışı ... tarafından sevk ve idare edilen ... plaka sayılı aracın ... ili, ... ilçesi, ... Mah. ... sokak üzerinde toros meydanı yönünde seyir halinde iken olay mahalline geldiğinde kendi seyir yönüne göre sağ kaldırımda bulunan ve ayakları yola uzanmış şekilde kaldırımda oturan davacı asilin araç ile ayakları üzerinden geçmek suretiyle oluşan trafik kazasında davacı Necu'nun % 40 oranda dava dışı ...'un ise % 60 oranda kusurlu oldukları, söz konusu kusurlu hareket neticesinde davacının % 10 oranında sürekli iş görmezliğe uğradığı, söz konusu iş göremezliğe ilişkin davacının talep edebileceği maddi tazminat tutarının 431.696,89-TL'ye karşılık geldiği, kusur durumu göz önüne alındığında davacının talep edebileceği tutarın 259.018,13-TL olduğu, davalı tarafından bugüne kadar sürekli iş göremezlik yönünden davacıya yapılan bir ödeme bulunmadığı, söz konusu maluliyetin bahse konu kazadan kaynaklandığı ve ...'un eyleminin hukuka aykırı olduğu anlaşılmakla davacı nezdinde haksız fiilin koşullarının gerçekleştiği, aksi iddia edilmekle birlikte davalı yanın 2918 sayılı yasanın 91. Maddesi gereği istem konusu edilen tazminat konusunda sorumluluğunun bulunduğu, kaza tarihi itibariyle davalının poliçe kapsamındaki sorumluluk limitinin 290.000,00-TL olduğu, asıl dava dosyası yönünden 54.671,59-TL, birleşen dava dosyası yönünden ise 204.346,54-TL tutarında olmak üzere toplamda 259.018,13-TL tutarında tazminat talep edildiği görülmekle bu tutarın davalının sorumluluğunda ve limitinde olduğu, davalı yanın istem konusu edilen sürekli iş göremezlik tazminatından dava tarihleri itibari ile temerrüte düştüğü ve davacının talebinin yasal faiz üzerinden değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmış ayrıca birleşen davanın asıl davada daha evvelden yapılan ıslah göz önüne alınarak aynı dosya üzerinden yeniden ıslah yapılamayacağından açılan ek dava olması sebebiyle yargılama giderlerinin bir bütün olarak değerlendirildiği belirtilerek; asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı sigorta şirketi tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ : Davalı vekili, birleşen davanın yönünden davalı sigorta şirketine usulüne uygun başvuru yapılmadığını, birleşen davada arabuluculuk dava şartı yerine getirilmediğini, birleşen davadaki taleplerin zamanaşımına uğradığını, davaya konu yaralanmalı trafik kazası 30.07.2015 tarihinde meydana geldiğini, davacının ek davayı 30.07.2023 tarihine kadar ikame etmesi gerekirken 08.03.2024 tarihinde davanın açıldığını, mahkemece hüküm aşamasında davalı sigorta şirketinin usuli kazanılmış hakların gözetilmediğini, kusur oranları arasındaki çelişki giderilmediğini, kazayı yapan sürücünün ve araç malikinin kim olduğu konusunda şüphe bulunduğunu, genel şartların esas alınması suretiyle TRH 2010 tablosuna %1,8 teknik faize göre hesaplama yapılması gerektiğini, belireterek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. GEREKÇE : Asıl ve birleşen dava ZMMS poliçesi kapsamında trafik kazası nedeni ile tazminat istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir. 1. Dairemizce HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf nedenleriyle ve resen kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak istinaf incelemesi yapılmıştır. 2. Toplan tüm deliller ile hukuki ve maddi vakıalar karşısında; kaldırma kararında belirlenen ilke ve esaslar çerçevesinde yapılan incelemede ilk derece mahkemesince hükme esas alınan kusur, maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmasına, davacının uğradığı cismani zarar nedeniyle sürekli ve geçici iş gücü kaybı zararına hak kazanmasına, maluliyetin olay tarihinde geçerli olan yönetmelik hükümlerine uygun olarak tespit edilmesine, iş görmezlik tazminatının TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant yöntemi esas alınarak hesaplanmasına, davacının gelirinin soysal ve ekonomik durumuna uygun düşecek şekilde saptanmasına, kusur ve iş gücü kaybı zararın yerleşik ilke ve esaslar ile örtüşecek şekilde dosya kapsamına uygun olarak tespit edilmesine, trafik kazasından kaynaklı geçici ve sürekli iş görmezlik zararı bakımından işletenler ile ZMMS poliçesi kapsamında davalı sigorta şirketinin de sorumluluğunun bulunmasına, asıl davada kaldırma kararı öncesindeki karar davacı tarafından istinaf edilmediği gibi ilk kararın tazminat hesabına esas alınan gelirin hatalı olduğu gerekçesiyle kaldırılması da söz konusu olmaması nedeniyle davacı yönünden davalılar yararına usuli kazanılmış hak oluşmasına (Yargıtay 4 HD'nin 08.06.2023 tarih ve 2021/26424 E. 2023/7685 K.), karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesinin hukukça mümkün olmamasına (Yargıtay 4 HD'nin 25.04.2024 tarih ve 2021/ 2024/1480 E. 2024/3791 K.) maddi tazminatın poliçe limiti dahilinde hüküm altına alınmasına, zararın poliçe kapsamı dışında kaldığının davalı sigorta şirketi tarafından ispat edilememiş olmasına, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin doğru nitelendirilmesine, hükmün dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, aşağıda belirtilen hususlar dışındaki tarafların sair istinaf itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 3. Eldeki asıl davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle; mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir. 6100 sayılı Kanunun 107. maddesine göre, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir, ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir. 6100 sayılı Kanun ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkanı tanınarak, belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür. Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan söz edilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanunun 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir. Somut olayda, dava dilekçesinde, davanın açıkça, belirsiz alacak davası türünde açıldığı belirtilmediğinden eldeki davanın, belirsiz alacak davası değil kısmi dava olduğunun kabulü gerekir. ( Yargıtay 4. HD'nin 18.10.2022 tarih ve 2021/21378 E. - 2022/12496 K., 17.10.2022 tarih ve 2021/17233 E. - 2022/12293 K.) 4. Birleşen davada, dava davalı tarafından süresinde zamanaşımı definde bulunulmuştur. Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde kanunun kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir. Zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide bulunması gerekir. İşte, bu nedenle zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle, maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup; usul hukuku anlamında ise, bir savunma aracıdır. ( Yargıtay HGK’nun 05/05/2010 tarih ve 2010/8-231 E. - 2010/255 K. ) 5. 2918 Sayılı KTK'nın 109/1. maddesinde "Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar" hükmüne, yine aynı kanunun 109/2.maddesinde ise, "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir" hükmüne yer verilmiştir. Özel kanun niteliğinde olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK)'nun 109. maddesinin ilk fıkrasında, yine bir haksız fiil niteliğindeki trafik kazalarından doğan tazminat taleplerinin tabi bulunacağı zamanaşımı süresi yönünden 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 60. maddesindeki düzenlemeden farklı, özel bir hüküm getirilerek Borçlar Kanunu’nun 60. maddesindeki bir yıllık zamanaşımı süresi, bu tür tazminat davaları yönünden iki yıl olarak düzenlenmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında ise; davanın cezayı gerektiren bir eylemden doğması ve ceza kanununun bu eylem için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmesi halinde, bu sürenin, maddi tazminat talebiyle açılacak davalar için de geçerli olacağı hükme bağlanmıştır. 6. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 109/2.maddesine göre, ceza kanununda öngörülen daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresinin tazminat talebiyle açılacak davalarda uygulanabilmesi için, eylemin ceza kanununa göre suç sayılması gerekli ve yeterlidir. Fail hakkında mahkumiyet kararı verilmesi veya bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması şart değildir. Yine, Ceza Kanunu’nda öngörülen daha uzun (uzamış) zamanaşımı süresi, olay tarihinden itibaren işlemeye başlayacaktır. Sürenin işlemeye başlaması için, zarar görenin, zararı ve onun failini öğrenmesi koşulu da aranmaz. (Yargıtay HGKurulu’nun 20.12.2006 tarih 2006/4-80 E. - 2006/813 K.) 30.11.2011 tarih ve 2011/17-569 E. 2011/710 K. ) 7. Haksız fiile dayanan tazminat isteminde zamanaşımının işlemeye başlayacağı tarih, zararın ve zarar sorumlusunun öğrenildiği andır. Zararın öğrenilmesi kavramıyla kastedilen ise, haksız fiil nedeniyle oluşan bedensel zararın kapsamının öğrenilmesi olup, bu bedensel zararın sebep olacağı maluliyet oranının belirlendiği tarihin, zararın öğrenilmesi kavramına bir etkisi yoktur. Bedensel zararın (yaralanmanın) gerçekleşmesi ve bu yaralanmayla ilgili tedavinin tamamlanması ile zararın kapsamının belli olduğu kabul edilmelidir. (Yargıtay 4. HD'nin 12.12.2022 tarih ve 2021/21079 E. - 2022/16718 K.) 8. Somut olaya bakıldığında; davaya konu trafik kazası sonucu davacı yaralanmıştır. Kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'ya göre uzamış zamanaşımı süresi 8 yıldır. Davaya konu trafik kazası 30.07.2015 tarihinde meydana gelmiş, ek dava dava ise 11.03.2024 tarihinde açılmıştır. İlk davada fazlaya ilişkin hak saklı tutulmuş ise de; saklı tutulan alacak miktarı yönünden zamanaşımı işlemeye devam eder. Ek dava dilekçesinin tebliği üzerine davalı tarafından süresinde sunulan cevap dilekçesi ile ek davaya karşı süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuş olup KTK'nın 109/2. maddesindeki uzamış ceza zamanaşımı süresi içinde ATK tarafından düzenlenen raporda davacının tedavisinin devam ettiği ya da gelişen durum olduğuna dair bir tespitin yer almadığı, artan maluliyete dair davacı yanın iddia ve ispatının bulunmadığı hususları da dikkate alındığında süresinde zamanaşımı definde bulunan davalı yönünden ek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, aksi şekilde verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, belirtilen hususlar yönünden istinaf başvurusu yerindedir.(Yargıtay 4. HD'nin 04.05.2023 tarih ve 2021/26766 E. - 2023/4933 K .,17. HD'nin 19.01.2015 tarih ve 2013/12723 E. - 2015/450 K. ) 9. Bunun ötesinde; kaldırma kararı öncesinde yapılan hesaplama doğrultusunda mahkemece verilen ilk kararın davalı tarafından istinaf etmesi üzerine dairemizce maluliyet raporunun mevzuata uygun olmadığı belirtilerek verilen kaldırma kararı sonrasında birleşen davanın açıldığı, ilk derece mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş ise de mahkemece verilen ilk kararın kararı istinaf etmeyen davacı bakımından kesinleştiği gözetilmeden birleşen davanın kabulü yönünde karar verilmesinin davalının usuli kazanılmış hakkını ihlal ettiğinden birleşen davanın reddine karar verilmesi gerekirken, aksi yönde varılan kararda isabet bulunmamaktadır.( Yargıtay 4. HD'nin 30.05.2023 tarih ve 2023/4354 E. 2023/7237 K.) Bu itibarla, belirtilen hususlar yönünden istinaf başvurusu yerindedir. Bu durumda, yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca açıklanan nedenlerle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında karar verilmesine, yerinde olmayan sair istinaf itirazlarının ise reddine, karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ ile İzmir 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin 20.03.2024 tarih 2022/933 E. - 2024/225 K. sayılı kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Kaldırılan kararın yerine geçmek üzere yeniden hüküm tesisi ile; A-) Asıl davanın KABULÜ ile 54.671,59-TL sürekli iş göremezlik tazminatının 28/10/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte DAVALIDAN ALINARAK DAVACIYA VERİLMESİNE, 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 3.734,61-TL harçtan peşin alınan 27,70-TL ve ıslah ile alınan 183,32-TL'nin mahsubu ile bakiye 3.523,59-TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davacı tarafından yatırılan 27,70-TL peşin harç, 27,70-TL başvurma harcı ve 183,32-TL ıslah harcı ile gider avansından kullanılan tebligat ücreti, posta masrafı ve bilirkişi ücretinden oluşan 4.123,57-TL olmak üzere toplam 4.362,29-TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Davalı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, B-) Birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle REDDİNE, 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40-TL harcın peşin alınan 854,00-TL'den mahsubu ile fazla yatan 238,60-TL harcın istek halinde davacıya iadesine, Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden AAÜT uyarınca hesaplanan 30.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Davacı tarafından yapılan giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, 3-Davalının yerinde görülmeyen sair istinaf itirazlarının ise REDDİNE, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine iadesine, 5-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yatırılan (1.169,40x2) 2.338,80-TL başvurma harcından oluşan istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere 30.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.