Bölge Adliye Mahkemesi · Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2022/1983 E. 2024/2180 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/1983
Karar No
2024/2180
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ

ESAS NO : 2022/1983 KARAR NO : 2024/2180 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R

BAŞKAN : ... ... ÜYE : ... ... ÜYE : ... ... KATİP : ... ...

İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 13/10/2022 NUMARASI : 2022/121 E. - 2022/346 K.

DAVACI : VEKİLİ DAVALI

DAVANIN KONUSU : Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan

Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 13/10/2022 tarih ve 2022/121 E. - 2022/346 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekili, müvekkilinin 2015 yılından beri Ankara’da ağız ve diş sağlığı hizmeti verdiğini, davacının bu faaliyetleri neticesinde aynı zamanda 27.11.2015 tarihinden itibaren tescilli ticaret unvanının kök unsuru olan “...” markasını ilgili sektörde tanınmış hale getirdiğini, bu ibarenin davacı adına 2016/98126 sayı ile 44. sınıftaki hizmetlerde marka olarak TÜRKPATENT nezdinde de tescilli olduğunu, davalının bu ibareye yakın benzer “...” ibaresini esas unsur olarak ihtiva eden bir markanın tescili için TÜRKPATENT’e başvurduğunu, 2020/81588 sayılı bu marka başvurusunun dava dışı üçüncü kişilerin itirazları üzerine TÜRKPATENT tarafından reddedildiğini, davalının buna rağmen söz konusu markayı davacının tescilli markasıyla karıştırılmaya sebebiyet verecek şekilde aynı sektörde kullanmaya devam ettiğini, tarafların bu markasal kullanımlarla ilgili yaptığı görüşmelerde davalının yetkilisinin davacının markasını görüp beğendikleri için kullanmaya devam edeceklerini şifahen belirttiğini, nitekim davalının ...’daki işyerinde iş yeri tabelası, dış cephe cam kaplaması, dışarıdan görünür şekilde iş yeri duvarlarındaki reklam amaçlı kullanımlar, diğer tanıtım materyalleri, internet sosyal medya hesapları gibi sanal ortamlarda bu markayı kullandığını, davalının bu markasal kullanımlarının üçüncü kişilerin ve davacının haklarını ihlal ettiğini bilmesine rağmen bu kullanımlara aynen devam etmesinin davalının kötü niyetinin açık bir tezahürü olduğunu, davacının tescilli markasında ve davalının markasal kullanımlarında geçen “Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği”, “özel”, “Ankara” ibarelerinin ve “diş” figürlerinin markasal hüviyette ayırt edicilikleri bulunmayan, tasviri/tanımlayıcı unsurlar bulunduğunu ve bu işaretlerde esas unsurların “...” ve “...” ibareleri olduğunu, bu iki ibarenin yerleri değiştirilmiş aynı hecelerden oluşması nedeniyle karıştırılma ihtimalinin yüksek bulunduğunu, ayrıca bu işaretlerin aynı hizmetlerde markasal amaçla kullanılıyor olmasının karıştırılma ihtimalini daha da arttırdığını ileri sürerek, davalının davacının marka hakkına tecavüzünün durdurulmasını, önlenmesini, giderilmesini ve ortadan kaldırılmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, müvekkilinin 22 yıldır Ankara’da farklı kuruluşlar bünyesinde diş hekimliği yapan üç diş hekimi tarafından 2020 yılında kurulduğunu, davacının davasına mesnet aldığı 2016/98126 sayılı marka ile davalının gerçekleşen markasal kullanımlarının karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, zira Türk Diş Hekimleri Birliği’nin yayınladığı Türk Diş Hekimleri Birliği Tabela Standartlarına göre, "diş" logosu haricinde tabelalarda logo kullanılamayacağını, davalının bu yüzden bu logoyu tabelasında kullanmasının teknik bir zorunluluk olduğunu, ayrıca davalının uyuşmazlık konusu markasal kullanımlarında geçen İngilizce “...” ibaresinin Türkçe’de “diş” anlamına geldiğini ve uyuşmazlık konusu edilen hizmetler açısından markasal hüviyette ayırt ediciliğinin bulunmadığını, “...” ibaresinin de “profesyonel” kelimesinin kısaltılması olduğunu ve hiçbir mal/hizmet açısından markasal hüviyette ayırt edici olduğundan bahsedilemeyeceğini, bu yüzden de Türkiye’de ve dahi dünyada “...” ibaresinin diş sağlığı özelinde tıbbi hizmetlerde tanıtma vasıtası olarak çok sayıda kişi ve kuruluş tarafından tercih edildiğini, bu ibarenin küçük değişikliklerle başkaları tarafından da markasal amaçla kullanılmasına davacının katlanmak zorunda olduğunu, davalı yetkililerinin davacıya hiçbir zaman “davacının markasını görüp beğendikleri, kullandıkları ve kullanmaya devam edecekleri” şeklinde bir beyanda bulunmadığını, davalının davacının markasına yaklaşma ve bundan haksız yarar sağlama gibi bir iradesinin hiçbir zaman olmadığını, aslında davacının sunmuş olduğu hizmetlere ilişkin davalıya çok sayıda şikayet geldiğini, bu nedenle davalının ticaret unvanını değiştirdiğini ve yeni bir markalaşma sürecine girdiğini, bu keyfiyeti davacıya gönderdiği 21.04.2022 tarihli noter ihtarnamesi ile de bildirdiğini, buna rağmen davacının davalı ile dava sürecini sona erdirmek için 100.000 TL talep ettiğini, müvekkilinin 50.000 TL'lik karşı teklifini de kabul etmediğini, asıl davacının huzurdaki uyuşmazlıkta hakkını kötüye kullandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından, dava konusu edilen markasal kullanımlarda, davacının markasında esas unsur konumunda olan “...” ve “...” ibarelerinin, sadece yerleri değiştirilerek “...” şeklinde ve işaretlerin markasal hüviyette ayırt ediciliği en yüksek unsuru şeklinde kullanılmış olduğu, bu yüzden de dava konusu edilen markasal kullanımların, davacının markası ile görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer bulunduğu, buna ilaveten dava konusu markanın kullanıldığı hizmetler ile davacının markasının kapsamına giren hizmetlerin aynı/benzer/türdeş hizmetler olduğu fiili gerçeği de gözetildiğinde, aynı/benzer/türdeş hizmetlerde karşılaştırılan işaretlerin markasal hüviyette farklı firmalar/tacirler tarafından kullanılması halinde tüketicilerin/ alıcıların söz konusu hizmetlerin aynı şirketten veya ekonomik olarak bağlantılı şirketlerden/işletmelerden geldiği düşüncesine kapılma tehlikesini ve karıştırma ihtimalini yarattığı, tüketicilerin iki farklı marka ile karşı karşıya olduklarını anlamaları halinde bile, her iki tanıtıcı işareti kullanan işletmeler/tacirler arasında idari/işletmesel bir bağlantı bulunduğunu, ortak bir çalışma kapsamında iş yapıldığını düşünebilecekleri, dava konusu edilen markasal kullanımların, davacının markasının tescili kapsamına giren hizmetler açısından davacının hedef pazarındaki tüketici/müşteri kitlesi nezdinde karışıklık yaratabileceği gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının, davacı adına tescilli 2016/98126 sayılı markaya tecavüz teşkil eden eylemlerinin durdurulmasına, önlenmesine, giderilmesine ve ortadan kaldırılmasına, tecavüz oluşturan el konulan ürünlerin imhasına, internet ortamında markasal kullanım oluşturan tüm yazı ve görsellerin kaldırılmasına, mümkün değil ise erişimin engellenmesine, kararın günlük bir gazetede masrafı davalıya ait olmak üzere bir defa ilanına karar verilmiştir.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili, somut olayda davalı şirketin kullanımları ile davacı adına tescilli markanın aynı ya da benzer olması ve karıştırılma ihtimalinin bulunması koşullarının sağlanmadığını, ...” ve “...” sözcüklerinin bir araya gelmesi ile oluşan kullanımların, diş sağlığı özelinde tıbbi hizmetler bakımından anonim ve ayırt edicilikten yoksun olduğu, anılan sözcük grubunun çekişme konusu hizmetler bakımından herhangi bir ayırt ediciliğinin bulunmadığını, ilk derece mahkemesi kararında zayıf markaların korumasının sınırlı olacağına ve bu markalardan çok küçük farklılaşmaların dahi koruma kapsamı dışında olacağına dair açık tespitlere rağmen, davalı şirket kullanımlarının, davacıya ait markaya tecavüz oluşturduğu sonucuna vardığını, bu durumun gerekçe ve hüküm kısmında açık bir çelişki oluşturduğunu, tıbbi hizmetlerin tüketicisi olan kişilerin, söz konusu insan sağlığı olduğu için son derece bilinçli ve seçici olacağını, bu sebeple markadan kaynaklı yaşadığı iltibas nedeniyle başka bir kliniğe gitmesi ve orada tedavi olmasının mümkün olmadığını ileri sürerek, mahkemenin kararının istinaf incelemesi yapılarak kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

GEREKÇE : Dava, marka hakkına tecavüzden kaynaklanan istemine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve davacının tescilli markasının “...”, davalının kullanımının ise “...” ibaresinden oluştuğu, diğer ibarelerin somut ayırt ediciliğe sahip olmadığı gibi basit diş figürlerinin veya renkli zemin şekillerinin de tali unsurlar olduğu, her ne kadar "..." ibaresi "Diş, dişçilik, dişle ilgili" anlamlarındaki "..." ibaresinin, "..." ibaresi ise Türkçe'de de sık kullanılan "Professional" ibaresinin kısaltması ise de mahkemece görüşüne başvurulan ve aralarında diş hekimi ve pazarlamacı bilirkişilerin bulunduğu heyetçe de belirtildiği üzere, bu iki ibarenin bir arada kullanılması yönünde teknik bir zorunluluğun veya mutat bir uygulamanın da bulunmadığından, taraf markalarının benzer kabul edilmesinin gerektiği, taraf markalarında kelimelerin yerlerinin değiştirilmesi ile iltibasın önlenemeyeceğine dair Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13.02.2024 tarih ve 2022/4759 E.-2024/1034 K. ve "..." ve "..." markasını benzer gören kararının ve 26.09.2023 tarih ve 2022/1592 E.-2023/5341 K. sayılı ve "..." ibareli marka ile "...t" ibareli markaları benzer bulan karalarının da aynı yönde olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir.

HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70-TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 346,90-TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalı uhdesinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 30/12/2024 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 30/12/2024

Başkan ...

Üye ...

Üye ...

Katip ...

Atıf: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi, E. 2022/1983, K. 2024/2180, T. 30.12.2024, www.arakarar.com/karar/ankara-bolge-adliye-mahkemesi-20-hukuk-dairesi-2022-1983-e-2024-2180-k-1408f4779e5e