Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2022/178 E. 2022/421 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2022/178
- Karar No
- 2022/421
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/451 KARAR NO : 2025/764 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 08/12/2022 NUMARASI : 2022/178 E. - 2022/421 K. DAVANIN KONUSU :YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 08/12/2022 tarih ve 2022/178 Esas - 2022/421 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili Şirketin 2007/29062, 2018/105216, 2019/02660 sayılı ve "...", "...", "..." ibareli tanınmış markalarının sahibi olduğunu, davalı gerçek kişinin bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "...'..." ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere davalı Kuruma başvurduğunu, 2020/104566 kod numarasını alan başvuruya müvekkilince yapılan itirazın davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa müvekkilinin "www...com.tr" alan adının sahibi bulunduğunu, müvekkilinin "..." markaları ile ticaret hayatında bilinen bir yere sahip olduğunu, yine Kurum nezdinde 2012/02707 sayılı tasarımın da sahibi bulunduğunu, bahsi geçen tasarımdan doğan haklara tecavüz iddiası ile Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2021/23 E. sayılı dosyasında görülen davada, karşı yanlardan birinin de bu davanın davalısı ... olduğunu, taraf markalarının kapsamlarındaki mal ve hizmetlerin benzer bulunduğunu, marka işaretleri arasında da karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik olduğunu, müvekkili markalarının tanınmış bulunduğunu, davalı ... başvurusunun kötü niyetli olarak yapıldığını, davalının haksız kazanç sağlamaya çalıştığını, ... ve müvekkili arasında akdedilen hisse devir sözleşmesi sonrasında gerçekleştirilen tüm kullanımların, perdenin arkasına saklanma ilkesi çerçevesinde yürütüldüğünü, ... ile ... Gıda sahiplerinin akraba olduklarını, davalının, müvekkilin 2012/02707 sayılı tasarımlarını neredeyse birebir taklit ederek kullandığını, "...” ibaresini kullanım hakkı ... Gıda'ya bırakılmış ise de başka esaslı unsur ihtiva eden aynı minvalde etiket tasarımları ve marka başvuruları altında "..." markası ile gıda sektöründe faaliyet gösterilmesinin, marka ve tasarım hakkına tecavüz oluşturduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2021-M-10310 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, davacının uzunca bir süredir müvekkiline ve ailesine yönelik, hukuki imkân ve araçları kullanarak bir karalama kampanyası başlattığını, tasarıma tecavüz iddiasıyla ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunu, bu talebinin reddedildiğini ve dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda, müvekkili kullanımlarının, davacının tasarımlarına tecavüz etmediğinin açıklandığını, devamında açılan esas hakkındaki davanın ise reddine karar verildiğini, davacıya ait bir kısım tasarımların da hükümsüz kılındığını, müvekkilinin ticaret hayatında bilinen, 50 yılı aşkın süredir bilfiil çalışan bir kişi olduğunu, ... Un Sanayi ve Tic. AŞ'nin de yönetim kurulu başkanı bulunduğunu, müvekkilinin uzun yıllar boyunca davacı Şirketin yönetim kurulu başkanlığını yürüttüğünü ve şirketteki hisselerini mevcut ortaklara devrederek, ortaklıktan ayrıldığını, yapılan hisse devir sözleşmesine göre müvekkilinin ve ailesinin aynı sektörde her türlü imalat, ticaret ve pazarlama faaliyetlerinde bulunmasına iyi niyet kuralları çerçevesinde açıkça rıza ve onay verildiğini, müvekkilinin bu durum sonrasında "... ..." markasını oluşturduğunu ancak herhangi bir faaliyete başlamadığını, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 18.maddesinde "İş bu sözleşmenin akdinden önce veya sonra tarafların kendilerinin, eş ve/veya çocuklarının daha önce kurucu ortak veya ortak oldukları veya yönetim kurulunda yer aldıkları veya yetkili müdür olarak bulundukları şirketlerin ticari faaliyet konularına giren işlerde gerek imalat gerek ticaret gerekse pazarlama faaliyetlerinde bulunması hususunda taraflar birbirlerine açıkça rıza ve onay vermişlerdir. Söz konusu rıza, MK 2. maddesinde sayılan iyi niyet kuralları çerçevesinde verilmiştir.” şeklinde düzenleme olduğunu, davacının bu maddeye rağmen müvekkilinin faaliyetlerine karşı çıkmaya başladığını, müvekkilinin helva, tahin gibi ürünlerin ticareti ve pazarlaması amacıyla geliştirdiği markaları ve tasarımları TÜRKPATENT nezdinde tescil ettirmesinden daha doğal bir durum olmadığını, kaldı ki dava konusu müvekkili markasının esas unsurunun “...” ibaresi olduğunu, "..." ibaresinin markaya dikkat çekmeyecek şekilde yerleştirildiğini, müvekkilinin TÜRKPATENT nezdinde tescilli "..." ve "..." ibareli çok sayıda markasının bulunduğunu, dava konusu başvurunun da bu markaların serisi olduğunu, taraf markaları arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde bir benzerliğin olmadığını, müvekkilinin kötü niyetli bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu 2020/104566 sayılı başvuru kapsamında yer alan 29. ve 30. sınıf malların tamamı ile 35. sınıftaki biz kısım hizmetler yönünden emtia benzerliğinin bulunduğu, benzer görülen mal ve hizmetler yönünden taraf markaları karşılaştırıldıklarında, ortak unsurun markalardaki kullanım biçimleri ve nihai algıya olan etkilerinin tamamen farklı oluşu, markaların bütünsel mizanpajlarının birbirlerinden somut olarak uzaklaşması karşısında, tüketicinin taraf markaları arasında ilişkilendirme ihtimali dahil karıştırma ihtimali yaşamasına yol açacak bir benzerliğin olmadığı, SM^'nın 6/5 ve 6/6 maddeleri kapsamında da bir tescil engelinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, taraf markaları arasında SMK'nın 6/1. maddesi kapsamında benzerlik ve karıştırılma tehlikesinin bulunduğunu, aksi yöndeki mahkeme kararının yerinde bulunmadığını, dava konusu başvurunun kötü niyetli olarak yapıldığı, davalının müvekkili markalarına yanaşmaya çalıştığı ve tescili halinde davalı markasının haksız rekabete yol açacağına ilişkin iddialarının, mahkemece değerlendirilmediğini, davalının asıl amacının, "..." ibaresini tescil ettirmek olduğu hususunun göz ardı edildiğini, taraflar arasında görülen davalar ve davalının, müvekkili Şirketten ayrılırken imzaladığı sözleşmede, "..." ibaresini kullanmayacağına dair verdiği taahhüde rağmen ısrarla bu ibareyi taşıyan marka başvuruları yaptığını, bu durumun dahi kötü niyetin ispatı için yeterli bulunduğunu, davalının kötü niyetinin son derece açık olduğunu, tanınmışlık iddiaları yönünden de yeterli inceleme yapılmadığını ve bu kapsamda müvekkili ticari defterlerinin incelenmediğini, müvekkilinin ticaret unvanı ve internet alan adı gözetildiğinde, SMK'nın 6/6 maddesi koşullarının da oluştuğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE :1-Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, dava konusu "...'dan ... ..." ibareli marka başvurusu ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markaları arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sesçil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede SMK'nın 6/1. maddesi anlamında bir benzerlik bulunmadığı, zira dava konusu başvurunun tertip tarzı itibariyle asli unsurunu "..." ibaresinin oluşturduğu, bu ibarenin üstünde ise küçük puntolarla yazılmış "...'dan" ibaresine yer verilmiş ise de bu ibare tali unsur olarak kullanıldığı gibi aynı zamanda da tüketicilerce, davalıyı işaret eden bir işaret olarak algılanacağı, marka işaretleri arasında benzerlik olmadığından, SMK'nın 6/5 ve 6/6 maddeleri kapsamında bir tescil engelinden de söz edilemeyeceği anlaşılmakla, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki istinaf itirazlarının esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. 2-Davacı tarafça, diğer iddiaların yanında, dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğu ve tescili halinde haksız rekabete yol açacağı da ileri sürülmüş olup, bu hususta ilk derece mahkemesince olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmamış, davacı vekilince de ilk derece mahkemesince değerlendirilmeyen kötü niyet iddiası istinaf sebepleri arasında öne sürülmüştür. SMK'nın 6/9. maddesi uyarınca kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir. Tescil başvurusu sırasında kötü niyetin başlı başına bir itiraz sebebi olarak öne sürülebilmesi mümkün olduğu gibi sonradan aynı nedenle hükümsüzlük davasının açılabilmesi de mümkündür. Yargıtay HGK'nun 16.07.2008 gün ve 2008/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi marka hukukunda genel olarak kabul gören anlayışa göre, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tesciller kötü niyetli olarak kabul edilmektedir. Kötü niyetin varlığı, her somut olayın özellikleri göz önüne alınarak belirlenmelidir. Yine Yargıtay HGK.'nun 21.09.2005 gün ve 2005/11-501 E.-507 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca iyiniyetin asıl, kötü niyetin istisna olması sebebiyle davalının kötü niyetli olduğunun delil ve gerekçelerinin gösterilmesi gerektiğinden davacı, davalının kötü niyeti bulunduğunu kanıtlamalı ve mahkemece de bunun delil ve gerekçesi gösterilmelidir. Bu açıklamadan sonra somut olay değerlendirildiğinde; davalının, davacıya ait tescilli marka ve tasarımlarla benzerlik yaratarak haksız kazanç sağlamak için çok sayıda marka başvurusu yaptığı, davacı Şirketin eski ortağı olan davalının, yaptığı marka başvurularının bilinçli olduğu, davalı ile müvekkili arasında akdedilen hisse devir sözleşmesi sonrasında gerçekleştirilen tüm kullanımların, perdenin arkasına saklanma ilkesi çerçevesinde yürütüldüğü ve kanunun emredici hükümlerine aykırı davranıldığı, davalı ile müvekkili Şirket sahiplerinin akraba olduğu, aynı sektörde bulunan tacirlerin, başkasının markasını kendi adına tescil ettirmesinin, kötü niyetin karinesi bulunduğu belirtilerek, dava konusu başvurunun kötü niyetli olduğu ileri sürülmüştür. Yukarıda açıklandığı üzere dava konusu başvuru ile davacıya ait markalar arasında karıştırılmaya yol açacak derecede benzerlik bulunmamaktadır. Kaldı ki sırf benzer marka başvurusunda bulunulması, kötü niyetin kabulü için yeterli değildir. Davacı tarafça dayanılan taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinin 18. maddesinde, "İşbu sözleşmenin akdinden önce veya sonra tarafların kendilerinin, eş ve/veya çocuklarının daha önce kurucu ortak veya ortak oldukları veya yönetim kurulunda yer aldıkları veya yetkili müdür olarak bulundukları şirketlerin ticari faaliyet konularına giren işlerde gerek imalat gerek ticaret gerekse pazarlama faaliyetlerinde bulunması hususunda taraflar birbirlerine açıkça rıza ve onay vermişlerdir. Söz konusu rıza, M.K. 2. maddesinde sayılan iyi niyet kuralları çerçevesinde verilmiştir." hükmüne yer verildiği, bunun dışında da davalının "..." ibaresini markasal olarak kullanmasını engelleyen bir hükmün sözleşmede yer almadığı, davalının "..." ibaresini taşıyan birden fazla marka tescil başvurusu yapmasının da kötü niyet olarak değerlendirilemeyeceği, zira söz konusu markalar ile davacı markaları arasında benzerlik görülmediği, davacı Şirketin ortakları ile davalı arasında akrabalık bağı olmasının da, başvurunun kötü niyetli olduğunu göstermeyeceği, davalının soyadını oluşturan "..." ibaresini, başvuruda tali unsur olarak ve ismine işaret eder biçimde kullanmasının tabii bulunduğu, sayılan hususlar dışında davacının, dava konusu başvurunun tescille sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanılmayıp yedekleme, marka ticareti yapmak amacına ya da şantaja yönelik olduğunu ispat edemediği kanaatine varılmış, tüm bu nedenlerle kötü niyet ve haksız rekabete dayalı davacı iddiaları yerinde bulunmamıştır. HMK'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun, ilk derece mahkemesi hükmünün gerekçesine yönelik olarak kabulü ile HMK.'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince kabulü ile Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 08/12/2022 gün ve 2022/178 Esas - 2022/421 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Davanın yukarıda açıklanan nedenlerle REDDİNE, 3-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40,TL maktu karar ve ilam harcından, peşin olarak alınan 80,70 TL harçtan mahsubu ile bakiye 534,70.TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 4-Davalılar kendilerini vekille temsil ettirdiğinden ve istinaf kanun yoluna başvuran davacı aleyhine karar verilemeyeceğinden, ilk derece karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan takdiren 15.000,00-.TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-Davalılar tarafından herhangi bir yargılama gideri yapılmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), 8-Davacı tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 179,90.TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 17/04/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/04/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...