Bölge Adliye Mahkemesi ·

Bölge Adliye Mahkemesi 2022/151 E. 2022/397 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Esas No
2022/151
Karar No
2022/397
Karar Tarihi

T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2023/306 - 2025/638 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/306 KARAR NO : 2025/638 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 17/11/2022 NUMARASI : 2022/151 E. - 2022/397 K. DAVANIN KONUSU : YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 17/11/2022 tarih ve 2022/151 E. - 2022/397 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili Şirketin 2010/74694, 2006/39568, 2010/74695 sayılı ve ".... şekil" ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalı gerçek kişinin bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki "..." ibaresini marka olarak tescil ettirmek üzere diğer davalı Kuruma başvurduğunu, 2020/93571 kod numarasını alan başvuruya müvekkilince yapılan itirazın, davalı Kurum tarafından reddedildiğini, oysa başvuruyu oluşturan "..." ibaresinin, müvekkilinin markalarını oluşturan "..." markasının sonuna "im" iyelik eki eklenerek yaratıldığını, "benim ..." anlamına gelen ve müvekkili markasından ayırt edilmesi mümkün olmayan bir ibare olduğunu, müvekkili markası ile dava konusu başvurunun sadece yazılışlarının benzemediğini, marka okunuşlarının da aynı olduğunu, başvuruda yer alan şekil unsurunun da kelime unsurunun önüne geçmediğini, müvekkili markasının ayırt edici niteliğinin zayıf olmadığını, bu markanın 2006 yılından bu yana müvekkili adına tescilli ve fiilen kullanılan bir marka olduğunu, kaldı ki davalı yan başvurusunun, müvekkili markası ile aynı sınıfları kapsadığını, başvurunun, müvekkilinin seri markası olarak algılanacağını, müvekkili markasının tanınmış olduğunu, www...com.tr alan adının 2006 yılından beri aktif olarak kullanıldığını, google arama motoru sonuçlarında müvekkilinin ilk sırada çıktığını, dava konusu markanın tescilinin müvekkili markasının ayırt edici karakterini zedeleyeceğini, davalı yanın bu ibareyi tesadüfen seçmiş olamayacağını, bu nedenle başvurunun kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, YİDK'in 2022-M-2150 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... vekili, Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında karıştırılmaya yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davacının diğer iddialarının da yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili, davacının itirazlarının Kurum tarafından iki defa reddedildiğini, dava dilekçesinde ileri sürülen hususların hiç birinin gerçeği yansıtmadığını, müvekkili başvurusu ile davacı markaları arasında karıştırılma tehlikesi olmadığını, müvekkili başvurusunun yeterince farklılaştığını, zira başvuruya konu ibarenin tanımlayıcı olarak kullanıldığını ve bu tarz ibarelere yapılan küçük eklemelerin dahi ibareyi tanımlayıcı anlamından çıkararak, düşük düzeyde de olsa ayırt edicilik kazandırdığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, dava konusu başvuru kapsamında yer alan 35. sınıftaki hizmetlerin tamamının, davacının önceki tarihli markaları kapsamındaki mal ve hizmetler ile aynı ya da benzer olduğu, taraf markalarında görsel farklılıklar olsa da işitsel ve anlamsal açıdan doğan benzerliğin, markaların bütünsel algısı bakımından ilgili tüketici nezdinde ilişkilendirilme tehlikesini gündeme getirdiği, bu bağlamda markaların aynı/aynı tür veya benzer mal veya hizmetlerde kullanılmaları halinde halkın bu markalar arasında bağlantı kurmasının mümkün olduğu, davalının "..." markasını gören bir tüketicinin, bu markayı, davacının "..." esas unsurlu markasının serisi, alt markası yahut yeni bir versiyonu sanabileceği, marka sahiplerinin ilişkilendirilmesi ve/veya arada lisans vb. bir ticari ilişki olduğunun düşünülmesi hallerinin de bağlantı kurma ihtimali kapsamında kaldığı, markaların detaylarındaki farklılıkları hatırda tutamayacak olan orta düzeydeki tüketiciler nezdinde, markalar arasında bir irtibat kurulması ve davalı markasının, davacı markaları ile bağlantılı bir marka olarak algılanması dolayısıyla iltibas ihtimali bulunduğu, sunulan delillerin davacı markalarının tanınmışlığını ispat etmediği, bu halde SMK m. 6/5 maddesi koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, YİDK'in 2022-M-2150 sayılı kararının iptaline, 2020/93571 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı ... vekili, mahkeme kararının aksine davacının itirazına mesnet markalar ile dava konusu başvuru arasında görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan herhangi bir benzerlik/karıştırılma ihtimali bulunmadığını, taraf markalarında ortak olarak yer alan "..." ibaresinin, ayırt ediciliği zayıf bir ibare olup, bu durumun yargılama neticesinde alınan bilirkişi raporunda da açıkça vurgulandığını, taraf markalarının, ilgili tüketici nezdinde birbirinin serisi olarak da algılanmayacağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı ... vekili, mahkemece, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunun göz önünde bulundurulmadığını ve iltibas değerlendirmesinin hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümlenmesinin mümkün olduğuna ilişkin 2014 yılına ait bir karar gerekçe gösterilerek karar verildiğini, oysa 2020 yılında bu konu hakkında verilen bir Yargıtay kararı ile ilk derece mahkemesi kararının bozulduğunu, markaların kapsamındaki mal ve hizmetlerin karşılaştırılmasında teknik ve özel bilgiye ihtiyaç duyulması halinde bilirkişiye başvurulmasının gerekli olduğunu, uygulamada da mahkemelerin, markalar arası iltibas değerlendirmesini genelde bilirkişi marifetiyle çözümlemeye devam ettiklerini, zira hakimlik mesleğinin gerektirdiği bilgi ve tecrübenin yanında, markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin değerlendirilmesinin farklı bir uzmanlığa ihtiyaç duyduğunu, HMK'nın 266. maddesi hükmüne rağmen müvekkili lehine olan bilirkişi raporunun göz önünde bulundurulmadığını, davacı markaları ile müvekkili başvurusu arasında görsel, işitsel ve kavramsal bakımdan herhangi bir benzerlik/karıştırılma ihtimali olmadığını, taraf markalarında ortak olarak yer alan "... ibaresinin ayırt ediciliği zayıf bir ibare olup, bu durumun yargılama sırasında alınan bilirkişi raporunda da vurgulandığını, müvekkili başvurusunun, davacı markalarının serisi olarak da algılanmayacağını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, "...+şekil" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." asıl unsurlu markalar arasında, başvuru kapsamında yer alan 35. sınıf hizmetler yönünden 6769 sayılı SMK'nın 6/1 maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde karıştırılma tehlikesinin olduğu, zira davacı markalarının asli unsurunu oluşturan "..." ibaresinin, dava konusu başvuruda da asli unsur olarak kullanıldığı ve bu ibarenin, dava konusu 35. sınıf hizmetler yönünden tanımlayıcı olmadığı gibi başvuruda farklı olarak yer verilen unsurların da ayırt ediciliği sağlamaya yeterli bulunmadığı, nitekim Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/1213 E., 2023/4590 K. sayılı ilamında da, davacı markaları ile "...'m" ibaresi arasında karıştırılma tehlikesi doğacağının kabul edildiği, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2016 gün ve 2014/11 E., 2016/778 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi iltibas değerlendirmesi, hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel hukuki bilgi ile çözümleneceğinden, ilk derece mahkemesince bu yönden dosyada mevcut bilirkişi raporuna itibar etmemesinde bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmakla, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı ... ve davalı ... vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalılardan ayrı ayrı alınması gereken 615,40'ar TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalılar tarafından istinaf başvurusunda ayrı ayrı yatırılan 179,90'ar TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 435,50'şer TL'nin davalılardan ayrı ayrı tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 27/03/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 28/03/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.

Atıf: Bölge Adliye Mahkemesi undefined, E. 2022/151, K. 2022/397, T. 08.06.2016, www.arakarar.com/karar/bam-karar-2022-151-e-2022-397-k-a852fcfb4376