Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2022/1381 E. 2026/551 K.

Mahkeme
Bölge Adliye Mahkemesi
Daire
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
Esas No
2022/1381
Karar No
2026/551
Karar Tarihi

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2022/1381

KARAR NO: 2026/551

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 20/04/2022

NUMARASI: 2017/297 E. - 2022/386 K.

DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının Yokluğunun ve Hisse Devrinin

Geçersizliğinin Tespiti

Taraflar arasındaki genel kurul kararının butlanı ve hisse devrinin geçersizliğinin tespiti istemli davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin davacıların murisi ... ve ... ile davalı gerçek kişilerle birlikte 1993 yılında kurulduğunu, murislerin %25'er olmak üzere %50 oranında hissedar olduğunu, diğerlerinin ise%10'ar hisse sahibi olduğunu, ancak 31.07.2000 tarihinde yapılan genel kurul toplantısı hazirun cetvelinde davacıların murislerinin hissedar olarak yer almadığını, bunların yerine davalı ...'nin ve davalı ...'nin %47'şer oranında, diğer davalı gerçek kişilerin de %2'şer oranına hissedar olarak göründüğünü, davalı şirketin 07.06.1995, 17.06.1996, 30.07.1997, 24.06.1998 ve 14.06.1999 tarihli olağan genel kurul kararlarına davacıların murislerinin çağrılmadığını, murislere atfen yer alan imzaların da murislerin eli ürünü olmadığını, bu nedenle söz konusu genel kurul toplantılarının yok hükmünde olduğunu, ayrıca davacıların murislerine ait toplam %50 oranındaki hissenin davalı ... ve davalı ...'ye ait usulüne uygun şekilde devredildiğini davalıların ispatla yükümlü olduğunu, ancak davalıların bunu ispatlayamadığını, bu sebeple söz konusu muris hisselerin aslında davacılara ait olduğunu, devrin geçersiz olduğunu ileri sürerek, davalı şirketin 07.06.1995, 17.06.1996, 30.07.1997 24.06.1998,14.06.1999 tarihli olağan genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine, 14.06.1999 tarihli genel kurul ile 31.07.2000 tarihli genel kurul arasında yapılan ... ile ...'in nama yazılı hisse devirlerinin geçersizliğinin tespitine, murisler ... ve ...'in paylarının devrinin geçersizliğine, devir tarihinden sonraki tüm genel kurul kararlarının yokluğunun tespitine, pay devrinin geçersizliğinin tespiti ile murisler ... ve ...'in hisseleri oranında ortaklıklarının devam ettiğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, savunmasında özetle; davacıların isteğinin üzerinden 20 yıla yakın bir süre geçtiğini, davacıların davayı açmakta iyiniyetli olmadığını, müvekkili şirketin ....'daki gayrimenkulün kentsel dönüşüm nedeniyle değerlendiğinden dolayı ileriye dönük değerinin arttığını, davacıların 17 yıldır hiçbir işlem ve tasarrufta bulunmadığını, davacıların haksız çıkar için bu davayı açtığını, davacının iddialarının hiçbir somut kaynağının bulunmadığını, talebin zamanaşımına uğradığını, toplantı tutanaklarının resmi belge niteliğinde olduğunu, bütün toplantılara ... ve ...'in katıldığını, 02.03.2013 tarihinde vefat eden ...'in ve 15.01.2016 tarihinde vefat eden ...'in yaşadıkları süre içerisinde bu toplantılar ve burada alınan kararlar için tek bir dava dahi açmadıklarını, muris ... ve ...'in kendilerine ait hisselerinin tamamını 1999 yılının Kasım ayında, nakden ve defaten davalı ... ve ...'ye satmak suretiyle usulüne uygun şekilde devredip şirketten ayrıldıklarını,, aynı tarihte davalı ..., ... ve ...'nin de hisselerinin bir kısmını davalılar ... ve ...'ye nakden usulüne uygun şekilde satmak suretiyle devrettiğini, söz konusu satış suretiyle yapılan hisse devirleri, yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6762 sayılı TTK'ya göre usulüne uygun olduğunu, 6762 sayılı TTK'ya göre hisselerin senede bağlanma zorunluluğu bulunmadığını, nitekim bu şekilde senede bağlanmamış paylar çıplak pay olarak geçtiğini, çıplak payların devri için ise kanunda bu devrin ticaret siciline tescil edileceğine ve ...'de yayımlanacağına dair herhangi bir düzenleme bulunmadığını, nitekim dava konusu yapılan devirlerin gerçekleştiği 1999 yılında şirket hisseleri için henüz nama veya hamiline hisse senedi çıkarılmadığını, çıplak pay niteliğinde olduğunu, hisse devrinin yapıldığı tarihte çıplak pay halinde olan ve hisse senedine bağlı olmayan söz konusu payların satış suretiyle devrinin aile içinde nakit olarak yazılı şekilde yapıldığını, bu devrin pay defterine de geçirildiğini, ancak neredeyse 20 yıl önceki pay defterinin binanın yıkılması sonucu zayi olması nedeniyle sunulamadığını, hisselerin satış suretiyle devredildiğinin en büyük kanıtının, davacıların miras bırakanları ... ve ...'in yaşadıkları süre boyunca müvekkili davalılara hiçbir dava açmaması ve talepte de bulunmaması olduğunu, şirket pay defterinin TTK'nın 82.maddesi uyarınca 10 yıl süreyle saklanmakla yükümlü olunduğunu, bu defterlerin 10 yıldan sonrasında saklanma mecburiyeti bulunmadığını, davacıların talep ettiği pay defterlerinin de 20 yıla yakın bir süre önceye ait olduğu için saklama yükümlülüğü içerisinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, mirasçılar tarafından açılan, miras bırakanların imzalarının sahte olması sebebine dayalı genel kurul kararlarının butlanla malul olduğunun, mirasbırakanlara ait hisselerin diğer davalılara devrinin imza sahteliği sebebiyle geçersiz olduğunun tespiti istemlidir.

Davacılar ... ve ... imzasının sahte olduğu ileri sürülen ... ve ...'in mirasçılarıdır. Butlan davasını, hukuki yararını ortaya koyan herkes, süreye tabi olmaksızın açabileceğinden Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Ortaklıklar Hukuku I, s.597), davacıların ortak olması gerekmediği gibi, terekeye temsilci atanmasına da ihtiyaç duyulmamış, taraf teşkili yapılarak esasa geçilmiştir. Yargılama sırasında davacı ... vefat etmiş, dosyada mübrez mirasçılık belgesinden anlaşıldığı üzere mirasçıları ......, ...., ..., vekil aracılığıyla davaya devam etmiştir. Davalılar cevap dilekçelerinde ve devam eden savunmalarında, 20 yıl önceye ait işlemlerin sahte olduğunun ileri sürülemeyeceğini, tüm ortakların mevcudu ile çağrısız genel kurul yapılabileceğini, imzaların sahte olmadığını, şirkete ait .... da bulunan ... ada... parsel sayılı taşınmazın kentsel dönüşüm sebebiyle çok değerlenmesi üzerine davacıların bu davayı açtığını, hisselerin senede bağlanmayıp çıplak pay niteliğinde olduğunu, ... ve ...’in 1999 yılında hisselerini ...ve ....’ye devrederek şirketten ayrıldıklarını, defter ve kayıtların şirketin tutmakla zorunlu oldukları defter ve kayıtları saklamakla yükümlü oldukları süre eTTK: m68 yTTK m.82/5 f. gereği 10 yıldan fazla süre saklamak zorunda da olmadıklarını, davanın zamanaşımına sebebiyle ve diğer sebeplerle reddine kararı verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir.Davacıların imza sahteliği iddiası için delil toplanmaya çalışılmış, davacılara defaten imza örnekleri bildirmeleri için süre verilmiş; bildirilen yerlerden imzalar celp edilmiştir.Grafoloji bilirkişi atanmış (adli tıp öğretim üyesi Prof. .......), bilirkişi 24/04/2019 tarihli raporunda imzaların muhtemel ... ve ... eli ürünü olduğunu mütalaa etmiştir. Davacılar vekili, bu raporda, fotokopi belgelerin esas alınmış olduğunu, hatalı ve eksik inceleme olduğunu, İst. Emn. Kriminal Laboratuvarından veya üniversitede görevli üç kişilik bir uzman heyetten rapor alınmasını belirterek itiraz etmiştir. İtirazlar kısmen haklı görülmüş, ATK’dan rapor alınmasına karar verilmiştir. ATK.nun 07/06/2021 tarihli raporunda düzenleme tarihine yakın ve bu tarihten önce başka amaçlarla atmış olduğu bol ve samimi imzalarını içerir belgelerin temin edilmesi ve mevcutlar ile birlikte tekrar gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir. Davacı vekili, sunduğu özel bir uzman raporu ile mevcut belgelere göre tekrar ATK ya gönderilmesini talep etmişse de, elde yeter sayıda emsal olmadığı açıktır. Davacılara 03/11/2021 tarihli celsede başka imza asıllarının bulunduğu kurumları bildirmesi için tekrar süre verilmiştir. Bu kez davacı vekili, ... için bir kısım kurumlar bildirmişse de, ...’e ait beyanda bulunmamıştır. ... için bildirilen yerlere yazılmış, imza örneği olmadığına dair cevap verilmiştir. ... için, davacı vekiline son kez tekrar süre verilince de hiçbir şube adı olmadan, evrak tarihi belirtilmeden 7 banka adı verilmiştir- ki bu bankaların üçüne daha önce de müzekkere yazılmıştır-. İmza sahteliğine ilişkin iddia yönünden davanın ispatlanamayacağı, defaten süre verilmiş olmasına rağmen yeter sayıda imza örneği bulunamadığı açıktır. Kaldı ki, müteveffa ... 02/03/2013 tarihinde, ... 05/01/2016 tarihinde vefat etmiştir. İş bu dava 14/03/2017 tarihinde açılmıştır. İptali istenen tutanaklar 1995,1996,1997,1998,1999 tarihlidir. Murislerin imzaların kendilerine ait olmadığını bildiği, davacıların da bunu muristen öğrenecekleri açıktır. Bu tarihlerden sonra murislerin uzun bir süre hayatta olduğu ve sessiz kaldıkları, başlayan veya devam eden bir ceza soruşturmasının olmadığı, murislerin her hangi bir dava açmadığı, bu zamana kadar sessiz kalınması ile davacıların da artık dava açmasının TMK nun 2. Maddesine aykırılık oluşturacağı sonucuna varılmıştır. Gerçekten de davalının defter ve kayıtları ilanihaye saklamasını beklemek, imzalar sahte olsa bile davacıların bildiği ve kabullendiği bir hususu her zaman ileri sürmesi hukuk güvenliği ilkesine, TMK nun 2 maddesine göre dürüstlük ilkesine aykırı olacak, hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olacaktır. (Y, 11 HD, 2017/4363 E, 2019/1464 K) Davalı şirkete yöneltilen genel kurul kararlarının butlanla malul olduğunun tespiti istemi ile ..... ve ...’in, hisselerini ..... ve ...’ye devrinin geçersiz olduğunun tespiti istemlerinin, davanın TMK m.2 ye aykırı oluşu sebebiyle reddine; Diğer şirket ortakları davalılar ..., ...’ye yöneltilen davanın da husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçesiyle, davalı ...AŞ ve davalılar ....’ye karşı açılan davanın esastan reddine, davalılar ... ve ...'ye yöneltilen davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ

Davacılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacıların murislerinin hisseye ilişkin haklarını mülkiyet hakkı olduğunu, dava konusu olan muris ... ve ...'in şirketin kuruluşunda sahibi oldukları %50 oranındaki hisselerin mülkiyetinin murislere, vefat etmiş olmalarından dolayı da yasal mirasçıları olan davacı müvekkillerine ait olmalı iken halihazırda davalı taraflara ait olduğunu, TMK'nın 2.maddesinde düzenlenen iyiniyet kuralının karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde uygulanabileceğini, karşılıklı borç yüklemeyen sözleşmelerde, ilk derece mahkemesinin kabul ettiği şekliyle iyiniyet kurallarının uygulanamayacağını, somut olayda dava konusunun karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme olmayıp, tamamiyle murislerin ve dolayısıyla yasal mirasçı olan davacı müvekkillerinin mülkiyet haklarına dayanan taleplerinin söz konusu olduğunu, bu konuda iyiniyet kuralı uygulanamayacağını, davalı şirketin kurucu ortakları olan muris ... ve ...'e ait %50 oranındaki hisselerini satmak suretiyle usulüne uygun bir şekilde davalı ...'ye ve ...'ye devredildiği hususunu, davalı şirket ve payları devraldığını ileri sürülen davalılar ispatlamakla yükümlü olduğunu, davacı müvekkillerin murisleri davalı şirketin ortakları olup, şirkete sermaye koyma borcu dışında bir borçları bulunmadığını, çıplak hissenin devrinin yazılı şekil şartına bağlı olmasının yanısıra, bu sözleşmenin konusu olan pay devrinin de şirkete ait pay defterine kayıt edilmesi gerektiğini, davalıların yargılama sırasında bu hususu ispatlar hiçbir yazılı delil sunmadığı gibi, hisse devrinin kaydedilmesi gerektiği pay defterini de sunamadığını, ATK'nın başka amaçlarla atılmış olan bol ve samimi imzaları içerir belge talep etmesinin hemen akabinde, dosyaya ...'in başkaca imza örneklerinin celbi için kurumlar bildirdiklerini, ancak mahkeme kaleminin bu imzaları kurumlardan doğru şekilde istemediğini, ilk derece mahkemesince büyük bir hatayla bildirdikleri kurumlardan muris ...'in gerçek imzalarını talep etmek yerine diğer muris ...'in gerçek imzalarını talep eden tezkereler gönderildiğini, dolayısıyla olumsuz yanıt alındığını, ... için 7 adet banka ismi bildirmelerine rağmen, ilk derece mahkemesinin hiçbirine tezkere gönderilmeyerek imza sahteliğine ilişkin iddianın ispatlanamayacağına hükmedildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE

Dava, davalı şirketin 07.06.1995, 17.06.1996, 30.07.1997, 24.06.1998 ve 14.06.1999 tarihli olağan genel kurul kurullarının yok hükmünde olduğunun tespiti ile davacıların murislerinin hisse devirlerinin geçersiz olduğunun ve hisselerin davacılara ait olduğunun tespiti istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.

Davacılar; murisleri ... ve ...'in davalı şirketin 07.06.1995, 17.06.1996, 30.07.1997 24.06.1998,14.06.1999 tarihli olağan genel kurul kararlarına çağrılmadığını, ancak toplantıya katılmış gibi gösterilerek adlarına sahte imzalar atıldığını, bu sebeple anılan genel kurul toplantılarının yok hükmünde olduğunu, ayrıca murislerin hisselerinin davalılara devrinin de geçersiz olduğunu, bu sebeple hisselerin kendilerine ait olduğunu ileri sürmüşler ve genel kurulların yok hükmünde olduğunun, hisse devrinin geçersiz olup hisselerin davacılara ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmişlerdir.

Dosya kapsamının incelenmesinde; davacıların murisleri ... ve ...'in davalı gerçek kişilerle birlikte 1993 yılında davalı şirketin kurulduğu, murislerin %25'er olmak üzere %50 oranında hissedar olduğu, diğerlerinin ise %10'ar hisse sahibi olduğunu, davacıların yok hükmünde olduğunu ileri sürdükleri 07.06.1995, 17.06.1996, 30.07.1997, 24.06.1998 ve 14.06.1999 tarihli genel kurullara davacıların murislerinin katıldığı, 31.07.2000 tarihinde yapılan genel kurul toplantısı hazirun cetvelinde davacıların murislerinin hissedar olarak yer almadığı, bunun yerine davalı ...'nin ve davalı ...'nin %47'şer oranında, diğer davalı gerçek kişilerin de %2'şer oranına hissedar olarak göründüğü, bu aradaki dönemde murislerin hisselerin diğer davalılar ...ve ...'a devredildiği, ancak davalılarca devre ilişkin yazılı bir belgenin sunulmadığı, genel kurullarda bu konunun yer almadığı görülmüştür. Anonim şirketlerde payın devri için payın senede bağlanmış olması şart değildir. Çıplak pay, senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebilir. Ancak payın serbestçe devredilebileceğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri hakkında TTK'da özel bir düzenleme mevcut değildir. Çıplak pay, genel hükümlere göre yazılı devir anlaşması ile devredilebilir. Alacağın temliki, tasarrufi bir işlem olduğundan temlik ile çıplak pay devralana geçer. Alacağın temlikinde olduğu gibi yazılı şekil şartı vardır. Bedeli ödenmiş çıplak payın devri, TBK'nın 184. maddesi gereği yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile gerçekleşir. Somut olayda, murislerin hisselerinin senede bağlı olmayıp çıplak pay niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda payın geçerli şekilde devredildiğini ispat yükü hisseyi devralan davalılardadır. Ancak, her ne kadar ispat yükü devralan davalılarda da olsa dosyada mevcut mirasçılık belgelerine göre davacıların murislerinden ...'in 02.03.2013 tarihinde, ...'in ise 15.01.2016 tarihinde vefat ettiği, murislerin hisselerin devrinden sonraki ilk genel kurul tarihi olan 31.07.2000 tarihinden vefat tarihlerine kadar, yani yaklaşık 13 ve 16 yıl boyunca hisse devrinin geçersizliğini ileri sürmedikleri, bu konuda bir soruşturmanın herhangi bir şikayetin veya davanın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacıların murisinin ölümlerine kadar bu süre içinde sessiz kalmaları esasında devrin yapıldığına onay verdiklerini göstermektedir. Zira yaklaşık 13 ve 16 yıl şirket hissedarı bulunan murislerin şirketten ve hisselerinden bihaber bulunmaları hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi murislerin sağlığında sessiz kaldığı bu konuda davacı mirasçıların da artık dava açmasının TMK'nın 2.maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğu anlaşıldığından bu aşamada artık davalılardan hisse devrinin yapıldığını ispat etmelerini beklemek de dürüstlük kuralına aykırı olacaktır. Bu nedenlerle, mahkemece davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmuştur. Yine aynı şekilde, davacıların murislerinin 1995 yılından 1999 yılına kadar yapılan genel kurullara ilişkin olarak vefat tarihlerine kadar yokluk iddiasında da bulunmadıkları, davacıların da bunca zaman sonra yokluk iddiasında bulunmalarının dürüstlük kuralına aykırı olduğu anlaşıldığından bu yöndeki taleplerin reddi de yerinde olmuştur. Kaldı ki, dosya kapsamında alınan grafoloi raporunda da hazirun cetvellerindeki murislere atfet atılı bulunan imzaların muhtemel murislerin eli ürünü olduğu tespit edilmiş, imzaların sahte olduğunun ispat edilememiş olduğu görülmektedir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacılar vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;

1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,

2-Davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 651,30 TL istinaf karar harcının davacılardan tahsiline,

3-Davacılar tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,

4-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;

HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.03.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.

Atıf: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, E. 2022/1381, K. 2026/551, T. 26.03.2026, www.arakarar.com/karar/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi-14-hukuk-dairesi-2022-1381-e-2026-551-k-e97652ceca24