Bölge Adliye Mahkemesi · İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi 2021/514 E. 2024/852 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Daire
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/514
- Karar No
- 2024/852
- Karar Tarihi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/514
KARAR NO: 2024/852
KARAR TARİHİ: 30/05/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 01/10/2020
NUMARASI: 2014/205 Esas - 2020/660 Karar
DAVA: Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/05/2024
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile dava dışı ... şirketi arasında 01.01.2009 tarihinde imzalanan distribütörlük sözleşmesinin bulunduğunu, bu sözleşme uyarınca davacı şirketin ... markalı patentli ürünlerin Türkiye'deki tek yetkili satıcısı olduğunu, davacının bu kapsamda ... markalı metre ve pompalar ithal ettiğini, davalı şirketin ... adı altında iltibas yaratacak şekilde metre ve santrifüj pompalarını aynı ürünlermiş gibi pazarladığını, ... marka ürünler ile ... marka ürünlerin görsel olarak aynı olduğunu, ürünler üzerinde yapılacak teknik inceleme neticesinde ... marka ürünlerin ... markalı davacı ürünlerinin kopyası olduğunun anlaşılacağını, davaya konu metre ve santrifüj pompaların ülkeye sokulmasının izne tabi olduğunu ve davalının bu izinlere sahip olmadığını dolayısıyla bu ürünleri ithal ederek bundan kazanç elde etmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalının gümrük mevzuatına aykırı hareket ettiğini, ayrıca bu konudaki tek yetkilinin kendisi olduğunu, davalının internet ortamında da haksız rekabete devam ettiğini, "Google arama motorunda" " ... " yazıldığı zaman ilk on arama içinde davalı şirketin çıktığını, davalı şirketin davacının tek yetkili satıcısı olduğunu ürünleri internet sitesi aracılığıyla 3. kişi ve kurumlara sattığını, davalının ... marka ürünlerin yetkili satıcısı olarak davranarak tüketicilere ulaştığını, davalı tarafından kullanılan ... markasının ... markasının kısaltılmışı gibi algılanarak bir ilişki kurulmaya çalışıldığını, davalı tarafından gerçekleştirilen eylemlerin haksız rekabet teşkil ettiğini, dava dışı ... 'nin marka hakları temsil yetki belgesini davacı şirkete verdiğini ve bu belge uyarınca ... markasına Türkiye'de yapılan her türlü tecavüzün önlenmesi için davacının yetkili olduğunu, davalı tarafından gerçekleştirilen haksız rekabet eylemi nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek haksız rekabetin tespitini, söz konusu ürünlerin toplatılmasını, haksız rekabete ilişkin hükmün gazetede ilanını ve haksız rekabet sonucunda davalının elde etmesi muhtemel menfaatin belirlenerek davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin akaryakıt istasyon pompa ekipmanları ve malzemeleri tedarikçisi olduğunu, bu alanda servis, ithalat, ihracat ve imalat yapan bir şirket olduğunu, davacının davalıdan 04.12.2008 tarihinden 27.05.2009 tarihine kadar 9 ayrı fatura karşılığında 6 parti davalının imalatını yaptığı ürünlerden satın aldığını, söz konusu ürünlerin davacı tarafından ... markasıyla iltibas oluşturduğunu iddia ettiği ürünler olduğunu, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, sessiz kalma suretiyle davacının hak kaybına uğradığını, davacının 13.03.2010 tarihli İhtarnamesi ile dava konusu aynı taleplerde bulunduğunu, aradan 3 yıldan fazla bir süre geçtikten sonra davacının davayı ikame etmesinin taleplerin zamanaşımına uğradığını gösterdiğini, davalının ... adlı bir markasının olmadığını, davalının ... adını bir kod olarak kullandığını, kaldı ki sattığı ürünlerin ... markalı ürünlerle isim, model ve tip benzerliğinin bulunmadığını, davacının davalıya ait bir kusur ispatında bulunamadığı gibi zararına ilişkin bir belgeyi de dosyaya sunmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Somut olayda davacının tek satıcı olduğu "..." marka ürün ile davalının "..." markalı ürününün birebir aynı olduğu, davalının bu ürünü satışa sunulduğu, satışa sunulan bu ürünün taklit olduğu, taklit olması nedeniyle ürünün orjinaline göre daha düşük fiyattan satıldığı, böylece TTK 54/2 maddesinde belirtilen aldatıcı ve dürüstlük kuralına aykırı davranış ve ticari uygulama olması nedeniyle haksız rekabet teşkil ettiği kanatine varılarak haksız rekabetin önlenmesi için aşağıdaki gibi hüküm kurulmuş, davacının maddi ve manevi tazminat talebini dava dilekçesinde “maddi-manevi tazminat davası açma hakkımız saklı kalmak kaydı ile” olarak belirtiği anlaşıldığından maddi ve manevi tazminat talep edilmediği ve usulüne uygun harç yatırılmış maddi-manevi tazminat davasının mevcut olmadığı, davacı vekili dava dilekçesinde her ne kadar zararın tazmini talebinde bulunmuş ise de, bu konuda miktar gösterilerek harcı yatırılmış bir davada bulunmadığı anlaşıldığından, davacı tarafın 25/12/2019 tarihli dilekçesi ile talep ettiği tazminat talepleri yönünden karar verilmesine yer olmadığına , ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekçeli kararda 6 no lu bentte belirtildiği üzere maddi-manevi tazminat talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olup, yalnız bu yönü ile verilen karara karşı istinaf yoluna başvurduklarını, bu sebeple zararının tarafların ticari defter ve kayıtları incelenerek Bilirkişi incelemesi ile tespitinin mümkün olması sebebi ile Bilirkişi raporu ile net rakam tespit edilene kadar şimdilik 10.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi zararlarımızın bulunduğu alacağının bu şekilde belirsiz olduğunun açıklandığını, bu nedenle mahkemece usulüne uygun bir maddi ve manevi tazminat talebi olmadığı gerekçesinin hatalı olduğunu, mahkemece 25.12.2019 tarihli celse sonrası tarafımıza harcın tamamlatılması veya yatırılması için herhangi bir süre verilmemiş ve hiçbir ihtarat da yapılmamış olup bu sebeple de Mahkemece verilen kararın haksız olduğunu, Mahkemece tazminat davacının belirsiz alacak olarak değerlendirilerek zararların tazmini için Bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiğini, davacının müşterileri, kredisi mesleki itibarı, ticari işletmesi diğer iktisadi çıkarlarının zarar gördüğünü, tüm bu sebeplerle Yerel Mahkemenin zarar talebi ile ilgili karar verilmesine yer olmadığı yönündeki kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının marka ile ilgili Türkiye'de dava açması için özel yetki gerekmektedir. Her ne kadar disrübütörlük anlaşmasının aslı mahkeme kasasına sunulmuş olsa da apostil veya mahkeme onaylı olmadığından itibar edilmesinin mümkün olmadığını, davacının isteminin zamanaşımına uğradığını, davasını muttali olduktan itibaren 1 yıl içinde açmamış, her halükarda 3 yıllık süreyi de gözetmemiş olduğunu, davalının hangi somut maddeyi ihlal ettiği belirtilmeden hüküm kurulmasının savunmayı zorlaştırdığı koruma süresi geçirilmiş veya koruma hakkına herhangi bir nedenle haiz olmayan emtianın muadilinin üretilmesi ilgili maddedeki dürüstlük kuralına aykırı davranış ve ticari uygulamalar içerisinde mevcut olmayan bir davranış şekli olup davacının huzurdaki davayı açması için ortada marka, logo, tasarım, faydalı model gibi halen korunan bir hakkının olması gerektiğini, davacının patent ihlali iddiası olması halinde bunun mahkemece araştırılması gerekmekte ve ürünlerin toplanılmasını isteme hakkı olmakta ancak davacı bu şekilde bir talepte bulunmadığı gibi işbu davadan evvel Anadolu 2. Fikri Sınai Haklar Mahkemesi’nde marka iktibası ile ilgili 556 Sayılı KHK’yı gerekçe göstererek dava açmış, görevsizlik kararı sonrasında ıslah da etmeden iddiasını genişleterek haksız rekabet nedeniyle yasaklama talebine dayandığını, usul hukukunda mümkün olmamasına rağmen bu yolla yine de bir an için davacının dilekçesi ve talebi geçerli olarak kabul edilse dahi, marka hakkına tecavüz nedeniyle bir dava açacaksa benzer marka olduğu iddiasıyla hükümsüzlük davası açması gerektiğini, davacının marka ihlali iddiası da bulunmadığını, ... İle ...'nin birbirini taklit eden eden markalar olduğuna dair bir mahkeme kararı da bulunmadığını, davacı şirket tarafından "... " şeklinde logo tescili yaptırıldığını, sonuç olarak, bir ürünün ya markada isim benzerliği yönüyle hakkının ihlal edilmesi ya da halen süresi devam eden patent hakkının ihlal edilmesi gerektiğini, her ikisinin de mevcut olmadığına göre olmayan bir ihlalin dava konusu yapılmasının yanlış olduğunu, hususi alıcı grubuna hitap eden ürünün karıştırılmasının mümkün olmadığı bilirkişi raporuyla sabit olup yine ürünü satanın tacir olması, ürün alıcılarının akaryakıt sektöründe ticaretle uğraşan tacir şahıs ve firmalar olması; ürünün profesyonel olarak konusunda uzmanlaşmış akaryakıt satıcısı meslek erbabı tarafından tercih edilerek kullanılıyor olması, ürünün farklı markalardaki benzerlerinden rahatlıkla ayırt edilebilir olduğunu gösterdiğini, sonuç olarak dava konusu ürünleri teknik elemanları olan bilinçli üreticiler, imalatçılar alıp kullandığını, karıştırılma ihtimali olmadığını, bu açıdan da davanın reddi gerektiğini, haksız rekabetle ilgili bir haktan bahsedildiği takdirde ya marka hakkının ya da patent hakkının yani süresi devam eden bir hakkın ihlal edilmesi gerektiğini, oysa markanın çağrışım yapmadığı nihai satın alıcılar tarafından iki markanın birbirine karıştırılmadığı süresi devam eden bir patent korumasının da olmadığı görülmekte olup dava dosyasında bulunan 16.10.2017 tarihli raporun sonuç kısmında; "ürünlerin hedef kitlesinin uzman kişilerden oluşması sebebiyle bu kişiler nezdinde ürünlerin karıştırılma tehlikesinin mevcut olmayacağı" şeklinde değerlendirme yapılmış, ardından da davalı firmanın haksız rekabet oluşturduğu sonucuna varıldığını, tanık beyanlarıyla da sabit olduğu üzere "sektörde faaliyet gösteren firmaların her iki ürün arasında farkı rahatça anlayabileceği ve ...'in ABD menşeli ürün olduğu, piyasada aynı işlevi gören farklı brodimetre markalarının bulunduğu, müvekkil şirketin sattığı ürünler ile ... arasında ilişki kurmadığı" şeklinde beyanlarla iltibas yaratılmadığının açık olup haksız rekabet teşkil eden bir iltibas yokken haksız rekabete dayalı yaptırım kararı verilmesinin doğru görülmediğini, davacı kendi sipariş verdiği ürünler için aradan 5 yıl geçtikten sonra (2009-2013) dava açarak çelişkiye düşmüş davacı taraf çelişkili davranma yasağına aykırı davrandığından talep hakkını yitirdiğini, dosyada bulunan Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın Gümrük ve Ticaret Müfettişliği tarafından 177-2 sayılı İnceleme raporunda davalı şirket aleyhine, hiçbir usulsüzlüğe rastlanılmadığını, ... Ltd. Şti.’nin ... Ltd. Şti. hakkında ticari ilişkisinin bulunduğu yıllarda, gümrük idaresine herhangi bir şikayeti bulunmazken, ... Ltd. Şti. nin son ithalat işlemi olan 30.12.2010 tarihinden yaklaşık 19 ay sonra Gümrük Ve Ticaret Başkanlığına şikayette bulunmasının aynı zamanda Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğüne de marka ve patent haklarına tecavüz edildiği gerekçesi ile ithalat işlemlerinin durdurulması talebinde bulunulmasının, tamamen yaşanılan borç-alacak anlaşmazlığının aleyhlerine neticelenmesinin bir tezahürü olduğu sonuç ve kanaatine varıldığının, ifade edildiğini, aynı raporda ölçü ve ayar mevzuatına aykırı davranıldığı iddiasını doğrular herhangi bir somut olguya rastlanılmadığı” açıkça ifade edildiğini, sonuç olarak; İddia edildiği gibi “...” markasına karşı herhangi bir tecavüz söz konusu olmayıp, haksız rekabete sebebiyet verilmediğini, davacının tüm iddialarının soyut ve tamamen gerçek dışı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava, iltibas yaratacak şekilde ürünlerini pazarlamak suretiyle oluşan haksız rekabetin tespiti ve meni, davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalı yanın iddia olunan eylemlerinin haksız rekabet teşkil edip etmediği ve maddi ve manevi tazminata karar verilip verilemeyeceği noktasındadır. Davacı ile dava dışı ... arasında 30/12/2008 tarihli distribütörlük sözleşmesi imzalanmış, ayrıca dava dışı ... tarafından 01/01/2009 tarihli marka hakları temsil yetki belgesi düzenlenmiştir. Davacı tarafça, davalının ... adı altında iltibas yaratacak şekilde metre ve santrifüj pompalarını aynı ürünlermiş gibi pazarlayıp sattığı iddiasıyla haksız rekabetin tespiti ve menine karar verilmesi istemiyle eldeki davayı açılmıştır. Davalı taraf diğer savunmalarının yanı sıra zamanaşımı definde bulunmuştur. Davacı, davalının devam eden eylemlerine ilişkin haksız rekabet iddiasında bulunduğundan, eldeki davadaki taleplerin zamanaşımına uğraması söz konusu değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 54/2. Maddesinde ‘’Rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırıdır. ‘’ hükmü düzenlenmiş, aynı Yasa’nın 55/1a-4 maddesinde haksız rekabet olarak kabul edilen eylemlerden biri de ‘‘Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak,’’ olarak düzenlenmiştir. Ayrıca müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak da haksız rekabet olarak kabul edilmektedir. Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un genel gerekçesinde, genel olarak piyasa ekonomilerinde rekabet, kar, satış miktarı ve payı gibi belirli bazı hedeflere ulaşmak amacıyla ekonomik birimler arasında ortaya çıkan bir yarış veya karşıtlık şeklindeki ilişkiler süreci olarak tanımlanmıştır. Serbest piyasa ekonomilerinin temel prensibi olan serbest ticaret hakkı ve rekabet özgürlüğü Anayasa’nın 48/1 maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.” denilmek suretiyle vurgulanmıştır. Ancak ticaret serbestisi ve rekabet özgürlüğü, sınırsız rekabet hakkının bulunduğu anlamına da gelmemektedir. Bu nedenle haksız rekabeti düzenleyen kuralların amacı ve içeriği de rekabet özgürlüğünün sınırlarını göstermek ve bu sınırların aşılması durumunda başvurulabilecek hukukî yolları tespit etmektir. Haksız rekabet kuralları, rekabet hakkının dürüstlük kuralları çerçevesinde kullanılmasını sağlamak ve rekabet hakkının kötüye kullanılmasını engellemek amacı ile sevk edilmiştir. Bu kurallar genel nitelikli ve her alanda uygulanabilecek hükümler içermekle birlikte rekabet hakkının, Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi gereğince dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanılmasını sağlamaya çalışmaktadır (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2018, s. 350). Haksız rekabetten bahsedebilmek için iki unsurun bir arada bulunması gerekir. Bunlar tarafların ekonomik rekabet etme hakkının bulunması ve dürüstlük kuralına aykırılıktır. Yani haksız rekabetten söz edilebilmesi için ekonomik rekabetin dürüstlük kuralına aykırı olarak bozulması veya kötüye kullanılması gerekir. Ayrıca, dava tarihi itibariyle somut olayda uygulanma yeri olmamakla birlikte tescilsiz tasarımlar yönünden, 10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 55/4, 56/4-5, 59/2 ve 69/2 maddelerinde getirilen yeni düzenlemeyle, ilk defa Türkiye’de kamuya sunulmuş olması, mutlak anlamda yeni ve ayırt edici olması koşuluyla, sadece üç yıl için koruma getirilmiştir. Söz konusu şartları taşıyan tescilsiz tasarımlara da tescilli tasarımlar gibi SMK hükümlerine göre koruma sağlanacaktır.Kanun madde gerekçesiyle birlikte yorumlandığında, 6769 sayılı SMK’daki koruma bir yana, tescilsiz tasarımların haksız rekabet hükümleri çerçevesinde korunabilmesi ancak ve ancak, mutlak manada yenilik ve ayırt edicilik niteliğinin bulunması, onu üreten işletmeyle bütünlük arz ederek aynen bir marka gibi işletmesel kökene işaret edecek derecede yüksek bir ayırt edicilik düzeyine ulaşması ve onunla özdeşleşmesi, öte yandan taklidini üretenlerce, işletmesel kökenleri itibariyle tasarıma konu malların işletmesel kökenlerinin karıştırılmasına yol açacak tedbirlerin alınmaması, diğer bir anlatımla hedef tüketici kitlesinin bakış açısına göre, orijinal ve taklit malların aynı veya aralarında idari, ekonomik ya da işletmesel bağ bulunan işletmelerce üretilmiş olabileceği hususunda karıştırılma ihtimaline yol açılması halinde söz konusu olabilecektir. Bunun dışında, orijinal tescilli tasarımlar için bile her beş yılda bir yenilenmek koşuluyla yirmi beş yıllık koruma sağlandığı ve sürenin sonunda tasarım hakkının topluma intikal edeceği kabul edildiği halde, haksız rekabet hükümlerinden ve emeğin korunması ilkesinden hareketle sırf orijinal olmasından dolayı tescilsiz tasarımlara daha fazla hak bahşedildiği de iddia edilemez (Füsun Nomer Ertan, Tasarımların Haksız Rekabet Hükümleri Çerçevesinde Korunması Artık Söz Konusu Değildir, Türkan Rado’ya Armağan, Oniki Levha, İst-2020, s. 313-317). Haksız rekabetin önlenmesindeki amaç, serbest piyasa düzeninde, herkesin dürüstlük kuralları içerisinde hareket etmesini sağlamak suretiyle bütün katılanların menfaatine dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır. Dürüst ve bozulmamış rekabetin varlığı, piyasa katılımcılarının (tüketiciler, tacirler, rakipler) yanında, bireysel rekabet düzeninin korunmasını da gerektirir. Tacirlerin korunması ilkesi çerçevesinde koruma unsurlarından biri de emeğin ve yatırımların korunması olmakla birlikte, fikri mülkiyet hakları özelinde, bütün dünyada ve ülkemizde geçerli olan tescile bağlı ve süreyle sınırlı koruma ilkelerinin de göz ardı edilmemesi gerekir. Bu çerçevesinde, haksız rekabet hükümlerine dayanılarak anılan ilkeleri geçersiz kılacak veya zedeleyecek yorumlardan dikkatle kaçınılmalı ve bu noktada haksız rekabet hükümleri dar yorumlanmalı, konuya ilişkin özel hükümlerin ötesinde, mal veya hizmetlerle ilgili olarak tekel yaratılmamalı, ekonominin sağlıklı şeklide işlemesi için serbest rekabet ortamı özenle korunmalıdır(Yargıtay 11. HD'nin 22.04.2021 tarih ve 2021/89 E.- 2021/3954 K. Sayılı Kararı). Somut uyuşmazlıkta olduğu gibi, sektördeki diğer firmalarca yurt dışında ve Türkiye'de üretime konu edilmiş ve tescile dayalı koruma tercihinde de bulunulmamış tasarımlar yönünden, tasarıma konu malların bir başkasınca üretilmiş ve piyasaya sunulmuş olması halinde, sadece tasarımın orijinal, davacı ile özdeşleşmiş ve büyük emek ve çabalarla tanıtılmış olması, bu davranışın haksız rekabet olarak nitelendirilmesine yeterli olmayıp, ayrıca onu üreten işletmeler arasında, ortalama tüketici kitlesi nezdinde karıştırılma ihtimaline de yol açılması gerekir. Somut olayda, ilk derece mahkemesince alınan 02/09/2016 tarihli bilirkişi raporunda ürünlerin temel yapısının benzemesinin kaçınılmaz olduğu ve davalının eylemlerinin haksız rekabet oluşturmadığı ifade edilmiştir. 16/10/2017 tarihli bilirkişi heyeti kök raporunda ise ürünlerin hedef kitlesinin uzman kişilerden oluşması nedeniyle iltibas oluşmadığı, ancak davalının, davacının tek satıcılık sözleşmesine istinaden yurt dışından ithal ettiği ürünlerin birebir aynısını yaptığı ve ürünlerin daha ucuza satılması suretiyle davacının emeğini ihlal ettiği, bu durumun haksız rekabet teşkil ettiği belirtilmiştir. Mahkeme tarafından 16/10/2017 tarihli rapor esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak mahkemenin de kararına esas aldığı bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi, davacının ürünlerinde marka ve çeşitli bilgilerin yer aldığı etiket bulunduğu, davalının ürününde ise marka ve seri no dahil herhangi bir bilgi etiketi/tabelasının bulunmadığı tespit edilmiştir. Buna göre davalının, davacının ürünleri ile karıştırılmaya yol açacak şekilde bir ibare kullanmadığı anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, davacı tarafça, davaya konu tescilsiz tasarıma konu ürünlerin davacı şirketle özdeşleşecek bir ürün haline gelerek, işletmesel kökene işaret eden bir ayırt edici işaret haline dönüştüğü, bunun yanı sıra davalı tarafın ürünleri ile davacının tek satıcılık sözleşmesine istinaden ithal ettiği ürünler arasında işletmesel köken itibariyle karıştırılma ihtimalini önleyecek tedbirleri almadığı hususları, dolayısıyla davalının eylemlerinin haksız rekabet teşkil ettiği de ispat edilememiştir. Bu nedenlerle ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. Davacı tarafça haksız rekabet nedeniyle maddi manevi tazminat talebi hakkında karar verilmediğini iddia etmiş ise de, davacı dava açılışında bu istemlerini saklı tutmuş ve bu yönden bir dava açmamış olup, usulünce harçlandırılarak dava edilmeyen talepler hakkında karar verilmesi mümkün değildir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesinin maddi ve manevi tazminat istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine; ilk derece mahkemesince eldeki davada davalının eylemlerinin aldatıcı ve dürüstlük kuralına aykırı davranış ve ticari uygulama teşkil etmesi nedeniyle haksız rekabet teşkil ettiğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davanın REDDİNE, 2-Başlangıçta peşin olarak yatırılan 24,30 TL harcın alınması gereken 427,60 TL harçtan mahsubu ile kalan 403,30 TL karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davacı tarafından yargılama sırasında yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına4-Davalı tarafından yargılama sırasında yapılan posta ve tebligat masrafı 96,50 TL, bilirkişi ücreti 1.000,00 TL olmak üzere toplam 1.096,50 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,5-Davalı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 17.900,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacıya iadesine, 7-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,b-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,c-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,d-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 148,60 TL, posta ve tebligat gideri 54,40 TL olmak üzere toplam 203,00 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,8-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 30/05/202