Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/33 E. 2022/137 K.
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/33
- Karar No
- 2022/137
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ BAM 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 4. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 16/05/2022 NUMARASI : ... Taraflar arasında görülen davada Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 16/05/2022 tarih ve 2021/33 E. - 2022/137 K. sayılı kararın Dairemizce incelenmesi davalılar tarafından istenmiş ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili, müvekkili şirketin, "...” ibareli markasını 16.10.2017 tarihli 2017/91650 sayı ile 09. ve 42. sınıflarda tescil ettirdiğini, davalıların, tecavüzüne konu tescilli markanın, müvekkili tarafından uzun yıllardır kullanıldığını bildiklerini, davalı ...’ın, müvekkili şirketle rakip diğer davalı İngiltere merkezli ... ... ... Şirketi'nin hakim ortağı olduğunu, faaliyet alanlarının aynı bulunduğunu, müvekkili firma ile rekabet halinde bulunan davalıların, müvekkili şirketin tescilli "..." markasıyla birebir aynı olan ibarelerle müvekkili şirket ile aynı mal ve hizmetlerde internet alan adlarında ve müvekkili şirketin rızası hilafına kullandıklarının tespit edildiğini, davalıların kötü niyetle ve müvekkili şirketin tescilli markasına yakınlaşmak gayesiyle bilinçli bir şekilde hareket ettiklerini, müvekkiline ait meşhur ve maruf tescilli "..." markasını ürün/hizmetlerinde, internet alan adında ve sosyal medya mecralarında kullanan davalıların, müvekkili şirketin markasına tecavüz teşkil eden eylemlerde bulunduğunu, her ne kadar davalı ... adına 2020/96316 sayılı "... ... ..." ibaresi marka olarak tescil edilmiş ise de, bu kullanımın son derece haksız ve kötü niyetli olduğunu, kaldı ki davalıların tescilli hali olan "... ... ..." ibarelerinin kullanımı müvekkili şirketin marka hakkına tecavüz oluşturmasının yanı sıra, davalıların ürün/hizmetlerindeki kullanımları kendi adlarına tescil ettirdikleri mütecaviz hale bile uygun olmadığını ileri sürerek marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet durumunun her iki davalı bakımından da ayrı ayrı tespitine, davalı adına 21.08.2020 tarih ve 2020/96316 sayı ile kayıtlı "... ... ..." markasının hükümsüzlüğünün tespiti ile sicilden terkinine, maddi ve manevi tazminat hakları dahil tüm dava ve talep haklarını saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, yetkili mahkemenin davalı ...’ın yerleşim yeri olan Gebze mahkemeleri olduğunu, SMK m.25/7 ve 29/2 uyarınca davaya dayanak markanın dava tarihi itibariyle Türkiye’de en az beş senedir tescilli olması şartı ile ve davalı talebi üzerine dava tarihinden önceki beş sene içerisindeki ciddi kullanımının davacı tarafından ispatının gerektiğini, anılan hüküm uyarınca kullanmama def’ini ileri sürdüklerini, markaların aynı veya benzer olmadığını, halk nezdinde karıştırılma ihtimalinin mevcut bulunmadığını, aynı hususların tecavüz iddiaları için de geçerli olduğunu, müvekkilinin uzun yıllardır söz konusu markayı kullandığını, dolayısı ile marka üzerinde tescile dayalı olmayan gerçek hak sahipliği bulunduğunu, davacı tarafın hak iddia etmiş olduğu markadaki “...” ibaresinin mal veya hizmeti tanımlayıcı bir kelime olduğunu, çünkü “...” ibaresinin Türkçe’de siber güvenlik hizmetlerinin niteliği, vasfı veya büsbütün tanımlayıcısı olarak kullanılan bir ibare olduğunu, dosyadaki 09.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda da görüleceği üzere ... ve ... ibarelerinin bir siber saldırı türünün adı olduğunu, davacının marka üzerinde inhisarının mevcut olmadığını, davacının müvekkilinin diğer marka başvurularının bulunmasının kötü niyetli olduğunu iddia etmesinin gerçek dışı olduğunu ve dikkate alınmaması gerektiğini, davacının haksız rekabet iddialarının da yerinde olmadığını, markanın dürüstçe kullanım ilkesi (SMK 7/5) dikkate alındığında müvekkillerinin markayı kullanmasının engellenemeyeceğini, iltibasın mevcut olmadığı durumlarda haksız rekabetin de söz konusu olmayacağını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, marka hükümsüzlüğü yönünden; davacının 02/04/2018 tescil tarihli 2017/91650 sayılı 09 ve 42. sınıflarda "şekil+..." ibareli markası ile davalının 21/08/2020 tarihinde başvurusu yapılan 28/01/2021 tarihinde tescil edilen 2020/96316 sayılı 09 ve 42. sınıflarda "şekil+... ... ... " ibareli markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sescil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, 6769 sayılı SMK'nın 6/1 ve 25. maddeleri kapsamında hükümsüzlük koşulunun oluştuğu, marka tecavüzü açısından; SMK'nın 155. maddesine göre, sonraki marka sahibi olan davalı şahsın "şekil+... ... ... " ibareli markası bulunmakla beraber kendisinden daha önce aynı sınıflarda "şekil+..." ibareli tescil edilen marka sahibinin (davacının) açtığı tecavüz davasında sonraki markasını savunma gerekçesi olarak gösteremeyeceği, davalılardan ... ...’e ait https://.../, https://www.....com.tr/ alan adı, https://.../ .../ .../... adlı ... kanalı, https://.../... adlı ... hesabı ve https://.../.../ adlı Instagram hesabı adı ve içeriğindeki, “..., farkındalık ölç”, www.....com.tr., “neden ...?”, “...”, “...”, “ŞEKİL ... ... ...” şeklindeki kullanımlarında ise “...” ibaresinin markaların esas unsuru niteliğinde olduğu, bu nedenle bu kullanımların davacının 2017 91650 sayılı markasına tecavüz oluşturduğu, davalı tarafın bu şekilde internet ve sosyal medya ortamında "..." şeklindeki markasal kullanma eyleminin davacıya ait 02/04/2018 tescil tarihli 2017/91650 sayılı 09 ve 42. sınıflarda "şekil+..." ibareli markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, eyleminin marka tecavüzü şeklinde oluştuğu, haksız rekabet açısından; davalılardan ... ...’e ait https://.../, https://www.....com.tr/ alan adı, https://.../.../.../... adlı ... kanalı, https://.../... adlı ... hesabı ve https://.../.../ adlı Instagram hesabı adı ve içeriğindeki, “..., farkındalık ölç”, www.....com.tr., “neden ...?”, “...”, “...”, “ŞEKİL ... ... ...” şeklindeki kullanımlarında ise “...” ibaresinin markaların esas unsuru niteliğinde olduğu, bu nedenle bu kullanımların davacının 2017 91650 sayılı markası ile aynılık/ilişkilendirme/karıştırılma ihtimaline yol açabileceği, davalının bu şekildeki kullanımlarının TTK 54 ve devamı maddelerinde sayılan haksız rekabet şeklinde oluştuğu gerekçesi ile davanın kabulüne, davalı taraflar eyleminin davacıya ait marka hakkına yönelik marka tecavüzü ve haksız rekabet oluşturduğunun tespitine, davalı eylemlerinin önlenmesine, ortadan kaldırılmasına, engellenmesine, kararın hüküm özetinin masrafı sonradan davalı taraftan tahsil edilmek üzere Türkiye genelinde yayımlanan bir gazete de bir kez ilan edilmesine, davalı tarafa ait 2020/96316 sayılı markanın hükümsüzlüğüne, sicilden terkin edilmesine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde, yetkili mahkemelerin, HMK'nın 6/1.maddesi gereğince davalıların yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, dava hakkında yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili mahkemelere gönderilmesi gerektiğini, SMK m. 25/7 ve 29/2 uyarınca, hükümsüzlük ve tecavüzün önlenmesi davasına dayanak markanın dava tarihi itibarı ile Türkiye’de en az beş senedir tescilli olması şartı ile ve davalı talebi üzerine - dava tarihinden önceki beş sene içerisindeki ciddi kullanımının davacı tarafından ispatının gerektiğini, davacı tarafın hak iddia etmiş olduğu markadaki ''...'' ibaresinin mal veya hizmeti tanımlayıcı bir kelime olduğunu, siber güvenlik hizmetlerinde kullanıcıların ... faaliyetlerinden korunmasını amaçlayan hizmetler için kullanılan markalar da ''...'' veya ''...'' ibarelerinin başkaları tarafından kullanımını yasaklayamayacağını, çünkü ''...'' ibaresinin Türkçede siber güvenlik hizmetlerinin niteliği, vasfı veya büsbütün tanımlayıcısı olarak kullanılan bir ibare olduğunu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın '...' kelimesinden kaynaklı olması karşısında heyette bir dil bilimcinin olmamasının büyük bir eksiklik olduğunu, bilirkişi raporunda da yer aldığı üzere; '...' , '...' vb. kelime, kavram ve fiiller bilişim dünyası başta olmak üzere siber güvenlik alanında yaygın olarak bilinen bir saldırı türünün adı olduğunu, davacı ve müvekkillimize ait markaların birbirleriyle karıştırılma ihtimali bulunmamakta olup herhangi bir benzerlikleri de bulunmadığını, gerek ''...'' ibaresini içeren markalar üzerindeki gerçek hak sahipliği gerek bu ibarenin kimsenin inhisarına bırakılamayacak şekilde tanımlayıcı bir ibare olmasından ötürü ve gerek müvekkillerin bu markayı davacının kullandığından dahi haberdar olmadığı durumları düşünüldüğünde müvekkillerin dürüstlük kuralına aykırı davranışlar içerisinde olmadığının görüleceğini, mahkeme gerekçeli kararı karmaşık ve sadece kanun maddelerinin kopyalanıp yapıştırılmasıyla oluşturulmuş olup somut ve bilimsel bir gerekçe ve değerlendirmeden de uzak olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Dava, marka tecavüzü ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi, ortadan kaldırılması, engellenmesi, marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, somut uyuşmazlıkta SMK'nın 156/3. maddesine göre Ankara Mahkemeleri yetkili olduğundan mahkemece davalıların yetki itirazının reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı, davacının 2017/91650 sayılı 09 ve 42. sınıflarda "şekil+..." ibareli markası ile davalının 2020/.... sayılı 09 ve 42. sınıflarda "şekil+... ... ..." ibareli markası arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel ve sescil olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, zira her iki markada ... ibaresinin asli ve baskın unsur olarak yer aldığı, her ne kadar ... ibaresi tanımlayıcı ve tasvir edici olarak belirlenmiş ise de, davalı taraf kullanımının ... şeklinde olduğu, işin uzmanı yahut dikkatli kişilerden oluşmayan, makûl düzeyde bilgilendirilmiş, davacının önceki markasındaki ve davalının sonraki tarihli markasındaki işareti aynı anda görüp detaylarını karşılaştırma olanağı bulunmayan, daha önce görüp yararlandığı markanın aşağı yukarı net anısının tesirinde olan ortalama düzeydeki alıcı kitlesinin, yargılama konusu mallar ve hizmetler için ayırdığı satın alma/yararlanma süresi içinde, davalının "şekil+... ... ..." ibareli markasını gördüğünde derhâl ve hiç düşünmeden bunun davacıya ait "şekil+..." ibareli markadan farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, SMK'nın 155. maddesine göre, sonraki marka sahibi olan davalı şahsın 21/08/2020 tarihinde başvurusu yapılan 28/01/2021 tarihinde tescil edilen markası bulunmakla beraber, kendisinden daha önce aynı sınıflarda tescil edilen marka sahibinin açtığı tecavüz davasında sonraki markasını savunma gerekçesi olarak gösteremeyeceği, “..., farkındalık ölç”, ...” şeklindeki kullanımlarda “...” ibaresinin markaların esas unsuru niteliğinde olduğu, bu nedenle bu kullanımların davacının 2017 91650 sayılı markasına tecavüz oluşturduğu, davalılardan ... ...’e ait internet sitesi alan adlarında, ... kanalında, ... hesabı ve Instagram hesabı adı ve içeriğinde, “..., farkındalık ölç”,......” şeklindeki kullanımlarında “...” ibaresinin markaların esas unsuru niteliğinde olduğu, bu nedenle bu kullanımların davacının 2017 91650 sayılı markası ile aynılık/ilişkilendirme/karıştırılma ihtimaline yol açabileceği, davalının bu şekildeki kullanımlarının TTK 54 ve devamı maddelerinde sayılan haksız rekabet şeklinde oluştuğu, diğer yandan davacı tarafın 2017/91650 sayılı markasının tescil tarihi 02/04/2018 olduğundan 5 yıllık süre dolmaması nedeniyle davalı tarafın kullanmama def'i talebinin mahkemece reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esas yönünden reddine dair hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalılar vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalılardan alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından, davalılar tarafından istinaf başvurusunda yatırılan 80,70 TL istinaf karar ve ilam harcının mahsubu ile bakiye 534,70 TL'nin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf aşamasında davalılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin davalılar üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 17/01/2025 tarihinde HMK 361. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki hafta içerisinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 17/01/2025 Başkan Üye Üye Katip Bu belge 5070 sayılı Yasa hükümlerine göre elektronik olarak imzalanmıştır.