Bölge Adliye Mahkemesi ·
Bölge Adliye Mahkemesi 2021/2311 E. 2025/639 K. – Maddi Ve Manevi
Konu: Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Bölge Adliye Mahkemesi
- Esas No
- 2021/2311
- Karar No
- 2025/639
- Karar Tarihi
- Konu
- Maddi Ve Manevi Tazminat
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/2311
KARAR NO:2025/639
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:25/02/2021
NUMARASI:2019/609 E. - 2021/186 K.
DAVANIN KONUSU:Tazminat [Bayilik (satış noktası) sözleşmesinden kaynaklanan]
Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 13.03.2012 tarihli sözleşme ile 21.05.2013 tarihli ek protokol imzalandığını, davacının davalı ile imzaladığı 13.03.2012 tarihli satış noktası sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve sözleşmeyi haksız sona erdirmesi sebebiyle davacının zarara uğradığını, sözleşmeye göre davalının davacıdan 79.000.000 litre şurup postmix ve minimum 5.500.000 kasakoli Can330, Pet 1, Pet 1.51 lt'' ürün almak, bu ürünleri dava dışı ... AŞ'nin ...,..., ... ve ...'s restoranlarına dağıtmakla yükümlü olduğunu, ne var ki davalının bu alım yükümlülüğünü tam olarak yerine getirmediğini, sözleşmeyi 31.12.2018 tarihinde sona erdirdiğini, davacının sözleşmenin sona erdirilmesinden sonra davalıdan zararlarının tazmin edilmesini ve sözleşmede açıkça kararlaştırılan tazminat kalemlerinin ödenmesini defalarca talep ettiğini, ancak, davalının sözleşmede belirlenen kotaya uygun alım yaptığını hiçbir dayanak göstermeksizin iddia ederek davacının taleplerinin hukuka aykırı olduğunu beyan ettiğini, davalının sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirmeyerek %12,34 oranında eksik alım yaptığını, bunun davacı kayıtları ile sabit olduğunu,sözleşmenin haksız sona erdirilmesi sebebiyle davacının uğradığı zararların tazmininin sözleşmenin 9.6. maddesinde davalının 79.000.000 litre şurup ürün alımı yapmaması durumunda ayrıca ödeyeceğinin kararlaştırıldığını, davacının kar kaybına uğradığını, davacının katlanmak zorunda kaldığı imha bedeli sebebiyle uğradığı zararı bulunduğunu, davalının kullanılmamış kotaya denk gelen iskonto bedelini iade etmesi gerektiğini, pazarlama desteği alacağı bulunduğunu, ayrıca davacının kendi bayileri ve tüketicileri nezdinde ticari itibarının sarsılması sebebiyle manevi zarara uğradığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin her türlü hakları saklı kalmak kaydıyla kar kaybından şimdilik 1.000.000-TL'nin imha bedelinden şimdilik 1000-TL'nin, kullanılmamış kotaya denk gelen iskonto bedelinden şimdilik 1.000.000-TL'nin, 1.798.555,00-TL pazarlama desteğinin, 2.468.000,00-TL tutarındaki lojistik hizmet nakit yatırım desteğinin temerrüt tarihinden işleyecek ticari avans faiziyle birlikte, manevi tazminat olarak 1.000.000-TL'nin ise sözleşme'nin sona erdirildiği 31.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının kısmi dava açmasında korunmaya değer bir hukuki menfaati bulunmadığını, bu durumun açıkça dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, taraflar arasında ilk olarak 2003 yılında beş yıllık satış noktası sözleşmesi imzalandığını, ikincisinin 2008 yılında imzalandığını, son olarak da dava konusu olan 13.03.2012 tarihli olanın imzalandığını, tüm bu sözleşmelere bakıldığında görüleceği üzere taraflar arasındaki hukuki ilişkinin başlangıcı olan 2003 senesinde 7.300.000 şurup litre olarak hedeflenen kotanın, 2008 senesinde 16.310.000 şurup litre olarak belirlendiğini, en nihayetinde 2012 senesinde ise bir anda 79.000.000 şurup litre kota hedefine ulaştırıldığını, bir anda 2003 sözleşmesinin 10 katına, 2008 sözleşmesi'nin neredeyse 4,5-5 katına ulaşan rakamlar göz önüne alındığında davacının ulaşılması çok zor olan bir kota hedefini davalıya dayattığını, buna göre taraflar arasındaki hukuki ilişkinin kota değil süre üzerine kurulu olduğunu, kotanın bir taahhüt olmadığını, davalının ediminin sözleşme süresi (yani 5 yıllık süre) içinde hedeflenen kotaya ulaşmak için en fazla çabayı sarf etmekten ibaret olduğunu, kota hedefinin ancak ve ancak 5 yıl olarak belirlenmiş olan sözleşme süresi için geçerli olduğunu, kota hedefinin tutturulmuş olmasının tek sonucunun sözleşmenin 5 yıllık süreye tabi olmaksızın süresinden önce kendiliğinden sona ermesi olduğunu, kota hedefinin 5 yıllık süre içerisinde tutturulmaması halinde ise, işbu sözleşmenin zaten 5 yıllık sürenin dolması neticesinde kendiliğinden sona ereceğinin tartışmasız olduğunu, davalının, taraflar arasındaki satış noktası sözleşmesini feshetmediğini ya da sona erdirmediğini, ortada fesih ya da sona erdirme iradesi bulunmadığına göre haksız bir fesih ya da sona erdirmeden de söz edilemeyeceğini, somut olayda sözleşmenin süresi dolduğu için kendiliğinden sona erdiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin sadece süre esasına dayalı olarak yapıldığını, sözleşmenin süre yerine kota esasına dayalı olarak yapıldığının iddia edilemeyeceğini, davalı açısından herhangi bir yükümlülük olmamasına rağmen davalının 79.000.000 litre şurup ürünü satın aldığını, bu hususun yargılama esnasında tarafların kayıtları üzerinde yaptırılacak bilirkişi incelemesi ile acıklığa kavuşacağını, müvekkili şirketin 79.000.000 litre şurup ürün alım taahhüdü bulunmadığını, taraflar arasında akdedilmiş sözleşme ve ek protokolde davalının açıkça bu yönde bir taahhüdünün bulunmadığını, davacı tarafın tarafların 2003 yılından beri istikrarlı bir şekilde devam eden mutabakatını en son yapılan ihaleyi kaybettikten sonra açıkça çarpıttığını, ek protokol hükümleri incelendiğinde de sözleşmenin ve taraflar arasındaki hukuki ilişkinin süre esasına dayalı olduğunun açıkça görüleceğini, burada da, ilk sözleşmedeki gibi, ancak 1 yıllık uzatma içinde kota tamamlanırsa, sözleşmenin sona ereceğinin, fakat kota tamamlanmadan 1 yıl dolarsa bir yılın dolmasıyla sözleşmenin ve karşılıklı yükümlülüklerin sona ereceğinin düzenlendiğini, yani hukuki ilişkinin belirli bir sürenin geçmesi ile sona ereceğininin açıkça ortaya konulduğunu, yoksa ne kadar süre geçerse geçsin, kota dolana kadar sözleşmenin devamı amaçlansaydı ek protokolün imzalanmayacağını, sözleşme süresinin uzatılmayacağını, bu durumda sözleşmenin tanzim ve imza edildiği 13.03.2012 tarihinden itibaren 5 yıl süre boyunca yani muafiyet devam ettiği süre boyunca Tebliğ gereğince otomatik muafiyet tanınan bu sözleşmenin 13.03.2017 tarihine kadar geçerliliğini koruduğunu ancak bu tarihten sonra Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun'a aykırı hale gelen bu sözleşmenin Kanun'un 56. maddesinde belirtildiği üzere geçersiz olduğunu, taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin özel şartlar ve ek protokolün bir bütün halinde genel işlem koşullarını iceren sözleşmeler niteliğinde olduğu ve genel işlem koşulları bakımından denetlenmesi gerektiğini, sözleşmenin süresini düzenleyen 7. maddesinin 3. bendindeki süre ve sözde kota koşullarından birinin gerçekleşmemesi halinde sözleşmenin tamamlanmış sayılmayacağına ilişkin hükmün de kelepçeleme niteliğindeolduğundan davalıyı bağlamayacağını, ayrıca bahse konu sözleşmenin ''Münhasırlık'' başlıklı maddesinde açıkça belirtildiği üzere, işbu sözleşmenin yürürlük süresi boyunca münhasırlık şartı söz konusu olduğunu, sözleşme ayakta kaldığı sürece davalının yalnızca davacının sahibi olduğu ... grubu ve yalnızca ...'nin satış ve pazarlamasını yaptığını, bu ürünlerin reklamını yapmak ve bu ürünleri satmak zorunda bırakıldığını, davacının talep ettiği zarar kalemleri olan kar kaybı, imha nedeniyle uğranılan zarar, iskonto, pazarlama desteği ve lojistik hizmet nakit yatırım desteği kalemlerinin bir arada talep edilmesi mümkün olmadığı gibi, davacının tüm sözleşme maddelerini gerçeğe aykırı şekilde kendi menfaatine yorumladığını ve mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, davalının ana grup şirketi ... AŞ'nin hem Türkiye'de işletilen ..., ..., ... ve ... restoranlarının hem de Çin'de işletilen ... restoranlarının içecek ihtiyaçlarının karşılanması için ihale açtığını, davacının son derece iştahlı ve istekli şekilde bu ihaleye katıldığını, hiçbir ihtirazi kayıt ileri sürmediğini, ancak ihaleyi kazanamadığını, davacı şirketin temelsiz ve soyut manevi tazminat talebinin de reddi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek ve beyanları saklı kalmak kaydıyla, davacı tarafından talep edilen tazminat kalemlerinin fahiş olduğunu ve tenkisi gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; " ... 2- 13/03/2012 tarihli Sözleşmede Belirlenen Şartların Değerlendirilmesi 2.1- Sözleşmenin Süresi Taraflar arasındaki 13/03/2012 tarihli sözleşmenin B-Süre başlığı altındaki düzenlemeye göre sözleşmenin 5 yıl süreli ve 79.000.000 litre ... şurup kotalı olduğu, süre dolmuş olmasına rağmen henüz belirlenen kotaya ulaşılamamış ise, sözleşmenin kota doluncaya kadar devam edeceği, süre dolmamış olmasına rağmen kota dolmuş ise sözleşme süresi tamamlanmış sayılacağı, sözleşmenin süresi veya kotasının dolması için geçecek zaman hiçbir şekilde taraflarca imza edildiği tarihten itibaren 5 yılı geçemeyeceği düzenlenmiş, sözleşmenin özel şartlar kısmındaki süreye ilişkin düzenleme de ana sözleşmedeki süreye ilişkin düzenlemeye atıfta bulunarak sözleşmenin 5 yıl süreli ve belirlenen 79.000.000 litre şurup kota tamamlanıncaya kadar devam edeceği, bu iki koşuldan biri gerçekleşmediği takdirde sözleşmenin tamamlanmış sayılmayacağı belirtilmiştir.Yine 21/05/2013 tarihli ek protokolde de sözleşme süresinin 1 yıl uzatılabileceği, ana sözleşme ve özel şartlardaki süreye ilişkin düzenlemedeki kota düzenlemesinin geçerli olduğu ve kota tamamlandığında anlaşmanın sona ereceği belirlenmiştir. 2.2- Sözleşmenin Sona Ermesinin Kotayı mı? Süreye mi? Bağlı Olduğu Sorunu Bu düzenlemeler kapsamında sözleşmede süre ve sona erme yönünden birbiriyle çelişen ifade ve düzenlemeler bulunsa da; sözleşmedeki düzenlemeler, sözleşmenin yukarıda yorumlanmasına ilişkin açıklamalar ve yasal mevzuat ışığında ana sözleşmede süre dolmuş olmasına rağmen henüz belirlenen kotaya ulaşılamamış ise, sözleşmenin kota doluncaya kadar devam edeceği, süre dolmamış olmasına rağmen kota dolmuş ise sözleşme süresinin tamamlanmış sayılacağı ve özel şartlarda 5 yıl veya kota şartından biri gerçekleşmediği takdirde sözleşmenin tamamlanmış olmayacağı belirtilmişse de bu cümlede olumlu kelime kullanılmayarak iki olumsuzluk (gerçekleşmediği/sayılmayacaktır) ekiyle cümleye ters anlam yüklenerek ana sözleşmedeki sürenin hiç bir şekilde 5 yılı geçemeyeceğine ilişkin şartın bertaraf edilmek istenildiği ve kotanın tamamlanması şartının da sözleşmenin sona erme nedeni olarak ileri sürüldüğü ve bundaki amacın sözleşmedeki kota miktarının tamamlanmasını sağlamaktan öteye gitmediği açık olup ana sözleşmede belirlendiği üzere sözleşmenin süresi veya kotasının dolması için geçecek zamanın hiçbir şekilde taraflarca imza edildiği tarihten itibaren 5 yılı geçemeyeceği düzenlemesi ile yukarıda bahsedildiği gibi kotayı tamamlatma amacıyla ters anlam yüklenmek istenilen şartın aslında olumlu kelime ve anlam üzerinden 5 yılın dolması veya kota şartından biri gerçekleşmesi halinde de sözleşmenin sona ereceği, ister ters anlam ister düz anlam üzerinden bu sonucun çıkacağı bu nedenle sözleşmenin esasen 5 yıl süreli olduğu ve bu sürenin sonunda sözleşmenin sona ereceği şüphesizdir. 2.3- Sözleşmedeki Münhasırlık Şartı ve Rekabet Hukuku Yönünden Değerlendirme Esasen taraflar arasındaki sözleşmenin bu şekilde yapılmış olmasının nedeni Rekabet Hukuku kurallarına dayanmaktadır. Rekabet Kurulu'nun 04/07/2000 tarih, 00-25/259-141 sayılı kararında ... A.Ş.'nin yaptığı satış sözleşmelerinin, rakip ürünleri satmama şartı içeren tek elden satın alma anlaşması niteliğinde olması nedeniyle rekabeti kısıtlayıcı nitelikte olduğu, bu sözleşmelerin belirsiz süre için veya 5 yıldan daha uzun bir süre için akdedilmesi, anlaşmaların bir kısmının süresinin belirsiz olmasına yol açan belli miktarda ürünün satın alınması (kota) olarak belirlenmesi nedeniyle grup muafiyeti tebliği dışında kalacağı gerekçesiyle rakip firma ürününü satmama şartı bulunan rekabeti kısıtlayıcı nitelikteki tek elden satın alma anlaşması niteliğindeki sözleşmelerin belirsiz, 5 yıldan uzun ve belirsiz olmasına yol açan kota şartı içeren düzenlemelerin Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesine aykırılık teşkil ettiği tespit edilmiştir. Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinde rekabeti engelleyici nitelikteki anlaşmaların hukuka aykırı ve yasak olduğu, aynı kanunun 56. maddesi ile bu anlaşmaların geçersiz olduğu ve taraflarca bu anlaşmalardan doğan edimlerin ifasının istenemeyeceği belirtilmekle, bu düzenlemeler kapsamında taraflar arasındaki 13/03/2012 tarihli sözleşmenin münhasırlık başlığı altındaki davacı ...'nin ürettiği mamuller dışında ürün alıp satma yasağına ilişkin düzenleme ile sözleşmenin tek elden satın alma anlaşması niteliğinde olduğu bu haliyle rekabeti engelleyici hüküm içerdiği sabit olup, Rekabet Korunması Hakkındaki Kanun ve yukarıdaki bahsedilen Rekabet Kurulu'nun 04/07/2000 tarih, 00-25/259-141 sayılı kararında da belirtildiği üzere sözleşmenin belirsiz süreli, 5 yıldan uzun süreli ve belirsiz olmasına yol açan kota şartı üzerinden yapılamayacağı tartışmasızdır. İşte bu yüzden davacı ile davalı taraf arasındaki 13/03/2012 tarihli sözleşme Rekabet Hukuku kurallarını dolanmak maksadıyla ve Rekabet Kurulu'nun 04/07/2000 tarih, 00-25/259-141 sayılı kararında belirtilen ihlallerden dolayı ciddi yaptırımlara uğramamak amacıyla 15344 numaralı ana sözleşmede sürenin hiçbir şekilde 5 yılı geçemeyeceği belirlenmesine rağmen ek olarak yapılan özel şartlarda belirlenen kota dolmadığı takdirde sözleşmenin tamamlanmış sayılmayacağı şekilde çelişkili düzenleme yapılmış, ana sözleşme ve özel şartlarda getirilen 79.000.000 litrelik toplam kota şartının doldurulup doldurulmayacağının belirsiz olduğu bir dönem olan 5 yıllık sözleşmenin henüz başı olan 15 ay sonrasında 21/05/2013 tarihinde sözleşmenin 1 yıl uzatılabileceği şeklinde kesin olmayan ifade ile kotanın geçerliliğini koruduğu ve kota dolduğunda sözleşmenin tamamlanmış sayılacağına yönelik düzenleme ile Rekabet Hukuku kurallarına aykırılık oluşturan sözleşmenin 5 yıldan uzun olamayacağına ilişkin yasal engel belirlenen kota üzerinden aşılmak istenilmiştir. Bu haliyle taraflar arasındaki sözleşmenin 5 yıldan uzun süreli yapılması ve sözleşmenin belirsiz süreli olmasına yol açan kota şartı üzerinden yapılması Rekabet Hukuku kurallarına açıkça aykırı olup, ancak bu durum sözleşmeyi tamamen geçersiz kılmayacak, sadece ilgili düzenlemelerin geçersizliğini ve taraflarca bu hükümlere ilişkin edimlerin istenememesi sonucunu doğuracaktır.2.4- Sözleşmedeki Kotanın Taahhüt Olup Olmadığı Sorunu Taraflar arasındaki sözleşmede kotaya ilişkin şart getirilmiş ve yukarıdaki açıklamalar kapsamında taraflar arasındaki sözleşmenin rakip ürün satmama şartı nedeniyle tek elden satın alma anlaşması niteliğinde olmasından dolayı kota şartı konulmuş ise de sözleşmenin hiçbir şekilde 5 yıldan uzun süreli yapılamayacağı şüphesiz olup, davacı tarafça rekabet hukuku kuralları kapsamında bu 5 yıllık engeli aşmak amacıyla ek protokol ile sözleşmenin uzatılmasının ve hem 13/03/2012 tarihli ana sözleşme ve eki olan özel şartlarda hem de 21/05/2013 tarihli ek protokolde belirlenen 79.000.000 litrelik kota şartının rekabet hukuku kurallarına aykırı olmasından dolayı geçersiz olduğu bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmelerdeki toplam kota şartının davalının almayı taahhüt ettiği miktar olarak değerlendirilemeyeceği, sözleşmede belirlenen kotanın tarafların karşılıklı almayı ve satmayı hedefledikleri miktar olduğu, yukarı kısımda sözleşmenin yorumlanmasına ilişkin bölümdeki açıklamalar ile de belirlenen kota miktarının ortak hedef olarak belirlendiği ayrıca 13/03/2012 tarihli sözleşmenin tarafların sorumlulukları başlığı altında 9.1 maddesinde; davalının yıl bazında belirlenen miktarın tüketilmesini gerçekleştirmek için en fazla çabayı gösterecektir şeklinde belirtilen yükümlülük ile de açık olup, bu kapsamda kotanın davalı açısından bir taahhüt ve yükümlülük oluşturmadığı kanaatine varılmıştır.2.5- Sözleşmenin Sona Ermesi Sonuç olarak taraflar arasındaki 13/03/2012 tarihli sözleşmenin süresinin 5 yıl olduğu, 5 yılın dolması ile (13/03/2017 tarihinde) sözleşmenin sona erdiği, sözleşmede belirlenen kotanın dolmadığından bahisle sözleşmenin uzadığından bahsedilemeyeceği, ancak 21/05/2013 tarihli ek protokol ve devamındaki taraflar arasındaki alım satım işleminin devamı nedeniyle taraflar arasındaki sözleşmenin eylemli olarak 5 yıldan fazla sürdüğü ve Aralık 2018'e kadar devam ettiği, davalı ... tarafından davacı ...'ye gönderilen Beşiktaş ... Noterliği'nin 26/12/2018 tarih ve ...yevmiye numaralı ihtarnamesi ile ihale süreci doğrultusunda 01/01/2019 tarihi itibariyle yeni firmadan tedarik sağlanacağından 31/12/2018 tarihi itibariyle aralarındaki hukuki ilişkinin sona erdiği, sözleşmenin kota esasına bağlı olmaması süreye tabi olması ve sürenin dolması üzerine sözleşmenin sona erdiği bu nedenle davalının sözleşmeyi haksız feshettiğinden bahsedilemeyeceği anlaşılmıştır. ...7.1- Pazarlama Desteği Davacı tarafça taraflar arasındaki sözleşme özel şartlarının 5 ve 9.6 maddesinde belirtildiği şekilde sözleşme süresince davalıya 14.575.000,00-TL pazarlama desteği sağlandığını, davalının kullanılmamış kotaya isabet eden miktarı müvekkil şirkete ödemekle yükümlü olduğunu, davalının müvekkil şirket kayıtlarına göre %12.34 eksik alım yaptığını ve sözleşmedeki delil sözleşmesine göre, kota hesaplamasında müvekkil şirketin kayıtları geçerli olduğundan, davalının bu menfaat ve kolaylığın %12.34'üne denk gelen miktarı olan 1.798.555,00-TL'yi müvekkil şirkete ödemesine karar verilmesi talep edilmiş olup, taraflar arasında bu desteğin ödenmediğine yönelik bir ihtilaf olmayıp ihtilaf eksik alınan ürün üzerinden geri iade edilmesi gereken miktar olup olmadığı ve davalının bunu ödemekle yükümlü olup olmadığına ilişkindir.Bilirkişiler tarafından yapılan ticari kayıtlar üzerindeki inceleme ile davacı tarafından davalıya 14.435.235-TL pazarlama desteği ödemesi yapıldığı, taraflar arasındaki sözleşmenin özel şartları kısmında 3. maddenin beşinci paragrafın son kısmında kota hesaplamasında davacı ...'nin kayıtlarının esas alınacağının belirtilmesi karşısında, davacının kayıtlarına göre sözleşmede belirlenen kota miktarına göre alınmayan ürün oranının %12,08 olduğunun tespit edildiği, bu haliyle davacının davalıya 79.000.000 litre toplam şurup kotası üzerinden ödediği 14.435.235-TL'nin %12,08'i üzerinden hesaplanan 1.743.776,39-TL pazarlama desteği iadesi alacağı olduğu tespit edilmiş olup, yukarıda yapılan açıklamalar ile sözleşmedeki kotanın taahhüt olmayıp bir hedef olarak belirlendiği bu kapsamda davacı tarafça davalıya belirlenen bu hedef için sözleşme kapmasında pazarlama desteği sağlamak için 14.435.235,00-TL nakit destek ödemesi yapıldığı ancak taraflarca belirlenen kota hedefinin sözleşmedeki geçerli delil sözleşmesi ile esas alınması gereken davacı kayıtlarına göre %12,08 oranında ürün alımı yapılmadığı ve bu oranda kota hedefinin tutmadığı sabit olup taraflar arasındaki 13/03/2012 tarihli sözleşmenin özel şartlar kısmının 9.7 maddesindeki "..., sözleşme süresi içerisinde fatura karşılığı 79.000.000 litre ... şurup ürünü, satın almadığı takdirde; ...tarafından kendisine fatura karşılığı verilen tüm pazarlama ve nakit yatırım desteğini, sözleşme süresi sonunda yalnızca satın almadığı miktar ürün oranında sorumlu olup hesaplanacak olan bu bedeli ...'ye derhal iade edeceği"ne ilişkin geçerli ve davalıyı bağlayan sözleşme şartı ile alım yapılmayan kota oranı üzerinden tespit edilen 1.743.776,39-TL pazarlama desteğine ilişkin ödemenin sözleşme ve TBK'nın 77. maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme kapsamında davacıya iade edilmesi gerektiğinden davacı tarafın pazarlama desteğinden doğan zararına ilişkin 1.743.776,39-TL tazminatın davacı tarafça davalıya gönderilen Beyoğlu ... Noterliği'nin 24/01/2019 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesinin davalıya 25/01/2019 tarihinde tebliğ edilmesi ve ihtarnameyle davalıya verilen 3 iş günü ödeme süreside göz önüne alındığında davalının 31/01/2019 tarihinde temerrüte düşmesi nedeniyle bu tarihten itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir.7.2- Lojistik Hizmet Nakit Yatırım Desteği Davacı tarafça taraflar arasındaki sözleşme özel şartlarının 3 ve 9.6 maddesinde belirtildiği şekilde sözleşme süresince davalıya 20.000.000,00-TL lojistik hizmet nakit yatırım desteği sağlandığını, davalının kullanılmamış kotaya isabet eden miktarı müvekkil şirkete ödemekle yükümlü olduğunu, davalının müvekkil şirket kayıtlarına göre %12.34 eksik alım yaptığını ve sözleşmedeki delil sözleşmesine göre, kota hesaplamasında müvekkil şirketin kayıtları geçerli olduğundan, davalının bu menfaat ve kolaylığın %12.34'üne denk gelen miktarı olan 2.468.000,00-TL'yi müvekkil şirkete ödemesine karar verilmesi talep edilmiş olup, taraflar arasında bu desteğin ödenmediğine yönelik bir ihtilaf olmayıp ihtilaf eksik alınan ürün üzerinden geri iade edilmesi gereken miktar olup olmadığı ve davalının bunu ödemekle yükümlü olup olmadığına ilişkindir.Bilirkişiler tarafından yapılan ticari kayıtlar üzerindeki inceleme ile davacı tarafından davalıya 20.000.000,00-TL lojistik hizmet nakit yatırım desteği ödemesi yapıldığı, taraflar arasındaki sözleşmenin özel şartları kısmında 3. maddenin beşinci paragrafın son kısmında kota hesaplamasında davacı ...'nin kayıtlarının esas alınacağının belirtilmesi karşısında, davacının kayıtlarına göre sözleşmede belirlenen kota miktarına göre alınmayan ürün oranının %12,08 olduğunun tespit edildiği, bu haliyle davacının davalıya 79.000.000 litre toplam şurup kotası üzerinden ödediği 20.000.000,00-TL'nin %12,08'i üzerinden hesaplanan 2.416.000-TL lojistik hizmet nakit yatırım desteği iadesi alacağı olduğu tespit edilmiş olup, yukarıda yapılan açıklamalar ile sözleşmedeki kotanın taahhüt olmayıp bir hedef olarak belirlendiği bu kapsamda davacı tarafça davalıya belirlenen bu hedef için sözleşme kapmasında lojistik hizmet nakit yatırım desteği sağlamak için 20.000.000,00-TL nakit destek ödemesi yapıldığı ancak taraflarca belirlenen kota hedefinin sözleşmedeki geçerli delil sözleşmesi ile esas alınması gereken davacı kayıtlarına göre %12,08 oranında ürün alımı yapılmadığı ve bu oranda kota hedefinin tutmadığı sabit olup taraflar arasındaki 13/03/2012 tarihli sözleşmenin özel şartlar kısmının 9.7 maddesindeki "..., sözleşme süresi içerisinde fatura karşılığı 79.000.000 litre ... şurup ürünü, satın almadığı takdirde; ... tarafından kendisine fatura karşılığı verilen tüm pazarlama ve nakit yatırım desteğini, sözleşme süresi sonunda yalnızca satın almadığı miktar ürün oranında sorumlu olup hesaplanacak olan bu bedeli ...'ye derhal iade edeceği"ne ilişkin geçerli ve davalıyı bağlayan sözleşme şartı ile alım yapılmayan kota oranı üzerinden tespit edilen 2.416.000,00-TL lojistik hizmet nakit yatırım desteğine ilişkin ödemenin sözleşme ve TBK'nın 77. maddesi uyarınca sebepsiz zenginleşme kapsamında davacıya iade edilmesi gerektiğinden davacı tarafın lojistik hizmet nakit yatırım desteğinden doğan zararına ilişkin 2.416.000,00-TL tazminatın davacı tarafça davalıya gönderilen Beyoğlu ... Noterliği'nin 24/01/2019 tarih ve...yevmiye numaralı ihtarnamesinin davalıya 25/01/2019 tarihinde tebliğ edilmesi ve ihtarnameyle davalıya verilen 3 iş günü ödeme süreside göz önüne alındığında davalının 31/01/2019 tarihinde temerrüte düşmesi nedeniyle bu tarihten itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin isteminin reddine karar verilmiştir.7.3- Kar Kaybı Davacı tarafça davalı tarafından alınması gereken miktarda ürünün alınmaması, sözleşmenin gereği gibi ifa edilmeyerek sona erdirilmesi sebebiyle müvekkil şirketin 18.283.530,00-TL tutarında kar kaybına uğradığını, bu nedenle uğranılan kar kaybı zararının şimdilik 1.000.000-TL'sinin davalı'nın temerrüde düşürüldüğü tarih olan 24.01.2019 tarihi itibariyle işleyecek ticari avans faiziyle birlikte ödenmesi talep edilmiş ise de, yukarıda yapılan ayrıntılı açıklamalar kapsamında sözleşmenin 5 yıldan uzun süreli yapılması ve sözleşmenin belirsiz süreli olmasına yol açan kota şartı üzerinden yapılmasının Rekabet Hukuku kurallarına açıkça aykırı olması nedeniyle sözleşmede belirlenen 5 yıllık sürenin sonunda sözleşmenin kendiliğinden sona erdiği sabit olup, sözleşmede belirlenen kotanın tarafların karşılıklı almayı ve satmayı hedefledikleri miktar olması nedeniyle kotanın davalı açısından bir taahhüt ve yükümlülük oluşturmaması, sözleşmenin kota esasına bağlı olmaması süreye tabi olması ve sürenin dolması üzerine sözleşmenin sona erdiği bu nedenle davalının sözleşmeyi haksız feshinden ve sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmediğinden bahsedilmesinin hukuken mümkün olmaması nedeniyle davacının kar kaybı zararına uğradığı yönelik iddiasını ispatlayamadığı anlaşıldığından davacının kar kaybına ilişkin maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.7.4- İmha Bedeli Davacı tarafça davalının sözleşmesel yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmemesi ve sözleşmeyi haksız şekilde sona erdirmesi nedeniyle hammadde, karton ve ürün stoklarının imha bedelinden dolayı zarara uğradıklarından bahisle bu bedele ilişkin şimdilik 1.000,00-TL imha bedeli tazminatının davalıdan tahsili talep edilmiş ve dava dilekçesi ekinde bu talebe ilişkin e-posta yazışmaları, ürün listeleri, tutanaklar, mamul imha zaptı na ilişkin belgeler sunulmuş ise de bu belgelerdeki ürünlerin ne olduğunun açık ve net şekilde belirtilmemesi, ürünlerin niteliğinin ve değerinin ne olduğunun belirsiz olması, bazı tutanaklarda ürünün zayi olduğunun belirtilmiş olması ve söz konusu bu ürünlerin davalı ile aralarındaki sözleşme kapsamında davalının kullanımına sunulacak ürünler olup olmadığının veya davalıya teslim edilecek/edilmiş ürünler olup olmadığı hususlarının belirsiz olması nedeniyle davacı tarafça ürün imha bedeline ilişkin zararın somut şekilde ispatlanamadığı anlaşıldığından bu tazminat kalemine ilişkin reddine karar verilmiştir.7.5- Kullanılmamış...Davacı tarafça taraflar arasındaki sözleşme süresi boyunca davalıya 2.022.566.714,19-TL tutarında iskonto yapıldığını, sözleşme özel şartlarının 4 ve 9.6 maddesinde belirtildiği şekilde sözleşme süresince sağlanmış menfaat ve kolaylıklardan kullanılmamış kotaya isabet eden miktarın davalı tarafın müvekkil şirkete ödemekle yükümlü olduğunu, davalının müvekkil şirket kayıtlarına göre %12.34 eksik alım yaptığını ve sözleşmedeki delil sözleşmesine göre, kota hesaplamasında müvekkil şirketin kayıtları geçerli olduğundan, kullanılmamış kotaya isabet eden iskonto tutarının şimdilik 1.000.000-TL'sinin davalının temerrüde düşürüldüğü tarih olan 15.05.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle birlikte müvekkil şirkete ödenmesi ve her ne kadar davacı tarafça bir ürünün az miktarda alımına verilen fiyat ile çok miktarda alımına ilişkin verilen fiyatın aynı olamayacağı bu yüzden sözleşmede belirlenen kota nedeniyle davalıya yönelik indirim oranının ve fiyatlandırmanın yapıldığı haklı bir gerekçe olarak ileri sürülmüş ise de tarafların serbest iradeleri ile kota miktarının, fiyatlandırmanın ve iskonto oranın belirlendiği, yukarıda yapılan ayrıntılı açıklamalar kapsamında sözleşmenin 5 yıldan uzun süreli yapılması ve sözleşmenin belirsiz süreli olmasına yol açan kota şartı üzerinden yapılmasının Rekabet Hukuku kurallarına açıkça aykırı olması nedeniyle sözleşmede belirlenen 5 yıllık sürenin sonunda sözleşmenin kendiliğinden sona erdiği sabit olup, sözleşmede belirlenen kotanın tarafların karşılıklı almayı ve satmayı hedefledikleri miktar olması, kotanın davalı açısından bir taahhüt ve yükümlülük oluşturmaması, sözleşmenin kota esasına bağlı olmaması süreye tabi olması ve sürenin dolması üzerine sözleşmenin sona erdiği bu nedenle davalının sözleşmeyi haksız feshinden ve sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmediğinden bahsedilmesinin hukuken mümkün olmaması ayrıca nasıl ki davacının belirlenen kota miktarında ürünü davalıya temin edememesi halinde davacıya yaptırım belirlenmemiş ise, davalının belirlenen kotayı tamamlamamasının yaptırımı olarak eksik alının miktara ilişkin iskonto bedelinin iadesi yaptırımının da uygulanamayacağı ve kotanın bu kapsamda davalı açısından bir taahhüt ve yükümlülük oluşturmadığı, davacı tarafça 13/03/2012 tarihli sözleşme özel şartlarının 9.6 maddesindeki "... özellikle, yukarıda 3,4 ve 5. maddelerde iskonto, pazarlama desteği ve lojistik hizmet nakit yatırım desteği olarak ...'a sağlanmış menfaat ve kolaylıklardan kullanılmamış kotalara isabet eden miktarı tazminat olarak talep etme hakkına sahiptir" düzenlemesini kullanılmamış kotaya isabet eden iskonto bedeli tazminatı talebinin dayanağı olarak öne sürmüş ise de bu düzenlemeden davalının kota taahhüdünde bulunduğu veya sözleşmenin kota esasına bağlı olduğu sonucunun çıkarılamayacağı şüphesiz olduğu gibi, söz konusu sözleşme özel şartlarının 9.6 maddesinin ilk paragrafının son kısmında yer alan "(Toplam kota ve sözleşme süresi ile ilgili yükümlülükler için 9.7 maddesi dikkate alınarak ...'nin alacakları belirlenecektir.)" düzenlemesi ile de sözleşmenin kota esasına bağlı olmadığı, belirlenen kotanın davalı açısından taahhüt ve yükümlülük oluşturmadığı bu nedenle davalıya yapılan toplam iskonto bedeli üzerinden kullanılmayan kota oranı üzerinden davalıdan iskonto bedeli talep edilmesinin yukarıda yapılan tüm açıklamalar ve değerlendirmeler kapsamında hukuken mümkün olmaması nedeniyle davacının kullanılmamış kotaya isabet eden iskonto zararına uğradığı yönelik iddiasını ispatlayamadığı anlaşıldığından davacının kullanılmamış kotaya isabet eden iskonto bedeline ilişkin maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.8-Manevi Tazminat Talebinin Değerlendirilmesi... manevi tazminat koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından davacının manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir..." gerekçesiyle, maddi tazminata ilişkin davanın kısmen kabulü ile davacının uğradığı pazarlama desteğinden doğan zarara ilişkin 1.743.776,39-TL tazminatın davalının temerrüde düştüğü 31.01.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte, lojistik hizmet nakit yatırım desteğinden doğan zarara ilişkin 2.416.000,00-TL tazminatın davalının temerrüde düştüğü 31.01.2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının kar kaybı, imha bedeli, kullanılmamış kotaya denk gelen iskonto bedelinden kaynaklanan tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine, manevi tazminata ilişkin davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalının asgari alım (kota) yükümlülüğü olduğunu, davalı tam da böyle bir yükümlülük altına girdiği için, sözleşme ile %80 oranında iskonto ve başkaca mali avantajlar elde edebildiğini, alım yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmeyen davalının davacıya tazminat ödemekle yükümlü olduğunu, bu durumun sözleşmenin 7. maddesinde hem de taraflar arasında 1 yıl sonra imzalanmış olan Ek Protokolün 1. ve 2. maddelerinde açık ve net bir şekilde kararlaştırıldığını, sözleşme maddesi ile Ek Protokolün maddelerinin birbirini destekler nitelikte olduğunu, beş yıllık sürenin dolması kota tamamlama borcunu ortadan kaldırmayacağını, kota şartının sadece yeni bir borç doğması ihtimalini ortadan kaldırdığını, yoksa sözleşme süresi bitmeden önce doğmuş ve fakat henüz ifa edilmemiş olan borçların varlığını ortadan kaldırmayacağını, borcun süre tamamlanmadan doğduğunu ve sözleşme süresi bitmiş olsa da bu borcun varlığını sürdürdüğünü, davalının mahkeme nezdinde yaptığı savunmalarda, alım yükümlülüğü olmadığını ve belirlenen alım rakamının gerçekleştirilmesi için çaba gösterilecek basit bir hedef olduğunu ileri sürdüğünü, ancak davanın en başından beri belirttikleri üzere, davalının kota yükümlülüğü ile %80 oranında indirim ve başkaca çok önemli mali avantajlar elde ettiğini, sözleşmenin nimetlerinden yararlanan davalının alım taahhüdüne aykırı davranışının sonuçlarına da katlanması gerektiğini, ayrıca davalının dava öncesinde taraflar arasında kurulan yazılı ve sözlü iletişimin hiçbir yerinde, "minimum alım taahhüdü (kota yükümlülüğü) olmadığını" iddia etmediğini, ihtarnamelerinde 79.000.000 litre şurup ürünü satın alma işlemini yaptığını ileri sürdüğünü, bunu defalarca kez ikrar ettiğini, alım yükümlülüğü olduğunun farkında olan davalının sorumluluktan kurtulmaya çalıştığını, çelişkili davrandığını, münhasırlık hükmü içeren sözleşmenin 5 yıldan uzun süreli yapılması ve bu sebeple 2002/2 sayılı grup muafiyeti Tebliği'nin dışında kalmasının, sözleşmeyi peşinen rekabet hukukuna aykırı ve geçersiz kılmadığını, bir geçersizlik söz konusu olur ise bu geçersizliğin olsa olsa sözleşmenin münhasırlık maddesine ilişkin kısmi bir geçersizlik olabileceğini, bu durumda dahi davalının alım taahhüdünün geçerli kalmaya devam edeceğini, ilk derece mahkemesinin aksi yönde bir sonuca varmasının son derece hatalı olduğunu, bir an için ilk derece mahkemesinin vardığı sonucun doğru kabul edilmesi halinde dahi davalının bundan sonra yapacağı tüm toptan alımlarda yüksek miktarda taahhütler verip, uzun yıllar boyunca çok önemli indirimler ve başka avantajlar elde edip, daha sonra taahhüdünü tamamlayamadığında zaten bu sözleşme geçersizdi diyerek bu yükümlülüğünden kurtulabileceği sonucu çıkacağını, 2002/2 sayılı Tebliğ uyarınca, sözleşmelerin münhasırlık yükümlülüğü açısından grup muafiyetinden yararlanabilmeleri ve hukuka uygun addedilebilmeleri için 5 yıldan uzun olmamaları gerektiğini, fakat bir sözleşmenin 5 yıldan uzun süreli olmasının, mutlak surette RKHK m. 4'e aykırı olacağı anlamına gelmeyeceğini, sözleşmenin "bireysel muafiyet şartlarını taşıyıp taşımadığı" konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, sırf 5 yıldan uzun olması ve münhasırlık hükmü içermesi nedeniyle hukuka aykırı addedilmesinin kabul edilemeyeceğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, bir an için sözleşmenin bireysel muafiyet şartlarını taşımadığını varsayılması halinde sözleme, 5 yıldan uzun süreli olduğu için Grup Muafiyeti Tebliği dışında kalacağını,bunun sonucunun sözleşmenin tamamının (ve bu kapsamda alım taahhüdünün) geçersiz olması değil 5 yılın sonunda yalnızca münhasırlık yani rekabet etmeme yükümlülüğü hükmünün geçersiz olması, yani davalının rakip firma ürünlerini de satabilir hale gelmesi olduğunu, münhasırlık hükmünün (rekabet etmeme yükümlülüğü) davalı değil davacı lehine getirilmiş bir düzenleme olduğunu,davacı yanca sözleşmenin münhasırlık dışındaki maddelerinin hükümsüz olduğuna dair bir iddia ileri sürmemişken, diğer maddelere sirayet edecek bir hükümsüzlükten bahsedilemeyeceğini, davalının 2003 ve 2008 yıllarında imzalanmış sözleşmelerde de Müvekkil Şirket'e alım taahhüdünde bulunmuş ve bu taahhüdü yerine getirdiğini, alım taahhüdünün "2002/2 Grup Muafiyeti Tebliği'ndeki 5 yıllık münhasırlık şartını dolanmak (ve Sözleşme'yi belirsiz süreli hale getirmek) için konulmuş bir rakam olduğundan" ve dolayısıyla bu taahhüdün geçersiz olduğundan bahsedilemeyeceğini, sözleşme'nin imzalanmasının üzerinden sadece 1 yıl geçtikten sonra, belirlenen kota rakamının tutturulamayacağı endişesi ile tarafların bir araya gelip Ek Protokol'ü imzalandığını, eğer taraflar başından beri 5 yıldan daha uzun süreli bir sözleşme ilişkisi kurma niyetinde olsalardı, çok daha yüksek bir alım rakamı belirler ve yeniden bir Ek Protokol imzalamaya da ihtiyaç duymayacaklarını, alım miktarının fahiş olmadığını, davacının taleplerini sözleşmeye dayandırdığını, ancak mahkemenin sözleşmede alım taahhüdü (kota yükümlülüğünün) getiren maddelerin RKHK M. 4'e aykırılık nedeniyle geçersiz olduğunu belirttiğini, bu talepleri sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde ele aldığını, ancak bu hukuki nitelendirmenin hatalı olduğunu, bir an için ilgili maddelerin geçersiz olduğu kabul edilse ve talepler sebepsiz zenginleşme çerçevesinde ele alınsa dahi, davacının iskonto talebinin kabulü gerektiğini, yapılan %80 oranında iskontonun da sözleşmenin geçerli olduğu düşünülerek yapıldığını, tıpkı diğer avantajlar gibi iskontonun da iadesi gerektiğini, sözleşmenin geçerli olduğunu, sözleşme'nin 9.6 maddesi uyarınca hem iskontonun hem pazarlama desteğinin hem de lojistik hizmet yatırım desteğinin iadesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere sözleşmenin geçersiz olduğu kabul edilse bile, bu kez de hem iskontonun hem pazarlama desteğinin hem de lojistik hizmet yatırım desteğinin TBK m. 77 ve devamında düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca ödenmesi gerekeceğini, davacının kar kaybına uğradığını, davacının sözleşemnin gereği gibi ifa edileceğine duyduğu inanç sebebiyle elinde bulundurduğu ve/veya ürettiği ham madde, karton ve ürünleri, sözleşmenin gereği gibi ifa edilmemesi ve haksız sona erdirilmesi sebebiyle imha ettiğini ve zarara uğradığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; pazarlama ve lojistik hizmet nakit yatırım desteğinin sözleşme süresi boyunca hedeflenen amaca uygun ölçüde kullanıldığını, iadesinin talep edilemeyeceğini, taraflar arasında 2003 yılından beri süre gelen ticari ilişki boyunca, her iki tarafın da ortak menfaatine olacak şekilde, satışları artırmak gayesi ile reklam ve pazarlama faaliyetleri ile lojistik süreçlere yönelik çeşitli bütçeler oluşturulduğunu, sözleşme metnine bakıldığında, davacının bu desteği sözleşmenin 5 yıl süreceğine olan inancı ile 5 yıllık süre ile belirlediğini, sürenin 21.05.2013 tarihli ek protokol kapsamında 1 yıl daha ilave ile 2018 yılına kadar uzaması ile aslında davacının planladığı faydayı çoktan elde ettiğini, gösterdiğini, kararda alım yapılmayan şurup miktarına denk gelen pazarlama ve lojistik hizmet bedelinin sözleşme ve sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca iadesine karar verildiğini, ancak bunun çelişkili ve hukuka aykırı olduğunu, sözleşmeden doğan borcun ifasını talep ve dava edildiği bir yerde sebepsiz zenginleşmeden söz edilemeyeceğini, diğer bir ifade ile, sözleşmenin ifasına ilişkin talep haklarının sebepsiz zenginleşme talebini önleyeceğini, kotanın bir yükümlülük değil, hedeften ibaret olduğunu, davalının azami çabayı gösterdiğini, davalının edimlerini sözleşme süresi boyunca eksiksiz ve tam olarak ifa ettiğini, 79.000.000 litre şurup litre hedeflendiği için doğrudan var olan hedefe bağlı olarak tamamen davacı takdirinde bonus olarak verilmiş bir alacak kalemi bulunmadığını, nitekim davacının da belirlenen bu bütçeler doğrultusunda sözleşme süresi boyunca beklediği tüm faydayı sağladığını,... bünyesinde yer alan markalarının pazarlama faaliyetlerini yürütme amacı ile kurulan [pazarlama, halkla ilişkiler, CRM danışmanlığı ve prodüksiyon hizmetlerinin yanı sıra, dijital medya çözümleri de üreten bir reklam ajansı olarak faaliyet gösteren] dava dışı ... A.Ş. ("...") ile birlikte hareket eden davacının huzurdaki davaya konu edilen pazarlama bütçesini davalıya nakit olarak vermediğini, ... ile birlikte ortaklaşa verilecek kararlar doğrultusunda satış arttırıcı promosyonel/pazarlama aktivitelerinde kullanılmak üzere yıl bazında pazarlama desteğinde bulunacağını bizzat taahhüt ettiğini, söz konusu pazarlama desteğinin esasında, davacının görünürlüğünü ve satış faaliyetlerini arttırmak gayesi ile gerçekleştirilen reklam, promosyon ve pazarlama aktiviteleri sırasında yapılan harcamaların karşılığı olarak davacının yıl sonunda davalıya ödemesi gereken bir yükümlülük olduğunu, ilgili pazarlama bütçesi dahilinde yapılan tüm aktivitelerin ... ve ürünlerini de dahil edecek şekilde planlandığını ve taraflar arasında var olan sözleşme ilişkisi boyunca süregelen hukuki ve ticari ilişki kapsamında davacıya fatura edildiğini, taraflar arasında uzun yıllardan beri devam eden hukuki ve ticari ilişki gereğince, her sene yılın son çeyreğinde o yıl boyunca yapılan pazarlama harcamalarının davalının aracılığı ile ödendiğini, sözleşme süresi boyunca davacının görünürlüğünü artırmak amacı ile yapılan tüm faaliyetlerin maddi açıdan bir karşılığının olmaması ve yıl bazında verilen pazarlama bütçesinin sözleşme ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesine karar verilmesinin abesle iştigal teşkil ettiğini, ilk derece mahkemesinin alım yapılmayan şurup miktarına denk gelen pazarlama ve lojistik destek bedelinin sözleşme ve sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade edilmesi yönündeki tespitinin sözleşme gerekse de sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre hatalı olduğunu, sözleşmenin feshedilmediğini, sona erdirilmediğini, ortada fesih ya da sona erdirme iradesi bulunmadığına göre, haksız bir fesih ya da sona erdirmeden söz edilemeyeceğini, süresi dolduğu için kendiliğinden sona erdiğini, kota yönünden verilen bir taahhüt olmadığı açıkça tespit edilmiş iken alım yapılmayan şurup miktarına denk gelen lojistik nakit yatırım ve pazarlama desteğinin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesinin kabul edilemeyeceğini, bir taahhüt ya da yükümlülüğe bağlı olunmayan bir hususta tazminata hükmedilemeyeceğini, davacının lojistik ve pazarlama faaliyetlerinde sözleşme şartlarına paralel olarak müvekkilinden destek aldığını, sözleşmenin tümü ile geçersiz olduğu kabul edildiği takdirde dahi davacının lehine sebepsiz zenginleşmeye istinaden bir hüküm tesis edilemeyeceğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda müvekkilinin defter ve kayıtlarına göre yapılan incelemede eksik ürün alımına ilişkin herhangi bir tespit olmamasına rağmen bu hususun dikkate alınmamasının, alım miktarlarının tespit edilmesinde yalnızca davacı defter ve kayıtlarına esas alınmasının hatalı olduğunu, itirazlarının dikkate alınmadığını, davalının kayıtlarında eksik alım söz konusu olmadığını, raporda yer alan hesaplamaların LİTRE cinsinden olması gerektiği halde BİRİM (adet, koli, kutu vs.) cinsinden yapıldığını, raporun tamamında eksik alım tutarı LİTRE olarak belirtilmişken, hesaplama aşamasında “BİRİM” kullanıldığını, oysa ki sözleşmeler göre litre bazından bir hedef belirlendiğini, bu kapsamda bir litreye çevrilme oranları yer aldığını, sözleşmenin hiçbir yerinde “birim” cinsinden bir hesaplamaya gidilmesi söz konusu olmadığı gibi taraflar arasındaki ticari ilişkide de hiçbir zaman hangi üründen ne kadar birim (adet, kutu, koli vb.) alınması gerekeceği şeklinde bir değerlendirme yapılmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, taraflar arasındaki satış noktası sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili ve davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında 13.03.2012 tarihli satış noktası sözleşmesi ile bu sözleşmeye ilişkin olarak 21.05.2013 tarihli ek protokol imzalanmış olup, davacı taraf; davalının sözleşme ile yükümlendiği alım yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve sözleşmeyi 31.12.2018 tarihinde sona erdirdiğini, bu sebeple maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek kâr kaybı, imha bedeli, kullanılmamış kotaya denk gelen iskonto bedeli, pazarlama desteği ile lojistik hizmet nakit yatırım desteğinden oluşan maddi zararının ve manevi zararının tazmini istemiş, davalı ise sözleşmede kota taahhüdü bulunmadığını, sözleşme süresinin beş yıl olarak belirlendiğini, kotanın bu süre için belirlendiğini, kota hedefinin beş yıllık süre içerisinde tutturulmaması hâlinde sözleşmenin zaten beş yıllık sürenin dolması neticesinde kendiliğinden sona ereceğini, sürenin dolması ile sözleşmenin sona erdiğini, herhangi bir feshin söz konusu olmadığını, tazminat talebinin dayanağı olmadığını savunmuştur. Mahkemece, sözleşmenin süre şartına bağlı olduğu, sürenin dolması ile sona erdiği, kota şartının bulunmadığı,haksız bir feshin söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının uğradığı pazarlama desteğinden doğan zarara ilişkin 1.743.776,39 TL tazminatın ve lojistik hizmet nakit yatırım desteğinden doğan zarara ilişkin 2.416.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline, diğer taleplerin reddine, karar verilmiştir.Davalı vekilinin istinaf istemi yönünden yapılan inceleme sonucunda; Öncelikle, taraflar arasındaki 13.03.2012 tarihli sözleşmenin sona ermesinin süreye mi yoksa kotaya mı bağlı olduğunun ortaya konulması gerekmektedir.Taraflar arasında imzalanan 13.03.2012 tarihli sözleşmenin süreye ilişkin B kısmında yer alan düzenleme ile ''Özel Şartlar'' kısmının 7. maddesinde yer alan hükümlerde, sözleşmenin beş yıl süreli ve 79.000.000 litre postmix şurup kotalı olduğu, süre dolmuş olmasına rağmen henüz belirlenen kotaya ulaşılamamış ise sözleşmenin kota doluncaya kadar devam edeceği, süre dolmamış olmasına rağmen kota dolmuş ise sözleşme süresinin tamamlanmış sayılacağı, ancak sözleşmenin süresi veya kotasının dolması için geçecek sürenin hiçbir şekilde imza tarihinden itibaren beş yılı geçemeyeceği belirtilmektedir.Her ne kadar, 21.05.2013 tarihli ek protokolde, sözleşme süresinin bir yıl uzatılabileceği, asıl sözleşme ve özel şartlardaki süreye ilişkin düzenlemedeki kota düzenlemesinin geçerli olduğu ve kota tamamlandığında anlaşmanın sona ereceği belirlenmiş ise de sözleşmenin yorumlanması için gerek tarafların konumu, gerek önceki sözleşmeler, gerekse rekabet hukuku kuralları kapsamında değerlendirme yapıldığında; taraflar arasındaki sözleşmenin esasen beş yıl süre için yapıldığı, bu sürenin sonunda kotaya ulaşılmış olsun ya da olmasın sözleşmenin sona ereceği anlaşılmaktadır. Zira, Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 4. maddesinde, rekabeti engelleyici nitelikteki anlaşmaların hukuka aykırı ve yasak olduğu, aynı Kanun'un 56. maddesi ile bu tür anlaşmaların geçersiz olduğu ve taraflarca bu anlaşmalardan doğan edimlerin ifasının istenemeyeceği belirtilmiş olup bu düzenleme kapsamında bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, taraflar arasındaki 13.03.2012 tarihli sözleşmenin münhasırlık başlığı altındaki davacının ürettiği mamuller dışında ürün alıp satma yasağına ilişkin düzenleme ile sözleşmenin tek elden satın alma anlaşması niteliğinde olduğu, bu haliyle rekabeti engelleyici hüküm içerdiği, bu hükmün geçersiz olduğu ve esasında yasal engelin belirlenen kota üzerinden aşılmak istenildiği görülmektedir. Öte yandan, yukarıda da belirtiliği üzere, yasa gereği sözleşme hiçbir şekilde beş yıldan uzun süreli yapılamayacak olup ek protokolün rekabet hukuku açısından belirlenen bu beş yıllık engeli aşmak amacıyla imzalandığı, dolayısı ile protokolde öngörülen ve beş yıllık süreyi aşmak için belirlenen kota taahhüdünün davacının almayı taahhüt ettiği miktar olarak nitelendirilemeyeceği, bu hükmün geçersiz olduğu, protokol ve sözleşmenin çelişkili olamayacağı nazara alındığında, sözleşmede belirlenen kotanın tarafların karşılıklı almayı ve satmayı hedefledikleri miktar olduğu gerek taraflar arasındaki önceki sözleşmeler ve gerekse 13.03.2012 tarihli sözleşmeye göre davalının yıl bazında belirlenen miktarın tüketilmesini gerçekleştirmek için en fazla çabayı harcayacağı şeklinde yükümlülüğü bulunduğu kanaatine ulaşılmıştır. Bir diğer deyişle, rekabet yasağını etkisiz hâle getiren ek protokoldeki sözleşme süresi ve kotaya ilişkin hüküm rekabet hukuku açısından hükümsüz kabul edildiğinden, sözleşmenin süresi ve tarafların yükümlülüğünün tespiti de bu kapsamda yapılmış ve sürenin beş yıl olduğu, davalının alım kotası taahhüdünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu tespitlere göre somut olayda, sözleşmenin beş yıl için yapıldığı, alım kotası taahhüdü de bulunmadığı, dolayısıyla taraflar arasındaki sözleşmenin uzatılmadığı anlaşılmaktadır. Fakat somut olayda sözleşme ve protokole göre tarafların alım satım işleminin devamı nedeniyle taraflar arasındaki sözleşmenin eylemli olarak beş yıldan fazla sürdüğü, yeni dönem için kota taahhüdü de bulunmadığı ve davalı yanca ihtarname ile 01.01.2019 tarihi itibariyle sona erdirildiği, bu noktada sözleşmenin sona erdiği ve davalının sözleşmeyi haksız feshetmediği kanaatine varılmıştır.Bu durumda mahkemece, sözleşme yükümlülüklerine aykırı davrandığı ispatlanamayan ve sözleşmeyi haksız olarak feshetmeyen davalının kâr kaybı nedeniyle sorumlu olmadığı, keza imha bedelinden sorumlu olmadığı yönündeki kabulü yerinde görülmüştür. Ayrıca sözleşmenin kota esasına bağlı olmadığı, süreye bağlı olduğu, belirlenen kotanın yukarıda açıklandığı üzere yükümlülük içermediği, sürenin sona ermesi ile sözleşmenin sona erdiği, eylemli olarak beş yılın sonunda bir süre daha devam eden sözleşmenin yeni dönem için taahhüt içermediği dikkate alındığında, mahkemece davacının kullanılmamış kotaya denk gelen iskonto bedeline yönelik talebinin reddi de yerinde olmuştur. Ancak, mahkemece, sözleşmenin süreye bağlı olduğu, kotaya bağlı olmadığı ve sürenin bitimi ile sözleşmenin de sona ereceği doğru bir şekilde tespit edilmiş olmasına, sözleşmenin haksız feshi söz konusu olmamasına ve sözleşmenin süre sonunda bitmesi üzerine eylemli olarak devam etmesine ve bir süre sonra davalı yanca sonlandırılmasına rağmen, davacının pazarlama desteği ve lojistik hizmet nakit yatırım desteğine ilişkin taleplerinin de reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur. Bu nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine dair yeniden hüküm kurulması gerekmiştir.Davacı vekilinin istinaf istemi yönünden yapılan inceleme sonucunda;Davacı vekili, pazarlama desteği ve lojistik hizmet nakit yatırım desteğine ilişkin taleplerinin dışındaki diğer taleplerinin de kabulü gerekirken reddinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiş ise de; yukarıdaki bentte açıklandığı üzere, sözleşmenin haksız feshinin söz konusu olmadığı, süre koşuluna bağlı sözleşmenin süre sonunda sona ermekle birlikte tarafların fiilen ilişkiyi devam ettirdiği, yeni döneme ilişkin bir süre ve kota taahhüdünün bulunmadığı nazara alındığında, davacının maddi tazminat talepleri yerinde olmadığı gibi davalının haksız bir eyleminin bulunmadığı ve manevi tazminat şartlarının da oluşmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle,dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm verilmesine ve neticede davanın reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın reddine, 2-Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının, peşin olarak yatırılan 124.111,68 TL'den mahsubu ile artan 123.496,28 TL harcın, talebi hâlinde davacıya iadesine,3-6325 Sayılı Kanunun 18/A-13 maddesi uyarınca kamudan yapılan zorunlu arabuluculuk gideri olan 1.320,00 TL'nin davacıdan tahsil edilerek Hazineye gelir kaydedilmesine,4-Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 6-Davalı taraf yargılama sırasında kendisini vekille temsil ettirdiğinden, iş bu karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenen 622.026,65 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,7-Tarafların gider ve delil avanslarından artan kısımların, karar kesinleştikten sonra, yatıran taraflara iadesine, 8-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:a-Davalı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılan istinaf nispi karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,b-Davalı tarafından harcanan 162,10 TL istinaf başvuru harcı giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,c-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılıp yeniden hüküm kurulduğundan, davacının yatırdığı istinaf peşin karar harcının, karar kesinleştikten sonra ve talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,9-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,10-Karar kesinleştikten sonra dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 17.04.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.